Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 30    SİNEMA    Meltem Çolak
Meltem Çolak

                                                                                        
PALERMO’DA YÜZLEŞME


   
                                       
1
                                                      
Ünlü İspanyol ressam Salvador Dali, “Belleğin Azmi” adlı tablosunda zamanın akışını gösterir. Gözleri kapalı, muhtemelen uyumakta olan bir insanın rüyada geçen zamanlarıdır eriyen saatler.  Bilinciniz açık değilken geçen zaman akıp gider, yani anlamsızdır.
 
Wim Wenders, Palermo’da Yüzleşme (Palermo Shooting) adlı 2008 yılı yapımı filminde Dali gibi bellek, zaman, ölüm, varoluş, gerçeklik kavramlarını sorguluyor.

Alman rock grubu Die Toten Hosen’in solisti Campino Barnes’in başrolde Finn karakterini canlandırdığı filmde Easy Rider filminden hafızalarımızdaki yerini alan Amerikalı oyuncu  Dennis Hopper, filmin diğer önemli karakteri olan Ölüm Frank olarak karşımıza çıkıyor. Milla Jovovich ve ünlü müzisyen Lou Reed’in de yer aldığı filmin diğer önemli oyuncusu,  Karşı Pencere, Kolera Günlerinde Aşk gibi filmlerden tanıdığımız Giovanna Mezzogiorno filmde resim restorasyonu yapan Flavia rolünde. Anna Orso’yu da ölü anne rolünde izliyoruz.

Filmde ünlü moda fotoğrafçısı olan Finn’in kendi yarattığı sürreal dünyasında yaşarken, izleyici olarak kendimizi bu yapma dünyanın içinde buluruz, düş ve gerçekliğin karıştığı farklı zaman dilimlerinde geziniriz, Finn’in çizdiği labirentlerde yolumuzu bulmaya çalışırız. Kimi zaman bir rüyadır izlediklerimiz. Aslında anlatılan yeniden doğuş hikayesidir.

Fotoğraf çalışmalarında çoğunlukla yapay mekan ve tasarımlar kullanan Finn, çocukluktan gelen suda boğulma korkusu ile baş etmeye çalışmakta ancak bu korkusunu yenememektedir. Annesini kısa bir süre önce kaybetmiş ve kabullenemediği bu gerçeklik karşısında ölümü anlamaya çalışmaktadır. Büyük tutkusu arabası ile hızla giderken yol boyunca panoramik fotoğraflar çekmektir. Bir gün yine böyle bir anda başka bir araba ile çarpışmasına ramak kala kaza yapmaktan kurtulur ama o anda çektiği fotoğraf onu  gölgesi(1) ile tanıştırır. Bu gölge, film boyunca zaman zaman karşımıza çıkan Ölüm Frank’tır. İzleyen sahnelerde Finn hamile olan model Milla Jovovich‘in fotoğraflarını onun istediği doğallıkta çekmek için Palermo’ya gider. Şehrin büyüsüne kapılan Finn’in Palermo’da arayışları devam eder ve bu sırada Flavia ile tanışır. Flavia resim restorasyonu yapmaktadır. Bir süre önce kaybettiği sevgilisinin ölümündeki sırrı çözememiştir. Flavia, Finn’e yardım eder. Birlikte çözemedikleri ölümün sırrını anlamaya çalışırlar.

2
     
“Her zaman kişisel filmler çekmek isterim, özel filmler değil.” diyen Yeni Alman Sineması’nın öncü ismi Wim Wenders, filmlerinde özgürlük, yalnızlık, iletişim, varoluş gibi konular üzerinde yoğunlaşan bir yönetmen. Çoğunlukla yol filmleri ile tanıdığımız Wim Wenders’ in 1987 yılı yapımı Berlin Üzerindeki Gökyüzü ( Der Himmel über Berlin) filmine benzer gerçeküstü öğeler taşıyan Palermo’da Yüzleşme filmi farklı olarak rüyalar ve semboller üzerine kurulmuş bir anlatıya sahip.
 
Filmde ana karakter Finn’in iç dünyası üzerinden izlediğimiz küp şeklinde binalar, dikdörtgen ve kare şeklinde geometrik pencereler v.b. gibi mekanlar ne kadar öznelse de seyirci olarak onlara bakışımız o kadar nesnel oluyor. Yani bir bilinçdışı evreni izlediğimizi fark ediyoruz. Gerçekliği bozarak yeniden ürettiği kendi gerçekliğinin esiri olan Finn, dış dünyaya da yine bu yapay gözlerle bakıyor. Dünyayı algılayışı tıpkı bir resim tablosuna bakar gibi. Nitekim pencereden manzara izlediği sahnelerde bu ruh halini iyice fark ediyoruz. Film boyunca tekrarlanan bu sahne kendi ördüğü kozasında, yaşama farklı pencereden bakan bir kişiyi  bize yakından tanıtıyor.

3

Fotoğraf sadece gösteren midir? Bir temsil midir?  Yoksa Roland Barthes’in Camera Lucida kitabında açıkladığı gibi (punçtum) bir delik açan ama aynı zamanda duyularımızı harekete geçiren, bizi uyaran, yaralayan bir kesik midir?  Finn için bir manzara fotoğrafı; Arizona’dan alınan bulutlar, Avustralya’dan alınan güneşin batışı, havuz üzerine düşürülecek gölgelerin birleşimidir. Fotoğraf imajdır. Fotoğraf değerlendirmesi yaptığı bir sahnede genç kadın fotoğrafçının, portre fotoğrafını acımasızca eleştiren Finn’e  verdiği cevap “burada yüzeyin altında ne hissettiğini bilmeyi isterim… eğer ortaya çıkaracak bir şey yoksa fotoğraf çekmeye ihtiyacımız yoktur...”  sözleri aynı zamanda fotoğraf sanatçısı olan Wim Wenders’in fotoğrafa eleştirel bakışını da yansıtıyor.

Finn’in fotoğrafta imaj tutkusu hamile olan model Milla Jovovich’in fotoğraf çekimlerinde de devam eder. Son derece şaşaalı mekânlarda yapılan çekimler sonucunda fotoğrafların kendisini ve duygularını yansıtmadığını söyleyen Milla, fotoğrafların yeniden çekilmesini ister. Finn tekrarlanan fotoğraf çekimleri için Palermo’yu seçer ve böylece Finn’in kendi iç dünyası ile yüzleşme süreci başlar.

Palermo sokaklarında fotoğraflar çekerek kaybettiği gerçekliği bulmaya çalışan Finn,  kendisi gibi fotoğraflar çeken yaşlı bir kadın fotoğrafçı ile karşılaşır. ”40 yıldır Palermo fotoğrafları çektiğini ve orada yaşam ve ölüm olduğunu, ölümün onurunun onları hatırlamak olduğunu, böylece hatıralarının kaybolmadığını” söyleyen fotoğrafçıya Finn’in itirafı “Tamamen kayboldum… ben kayboldum” şeklindedir. Bu sırada gökyüzündeki gökkuşağı altında ters ışıkta yaptıkları konuşma bilinçdışında gerçekleşen bir anda olduğumuzu bize gösterir. Finn uzaklaşırken kadın fotoğrafçının arkasından çektiği siyah beyaz fotoğrafla Finn de fotoğrafçının hatıra fotoğrafları arşivindeki yerini almış olur.  Ayrıca gökkuşağı altından geçen bu sahne Finn’in problemlerini gerçek dışı bir şekilde çözmeye çalıştığı ama fotoğrafçı kadının sözleri ile ona yol gösterdiği şeklinde de yorumlanabilir. Jung psikolojisinde yol gösteren yaşlı bilgenin filmdeki temsilidir kadın fotoğrafçı. Finn ayrılırken karşıda gördüğü dağın güzel olduğunu söylemesi de onun bilincinin yükseldiğini, daha somut ve yeni bir dünyayı görmeye başladığını gösterir.

4

 Palermo Sicilya adasında yer alan bir şehir, ismi Yunanca’da Panormos kelimesinden gelmiştir ve anlamı “Güvenli Liman” demektir. Yaşamımızda en büyük sığınağımız hatta doğmadan önce içinde barındığımız liman annemizdir. Burada ada ve anne imgeleri üzerinde düşünmeye başlamadan önce Carl Gustav Jung psikolojisi ile ilgili birkaç hatırlatma yapmakta fayda olabilir. Jolande Jacobi’nin C.G. Jung Psikolojisi adlı kitabındaki açıklamalarda; Jung, egoyu bilincin öznesi olarak nitelendirir. İçsel ve dışsal dünyayla olan tüm deneyimlerimizin algılanabilmek için egonun süzgecinden geçmeleri zorunludur. Çünkü egoyla olan ilişkiler ego tarafından duyumsanmadıklarında bilinç dışında kalırlar. Jung bilinç dışını kollektif bilinçdışı ve kişisel bilinçdışı olarak ayırır. “Kişisel bilinçdışı kişinin yaşantısında ortaya çıkan unutulmuş bastırılmış içeriği ihtiva eder, kollektif bilinçdışı ise ilk çağlardan evrensel insan durumuna gelene kadar insanoğlunun tipik reaksiyonlarının korku, tehlike, üstün güce karşı verilen mücadele, cinsler arasındaki ilişkiler, ebeveynler ve çocuklar arasındaki ilişkiler, nefret ve sevgi, doğum ve ölüm, aydınlık ve karanlık prensiplerin gücü v. b den oluşur. Mitolojik temalar, insanoğlunun evrensel tarihine kök salmış semboller, ya da aşırı yoğun tepkiler bir bütün olarak psişik yaşam üzerinde belirleyici etki gösterirler.” Nietzsche’nin “Uyurken ve rüya görürken bizden önceki insanlığın tüm düşüncelerinin içinden geçeriz.” sözleri de Jung’un kollektif bilinçdışı açıklamalarına oldukça yakındır.

Frieda Fordham’ın Jung Psikolojisinin Ana Hatları adlı kitabı’nda Jung’un; ”Ruhun bilinç yönü, denizde yükselen bir adaya benzetilebilir. Biz yalnızca onun su üzerinde kalan bölümünü görürüz. Fakat çok daha büyük, bilinmeyen, bir gerçeklik aşağıda bulunmaktadır ki bunu bilinçdışına benzetebiliriz. Ada egodur. Bilen arzulayan “ben”dir. Bilincin merkezidir.” Görüşleri açıklanmaktadır. Filme döndüğümüzde Finn’in neden Palermo’yu seçtiği bu yoruma uygun olarak düşünüldüğünde bilinçdışını açıklığa kavuşturmak için diyebiliriz. Eros’un oklarıyla kendisini suyun içinde bulan Finn’in adanın suyun içinde kalan kısmında yani kendi bilinçdışına yolculuğu da başlar. Finn’in ağaç üzerinde uyuduğu sahnelerdeki ağacın temsili de aslında bu yorumdaki gibi düşünülebilir. Ağacı besleyen kökleri toprağın altında büyür ve uzun yıllar yaşar. Bu sahneler bize filmdeki bilinçdışı arketipleri gösterir. Arketipler aydınlık veya karanlık, üst veya alt, pozitif veya negatif, doğum veya ölüm gibi zıtlıklar üzerine kurulmuştur. İnsanlar ancak bu zıtlıkların birlikteliğinin bilincine vardıklarında kendileri ile barışık yaşarlar. Erkeğin bilinçdışındaki (anne dahil) bütün kadınları temsil eden anima, hem doğuran hem de öldürendir. Kibele gibi …

5

 Filmin sonunda Finn Ölüm Frank ile kütüphanede karşılaşır. Wim Wenders’in, Berlin Üzerinde Gökyüzü fiminde de uzun kütüphane sahneleri izlemiştik. Kütüphane bellektir. Burada kollektif bilinçdışının belleğidir. Filmin sonunda artık Finn kendisiyle yüzleşir. Ölüm Frank bize dair çok güzel eleştiriler getirir. “…ölüm en soğuk fotoğraftır. Hayatı çekmek, negatif fikrinden çok hoşlanıyorum. Hayatın ters tarafı, ışığın ters yönü gibi. Çoğu fotoğraf makinesinde artık ona gerek yok... Dijital kameranın orada ne olduğuna ihtiyacı yok. Bu hilenin açık itirafıdır. Çünkü her şey gelişigüzel öylesine düzenleniyor ki işin özünü kaybediyorsun. Ve sen, karanlıktan korkuyorsun. Gerçek hayat, gerçek karanlık görmezden geliyorsun, kaçıyorsun veya daha kötüsü sen baştan yaratmaya çalıştın. İşte bu ölümün korkusudur… ”Sizler hayata ben olmadan değer biçemiyorsunuz.” “şimdi beni onurlandır, insanlara göster, hepsini kendilerinin uydurduklarını, ölümün çirkin yüzünü…”, “fotoğraflar her şeyi gösterir, hatta beni bile. Şimdi benim fotoğrafımı çek, gerçek fotoğrafımı çek” son sözleri ile pencerede yavaşça kaybolurken Finn’in annesi şekline dönüşür, böylece Finn anne arketipinin karanlıkta kalan tarafı ile yüzleşir. Gölgeye bilincin yansımasıyla karanlıkta kalan aydınlanır. Finn için birey olma süreci başlar.   

6




(1) Gölge; Bireysel bilinçdışımızda bulunan diğer yüzümüz.







 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa