Back to Main Page Back to Main PageSon SayıÖnceki SayılarEditörlerİletişim

Editörden

Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı

Seyit Ali Ak : Bir Fotoğraf Tarihçisi

"Black&White in Colors" YAZIT

Uzaklardan "Sanatsal Fotoğraf, Alfred Stieglitz"

Işık Çiz (Photography - Fotoğraf - Işıkçiz - Ardışık-Işıkçiz)

"Fotografi, Süreçler, Kendi"

Sanat ve Felsefe : "Bir Sanat Yapıtında Estetik Kaygı Zorlamaları"

Yine Sinema Üzerine

Sinema ve Fotoğraf

Fotoğraf ve Uygarlık ve Demokrasi

Sırt Çantalılar

İzahlı Orhan Cem Çetin Külliyatı

Fotoğraf ve Mimari - 4

Temel Tasarım: Kompozisyon

Kaktüs

‘Cam Kent’ : Masumiyet ve Cennetin Dili

Solan Renkler: "Bir Yaprak Dökümü Öyküsü: Kaybolan Zanaatlar"

Okudunuz mu ? Gördünüz mü ?

Bakü'den

Yol Notları:Toskana-2

Ciddiyet

Temel eğitim : Kompozisyon ve Çerçeveleme

İleri düzey : Teknik Denemeler

Haberler

"Çiçeği Burnunda" Yayınlar


Platformlar,Fotoforum


Yeni Umutlar
Emine Denizer
Dicle Türkyılmaz


Sergi Salonu
Mahmut Özturan, Rhythmosthetica
Emrah Can, Bire Bir
Bayramali HALAFOV
Suyunu Çıkaranlar
Bir Ülke Bir Fotoğrafçı : Ken Ligth


Portfolyolar

Emine Ceylan
Hüsnü Gürsel
İzzet Keribar

 






 

 

Sayı 14
KAZA *
Seyit Ali AK

Gebze’ye geçtiğim 1 Eylül’ den beri bana, geçmişimden kopmuş ve başka bir yaşantının sürgitlerine kilitlenmişim duygusu eğemen olmaya başladı. Sağlık ve iş sorunları dayatması zaman zaman çekilmez duruma geldi. Direnmekten vazgeçmedim. Galiba en kötüsü direncin yitirilmesi. Yalnız, törpülenmekte olduğumu duyumsuyorum. Nursen, Bodrum’a gitmeden önce bir akşam , her zaman yatağa çekildikten sonra yaptığı gibi gazetesini okurken gözü şu habere takıldı. Ve sesli olarak okumaya başladı “ Truva Ödülleri sahiplerini buluyor. Truva Folklar Araştırmaları Derneği’nin çağdaş halk kültürünün oluşturulmasına katkıda bulunan sanatçı ve bilim adamlarına verdiği ödüller açıklandı. 28 Aralık Pazartesi günü saat 20.30’da Harbiye’deki Kenter Tiyatrosu’nda yapılacak olan ödül töreninde Cemal KUTAY, Zülfü LİVANELİ, Mehmet BAŞARAN, Seyit Ali AK, Muhsine HELİMOĞLU Yavuz, Sabahat AKKİRAZ, Şinasi ÜNAL, İbrahim BALABAN, Tarık AKAN, Gülten AKIN, Mehmet AKAN ve Çelik GÜLERSOY’a ödülleri verilecek. Tören öncesinde Truva Folklar Araştırmaları Derneği Toprağın ve Emeğin Türküsü adlı gösterisini sahneleyecek, dia gösterileri sunulacak, türküler söylenecek ve şiirler okunacak”1 

Haber bittiğinde tepki alamayınca “ Seni bu insanlarla ödül almak sevindirmiyor mu? ” diye sordu. Yaşam duyguların nasır tutmasını sağlayabiliyor. Hiçbir zaman olaylar karşısında yeterince sevinmediğim gibi üzülmedim de.

  Kıskaçlardaki insanın yaşam koşulları kötü sonuçlara daha açık oluyor. 27 Ekim sabahı, yoğun yağmurlu alaca karanlıkta TEM’de işe yetişme telaşıyla yol alırken araba kontrolumdan çıkarak kaymaya başladı. Solundaki bariyere şiddetle çarparak yuvarlanmaya başladı. Kapatıldığım bir fıçı içinde dönüyormuş duygusuna kapıldım. O anda önemli olan arabanın nerede ve nasıl duracağıydı ? Bir kamyon altına alabilirdi. 5-6 takla attıktan sonra yolun sağındaki yamaca yaslanarak durdu. Bilincimi hiç yitirmedim. Arabada sürücüyü ezen derin çökme olmamış, yamulma ve ağır ezikler meydana gelmişti. Durur durmaz cam kırıkları içinde kendi kendime birkaç kez “ her şey bitti ” dedim. Oysa için için bittiğine inanmıyordum. Emniyet kemerinin bağlı olması nedeniyle yara almamıştım. Kesik, kanama yoktu. Son olarak geçirdiğim motosiklet kazasına göre çok iyi durumdaydım. Yalnız kazanın etkisiyle yüreğimde fenalık hissediyordum. Araziye savrulan eşyalarımı toplamışlardı. Sağ koltuğa bıraktıkları çamur içindeki el çantasında bulunan Nursen’in yanımda bulunmasını istediği İsordil tabletten dilimin altına bir tane koyarak direksiyondan kalktım, biraz ileri geri yürüdükten sonra hareket etmenin sakıncalı olacağı düşüncesiyle arka koltuğa uzandım. Sabah ayazı vardı. Üstüme pardesümü örttüm.Telefon uzaktan konuşma kiti üzerinde duruyordu. Yanıma gelen genç bir adam telefona sarılarak yardım istedi. Az sonra gelen kurtarma ekibinden biri elini göğsüme koyarak “ Ben polisim, şimdi ambulans gelecek kıpırdamayın ve uyumayın, uyumayın lütfen ” dedi. Gözlerim kapalıydı. Elini göğsümün üstünde duran elimin üstüne koydu. Eli çok soğuk olmasına karşın o anda dünyanın en sıcak eli olduğu duygusuna kapıldım. Kartal Devlet Hastanesi’ne kaldırdılar. Acilde sedyede beklerken telefonla merkezdeki sekretere yalnız kardeşime durumu bildirmesini söyledim. Kardeşim daha sağlık taraması bitmeden hastaneye geldi. Tamamen kendime gelmiş, tepeden tırnağa yapılan kontrolde iyi olduğum anlaşılmıştı. Salonda raporu beklerken telefon çaldı. Nursen Bodrum’dan arıyordu. Geceyi çok rahatsız geçirmişti. Ona  “geçmiş olsun ” dedim ve kazadan söz etmedim. Kardeşimle iş yerinden gelen bir mühendis arkadaş o sırada arabayı attıkları yerde bularak fabrikaya çektirdi. Öğlen sularında eve geldiğimde yalnız uyumak istiyordum. Olayı duyanların telefona sarılmaları uyumamı engelledi. Sigorta incelemeleri sonucunda arabayı hurdaya çıkardı. Birkaç gün sonra kazanın olduğu yerden geçerken yol kenarında “ Hatalı zemin ” tabelası olduğunu gördüm. Ne zaman konduğunu bilmiyorum. O sabahki ışık ve hava koşulunda uyarı tabelasını göremezdim. Yüz kilometrenin üstünde hızda, sol şeritte virajdan sonra karşıma duran bir araba çıktı. Düşünmeden ani bir tepkiyle firene biraz dokunmam arabanın yüzeysel asfalt çukurunda oluşmuş su filmi üstünde kaymaya başlamasına yetti.

Nursen’e geldiğinde kazayı anlatmadım. “ Arabanın düzeltlmesi güc olan elektironik arızası vardı, sattım ” dedim. O sırada kalbiyle ilgili bir sorun yaşıyordu. Üzmek istemedim. Yine aynı marka, aynı model ve renkte araba aldım. Yılın son günü işlemlerini bitirerek yılbaşı yemeğine Nursen’i yeni arabayla götürdüm. Zafer kazanmış gibiydim.

Kazadan sonra araba kullanmayı daha çok sevdiğimi farkettim. Onunla bir yaşamı bölüşüyor, değişen güç yol koşullarında kader birliği ediyorduk. Zayıf bir arabayla dostluk kurmuş olsaydım, avuç içinde sıkılan mendilcesine kolaylıkla ezilir büzülür içinden sağ çıkma olasıllığı çok az olurdu. Arabanın yol üstündeki durumuna tanık olan polis, beni kazadan birkaç saat sonra karakolda sağlıklı olarak karşısında görünce ilk dile getirdiği düşünce bu oldu.

Yeni yıl tebrikleri yapılırken mutluluk, sağlık, başarı... dileklerinde bulunuruz. Bunlar herkese söylenecek sıradan sözlerdir. Mutluluk, İnsanın yaşamını bağladığı şeylerle bağlantılı olmasına karşın hedefe varıldığında duyulan sevinç Olmamalı. Yaşam bir süreçtir. İnsanın zirvede olmadığı zaman ya da hedefine ulaşamadığında mutsuz olması, çıkmaz bir sokakta yaşamaya benzer. Öncelikle dengeli sosyal, kültürel, ekonomik bir yapının, duygulu, düşünceli bir alışveriş dünyasının insanı olmak gerektiği kanısındayım. Kazalar, doğal afetler, başarılar, başarısızlıklar, inişler, çıkışlar olabilir. Bence önemli olan özgüveni, dünyayı kavrama eğilimindeki aydınlık bakış açısı, kararlılığı, bilgisi ve sağlam kişliğiyle gösterişten uzak bir yaşam çizgisini tutturabilmektir. Bence, mutluluk budur. Size yeni yılda içi dolu mutluluklar dilerim. Kendime de.

 1 Ocak 1999

Dipnotlar

1. Cumhuriyet, 25.12.98

* Yayımlanmamış 2.deneme kitabından örnek metin