Editör

Tacettin Teymur

Yayın Kurulu

Tülin Ağca
Özlem Bağcı
Leyla Benli
Müjde Bilgütay
D. Esra Ertürk
Bülent Irkkan
Elif İnan
Nejat Kutup
Fulya Köse
E.Kemal Mert
Doğanay Sevindik
Kazım Şahbudak
Aylin Yılmazbayhan






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 9    Özde Fotoğraf
Özde Fotoğraf Çerkes Karadağ

Günümüzde, teknolojinin taşıdığı baş döndürücü gelişmeler göz önüne alındığında, yaşamsal gerçekli ği fotoğrafla aktarma biçimi inandırıcı bir yol olmaktan çıkmıştır, bu nedenle, artık geleneksel fotoğraf anlayışının terk edildiği yeni bir döneme girmiş olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü, fotoğraf görüntüleri üzerinde, denetlenemeyen bir şekilde her türlü müdahalenin yapıldığı bu yeni süreçte, fotoğraf yoluyla gerçekliğin nasıl yansıtılacağı ve fotoğrafçının da bu ortamda, görsel tanıklık görevini yerine nasıl getireceği, ister istemez bizi düşündüren bir soru olarak aklımıza takılmaktadır.

Bir sanat alanı olan fotoğraf konusunda yayınlanmış birkaç kitap dışında, görüntülerin sanatsal dilinin Türkiye'de gereken şekilde tartışılmamış olduğunu, bunun da fotoğraf dünyasında ister istemez düşünsel bir kısırlığa yol açtığını görüyoruz. Sanatı birçok boyutlarıyla yaşayan ve kaygıları olan bir sanatçı o1arak, Türkiye'de, fotoğraf sanatının düşünsel ve estetik alanındaki yayın ve tartışma eksikliğini, yıllar yılı herkes gibi ben de fazlasıyla yaşadığıma inanıyorum. Belki de bu kaygılardan kaynaklanan yoğunlaşmalarım-foto ğraf sanatıyla iç içe olmanın doğal bir sonucu olarak- zamanla. beni, fotoğraf çekmenin yanı sıra çekilmiş olan başka fotoğraf görüntüleri üzerinde de uğraş vermeye itmiş oldu.

Birçoğumuz, yaşam boyunca. gördüklerimizi fotoğraf çekmezsek bile bir seçime ve ayıklamaya tabi tutarız. Hatta, bu yolla bilgilendiğimizin bile ayrımında değiliz. Peki, bizi sessiz sedasız kuşatan onca görüntü karşısında, aynı seçme ve ayıklama yetkimizi ne oranda kullanabiliyoruz? ya da neden kullanamıyoruz?

Görme ayrıcalığı, tüm sanatçıların ve özellikle fotoğrafçıların sahip olması gereken başlıca yaratıcı niteliktir. Bir fotoğrafçının başarılı olması, onu herkesten farklı kılan ayrıcalıklı bir görme yetkinliğine sahip olması ile mümkün olur. Doğal olarak etkisi altında kaldığımız görünümleri, görme eyleminden soyutlayamayız. Görme, sürekli tekrar edilen ve kendimizi alıkoyamadığımız doğal bir fiziksel eylemdir. Günlük yaşam içinde yararlı ya da yararsız olsun, her şeyi gözlemlemeye hakkımız olduğunu varsayarız. Üstelik bunu bazı görüntülerle destekleyerek bu hakkı bir bilgi olarak da kavrarız. Bunun yanı sıra, yaşamımızı meşgul eden ve dolaşıma sokulan sınırsız sayıdaki görüntünün, bizi, her gün farklı kanallardan bir bombardıman altında tuttuğu açıktır. Basın ve yayın tekelleri tarafından sınır tanımaz bir biçimde dünya pazarına sunulan bu görüntüleri zararlı bazı etkilerinden korunması için insanların herhangi bir bilinçlendirmeye tabi tutulması ise oldukça düşündürücü görünmektedir. Nitekim bilinçsiz milyonlarca izleyici evrensel pazara sunulan sahte gerçeklikler altında ne yazık ki çaresiz bir konuma düşmüştür. Kasıtlı, yönlendirmeci ve yanıltıcı her türlü görüntünün baskısından kurtulması için tek yol, toplumun kendisine sunulan her şeyi kabul eden bir konumdan sıyrılarak bilinçlenmesi ve bir görüntü kültürüne sahip kılınması zorunluluğudur.

Günümüzde, görüntülerin elde edilme olanakları iyiden iyiye kolaylaşmış görünmektedir. Buna bağlı olarak aynı zamanda, fotoğrafın işlevi ve yeni görüntülerin neyi kapsadığını işaret eden farklı bazı yeni tartışmalarla yüz yüze olduğumuz ortaya çıkmıştır. Fotoğraf gerçekçiliğinin yerini sanal gerçekliğe terk ettiği günümüzde, görüntülerin geleneksel nite liklerine artık 'trenin son vagonundan' bakmak durumunda olduğumuzu biliyoruz. Bu bir anlamda 150 yıldan beri kullandığımız fotoğraf filmlerini, kağıt ve banyolarının işlevlerini yitirdiğini ve elektronik ortamda vücut bulan yepyeni bir görüntü biçimiyle yüz yüze olduğumuzu göstermektedir.

Hiçbir sanat dalı, kendi fikir alt yapısı oluşmadan bir varlık gösterme şansına sahip değildir. Düşünsel boyut, öteki tüm sanat dallarında olduğu gibi fotoğraf sanatı içinde gerekliliği tartışma kabul etmeyen bir durumdur. Kuşkusuz fotoğrafın gücü onun gerçeği olduğu gibi resmetmesinden kaynaklanmıyor. Sanıldığı gibi gerçeği resmetmek fotoğrafın tek amacı değil, kullanım amaçlarından yalnızca bir tanesidir. Bu açıdan bakıldığında görüntüye kaydedilmiş nesnelerin yardımıyla fikir ortaya koymak işi başlangıcından bu güne nedense sadece fotoğrafın vazgeçilmez bir görevi gibi gösterilmiştir. Keşfinden bu yana, algılamayı kolaylaştıran bir özelliğe sahip olması yüzünden, fotoğrafa giydirilmiş bu yafta fotoğrafı sanki-belki de hak etmediği- böyle bir rolle yükümlü kılmış, bu da, onun sanatsal dilinin gelişmesinin önünde bir engel olarak durmuştur. Böylece, fotoğrafın sanatsal dili, yaratıcı ve artistik özellikleri, bugün bile, geniş kitleler tarafından arzu edilen biçimde anlaşılmış değildir.

Sayısız birçok görüntü arasından, yansıttıkları büyüyle; sanatsal nitellikler taşıyan seçkin bazı görüntüleri, kültür birikimine ve dikkatli bir "göz"e sahip olan herkes kolayca kavrayabilir ve niteliksiz olanlarından ayırt edebilir. Görüntü olgusunun en seçkin örnekleri olan sanatsal görüntülerin, aynı alanda at koşturan rasgele düzenlenmiş görüntülerden daha estetik olduğunu, ne yazık ki birçok kişi hakkıyla bilememektedir. İnsanları kendine çeken ve izlemekten hoşnut kalınan güzel zannedilen birçok fotoğraf, aslında, çok basmakalıp ve herkesin ortak beğenisine seslenen türden ortalama fotoğraf görüntüleridir. Ve birer sanat ürünü olarak görülmemeleri gerekir. Nitekim 'kolaycı bakış açısı'a sahip olan toplumdaki önemli bir kesim insanın, fotoğraf sanatının herkes tarafından kolaylıkla çekilebileceğine ilişkin yanlış bir inanç içinde oldukları görünmektedir. Bu kanıyı yıkmak hiç mümkün değildir. Fotoğraf makinesinin ve yardımcı araç gerecin herkes tarafından her yerde rahatlık1a satın alınabilmesi, kanımca bu düşüncenin yerleşmesinde büyük rol almıştır. Fotoğrafın 'kolay çekilebilir' bir materyal olması, zihinlerde çoktan beri yer etmiş bulunan olumsuz bu kanıyı pekiştirircesine, daha da güçlendirmiştir. Halbuki sanat fotoğraflan, kameranın yarattığı tüm kolaylıklara karşın, rasgele düzenlenmiş ve herhangi bir kaygı güdülmeden çekilmiş fotoğraflar değildir. Ancak etkili ve güçlü mesajlarıyla ruhumuzda büyüsel anaforlar yaratan, sanatsal ve estetik niteliklere sahip olan fotoğraflar, sanat fotoğrafları kategorisine girmektedir.

Fotoğraf, hem plastik sanatlar içinde yer alan, hem de sanat uğraşlarının dışındaki her türlü görüntü kullanımında olanak yaratan bir sanat dalıdır. "Sanat" yapmak için herkesin kendini sınadığı fotoğraf alanında, geniş kitlelerin yaptığı şey, aslında "fotoğrafçılıktan" başka bir şey değildir. Nitekim "fotoğrafçılık", amatör bir uğraş alanı olarak, insanların kendilerine ifade etmek ve tanıdıklarını belgelemek için başvurdukları "en kolay yol" olmayı hak etmiştir. Sanat- fotoğrafının, bir amatör uğraş olan "fotoğrafçılık" gibi algılanması, bize, bu yanlış anlaşılmanın daha uzun bir süre böyle devam edeceğini göstermektedir. Bu olumsuz durum ancak eğitim, iletişim ve sanat ortamının gerekli olgunluğa ulaşması ve toplumun belleği kabul edilen ulusal bir fotoğraf müzesinin kurulması ile son bulacaktır.

  • Özde Fotoğraf, Çerkes Karadağ
  • Özde Fotoğraf, Çerkes Karadağ
  • Özde Fotoğraf, Çerkes Karadağ




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa