Editörler

Gülçin Tellioğlu
Bülent Irkkan
Ş.Uğur Okçu

Yayın Kurulu

Meryem Akköse
Can Gazialem
Elif İnan
Şirin Karadeniz
Nejat Kutup
Doğanay Sevindik
Aylin Yılmazbayhan
Leyla Yücel






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Bölüm 4 (Dijital makina çeşitleri)
Dijital fotoğraf makinesi alırken - Bölüm 4

- SLR makinelerde objektif önüne filtre takılararak ya da fotoğraf çekilecek ortam için özel film kullanılarak ayarlanan beyaz dengesi, DSLR makinelerde bir tuşa basılarak ayarlanır. Gelişmiş DSLR makinelerde beyaz dengesi Kelvin cinsinden girilebilir. Bu nedenle ince ayar yapmak mümkündür. Hatta "white balance bracketing" diye bir şey var; siz deklanşöre bastığınızda ayarlanmış olan beyaz dengesi ayarında, biraz daha sıcak tonlarda ve biraz daha soğuk tonlarda olmak üzere üç farklı fotoğraf çekilir. Bir de bunu "exposure bracketing"le birlkte kullanırsanız, yani aynı şeyi pozlama için yaparsanız, bir sahneyi çekerken elinize dokuz farklı fotoğraf geçer (3 beyaz dengesi varyasyonu X 3 pozlama varyasyonu).

- DSLR makinelerde fotoğrafın rengi, kontrastı, parlaklığı, keskinliği gibi parametreler önceden değiştirilebiliyor. Damak tadınıza ve o anki ruh halinize göre bu ayarları farklı setler halinde kaydedip sonradan tek tuşla çağırma imkanı var.

- DSLR makinelerin RAW format denen bir özel formatı var (Nikon'da NEF). Eğer bu formatta fotoğraf çekerseniz, sensörden gelen veri, yukarıda bahsedilen hiç bir işleme tabi tutulmadan diske (ya da flash karta) yazılıyor. Yani ne beyaz dengesi, ne kontrast değeri, ne parlaklığı hiç bir ayarı değiştirilmiyor. Ancak EXIF verilerinin içine o anda makinede ne ayarlıysa kaydediliyor. Sonradan siz keyfinize göre o parametrelerle istediğiniz gibi oynayabiliyorsunuz. Bu formatın faydası; birincisi, beyaz dengesiyle uğraşmanıza gerek kalmıyor. Makineyi yanlış ayarda unutsanız bile düzeltmek sadece bir tuşa basarak mümkün. İkincisi, çektiğiniz fotoğrafların -2 ev ile +2 ev arası, geniş bir aralıkta pozlama hatalarını düzeltebilirsiniz. Üçüncüsü, 8 bit JPEG yerine 16 bit TIFF dosyası oluşturabileceğinizden, renk derinliği daha fazla bir dosya üzerinde işlem yapmış olursunuz. Bu da, resmi keskinleştirirken, gölgede kalmış bölgeleri açarken ve diğer tüm işlemlerde size daha fazla hareket alanı sağlar. RAW dosyalar ancak özel programlar yardımıyla açılır ve sadace okunabilir. Yani RAW dosyaların üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz, "RAW olarak sakla" diye bir komut yoktur.

- Pozlama toleransı açısından, JPEG çekilen fotoğraflar slayt filme benzerler, hatalı pozlanmış bir fotoğrafı kurtarmak çok zordur. RAW format ise daha çok negatif gibi davranır, pozlama toleransı fazladır.

- DSLR bir makinede sürprizler çok daha azdır, çünkü çektiğiniz fotoğrafı (küçük bir ekranda da olsa) anında görürsünüz. Genellikle fotoğrafın ışık durumuna LCD’den bakılmaz, LCD'den bakılan kadrajın uygun olup olmadığıdır. Işık bilgisi için "histogram" kullanılır. Bazı tecrübeli fotoğrafçılar (ben değil yani :)) histogramı, ışık ölçerden sonraki en büyük buluş olarak nitelendiriyor. Histogram, fotoğraftaki ışık dağılımı konusunda bütün fikri veren bir araçtır. Ancak onu başka bir bölüme bırakıyorum.

- SLR makineyle çekim yapan bir fotoğrafçı için DSLR makineye geçmek bir "paradigma" değişikliğine ihtiyaç duyar. Çünkü SLR makinede problem teşkil eden bazı konular, DSLR makinede sorun değildir. DSLR makine, fotoğrafçının teknik bilgisini çok ön plana çıkarmadan (hatta çok da ihtiyaç duymadan) sadece estetik duygularını yansıtmasını sağlayan bir araçtır. Bunu "DOS" ve "Windows" işletim sistemleri arasındaki farka benzetebilirsiniz. DOS ortamında bir dosyayı bir yerden bir yere kopyalamak isterseniz, bunu yapan komutu ve yazım şeklini bilmek zorundaydınız. Daha sonra çıkan Windows işletim sisteminde ise, herhangi bir komutu bilmenize gerek kalmadan sadece amaca odaklanabilirsiniz. SLR ve DSLR arasındaki fark da böyle bir şey. DSLR makineler, istediğiniz sonucu elde ettiğinizi görene kadar deneme yanılma şansı tanıdığı için, fotoğrafçılığın teknik yanını çok hızlı ve etkin bir şekilde öğrenmenizi sağlar. Zaten bir süre sonra ayarlar artık, kafanızda o kadar yer eder ki, deneme yanılmaların frekansı giderek düşer, makineyi doğrultur ve çok fazla düşünmeden ayarlarını yaparsınız... Öğrenme aşamaları SLR makinelerle aynıdır ancak, herhalde 100 kat kadar daha hızlı öğrenirsiniz. DSLR makineler fotoğrafçılığın kurallarını değiştirmez, ancak fotoğrafçının dikkatini daha çok o fotoğrafta anlatmak istediği konuya yoğunlaştırmasına yardımcı olur.

- Daha önce de yazdığım gibi bütün fotoğrafların içinde çekilme anındaki ayarları yazar. Bu bilgilerin çok değişik kullanım şekilleri vardır. Örneğin, yanınıza alacağınız bir GPS cihazı ile yaptığınız gezi sırasında çektiğiniz fotoğrafları senkronize ederek (yani GPS ile fotoğraf makinesinin saatlerini önceden ayarlayarak) gezdiğiniz yerlerde hangi fotoğrafları çektiğinizi harita üzerine otomatik olarak işaretletebilirsiniz. İlgilenenler http://www.inertıa-llc.com/sandbox/topofusiontest/index.html adresini ziyaret edebilirler. Daha profesyonel kamera sistemlerinde GPS cihazı bir bağlantıyla kameraya bağlanabilir.

- DSRL makine kullanınca karanlık odaya ihtiyaç olmayacağı doğru değildir. Karanlık odaya DSLR makineler da ihtiyaç duyar. Yalnız DSLR makinelerin karanlık odası Photoshop gibi fotoğraf işleme programlarıdır. DSLR makineler tasarımları gereği sensorun önünde bazı filtrelere sahiptirler. Örneğin "moire" denen -iki parça tülü üst üste koyup birbiri üzerinde hareket ettirdiğinizde ortaya çıkan garip motifler olarak anlatabileceğim- etkiyi azaltmak ve keskin kenarların fotoğraftaki görünüşlerini düzeltmek için her DSLR makinenin sensörünün önünde AA denen bir filtre vardır (Anti aliasing). Bu filtre, çekilen fotoğrafın keskinliğini azaltarak hatları yumuşatır. Bu nedenle DLSR makinelerin çektiği fotoğraflar, P&S makinelerin çektiği fotoğraflardan daha "soft"tur ve bu yüzden P&S makinelerin çektiği fotoğraflar kameradan çıktığı haliyle göze daha hoş görünür. Genellikle DSLR makinelerin çektiği fotoğraflara "USM" ya da "unsharp masking" yapmak iyi sonuç verir. Bazı firmalar, AA filtresinin etkisini azaltarak çekilen fotoğrafların daha keskin olmasını sağlarlar. Ancak bunun da riskleri vardır; karışık motifli objelerde sensörün çözebileceği detay seviyesini geçen bölümlerde "moire" oluşur (bkzNikonD70-http://www.fototime.com/46E2F3957AE82C3/standard.jpg) . Bunun yanında Canon 300d’nin IR-Cut (infrared ışınlarını engelleyen) filtresi, görünüşe göre Nikon makinelerden daha etkindir. Bu nedenle D70’le çekilen IR fotoğraflar, Canon 300d ile çekilen fotoğraflara göre daha başarılıdır. Canon 300d, IR fotoğraflarında (saniyelerle ölçülen) çok yüksek pozlama değerleri verir.




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa