Editörler

Gülçin Tellioğlu
Bülent Irkkan
Ş.Uğur Okçu

Yayın Kurulu

Meryem Akköse
Can Gazialem
Elif İnan
Şirin Karadeniz
Nejat Kutup
Doğanay Sevindik
Aylin Yılmazbayhan
Leyla Yücel






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 19    Sinema Eki    Şehir–Sinema
Şehir–Sinema Şule Eser
Şehrin İçinden Geçen Filmler (Belki de Hep Oradadırlar)-II

Şule Eser

Sinema salonlarının karanlığında seyirci perdede ne görürse inanır, çünkü inanmak, orada olmak ister. Kahramanın yerine koyar kendisini, nice maceralara atılır, nice aşklar yaşar. Korkar, gerilir, zaman zaman sevinir orada olmadığı için. Ama ışıkların kararmasıyla birlikte korksun, sevinsin ya da üzülsün havada uçuşan bir ruh gibi süzülür girer perdeden içeri. Film boyunca hapistir artık. Tüm dünyayı dolaşır, uzayın bazen kendi ruhunun derinliklerinde kaybolur, varolmayan dünyalarda hiç yaşanmamış olayları yaşar. Seyircinin ruhunda bu dünyaların kokusu, bu kentlerin tozu her zaman kalır. 

Ya gerçek Değilse?

Yönetmen Peter Weir 1998 yılında çektiği Truman Show’da, seyirciye gördüğü her şeye inanmaması gerektiğini söyler. Jim Carry’nin hayat verdiği Truman Burbank, doğduğu günden bu yana aslında hiçbir şeyin gerçek olmadığı, her şeyin bir televizyon gösterisinden ibaret olduğu bir kentte yaşar. Bu yalan yaşam içindeki Truman’ın 24 saatini tüm dünya izlemektedir. Derken bir gün mavi gökyüzünden Truman’ın hayatına bir spot lambası düşüverir. Gerçeği en sonunda anlayan Truman yaratıcısına karşı çıkarak var olduğu kentin sınırlarının sonuna kadar gider. Burada gerçek dünya ile onu sadece bir kapı ayırmaktadır, kapının arkasında ise sadece belirsizlik vardır. Yönetmen Weir, Truman’ın başkaları tarafından oluşturulmuş hayat hikayesi ile önce medyaya sonra çağdaş toplumlara keskin eleştiri oklarını gönderir.

Temanın bir başka versiyonu Michael Bay’in 2005 yılı filmi Ada’da da ele alınır. Tamamı klonlardan oluşan şehrin sakinleri aşırı düzen ve kurallar içinde yaşarlarken tüm hayalleri bu soğuk ve bembeyaz bina şehirden kurtularak Ada’ya gidebilmektir. Ada dünya üzerindeki kirlilikten kurtulan tek yerdir. Oysa sunulanın aksine, 2019 yılında dışarıda hayat en bilinen şekli ile devam etmektedir. Seyirci filmde 2019 yılındaki California’yı da görme şansı yakalar. Kentte büyük bir değişiklik olmamıştır sadece en bilinen “gelecekte yaşam” ögesi kullanılmıştır, arabalar artık yerde değil havada gitmektedir. Film cevap veremediği tüm soruları ile vasatın ötesine geçemez.

M. Night Shyamalan benzeri bir temayı 2004 yapımı Köy’de ele alır. Konu bu kez sahte bir kentte değil, sahte bir köyde geçer. Amish’leri hatırlatan yapısı ile ormanın ortasına kurulmuş köy kurallara uyulduğu sürece huzurlu ve sakin bir yerdir. Köy sakinleri ile ormanda yaşayan yaratıklar arasında garip bir anlaşma vardır, köy halkı ormana gitmeyecektir. Anlaşma bozulursa köye korku gelir. Ancak koşullar beklenildiği gibi gelişmez, köyün cennet huzurunu yine insana özgü zaaflar bozar. Köyün kör kızı ilaç için yollara düştüğünde gerçek ortaya çıkar. Aslında köy bir aldatmacadır. Yaşam dışarıda, bilinen tüm şekilleri ile akmaktadır. Köyün insanları sonradan yaratılmış bir hikayenin içinde yaşamaktadır. Seyircinin filmden çıkarttığı anlam koşulları ne kadar izole edersen et, her şeyi içinde seninle birlikte her yere taşırsın olur. Shyamalan’ın filmi eleştirmenler ve seyirciler tarafından diğer filmlerinin yanında sönük bulunur.

İki Kafadar - İki Film - İki Şehir

Marc Caro ve Jean-Pierre Jeunet hayallerindeki film Kayıp Çocuklar Şehrine gerekli olan finansmanı bulabilmek için önce 1991 yılında Şarküteri’yi çekerler.

İki arkadaş Şarküteri’de benzerine kolay kolay rastlanmayacak bir dünya yaratırlar. Kıyamet sonrasını andıran bir ortamda daha çok Paris’i andıran ve sisler içinde bir şehirde geçer film. Aslında film boyunca şehri çok görmez seyirci ancak anlatılan hikaye şehrin geneli hakkında da bir kanı oluşturur. Savaş sonrası zamanları hatırlatan bir dönem yaşanmaktadır, hayat zor ve kısıtlı şartlar altında geçer, et bulunamaz. O zaman insanlar kendi yiyeceklerini kendileri yaratırlar. Şarküteri açılış sahnesinden sonuna kadar her karesi ile izleyici ve eleştirmenlerden olumlu not alır.

Caro ve Jeunet 1995 yılında son kez birlikte çalışırlar ve asıl yapmak istedikleri filmi çekerler, Kayıp Çocuklar Şehri.  Kötü yürekli Krank’ın tek derdi rüya görememektir. Bunun için kaçırdığı çocukların rüyalarını çalar. Sirkte çalışan güçlü kuvvetli One’ın (Aslan Adam Vincent’de olarak da tanıdığımız Ron Perlman) küçük kardeşi de Krank'a götürülmek üzere Cyclops ve çetesi tarafından kaçırılınca fantastik olaylar serisi başlamış olur. Fransa’da yayımlanan “Metal Hurlant” ve benzer dergilerdeki çizgi öykülerin, Jules Verne klasiklerinin ve kara mizahın fantastik bir bileşimi olan Kayıp Çocuklar Şehri, mevcut teknoloji hilelerini sonuna kadar kullanır. Yaklaşık 4 bin metrekarelik alana kurulan dekorda çekilen Kayıp Çocuklar Şehri, mekân tasarımı, doğaüstü yaratıkların ortalıkta dolaştığı, mantıkla gerçekdışılık arasında gidip gelen, hatta sürrealist bir ortamda geçer. Film, 1996 Cannes Film Festivali’nin açılışında gösterilir. Ancak seyirci ikilinin ilk filmi Şarküter’yi daha çok beğenir. Bu filmden sonra Caro ve Jeunet’nin yolları da ayrılır.

Zamanı Bilinmeyen Filmler – Yeri Bilinmeyen Kentler

Çok uzak zamanlarda, çok uzak galaksilerde geçen filmlerde de şehirler hikayenin anlatımında önemli bir unsur oluşturur. Bu kentlerin varlığı, bilinmeyen uzak gezegenlerden dünya üzerinde bilinmeyen zamanlara kadar uzanır.

Uzak galaksilerde var olan şehirler sinema tarihi içinde en önemli yerini George Lucas’ın Yıldız Savaşları serisinde bulur. Lucas 1977 yılında başlattığı ve 2005 yılında tamamladığı serüvende iki kuşak boyunca hikayelerini anlattığı kahramanları bir çok gezegen şehre gönderir. Yönetmen kalıcı bir dünya yaratabilmek için o dünyayı çok iyi dekore etmek gerektiğinin farkındadır, galakside pek çok dünya yaratır ancak hiç birisi kendini tekrar etmez. Seri boyunca seyirci kahramanlarla birlikte pek çok gezegene gider, bunların ancak bazılarında şehirler görür. Zaten gezegenler de tek bir şehirden oluşuyormuş gibidirler. En meşhur gezegen Tattooine’dir. Gezegenin bir tek uzay limanı vardır, Mos Eisley. Tattooine, sistemdeki en gözden ırak noktada, merkez sayılabilecek Coruscant’a en uzak yerdedir. Baştan başa kumlarla kaplı bu gezegen hikayenin başlangıç yeri olduğu için seri içindeki en meşhur yerdir. Alderaan ise eğitim ve kültür merkezidir. Ancak Prenses Leia’nın büyüdüğü bu gezegen maalesef en talihsiz olanıdır. Ölüm Yıldızı ile gösteri yapmak isteyen Amiral Tarkin tarafından daha ilk filmde (ya da 4. filmde) yok edilir. Yavin 4 ise Asi Birliklerinin Ölüm Yıldızına karşı üstlendikleri ormanlarla kaplı ve biraz da Güney Amerika yağmur ormanlarını hatırlatan bir gezegendir. Dagobah, terkedilmiş görüntüsü içinde büyük usta Yoda’yı saklar. Ormanlarla kaplı bu gezegende güneş ışığı zar zor yolunu bulur. Gezegen genç Luke Skywalker’ın gücün karanlık tarafına karşı ilk ciddi sınavını verdiği yerdir. Bespin, Bulut Kentin bulunduğu gezegendir. Gezegen bir gaz topu olduğu için yüzeyinde değil ancak semalarında yaşamak mümkündür. Endor, Ewokların yaşadığı yerdir. Endor gezegeninin aynı adlı uydusu olan gezegen tamamen ormanlarla kaplıdır. Naboo, barışcıdır ve kültür sanat gezegenidir. Gezegende iki halk yaşar. Özellikle başkent Theed’in estetiğe önem veren elit sakinleri olan insanlar ve Gunga’lar. Theed kayalar üzerinde kuruludur, çevresini kaplayan bitki örtüsü ve şelaleri ile birlikte dev bir bahçeyi andırır. Gungaların başkenti Otoh Gunga ise serinin komik ve geveze kahramanı Jar Jar Binks’in su altındaki avize galerisini andıran kentidir. Kashyyk, serinin baş kahramanlarından Chewbecca’nın ormanlarla kaplı gezegenidir. Mustafar, galaksinin en uzak köşelerinden birinde yer alır, devamlı lav püskürten yanardağlarla dolu bu ateş topu usta ile çırağın kozlarını paylaştığı gezegendir. Galaksinin parlak merkezi ise Coruscant’dır. Gezegen imparatorluğun başkentidir. Galaktik Senato ve Jedi Tapınağı buradadır. Coruscant’ın tüm gezegene yayılmış dev bir metropol olduğu söylenebilir. Yıldız Savaşları evreninde en çok bilim kurgu kokan gezegendir. Gezegen çok yüksek binalardan oluşur, çok kalabalık olduğu için şehir içi ulaşımı havadan yapılır. (Kutlu, Kutlukhan,  Sinema Dergisi Yıldız Savaşları eki)

Wachowski kardeşler planlarını çok önceden yaptıkları Matrix serisinde izleyiciyi yine zamanı pek tahmin edilemeyen şehirlere götürür. Filmin ana karakteri Neo aslında New York izlenimini veren ancak New York’dan 10 kat büyük olan Matrix’de yaşamaktadır ya da yaşadığını sanmaktadır. Matrix günümüzün herhangi bir metropolünden farklı değildir. Matrix’in dışına çıkılınca yani gerçeğe dönüldüğünde dünya aslında bir harabedir. İnsanları pil olarak kullanan makinelerin oluşturduğu dev bir insan tarlasıdır. Matrix’den çıkan ve makinelere karşı savaşan insanlar dünyanın çekirdeğine doğru kurulmuş asi kent Zion’da yaşarlar. Zion daha çok derin ve büyük bir mağarayı andırır. Zaten kente de derin dehlizlerden geçilerek ulaşılır. Serinin son filminde seyircilerin tanık olacağı büyük ve güçlü kapılar kenti dışarıdan ayırır. Zion’un kurtulması ve yeniden yaşatılması seçilmiş kişinin vereceği kararlara bağlıdır. Matrix, serinin tüm filmleri ile sinema tarihinin üzerinde en çok tartışılan ve büyük hasılat elde eden filmlerinden olur.

2002 yapımı Azınlık Raporu’nda Steven Spielberg seyirciye 2054 yılında geçen bir hikayeyi oldukça değişmiş Washington atmosferinde anlatır. Film bir başka Philip K. Dick uyarlamasıdır. Polis teşkilatında çalışan dedektif John Anderton, şehirde olabilecek tüm suçları önceden hissedebilen üç medyumun verdiği haberlere dayalı bir güvenlik sistemi içinde çalışmaktadır. Ancak bir gün medyumlar Anderton’a kendisinin bir cinayete karışacağı haberini verirler. Spielberg, kenti daha gerçekçi gösterebilmek için aralarında şehir plancılarının da bulunduğu büyük bir ekip ile çalışır. Yönetmen 2054 yılını yaşayan Washington’ı tasarlarken seyirciyle öykü arasına bir mesafe koymasına neden olacak her türlü mekansal ayrıntıdan kaçındığını belirtir. Film bu yüzden kimi bilim kurgu filmlerinde yer alan klişelerden uzaktır, örneğin kentin üzerinde uçan taşıtlar Azınlık Raporunda görülmez. Onun yerine gerçekleşmesi daha mümkün görülen yatay ve dikey yollarla bunların üzerinde hareket eden arabalar planlanır. Bilim kurgu efektleri kentin büyük plazalarında kendini gösterir. Ziyaretçilere isimleri ile hitap eden reklam panoları, iris taraması ile açılıp kapanan kapılar 2054 yılının getirileridir. Ancak bunların dışındaki kent yaşamı hiç bozulmadan kalmıştır. Washington genel yapısı ile bilinen Washington’dır. Azınlık Raporu bilim kurgu seven seyirciden tam not alır.

Yönetmen Fritz Lang’in 1927 yılında çektiği Metropolis 2020 yılında geçer. Kentte sınıf ayrımı iyice belirginleşmiştir, işçiler aralıksız çalışmakta ve ezilmektedir. Gücü elinde tutan sınıf ise işçilerin bilinçlenmesinden korkmaktadır. Bilim adamı Rotwang’ın bir de robot icat etmesi kentte bardağın taşmasına sebep olur. Alman Ekspresyonist Sinemasının en iyi örneklerinden olan film, karamsar tavrı, robotu ve kent tasarımı ile sinema tarihinde bir başyapıt sayılır. Dönemine göre muhteşem sayılabilecek şehir tasarımı ile film kendisinden sonra gelen pek çok bilim kurgu filmine esin kaynağı olur. Metropolis, sadece döneminin değil, tüm zamanların en üstün bilim kurgu yapıtlarından biri olarak sinema tarihine geçer.

Seyircinin belleğine kazınan bir başka şehirler serisi Peter Jackson’un görkemli ve başarılı uyarlama dizisi Yüzüklerin Efendisi serisinde ortaya çıkar. Jackson, Alan Lee ile yaptığı mekan çalışmalarında Tolkien’in sırasını takip eder. Lee, görsel yolculuğa Shire’ın yeşil ve bereketli topraklarından başladıklarını, oradan Rohan’ın steplerine geçtiklerini ve son kısmı bir endüstriyel çöplükte, Mordor’da bitirdiklerini söyler. Hobbitlerin yurdu Shire Yeni Zelanda’nın Matamata tepelerinde, gerçek yeşillik kullanılarak oluşturulur. Shire mağara evleri ile hem Tolkien’in kitabında betimlediklerini resmeder, hem de mekan çalışması ile Shire dışında olan bitenden haberi olmayan mutlu ırkın yaşamını simgeler. Seyirci Shire’dan çıkar çıkmaz daha karanlık ve kasvetli ya da daha büyük ve daha görkemli mekanlarla karşılaşır. Gondor’un başkenti Minas Tirith Antik Roma ya da Antik Bizans kentlerinin izlerini taşır. Alan Lee’ye göre şehir Gondor halkının Kuzey Avrupalılara has sofistikeliğini ve onların güzellik anlayışını yansıtmaktadır. Beyaz Kent Yüzük Kardeşliğinde kısa da olsa tüm ihtişamı ile gözükür. İnsan krallarının büyük ve zarif şehri sırtını bir tepeye vererek inşa edilmiştir. Şehrin yapısı yedi beyaz taş katmanından oluşan halkalar şeklindedir, tepesinde bir hisar yer almaktadır. Şehir son filmde Orklar ve Nazgûller tarafından yok edilirken bir kere daha perdeye yansır. İlk filmde görülemeyen detayları, büyük ve geniş caddeleri, heybetli kale burçlarını, büyük ve yüksek kuleleri son filmde yıkılırken de olsa görmek fırsatı seyirciye verilir. Rohan’ın başkenti Edoras’da yine Lee tarafından kitapta yer alan resimlere birebir uyularak tasarlanır. Kent, binaların tarzından at oyması figürü kullanılan süslemelerine kadar Kuzey Avrupa kültüründen esinlenerek oluşturulur. Görkemden ve ayrıntıdan uzak daha işlevsel bir kent yaratılır. Elrond’un önderliğinde Elfler Rivendell’de yaşarlar. Kitapta bir vadi içinde saklı olduğu belirtilen kent Lee ve ekibi tarafından Tolkien’in yazdıklarına birebir uyularak tasarlanır. Rivendell, kenti saran yeşillikler, çevresinden akan şelaleler, köprüler ve buğulu binaları ile cennetin bir yansıması olarak seyircinin karşısına çıkar. Bir başka grup Elf ise etkileyici kraliçeleri Galadriel eşliğinde ağaçlar üzerinde tasarlanmış Lothlôrien’de yaşarlar. Tasarım ekibi ağaç Elflerinin kentini kraliçelerine yakışır şekilde mistik bir havada tasarlar. Şehir tüm ayrıntıları ile filmde gözükmese de seyircide büyük, gizemli ve mistik bir etki uyandırır. Kralın Dönüşü’nde karşılaştığımız Mordor kurak topraklar üzerindedir. Taşıdığı kötülüğün etkisini yaratabilmek için olabildiğince karanlık tonlar kullanılarak yaratılmıştır. Yönetmen ve ekibi Mordor’u Yeni Zelanda’da  aynı görüntüyü yansıtan Ruapehu Dağı’nda yaratırlar. Jackson ve ekibinin ödüller kazanan büyük başarısında Tolkien’in romanının etkisi kadar yaratıcı ruhların varlığı da yadsınamaz.

Film Biter……………Tadı Kalır!

Seyrettiği gerçek midir? Bu hayatlar, bu şehirler gerçekten var mıdır? Seyirci için acaba bu sorular mı önemlidir? Yoksa o sadece beyaz perdede gördüklerinin ruhu üzerinde bıraktığı izler ya da derinlerden çıkarttığı hatıralarla mı ilgilenir? Yoksa tek isteği büyük kentlerin ya da küçük kasabaların köşe başlarında bu hikayelerin gelip kendisini bulması mıdır?

Küçük, bazen keyifli bazen buruk bir gülümse bu karanlık salonlarda geçirilen zamana değmez mi?

O zaman……………İyi seyirler!

 
Kaynakça:

http://www.beyazperde.com/

http://www.yuzuklerinefendisi.com.tr/




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa