Back to Main Page Back to Main PageSon SayıÖnceki SayılarEditörlerİletişim

Editörden

Canlı Kalkanların Yol Öyküsü

Camevler


Black&White in Colors : "Bir Metropol Paleontologu"

Fotoğraf Sanat İlişkileri

Sanat ve Felsefe : "Bir Sanat Yapıtının Değersel Sınırlamaları"

Uzaklardan : "Man Ray'in çalışmaları, Robert Desnos "

Sanal Dergi Yayıncılığı (Fotografya Bildirisi)

Temel Tasarım : Renk

Sayısal (Dijital) Fotoğrafa Bakış

Video Üstüne

"Ba-şar-Mak"

İzahlı Orhan Cem Çetin Külliyatı; Yumuşak Şeyler (1988-1990)

Kaktüs : "YA, YA, YA, ŞA, ŞA, ŞA, BİZİM TAKIM ÇOK YAŞA"

Eleştirmek İçin Eleştirmek

Afsad 6. Fotoğraf Sempozyumu Hakkında Birkaç Söz

18. İfsak Fotoğraf Günleri'nin ardından

Altın Kamera Yarışması

"Okudunuz mu ? Gördünüz mü ?" :
Fotoğraf İzleyicisi/Tüketicisi Olmak


"Sırt Çantalılar" Kurban Bayramında Ne Yapmak Lazım ?

Yol Notları :Venedik

Bülmeten

Temel Eğitim : Amatör Karanlık Oda ve S/B Baskı


Haberler

Çiçeği Burnunda Yayınlar

Platformlar
Bufsad

Yeni Umutlar
Serra Topal
Amgalan Nadsagdorj

Sergi Salonu
Çizgili Fotoğraflar
Pervane
Çöplükte Yaşam


Portfolyolar :
Yusuf Tuvi
Yusuf Darıyerli
Vahap Akşen


 

 

Sayı 13

PERVANE
Kamil FIRAT



Alevler birbirlerinin üzerine basarcasına yükselir, sanki gökyüzünde bir yerlere ulaşmak, bir şeyler kapmak istercesine uzanır da uzanır... ''Pervane Böceği'', ateşin çevresinde döner, döner, döner. ..Alevlerle oyun oynuyor gibi, döne döne bir alçalır, bir yükselir; birden, bedenini yakalamaya, sarmaya çalışan ateşin içine kendini atar. ..Tüm sessizliğiyle bir hüzün çöker ateşin aydınlığına, ve hüznün ''maske''si yoktur...

Bir gün birbirine benzeyen gri kapıların önünden biri kendine doğru çeker seni. ..
Alnaçında evet, biz hala buradayız'' diye yazıyor sanki... İçeride bir sessiz sessizlikle karşılaşırsın, içini saran, içine alan bir garip sessizlik... Gri ve siyahtan başka bir renk yoktur bu sessiz mekanda... Her şey tekdüzedir sanki, sessizlik, duvarların gri siyah rengi, duvarlara asılmış pervaneler...

Evet, duvarlarda yüzlerce irili ufaklı griye dönmüş pervane, ve mekanda sessiz seslerin havada kalmış tınıları...

Mekanın insanları da bu sessizliğin bir parçası gibiler, yaptıkları işten çıkan seslerin ritmi onları da sarmıştır... İş tekdüzedir ama insanlar mekanik değildir... İşin geleneğiyle,insanın ermişliği arasında bir yerdedir, bu İnsanlar Mekan ve insanın sessizliğinin arkasında, ateş İle İnsanın, o büyük uygarlık sürecinin özeti vardır...

Evet Ateş ile İnsanın binlerce yıldır süren ve insanoğlunun gelişmişliğinin temel taşı sayılabilecek bir mücadelenin özetini izler bu küçük gri mekanda insan… İnsanoğlu ateşle ilk karşılaştığında, uygarlaşma sürecinde önemli bir köşe taşını ele geçirdiğinin farkında mıydı bilinmez, ancak bugün "ateş" uygarlık sürecinin olmazsa olmazıdır.

Gri, demir kapıdan içeri girildiğinde, yerde, kumda oynayan insanlarla karşılaşıldığında çocuklukla bugün arasında bir film şeridi akar. Kim çocukluğunda deniz kıyısına indiğinde kumdan şatolar yapmadı ki. Saatler süren uğraşılar, çabalar. Ve bir dalga... Yapılan şato yıkılır, darmadağın olur... ''Kumdan Şato'' dalgalar için yapılmıştır zaten...

Dökümhanede, kumda* kalıp hazırlayan insanlar, hazırladıkları kalıbın birazdan bir dalga tarafından yok edilmeyeceğini bilerek şekillendirirler onu... Büyük bir sessizlik içinde, inanılmaz bir çabuklukta hazırlanır kalıplar. Bu arada duvarlardaki pervanelerin ne işe yaradığı da anlaşılır. Kalıbın orijinalidir onlar ve neredeyse her seferinde -tekne boyutuna ve motor gücüne göre- boyut ve eğimler değişime uğratılır. Bu yüzden "pervane" ustaları gerekten "usta" olmak zorundadırlar..

*Dökümcülerin genellikle kum olarak tanımladıkları malzemeye "maça" denir ve kömür tozu, silis ve betonite karışımından oluşur.

Kalıplar hazırlanmış ve kurutulmuştur... Çaylar içilir.
Ve dökümün ''kreşendo" zamanı gelmiştir. Ocakta yüzlerce derecede eritilen metal, kalıplara dökülecektir. ''Mal'' potaya alınır. Herkes suskundur, sanki sessizlik bozulursa işin büyüsü, tılsımı ortadan kalkacakmış endişesiyle ..Potadan yayılan ışık ve sıcaklık herkesi sarar, terler boşalır. Telaşsız bir koşuşturma ile ergimiş metal kalıplara boşaltılır. .. Dökümün kreşendo'su da sessizdir...

Döküm biter, sessiz bir bekleyiş vardır artık mekanın içinde. Acaba bir problem var mı beklentisi, sessizliği bir kat daha arttırır. Ve kalıplar açılmaya, kum dağıtılmaya başlar. İlk parça ışımaya, dağıtılan kumun içinde parlaklığı ile ortaya çıkmaya başladığında, metalin ışığı yüzlere yayılır. Simsiyah kumun içinde pırıl pırıl pervaneler yatıyor yerde.
Bir anda kendini ateşe atan ''Pervane Böceği'' akla geliyor... Anlıyorsunuz ki; "Pervane Böceği"nin kendini ateşe atması ve tıpkı küllerinden doğan "Phoenix'' gibi, ateşle birlikte dökümhanenin zemininde yeniden doğması hiç de şaşırtıcı değil.