Editörler

Gülçin Tellioğlu
Bülent Irkkan
Ş.Uğur Okçu

Yayın Kurulu

Meryem Akköse
Can Gazialem
Elif İnan
Şirin Karadeniz
Nejat Kutup
Doğanay Sevindik
Aylin Yılmazbayhan
Leyla Yücel






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 19    Renk 2
Renk 2 Şebnem Soygüder
Renk ve Algı Psikolojisi

Yard.Doç.Dr. Şebnem Soygüder*

Fotografya’nın 18.Sayısı’nda renklerle ilgili bir yolculuğa çıkmış ve yarı yola şu şekilde gelmiştim (Renk):

“Bu yazıyı şöyle bir toparlamak gerekirse; Rengi belirlemek için mutlaka ışık olmalı, görünen bir yüzey, onun dokusunda pigment ya da boyar madde bulunmalı ve bunları gören sağlıklı bir göz ile gözden gelen sinyalleri algılayan beyin gerekmektedir. Bu şartlar bir araya geldiğinde sağlıklı bir biçimde renkleri görebiliriz.
Burada rengin fiziksel ve fizyolojik yapısından söz ettim. Bundan sonraki yazımda ise renklerin psikolojik yapısından ve psikolojik etkisinden söz edeceğim. Sadece fizyolojik yapısını bilmekle rengi sanat ortamına taşıyamayız. Bu bilgi daha çok fiziğin, optiğin ve tıbbın konusu. Disiplin alanımız olan sanatta  ise rengin ağırlıklı olarak psikolojik yapısından, görsel bellekten söz etmek; kısaca algı psikolojisinde rengin yerini bilmemiz gerekiyor.
Gelecek yazımıza şöyle bir renk tanımıyla merhaba desek...
Dördüncü tanım:  Renk, beynimizin içinde renge karşı oluşan psikolojik cevaptır.”

Şimdi yarıladığımız yolu tamamlama zamanı...

Fotoğrafçıların, grafik tasarımcıların, ressamların, renk seçicilerin, yönetmenlerin, fotoğraf editörlerinin, haber fotoğrafçılarının, kurgucuların, imaj yaratıcılarının kısaca görsel iletişimi meslek veya uğraş alanı edinenlerin mutlaka rengin bilinçaltındaki yansımasını bilmeleri gerektiğine inanıyorum. Her renk bir göstergedir. Yananlamda soyut birtakım şeyler ifade ederler. Bir fotoğrafçı renklerin çağrışımlarını ne kadar çok bilirse o kadar yananlamı güçlü fotoğraflar çekebilir. İmgeler, şekiller, işaretler, beden dili, duruş şekli, kodlar gibi renkler de fotoğrafçıya zengin görsel bir evren sunar. Önemli olan bu kodları çözebilmektir. Bu yazımda bazı temel renklerin insan bilincinde ne anlama geldiğinden söz edeceğim. Aslında renk,  “göstergebilim”in de temel konusu ancak bu yazıda fazla dağılmadan duyu psikolojisinde renklerin anlamlarına kısaca değinmek istiyorum. Göstergebilim üzerinden renk değerlendirmesini başka bir yazıya bırakalım.

Günümüzde renklerin nasıl da hayatımızı doldurduğunu, gördüğümüz imgeleri yorumlama ve anlamlandırmada ne kadar da büyük bir rol oynadığının farkında mısınız? Rengin başlı başına bir gösterge olduğunu, kültürel bir anlama sahip olduğunu, aynı toplumda aynı anlama sahip bir renk farklı toplumlarda farklı ya da aynı anlam ifade ettiğini biliyor musunuz? Bazı işaret ve simgeler gibi bazı renklerin de kemikleşmiş anlamı olduğunu görebildiniz mi?

Renkler insanın duyguları ve ruh haliyle çok yakından ilgilidir. Yapılan araştırmalara göre insanların üretkenlikleri çevrelerini saran rengin etkisine bağlı olarak artar ya da azalır. Kısacası renkler insan psikolojisini doğrudan etkiler. Ama aynı zamanda insan, içinde bulunduğu psikolojik durumu renklerle de ifade edebilir. İnsan farkında olmadan içinde bulunduğu durumu, iç dünyasını seçtiği renklerle ortaya koyar. Boşanırken, âşıkken, bir yakınımızı kaybettiğimizde vs...

Şunu unutmayalım ki kimimiz renkli, kimimiz silik insanlarız. İsveçli bir psikiyatrist neşeli ve dışadönük insanların renge, melankolik ve içedönük insanların ise biçime eğilim duyduklarını söyler.

İletişim Fakültelerinin Halkla İlişkiler ve Reklâmcılık Bölümleri’nde “Kişilerarası İletişim Ana Bilim Dalı” bulunmaktadır. Bu Ana Bilim Dalı’nın en önemli konularından biri “renk”tir. İnsanlar taşıdıkları renklerle mesaj iletmektedirler. O, bir sessiz dildir, beden dilinin bir parçasıdır. Sözsüz iletişimin bir parçasıdır. Siyasetçiler hangi ortamlarda ne renk giyinmeli?, imaj yaratırken neye dikkat etmeli? İşte bakın bu da farklı bir disiplin alanının renkle bağını gösteren çarpıcı bir örnektir. Yolsuzluk skandallarının medyaya yansıdığı dönemlerde dikkat edin siyasetçiler açık renk takım elbiseler, döpiyesler giyinmektedirler. “Temizlik”, “saflık”, “masumiyet” mesajı iletmek için elbette.

Renklerin dilini anlamak, renklerle izleyicilere iletiler göndermek, iletişime yepyeni boyutlar kazandırmaktadır. Sinema sanatında, reklâm fotoğraf ve filmlerinde, grafik tasarımda (afiş sanatı, kitap kapağı, ambalaj tasarımı vs...) anlamı güçlendirecek en önemli öğelerden biri renktir. Firmalar ürünleri satabilmek için gerek ambalajlarında, gerek reklâmlarında özellikle renklerden faydalanırlar.

Bazı temel renk kuralları tasarımımızda bize ışık tutabilir. Renkler çeşitli şekillerde sınıflandırılmaktadır. En yaygın olarak bilineni ise sıcak ve soğuk renk ayrımıdır. Sıcak renkler dalgaboyu yüksek olan sarı, kırmızı ve turuncu; soğuk renkler ise dalga boyu düşük olan mavi, yeşil ve mordur. Yeşilin içindeki sarı arttıkça ısınır ve sıcak renk paletine yaklaşır. Azaldıkça soğuklaşır ve mavileşir. Sıcak renkler daha çabuk algılanır. Öncelikle bunu bilelim. Görsel bir tasarım içinde yer alan renklerden ilk önce sıcak renkler algılanır. Sıcak renk hem önce görünendir hem de en yakında olan gibi algılanır. Soğuk renkler ise bizden uzakmış duygusu oluşturur. Bu temel bilgi çoğu zaman tasarımcının ve fotoğrafçının görsel derinlik problemini çözebilmesi için gereklidir. Yeşil gibi soğuk bir zeminde mesajı okutmak istiyorsak seçilen tipografik karakterin rengi kırmızı gibi sıcak bir renk olmalıdır ki mesaj öne fırlasın. Aynı şekilde fotoğrafta da ana öğenin sıcak renklere sahip olması görsel etkiyi arttırır. Yeşil bir yaprak üzerindeki kırmızı bir uğurböceğinin yer aldığı fotoğraf yeşil bir yaprak üzerindeki çekirgeden daha etkili ve çekicidir.

Yapılan çeşitli deneylere göre renkler insanların koku ve tat alma duyuları üzerinde de etkili olduğu saptanmıştır. Örneğin sarı ve turuncu ekşi hissi uyandırır. Çünkü akla limonu ve portakalı getirir. Kırmızı, pembe tatlı hissi uyandırır. Çünkü elma ve çileği akla getirir. Mor ve yeşil acı hissi uyandırır. Çünkü patlıcan ve biberi hatırlatır. Mavi ve yeşil tuzlu hissi verir. Lahana ve pırasayı hatırlatır.

Açık renk kokular daha yumuşak ve çiçekli koktuğu; koyu renkli kokuların ise daha ağır ve baharatlı olduğu duygusuna kapılırız. Genel olarak gençler çiçek kokularını (açık renkli parfümleri), yaşlılar baharat kokularını (koyu renkli parfümleri) tercih eder.

Baktığımız zaman giyim kuşamda da gençler açık ve parlak renkleri; yaşlılar koyu ve silik renkleri tercih ederler. Renk kullanımında en cesur davrananlar çocuklardır. Çünkü onlar gereksiz kısıtlamalar içine girmezler. Renkleri özgürce kullanırlar. Öğrendikleri kültürel kıstaslar yoktur, renk uyumu bilgisi yoktur...

Renklerin bireylerin çeşitli psikolojik dürtü, güdü ve ihtiyaçları üzerine de etkili olduğu, yapılan çeşitli deneylerle ortaya çıkartılmıştır. Örneğin açlık duygusu üzerinde turuncu, kırmızı ve sarının iştah artırdığını; mavi, türkuaz ve yeşilin susuzluk duygusunu arttırdığı, kırmızının ve eflatunun cinsellik güdüsünü arttırdığı, pastel tonların annelik ve şefkat duygusunu çağrıştırdığı, mavi ve yeşilin sessizlik, sükunet duygusunu arttırdığı saptanmıştır. Yapılan çeşitli araştırmalarda, mor, kırmızı, altın sarısı ve siyah gibi renklerin prestije önem veren kişiler tarafından tercih edildiği görülmüştür. Günümüz çağdaş ve modern tüketici grupları tarafından da metalik renklerin tercih edildiği saptanmıştır. Renklerin reklam uygulamaları açısından diğer önemli etkileri ise şöyle belirlenebilir: Ürünün fark edilme ve tanınmasını, okunaklılığının arttırılmasını, ürüne kimlik kazandırılmasını, reklâmın ikna gücünün arttırılmasını, ürünün tanınmışlığının arttırılmasını sağlamaktadır.  (Teker 2003:81)

Renklerin, harekete geçirebilen, sakinleştirebilen, heyecanlandırabilen, rahatsız eden, dinginleştirebilen hatta üşüten ve ısıtan bir gücü vardır. Işığın yetersiz olduğu durumlarda hem bitkilerde hem de insanlarda çeşitli olumsuzlukların ortaya çıkması bilim adamlarını bu konu üzerinde çalışmaya yöneltmiştir. İnsan vücudunun ışığa tepki gösterdiği fark edilince ışık ve rengin insan üzerindeki etkisi bulunmaya çalışılmış, bu çalışmaların sonunda da ortaya renk terapisi çıkmıştır. Renkler çağrışımlarla duyguları anlatır. Dünyanın pek çok ülkesinde “renk bilim merkezi” vardır. Tokyo, Pekin, New York, Paris, Londra.. Bu merkezlerde birtakım hastalıklar renklerle tedavi ediliyor. Örneğin migren tedavisinde mor ve eflatun kullanılır.

Renk fiziksel bir oluşumdur ve ışıkla birlikte var olur. Önemli bir tasarım öğesi olduğu gibi aynı zamanda sembolik bir değeri vardır. Tek başına renk mesaj verebilir, davranışları yönlendirebilir, insan fizyolojisi üzerinde etkiye sahiptir. Bu fizyolojik etki rengin bir sembol olarak olumu ve kullanımında etkin olur. Doğada renk canlılar arasında önemli bir yaşamsal etkiye sahiptir. Çoğu zaman hayvanlar renk yardımıyla avlanır, renk değiştirerek hayatta kalır ve ürerler. Renk aynı zamanda doğal bir çekicilik unsurudur. Renkler insan davranış ve karar mekanizmalarında çok etkin rol oynarlar.

Grafik tasarımda (ambalaj, afiş, kitap kapağı, CD kapağı, web sayfası vs..) renk  üzerinde çalışılması ve dikkatle plânlaması gerekir. Çünkü grafiğin en önemli hammaddelerinden, diğer bir deyişle yapıtaşlarından birisidir. Renk ve ton değerleri sayesinde biçimleri, tipografiyi, ön plânı görünür kılar veya arka plâna iteriz. Renk, görsel hiyerarşiyi organize etmek aşamasında önemli bir etmendir.
Yapılan araştırmalar ambalajlarda kullanılan rengin satın alma ve ürün seçmede de etkili olduğunu ortaya koymaktadır.

Ambalajlarda renk, biçimden önce algılanır.

Renk, tanıtımını yaptığı ürüne kimliğini verir. Sözgelimi National Geographic dergisinin kapağındaki sarı bordür, OM Yayınevi’nin sırtındaki siyah ve turuncu renk, Can Yayınları’nın beyaz rengi, Coca Cola’nın kırmızı-beyazı, Milka’nın eflâtun rengi, bu liste uzar gider.

Milka çikolatasının lila (eflâtun) rengi ineği 1972’den beri kullanılmaktadır. Artık lila inek Milka’nın kurum kimliğini yansıtmasından öte nerdeyse bir ulusu temsil eder niteliğe bürünmüştür. İsviçre’nin Alp Dağları’nda yaşayan “Zimmenthal” cinsi inek bizlere hemen İsviçre’yi çağrıştırmaktadır.

Marka belirlenirken ürün rengi genellikle ambalaja konu olur. Bu ürünler zamanla kişisel ve toplumsal bilinçaltına yerleşir. Örneğin Ambalajlarla tüketicilere bazı renklerin hangi tatları çağrıştırdığı öğretilmiştir. Mavi ambalajlı bir çikolata ya da dondurmayı düşünün bu kesinlikle “hindistancevizli” çıkacaktır. Sakız veya şeker almak istediğinizde “naneli” bir tat istiyorsanız eliniz yeşil ambalajlı pakete; “çilekli” sakız ya da şeker istiyorsanız pembe renkli ambalaja gidecektir. Sigara içenler için de aynı durum söz konusu mentollü içenler hemen yeşil pakete yönelecek; mentollü içmeyenler yeşil pakete yanaşmayacaklardır.

Bu bilgiden sonra temel bazı renklerin ne anlam ifade ettiklerinden kısaca bahsedelim:

Renklerin anlamları:

Siyah:
Batı kültüründe ölüm ve matemin rengidir. Aynı zamanda aristokrasinin ve resmiyetin rengidir. Buna karşın Afrika’da ve Mısır’da bereketin rengidir. Yağmur dolu siyah bulutlardan bu anlamı alır.

Mevleviler dönmeye başlamadan önce siyah pelerini fırlatıp atarlar. Sonra dönmeye başlarlar. Bu sembolik davranışın anlamı kötülüklerden karanlıktan sıyrılmaktır. Sonra beyaz roblarıyla semaya başlarlar (Uçar, Tevfik Fikret, 2004: 50).

Siyah cehennemin, şeytanın, kötülüğün de rengidir. Doğasındaki saklanma, gizlenme ve örtme ona sihir ve büyü anlamları da katmıştır. Satanistlerin siyah giyindiğini biliyoruz. Bu nedenle simsiyah giyinmiş, yüz makyajından tırnaklarına kadar siyaha boyamış gençleri gördüğümüzde öyle ya da değil içimizden “satanist” oldukları fikrine kapılıyoruz. Bu bir önyargı da olsa siyahın bedende bu şekilde kullanımı, ilk bakışta, satanizmin göstergesidir.

Siyah gecenin ve evrenin sonsuz karanlığının rengidir.

Dilimizde siyahla ilgi deyimlere baktığımızda anlamları hep olumsuzdur.”kara gün”, “kara büyü” gibi. Kedinin siyahına bile “uğursuzluk” anlamı vermişiz.

Mavi ve siyah yan yana kullanılırsa kaosu çağrıştırır. Bilm-kurgu ve fantastik filmlere baktığımızda genellikle mavi ve siyah renklerin geniş yüzeyler halinde kullanıldığını görürüz. Hary Potter filminin afişi gibi.





Beyaz: Somut olarak aklımıza kar gelir, ay gelir, bulutlar gelir. Bu soyut anlamda saflık ve temizliğin simgesidir. Bunun dışında savaşta beyaz bayrak teslimiyeti ve barışı simgeler. Batıda saflığı, bekareti simgelediği için gelinlikler beyazdır.

Beyaz, siyah ile anılır. Bu iki renk zaman zaman birbirinin yerine anlamsal olarak da geçmektedirler. Farklı kültürlerde sembolik anlamlar yer değiştirebiliyor. Sözgelimi Batıda siyah matemin rengiyken doğuda beyaz matemin, ölümün ve acının rengidir. Aynı şekilde Anadolu ve Hint kültüründe gelinlikler kırmızı iken Çin’de sarı, Batı toplumunda beyazdır.

Gerçek anlamda temizlik ve hijyenin rengi de beyazdır. Deterjan reklamlarına bakıldığında “beyazlatma” veya “daha beyaz” gibi söylemlere sıkça rastlar, görüntülerde de bembeyaz çamaşırlara yer verildiğini görürüz. Kloraklı yani çamaşır suyu katkılı, kısaca beyazlatan deterjanların ambalajlarında da beyaz renk hakîmdir. O ürünü tercih eden kadınların bilinçaltında “daha beyazlatacağı” fikri oluşur.

Tüm renklerin toplamı beyaz rengi oluşturur. Bu nedenle beyaz hangi renkle kullanılırsa o rengin gücünü ve etkisini arttırır. Bunun dışında beyaz öte dünyayı da simgeler. Ruhani bir anlamı da vardır.



Kırmızı: Bu renk fiziksel anlamda güç, yaşam, enerji, cinsellik, dinamizm ve heyecanı temsil eder. Psikolojik etkisi ise uzun süre izlendiğinde insanda gerginlik ve heyecan yaratması, kısa sürede ise dikkat çekici olması ve bakışı üzerinde toplamasıdır. Resimsel anlamda tehlike ve yasakların belirtilmesi amacıyla kullanılır. Toplumsal anlamda kendine güveni, erkeksiliği, saldırganlığı, bedensel gücü, küstahlığı ve kabalığı simgeler. Sıcak bir renk olan kırmızı, dikkat çekici olduğu için reklâm fotoğrafçılığı uygulamasında sıkça kullanılır. Tahrik ve teşvik edici özelliği nedeni ile dikkatli kullanılması gerekir. Bu renkteki nesneler daha büyük ve yakın görünürler (Teker, 2003:82-86)

Cinsellik içerikli filmlerde ve şiddet filmlerinde kırmızı kullanılır. Çünkü kırmızının en bariz çağrışımı seks, şiddet ve kandır.

Zaten somut olarak düşündüğümüzde aklımıza ilk olarak kan, kırmızı kalpler ve kırmızı güller gelir. Trafik işaretlerine şöyle bir baktığımızda çeşitli uyarı levhalarında kırmızının tehlikeyi ve bir ikazı da simgelediğini görürüz. Dünyanın neresine giderseniz gidin kırmızı bordürle belirlenmiş üçgen bir trafik levhasının içindeki hayvan o yerde her an karşınıza çıkabilir diye sürücüyü uyarır. Bizde “dikkat vahşi hayvanlar geçebilir” levhası içinde geyik piktogramı bulunan kırmızı çerçeveli üçgen bir levhadır, Singapur’da bu levhanın içinde maymun ve iguana, Afrikada fil piktogramı bulunur.  Çünkü trafik işaretleri uluslararası semboller yani piktogramlardır (resim-yazı) ve kırmızı her yerde bir uyarıyı temsil eder. 


Vahşi hayvanlar geçebilir


Kırmızı bayrak başkaldırdı ve devrimin rengidir. Rus, Çin ve Fransız Devrimi sırasında hep ön saflarda kırmızı bayrak taşınmıştır (Uçar, Tevfik Fikret, 2004:51).

Yapılan araştırmalar kaza yapan arabaların çoğunun kırmızı olduğunu gösterir. Kan basıncını arttırdığı, insanı sinirlendirdiği göz önüne alınırsa sigorta şirketlerinden gelen bu sonuca şaşırmamak gerekir. Ayrıca çalınan arabaların da çoğunun kırmızı olduğu gözönüne alınacak olursa dikkat çekiciliği burada da kendini göstermektedir.

Yüzdeki kırmızılık ise ikonografik olarak (belirtisel gösterge) utanma, kızgınlık ve ateşin belirtisidir.

Kişilik göstergeleri olarak ele alındığında ise kırmızı, güçlü, hırslı, cesur, dışadönük, lider, baskın, agresif, mücadeleci, tutkulu, heyecanlı, bencil insanların rengidir.

Kültürel olarak örnek vermek gerekirse; Hindistan ve Çin’de kırmızı şansı ve üretkenliği simgeler. Hindistan’da gelinlikler kırmızıdır.

Dalga boyu yüksek olan kırmızı hemen görüldüğü için kullandığımız makinelerde, cihazlarda (beyaz eşyalar, fotoğraf makineleri, kameralar, küçük ev aletleri gibi) dikkat edilmesi gereken fonksiyonlar kırmızı işaretlerle, düğmelerle yer alır. Sözgelimi fotoğraf makineleri üzerinde yer alan “flaş” işareti çoğunlukla kırmızı bir şimşek işaretidir ya da senkronize olduğu enstantene değeri ne ise o kırmızı renkle yazılır.





Ürün kimliklerine baktığımızda bugün pek çok ünlü markanın kırmızıyı kullandığını görürüz. CocaCola, Pepsi Cola, Marlboro, Ülker, Eti, McDonald’s, Burger King, Nestle, vb. bu listeyi uzatmak mümkün. Kırmızı dikkat çeker ve sattırır.

Mavi: Huzur, gizemli bir derinlik etkisine sahiptir. Özgürlük ve sonsuzluk mavinin temel soyut algısıdır. Somut olaraksa her halde akla gelen ilk şey deniz ve gökyüzüdür.

Mavi kırmızının karşıtıdır. Kırmızı nasıl ki tansiyonu yükseltiyorsa mavi de bir o derecede düşürür. İnsanı sakinleştirir.
İç mimarların çocuk odalarında mavi kullanımının onların yaramazlıklarını azaltacağı, sakinleştireceği yönünde söylemleri vardır. Turuncu, sarı ve kırmızı gibi renkler çocukların hareketini daha da arttırır.

Batıda intiharları azaltmak amacıyla köprülerin korkulukları maviye boyanmaktadır. Çünkü bu renk tansiyonu düşürür ve sakinleştirir.
Nazar boncuğu mavidir. Anadolu’da kötülüklerden insanı uzaklaştırdığına inanılır. Arapça’da “ma-i” su demektir. Mavi ise o zaman su rengi anlamındadır. Çok değil yüz yıl öncesinde bu rengi Halit Ziya Uşaklıgil “Mai ve Siyah” adlı eser sunmuştur. Mai suyla ilgili olandır.

Afişlerde en geç solan renktir mavi. Genel olarak herkes bu rengi çok sever. Çünkü popüler çağın en çok giyilen giysisi kottur. Bu nedenle en çok beğenilen renk de giyimlerde en çok görünen renk de mavidir.

Mavi çok yoğun kullanılırsa hüznü çağrıştırır. İngilizce’de “I am Blue”, “I have the Blues” diye bir tabir vardır. Anlamı “dokunma, hüzünlüyüm” demektir. İçlerine döndüklerinde bunu söylerler. Hatta mavi bir başka sanat alanına isim babalığı yapmıştır. Bir Jazz formu olan BLUES adını onun çağrıştırdığı derin anlamdan alır. Amerika’daki zenci toplumun acısını blues dile getirir (Uçar, Tevfik Fikret, 2004:55).

Dünya %75’i sularla kaplı olan bu gezegenin fotoğraflarına baktığımızda mavi ağırlıklı görürüz. Bu nedenle Amerikalılar dünyaya “blue planet” derler.





Kişilik özelliklerine baktığımızda mavi, anlayışlı, uyumlu, sakin, güvenilir, hoşgörülü, dengeli insanların rengidir. Lacivert ve parlement mavisi ciddiyetin rengidir. Bu nedenle resmî kurumlar, ciddi kuruluşlar amblem ve logolarında, kurum kimliklerinde maviyi kullanırlar. “Parlement mavisi” adını “parlemento”dan, “parlemanter”den almaktadır. Görüldüğü gibi renk ciddiyeti ismine taşımıştır. Parliament Sigarasının adı gibi ambalajı da mavidir. Ciddi, stresli, yoğun işi gücü olan insanların sigarası olduğu mesajını vermeye çalışmaktadır.

Sarı: Somut olarak akla gelen ilk şey güneştir. O altının, güneşin, mutluluğun rengidir.  

Sarı altının da rengi olduğu için kullanıldığı yerlere ve tasarımlara zenginlik, maddi değer, saltanat ve statü katar.

Çin’de saltanatı ve imparatorluğu simgeler. Çünkü Çin hükümdarının tıpkı güneş gibi evrenin merkezinde olduğuna inanılır.

O mutluluğun rengidir. Bulunduğu ortama coşku ve neşe katar. Sarı dışadönük, yenilikçi, yaratıcı, alternatifler üretebilen, ilgi çekmekten hoşlanan, neşeli, espiritüel, canlı, hareketli, kıpır kıpır insanların rengidir.

Sarının bir diğer anlamı ise sıcaklık ve enerjidir. Bu nedenle çay ve Nescafe gibi sıcak içilen ürünlerin ambalajlarının renkleri genellikle sarıdır.

Öte yandan sarı bilinçaltında hastalığı da çağrıştırır. Sinematografik olarak bakıldığında sarı hastane duvarları yaygınca kullanıldığı görülür. Enerjinin yanı sıra dökülen sarı yapraklardan dolayı sonbaharı ve hüznü de taşır. İki yönlü bir çağrışıma neden olduğu için manik-depresif hastaların rengidir. Bu insanlar bir gün neşeli kabına sığmayan diğer gün mutsuz ve içine kapanıktır. Tıpkı Van Gogh gibi ve iç dünyasını sarı ağırlıklı renklerle yansıttığı tabloları gibi.




Van Gogh (Tournesols)




Sarı bilinen en parlak renktir. Sarı en dikkat çeken renktir. Trafik işaretlerine, lambalarına, yol çizgilerine baktığımızda kırmızıdan sonra sarıyı görmekteyiz. Kırmızı gibi göze çarpan bir renktir. Bu nedenle dünyanın hemen hemen her yerinde taksiler sarıdır.

Yeşil: Somut olarak akla ne gelir? Önce orman, ağaç ve bitki; kısaca yeşillik gelir elbette. “Yeşil” de zaten doğayı gözlemleme sonucu ortaya konmuş bir addır. Asıl kökü “yaş-ıl”dan gelir. Yani bitkilerin tazeliği, yaş iken taşıdığı renkten kaynaklanmaktadır.

Genellikle süt, ayran ve yoğurt ürünleri yeşille kendini tanıtır. Sütaş, Mis Süt, Pınar gibi. Doğallık ve tazeliği işaret eder. Birçok süpermarketin, hipermarketin kurum kimliği de yeşildir. Çünkü o gıdada tazeliği garantiler. Pehlivanoğlu, Kipa gibi.

Bankalar da yeşili yaygın olarak kullanırlar. Güven duygusunu çağrıştırdığı ve paranın rengi olduğu için. Birkaç örnek vermek gerekirse; Garanti Bankası, Şekerbank, Kentbank’ın kurum kimlikleri (logoları ve amblemleri) hep yeşildir.




Yaprak

Yeşil çay


Yeşil İslamiyet’i de akla getirdiği için ideolojik bir anlamı da vardır. İslamiyet yeşille kendini ifade eder nerdeyse. Yeşile el koymuştur. Cennetin yemyeşil olduğuna inanılır. “Türbe yeşili” dendiğinde yeşil yelpazesi içinde İslam yeşiline uygun olan ton aklımıza gelir.

Gri: Somut olarak akla sisi ve dumanı getirir. Aklaşmış gri saçlar “yaşlılığı” simgeler. Durgunlaştıran bir etkiye sahiptir. Sıkıntı, karamsarlık ve olgunluğu sembolize eder. Kesinlikle ciddiyeti ve ağırbaşlılığı temsil eder.

İlgi çekmekten, göze çarpmaktan kaçınan insanların rengidir. Bunlar tarafsız, kararsız, hüzünlü, karamsar, sıkıntılı, meraktan yoksun, temkinli kişiliklerdir.

Mimaride grinin yaratıcılığı öldürdüğü bilinir. Yaratıcılık gerektirmeyen ofislerde gri kullanmak sorun yaratmaz ancak yaratıcılık gerektiren işyerlerinde gri mekândan uzak durmak gerekir.

Pembe: Somut olarak akla kız bebekler, kız çocukları, yaşlı hanımlar, şekerlemeler, pembe güller gelmektedir. Bilinçaltından çabuk kandırılabilen ve kolay yaklaşılabilendir. Pembe kıyafet giyinmiş bir garsona ya da kuaföre daha çok bahşiş verme eyleminde bulunulduğu gözlemlenmiştir. Pembe masumiyeti, kırılganlığı, hassaslığı çağrıştırır.




Barbie bebek




Somut olarak akla kız bebekler, kız çocukları, yaşlı hanımlar, şekerlemeler, pembe güller gelmektedir. Bilinçaltından çabuk kandırılabilen ve kolay yaklaşılabilendir. Pembe kıyafet giyinmiş bir garsona ya da kuaföre daha çok bahşiş verme eyleminde bulunulduğu gözlemlenmiştir. Pembe masumiyeti, kırılganlığı, hassaslığı çağrıştırır.

Mor: Aklımıza menekşeler geliyor ilk olarak. Sonra “feminizm hareketi”.

Doğada doğal olarak en az, en nadir bulunan renk mordur. “kraliyet rengi”dir.  Çok az görüldüğünden tek olma ve iktidar olmayı simgeler. Uzun yıllar bu rengi sadece krallar, din adamları, aristokratlar kullanabilmiştir. Boyar madde olarak da çok sonradan bulunmuş ve kumaşlar diğer renklere göre çok sonradan mora boyanmaya başlanmıştır.





William Perkin adlı bir İngiliz kimyacı, 150 yıl önce kömür üstünde deneyler yaparken, geleceğin kadın modasında devrim yaratacak bir renk keşfetmişti. Artık, dünyada herkes bu renkte elbiseler giyiyor, bu renkte aksesuarlar takıyor ve bu renkte makyaj yapıyordu. Ardından, bu rengin bilimsel yararları da ortaya çıktı. Eflatun renk, tüberküloz etkeni basiller ve DNA'ların incelenmesinde bilim adamlarına önemli adımlar sağladı.

1853 yılında Perkin kömürden boya elde etmeyi başardı.  Taşkömürü katranından "anilin" maddesini elde etmiş, bunu oksitlenmeye tabi tutarak, sonucunda erguvani-menekşe renginde bir boya maddesi ortaya çıkarmıştı. Perkin'in "movein" (mor renkli boyarmaddeler grubunu tanımlayan terim) adını verdiği renk, bugün leylak, mor, eflatun, macenta, patlıcan moru ya da frambuaz tonlarıyla da biliniyor.

1857 yılında ipek kumaşlar eflatun rengine boyanmış, British Colour Council (İngiliz Renk Konseyi) yeni renk tonuna, boya endeksinde 225 numarayı vermiştir.
Ortaçağ'ın başlarında başpiskoposlar, kendi sınıflarına uygun olarak mor rengi seçmişlerdi, bu seçim hâlâ önemini sürdürüyor. Bunda belki de, Roma imparatorlarının, Suriye'nin antik kenti Tyrus'ta (Sur) üretilen mor ile (Tir moru) boyanmış togalar giymelerinin de etkisi vardı. Katolik kilisesinde bir din adamı, hiyerarşide ne kadar yükselirse, cüppesindeki mor tonlar ve beneklerin sayısı da artıyordu. Piskoposlar leylak rengi giyinirken, erguvan giysili kardinaller, ayrıca mor ametist taşı olan bir yüzük takıyorlardı.

Günümüzde feminizm kendini mor ile sembolize eder. Tanrıbilim ve psikanaliz uzmanı Ingrid Riedel'e göre, bu psikolojinin altında, insan psikolojisinin derinlerinde bir yerlerde hâlâ varlığını gizlice koruyan bir simge yatıyor: "hermafroditler"... Hermafrodit, Yunan mitolojisinde yarısı kadın yarısı erkek bir tanrıydı ve iki cinsliliği simgeliyordu. Hırçın erkeğin rengi kırmızı ile sakin kadının rengi mavinin bireşimi olan bu renk, daha Ortaçağ'dayken, "zıtlıkların birleşme noktası"nın simgesi sayılıyordu. İki rengin karışımı olan mor, iki gerçekliğin ortasında yer alıyor ve aralarında bir köprü oluşturuyordu. Renk psikolojisi uzmanı Harald Braem'e göre, erkeksi kırmızı ile kadınsı mavinin karışımı, kadın hareketi için hakların eşitliğini simgeliyordu(http://www.focusdergisi.com.tr/ bilim/00148/)


Feminist hareketin simgesi

Eflatun rengin ulaştığı aşama, geçtiğimiz yüzyıldaki kötü imajı düşünüldüğünde oldukça etkileyici. Eflatun, uzun zaman "düş kırıklığı"nın rengi olarak görüldü; "zehir", "acı" ve "ümitsizlik" simgesi sayıldı. Ressam Wassily Kandinsky'ye göre, bu rengin hastalıklı, üzüntülü ve sonu çağrıştıran bir yönü vardı. Renkler hakkında kapsamlı yazıları olan Johann Wolfgang von Goethe, bu rengi yaşlılıkla ilişkilendirmişti. Renk testlerinin uygulandığı denekler, eflatun için "kuşkulu", "gizli", "yasak", "yozlaşmış" ve "hastalıklı" nitelendirmelerini yapıyorlardı. 1989 yılında, 14-83 yaş arası kişilerle yapılan bir anket çalışmasında mor, sevilmeyen renkler listesinde 3. sırada yer aldı.

Mor asilliğin, lüksün, depresyonun, feminizmin ve şiddetin rengi. Genellikle sıra dışı insanların tercih ettiği bir renk. Duygusal, çekici, beğenilmek isteyen, aldırmaz, sabırlı, zarif insanların tercihidir. Şiddeti de temsil etmesi kelime köklerine bakıldığında bu çağrışımı net olarak göstermektedir zaten. Mor rengin Latince'deki aslı "violenti" sözcüğünün etimolojisi de çok ilginç... "Violentia", şiddet; "violare" de tecavüz etmek anlamına geliyor. İngilizce'de "violence", şiddet anlamında kullanılıyor. Bu kelimeler, Latince'deki "viola"dan türetilmiş. Viola, menekşe demek ve mor rengi de niteliyor...

Kahverengi: Akla ilk önce ahşabı, ağacın gövdesini, toprağı getirmektedir. Ayakları yere basan insanların tercihidir. Gösterişten hoşlanmayan, sıradan, güvenilir insanların rengidir. Güven duygusunu aşılar ama yaratıcılıktan uzak bir renktir.

Fast food restoranlarında dekor genellikle kahverengidir ki “çabuk yensin ve çabuk gidilsin” duygusu uyandırır. İnsanlar kahverengi ve tonlarının bulunduğu mekânlarda fazla oturamamaktadır.
Topraktan gelen çok doğal bir algılaması vardır. Psikolojik açıdan güven veren bir etkisi vardır. Resmiyetten uzak bir renktir. Yapılan araştırmalar kahverengi giyinmiş insanlarla daha rahat konuşulduğunu ve bu insanla daha çabuk sohbet kurulduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle gazeteciler röportaja giderken kahverengi giyinmeye özen göstermelidirler.  Karşısındakinin güvenini daha çabuk kazanır.

Çikolata da rengi gibi huzur ve mutluluk verir.


Gökkuşağı: Renkler değişik coğrafya ve kültürlerde anlamsal farklılıklar gösterirler. Bu anlamlar zamandan zamana veya toplumdan topluma değişebilir. Örneğin gökkuşağının anlamı önceleri anlamı “şans” iken artık “eşcinselliği” temsil etmektedir. Bu sembolle eşcinseller Batı’da kendileri göstermektedir. Gökkuşağı rozeti, etiketleri, bayrakları, araç plakaları kullanırlar (Tevfik Fikret Uçar, 2004:46). Mitolojiye göre gökkuşağının altından geçen cinsiyet değiştirirmiş. Kadın erkek, erkek kadın olurmuş. Bunu sembol olarak sahiplenmelerinin belki de nedeni budur.

Bizim toplumumuzda ise gökkuşağının başladığı ya da bittiği yere varan kişi hazine bulur.




Eşcinsel hareketi






Renklerin doğru ve etkili kullanımı;
• Rengi, küçük öğeleri büyüklerin içine yerleştirmeye yardımcı olması için, zemin tonu olarak
• Rengi, dikkati üstüne çekmek istediğiniz belirli, küçük boyutlu öğeleri vurgulamak için
• Rengi, aynı alanda bir grubu diğerinden ayırmak için
• Rengi, aynı yerde kullanılan ancak benzer karakterlerde olmayan öğelerin devamlılığını ve geçişini sağlamak için tamamlayıcı olarak tanımlayabiliriz.
(Ketenci, Hasan Fehmi, 2006:197)

Bazı İpuçları
Görsel algıda üçgen, kare ve yuvarlak form vardır. En ilgi çeken üçgen formdur. Çünkü dinamiktir. Ama içleri boyandığında kırmızı bir karenin en uzun süre hafızada kaldığını göstermiştir.

En çabuk hatırlanan renk sarıdır.
En zor hatırlanan renk ise mavidir.
Doğada en az bulunan renk mordur.
En dikkat çeken şekil/zemin ilişkisi rengi sarı ve siyahtır.
En az dikkat çeken zemin ise kahverengi ve yeşildir.
Açık ve parlak renkli objeler büyük, ağır ve uzak algılanır.
Koyu ve doygun renkli objeler küçük, hafif ve yakın algılanır.

Örneğin aynı gramajdaki sarı ve mavi paketi bizler farklı ağırlıktaymış gibi algılarız. Sarı pakettekini daha ağır ve büyük algılarız. Yüzeyler tasarlanırken grafikler kullanacağı renkle tipografik karakteri daha yakın veya uzak gösterebilir. Tasarım mükemmeldir ama renkleri yanlış kullanırsanız başarı elde edemezsiniz.

Yatayda çizilmiş kontrast renkler genişlik, düşeyde çizilmiş kontrast renkler uzunluk hissi verirler.

Son söz olarak şunu vurgulamak istiyorum: Bilinmelidir ki renkler mesaj iletir. Onların bizlere anlatacak dertleri vardır. Çözümleyebilmek için etrafı, öncelikle içinde bulunduğumuz kültürü ve biraz daha merakla dışında bulunduğumuz kültürleri çok iyi gözlemlememiz gerekmektedir. Hangi renk ne anlama geliyor? Ne anlatmaya çalışıyor? Renkleri nerde kullanırsanız kullanın anlamlarını ve ilettikleri mesajları göz ardı etmemeye çalışın.  Renk hakkında yazılanlar algı psikolojisinin de ortaya koyduğu birtakım saptamalardır. Bunlar genel geçer kabul görmesi gereken ilkeler değildir elbette. Sadece bilinmesinde fayda olduğunu düşünüyorum. Çünkü yan anlamı yüksek eserlerin sanatsal değeri de yüksektir.

Kaynakça

Hasan Fehmi Ketenci, Görsel İletişim & Grafik Tasarım, Beta Yayınları, İstanbul, 2006.
Tevfik Fikret Uçar, Görsel İletişim ve Grafik tasarım, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 2004.
Ulufer Teker, Grafik Tasarım ve Reklâm, Dokuz Eylül Yayınları, İzmir, 2003.
http://www.focusdergisi.com.tr/bilim/00148/
Şebnem Soygüder, Renk, Fotografya, 2006.

* Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa