Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 30    SİNEMA    Aytekin Çakmakçı
Aytekin Çakmakçı


Aytekin Çakmakçı
                                                                             “İyi sinema doğru görüntüler toplamıdır.”

“Hangimizin hayatında sinema yer almadı. Bazen izledik bazen onu yaşadık. Üzüldük, ağladık, sevindik, aşık olduk…” Yaşamın içinde yer alan sinemayı samimi ifadelerle anlatan bu sözler değerli görüntü yönetmeni Aytekin Çakmakçı’nın  sinema yazıları içinde yer alıyor.
     

Türkiye Sineması’na önemli katkılar sunan görüntü yönetmeni Aytekin Çakmakçı’nın çocukluk yıllarında siyah beyaz filmlerin oynatıldığı açık hava sinemalarının tahta sandalyeleri arasında koşarak başlayan sinema serüveni 50 yılı aşkın süredir yaratılan birbirinden değerli eserlerle  devam ediyor.
 

Sinema, Televizyon, Fotoğraf gibi  görsel medya alanında çalışmalarda bulunan Aytekin Çakmakçı, 1965 yılından itibaren Türkiye’de dönemin önemli görüntü yönetmeni Kriton İliadis ve Gani Turanlı,Manasi Filmeridis,Mike Rafaelyan,Özdemir Öğüt’ün asistanı olarak çalıştı  ..set ve afiş fotoğrafçılığı, reklam fotoğrafçılığı, 100’e yakın sinema, 30 civarında TV dizisinde görüntü yönetmenliği yaptı. Çok sayıda saygın ödülün sahibi oldu.  Zeki Ökten, Şerif Gören, İrfan Tözüm, Erden Kral, Yusuf Kurçenli, Halit Refiğ, Zülfü Livaneli, Yavuz Turgul, Erdoğan Tokatlı, Sinan Çetin, Ertem Eğilmez, Bilge Olgaç, Tunç Başaran, Semih Kaplanoğlu gibi önemli yönetmenlerle çalıştı. Görüntü yönetmenliğini yaptığı filmler arasında, Yılanların Öcü, Muhsin Bey, Mum Kokulu Kadınlar, Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri, Biri ve Diğerleri, Kan, Uzlaşma, Düttürü Dünya, Sen Türkülerini Söyle, Işıklar Sönmesin, Prenses, Kurt Kanunu, , Bir Avuç Gökyüzü, Arabesk, İmdat ile Zarife bulunmaktadır. TV Dizilerinden bazıları ise Yaprak Dökümü, Baba Evi, Şehnaz Tango, Yeni Hayat, Benimle Evlenir misin, Deniz Gurbetçileri’dir.  Marmara Üniversitesi’nde, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde  Sinema-TV, Görüntü Yönetmenliği ve TV Tekniği dersleri verdi. 1999 yılında ilk kişisel Fotoğraf sergisini Galata'da açtı. Ulusal TV kanallarında 4 kez hayat belgeseli çekildi(TRT-TRT2-Show). Halen değişik üniversite ve sinema kurslarında workshop ve seminerlere devam etmektedir. Sayısız sosyal etkinlik projelerinde emeğinden dolayı çok sayıda plaketi bulunmaktadır. Aldığı Ödüller;  Altın Portakal Ödülü; Yılanların Öcü (1986) , İfsak Sinema Ödülü;  (1992), Altın Koza Ödülü; Mum Kokulu Kadınlar, (1996), Altın Kelebek TV Ödülü; Baba Evi(Dizi) ( 1998) İ. K. S. V. tarafından düzenlenen 31. İstanbul Film Festivali'nde Sinema Onur Ödülü, (2013),Sinefest Emek Ödülü (2014), Altın Koza 100. Yıl Emek Ödülü (2014)
Aytekin Çakmakçı’nın Sinema, Televizyon,  görsel medya alanında önemli tespit ve değerlendirmelerini içeren düne, bugüne ve geleceğe ilişkin son derece zihin açıcı tespitlerde bulunan yazılarının bazılarından  oluşan  derlemeyi sizlerle paylaşıyoruz.  
 
Radyolu yılların bir çocuğu olarak radyo tiyatrosu, arkası yarın gibi drama büyüsünün etkisinde kalarak büyüdüm. Oyuncuların başka bir dünyada yaşadığını hayal eder, filmlerde oynamak için yeryüzüne indiklerini düşünürdüm. Siyah beyazlı sinema yıllarında yazlık sinemalarla tanıştım. Ailelerin birbiriyle hayat sorunlarını paylaşmalarına zemin oluşturan, önce çocuk olarak o tahta sandalyeler arasında koşarken, erginlik yıllarımın, ilk flört paylaşımlarımın seyircisi oluyordu izlediğim sinema filmleri. Mahallemizde çekilmekte olan “Gurbet Kuşları"nı merak ve ilgiyle izlerken bir yıl sonra sinemacı olabilmem, hayallerimin bir sonucuydu. Siyah beyazlı sinema yıllarının renkliye geçiş sancılarını asistanlığım döneminde yakında izleme fırsatım oldu. Görüntü yönetmenliği yıllarımda renkliden dijitale uyum sağlama çabalarına emek vererek tanık oldum. Tahta şaryolardan Jimmy Jiblere, ışıklarda büyük projektörlerden hafif ve yetenekli lamba modellerine geçişe, stüdyoların teknolojide evrim geçirmesine yakından tanık oldum.(1)

Hangimizin hayatında sinema yer almadı. Bazen izledik bazen onu yaşadık. Üzüldük, ağladık, sevindik, aşık olduk…

Çocukluğumuzda yazlık sinemalar vardı.(İstanbul Fatih’teki Madalyon, Lüks, Akasya, Haydar sinemaları 1955-1960) Biz çocuklar için anlamı sinema seyretmekten öteydi. Sandalyelerin arasında koşuşturur, film başlayana kadar olan kısımda yakalamaca oynardık. Annelerimiz biriktirmiş oldukları sohbetlerini, kadınca dedikodularını yaparlar, babalarımız ağır abi sohbeti içinde iş ve hayat sıkıntılarını paylaşarak rahatlamaya çalışırlardı. Ergenlik çağlarına geldiğimizde karşı cinsle bakışmalarımız, konuşmalarımız, reddediliş veya kabul edilişimizin zeminini oluştururdu. Özellikle dar gelirli ailelerin adı konulmamış sohbet mekânlarıydı sinemalar. O kadınlar ki sinemanın her döneminde vefalı dostlarıydılar. Ekmek almakta güçlük çekseler bile sinema bileti için ayrılmış bir ödenekleri yoksa da bulup buluşturur sinema koltuğundaki yerlerini alırlardı. Uzun yıllar süren bu vefakâr dostluk ve yolculuk sinemayla annelerimizin ve ablalarımızın bu vefakâr yolculuğu yerlerini yavaş yavaş üniversite gençliğine devretmesiyle neredeyse son buldu. Sinema koltuklarının yeni yüzleri ve sahipleri üniversite gençleriydi. Çünkü film türleri ve terminolojisi, annelerimizin ve ablalarımızın izlediği aşk, cinayet, ihanet, iyi adam, kötü adam figürleri yerini entelektüel sinemaya devretmişti(1980’ler). .sıkıntılarını

Sinemanın yeni müşterisi tahsilli gençlerdi. Ne sinemacılar yeni profilin bu sorgulayıcı kitlesinden, ne de tahsilli gençler sinemanın anlaşılmaz diliyle mutlu beraberlik süreci yaşamadılar. . Bunun adı yarı istekli kabız bir yolculuktu Televizyon dizileriyle başlayan yeni bir tür bu iki kitleyi eh işte diyerek kendi bünyesinde topladı ve her seyirci profilini mutlu etmeye çalışan bir vizyon yarattı. Bundan da yeteri kadar tatmin olmayan özellikle annelerimiz ve ablalarımız profilleri, sabah programlarındaki adli olayları izleyerek televizyon dizilerindeki kendilerine göre yetmezliklerini beslemeye başladılar. Sinema ve tv. dramaları gözünü henüz yeterince el değmemiş yeni bir kitleye çevirdi; Çocuklar. Sinema-tv. sektör uzmanları reklamların çocuklar üzerindeki etkisini fark ederek yavaş yavaş çocukların ilgilenebileceği dramalar üretmeye başladılar. Deneme devresindeki o aşırı ilgi çoğulcu bir çocuklara yönelik üretime dönüştü. Çılgınlığa dönüşen bu üretim temposu sinemada da çizgi roman kahramanlarını animasyonla başlayıp gerçek insan profiliyle perdeye yansıttılar (Batman, Superman, Spıderman, Hulk, Watchman, Ironman vb.) Bununla da yetinmediler bu ham ve büyük izleyici potansiyelinden daha da fazla yararlanmak için süper kahraman serisini dijital oyunlara dönüştürdüler. Ve işte asıl tehlike bundan sonra başladı. Masum ve körpe beyinleri uyuşturucu alışkanları gibi bilgisayar müptelası bir topluluk oluşturmaya başladılar. Dünya devleri bu tehlikenin farkına vararak önlemenin çarelerini tartışmaya başladılar. Güç el değiştirmişti. En güçlü ülkeler bile büyük dev şirketlere söz geçiremiyordu. Bu durumu teknik ve sosyal olarak iki ana hatta ayırabiliriz. Sosyal açıdan baktığımızda çocuklar ve yetişkin olanlar dahil facebook ve bilgisayar oyunları alışkanlığı ve ömrü bilgisayar önünde geçmeye başlayınca oynama ve izleme kronikleştiği noktada ‘ruh ve sinir bilimleri uzmanlarının yorumu ile açlık unutulmaya başlanıyor, enzimler yeteri kadar beslenemediği için çeşitli hastalıklar oluşuyor. Sosyal ilişkilerden arkadaşlık, etkinlik uzaklaşılmaya başlanıyor. Kişi  yalnızlık kozasında kendi ağlarını örerek  ruhsal intihar semptomları göstermeye başlıyor.

Teknik olarak baktığımızda dijital entegrasyonun çalışma biçiminden dolayı ekrandan göze gelen ultraviyole ışınlarının gözde ağır tahribat yaparak göz bozukluklarına ve sinir sisteminin bozulmasına yol açıyor. Tıp ve elektronik uzmanlarının saptadığı izleme mesafesi ekran boyutunun 6 katı mesafedir. Hangimiz bu kadar mesafeyi biliyor ve dikkate alıyoruz. Çocuklarımız çok bilgili ve donanımlı olsun diye onlara yüklediğimiz bu sistem çocukluklarını çocuk gibi yaşayamayan sakıncalı bir geleceğe doğru hızla yol alıyoruz. Dilerim bu çılgınlık ve akıl tutulması evrimini bir an evvel tamamlayıp normal, sağlıklı ve fikri özgür kuşaklara doğru yol alır.(2)

1-Sinemada Bir Asır. .Sinema Antolojisi (Kültür ve Turizm Bakanlığı yayını 2014)
2-Taka Gazetesi 13 Aralık 2013 tarihli sayısı, Aytekin Çakmakçı’nın “Sinemanın Masumiyeti Bitiyor mu?” yazısı.






 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa