Back to Main Page Back to Main PageSon SayıÖnceki SayılarEditörlerİletişim

Editörden

Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı

Seyit Ali Ak : Bir Fotoğraf Tarihçisi

"Black&White in Colors" YAZIT

Uzaklardan "Sanatsal Fotoğraf, Alfred Stieglitz"

Işık Çiz (Photography - Fotoğraf - Işıkçiz - Ardışık-Işıkçiz)

"Fotografi, Süreçler, Kendi"

Sanat ve Felsefe : "Bir Sanat Yapıtında Estetik Kaygı Zorlamaları"

Yine Sinema Üzerine

Sinema ve Fotoğraf

Fotoğraf ve Uygarlık ve Demokrasi

Sırt Çantalılar

İzahlı Orhan Cem Çetin Külliyatı

Fotoğraf ve Mimari - 4

Temel Tasarım: Kompozisyon

Kaktüs

‘Cam Kent’ : Masumiyet ve Cennetin Dili

Solan Renkler: "Bir Yaprak Dökümü Öyküsü: Kaybolan Zanaatlar"

Okudunuz mu ? Gördünüz mü ?

Bakü'den

Yol Notları:Toskana-2

Ciddiyet

Temel eğitim : Kompozisyon ve Çerçeveleme

İleri düzey : Teknik Denemeler

Haberler

"Çiçeği Burnunda" Yayınlar


Platformlar,Fotoforum


Yeni Umutlar
Emine Denizer
Dicle Türkyılmaz


Sergi Salonu
Mahmut Özturan, Rhythmosthetica
Emrah Can, Bire Bir
Bayramali HALAFOV
Suyunu Çıkaranlar
Bir Ülke Bir Fotoğrafçı : Ken Ligth


Portfolyolar

Emine Ceylan
Hüsnü Gürsel
İzzet Keribar

 






 

 

Sayı 14
HARİTADA BİR NOKTA
Seyit Ali AK

Sait Faik Haritada Bir Nokta adlı öyküsünde yazmama kararı alır. Kendi kendine söz verir; yazmayacağı üzerine. Kısa zaman sonra aniden yazma krizi tutar. Tütüncü dükkanına girerek sarı defter ve kurşun kalem alır kendine. Kalemi çakısıyla büyük bir keyifle yontar ve soluk soluğa yazmaya başlar. Bu olayı gençliğimde okumuştum. Belki, tam böyle olmamıştır. O sahneyi kafamda böyle kurmuşum.

Fotoğrafın Gölgesinde  adlı anı/deneme kitabına yazdığım son bölüme 8 Eylül 1997 tarihini atmıştım. Demek aradan bir yıl geçmiş. “ Tekrar yazmaya başlamam Sait Faik’te olduğu gibi oldu ” demeye getirme çabası içinde değilim. Bugünlerde yol ayrımında olduğumu duyumsamam nedeniyle olabilir. Ne kurşun kalemim basit bir kurşun kalem ne de defterim ilkel sarı kağıttan. Alışverişimizi yapan şoför yazılarımı geçtiğim parlak kırmızı plastik kapaklı, üzerinde Mc Donald’s logosu bulunan gösterişli defteri üç “ big mac ” menüsü hamburger satın aldığında ödül olarak almış.

  Sabah 9’da telefon ziliyle uyandım. İşe geç kalmıştım. Nursen’e “ Neden uyandırmadın ” dedim. “ Gece uyuyamadığını biliyorum, kıyamadım ” diye yanıtladı. Toparlanıp yola koyuldum. Çok yoğun bir yağmur vardı. Bir ara TEM’de şeritte hızla ilerlerken asfalt üzerinde oluşan su filmi üzerinde arabanın kaydığını duyumsadım. Geçen hafta yağmurlu bir havada aynı yerde yine kayarken sağa çekilmiş arabaların kaza yapmış olduğu görmüştüm. İnsan, her olaydan kendine ders çıkaramıyor. Bu kez kaza yapmaktan zor kurtuldum. “ TEM’de yolculuk nereye? ” diye sorabilirsiniz: Gebze’ye.

Bir Eylül’de Gebze’de yeni kurulan fabrikamızda işe başladım. Şimdi, iş ve sağlık konusunda dönüm noktasındayım. Fabrikanın yarısı 1 Kasım’da yabancı ortaklara devredilecek. Üretimi en yüksek noktasına çıkarmaya, hurda yüzdesini aşağıya çekmeye, işe yeni başlayan kadroyu verimli ve kusursuz olmaya zorluyorum.

Beyin ameliyatı olalı neredeyse 3 yıl olacak. Sağlımı rayına oturtamadım. Enerji yoksunluğu, hareketsizlik ve kilo birbirine çekerek çok tatsız bir noktaya gelmemi sağladı. Gizleyemediğim kilolarım dışında iyiymişim görüntüsü vermeye çalışırken işle boğuşuyorum. Bir İtalyan ismine benzeyeni beyindeki sinir sapları üzerinde oluşmuş olan Kraniofaringioma adı verilen kütleye karşı verdiğim savaş daha bitmiş sayılmaz. Ve de yüksek şeker. Çok sevimli bir kız olan fabrika doktorumuz 200’ün üzerinde şekerim çıktığını söylediğimde soğuk ve delici ifadeyle “ çok basit bir hastalığa yeniliyorsunuz ” demişti. Bulunduğum noktada her iki savaşı da kazanmak zorundayım. Yoksa yaşam dengelerimin bozulması an sorunu olacak. Bu bir yaşam miladı. Yenmeliyim. Yoksa ya sürüneceğim ya da bitecek.  

Ne rastlantı bugün aynı zamanda mali milad. Halk sahip olduğu taşınır değerlerini bir günlüğüne bankalarda bloke ederek geçmişe dönük “nereden buldun” soruşturmasından kurtulacak.

İnsanın yeni doğmuş bir çocuk gibi geçmişini sıfırlayarak yeniden yaşama başlaması mümkün değil. Acılar, günahlar, sevaplar, korkular, ölümler, ezik duygular, anılar, güzel ya da çirkin düşünceler, tüm birikimlerin gölgesinde kendimizle hesaplaşmamız bittiği gün her şey biter gibi geliyor bana.

30 Eylül 1998