Editörler

Bülent Irkkan
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Meryem Akköse
Yağmur Dolkun
Elif İnan
Suderin Murat
Doğanay Sevindik
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Çiçeği Burnunda Yayınlar Bülent Irkkan
 

"Dün gece düşümde bir kelebek olmuştum. Düşünde kelebek olduğunu gören bir adam mıyım ben?.. Yoksa düşünde adam olduğunu gören bir kelebek mi?" (Çuan Zu)

YENİ ÇIKMIŞ NİYETİNE ESKİ KİTAPLAR ... KİTAPLAR HİÇ ESKİR Mİ ?

“YAŞAMIM BOYUNCA yaratıcılığın büyüleyici sorunları aklımdan çıkmadı. Bilim ve sanatta özgün bir fikir, bilinçdışından niye şu anda  “fırlayıveriyor?” Yetenek ile yaratıcı edim (act) ve yaratıcılık ile ölüm arasındaki ilişki nedir ? Bir mim ya da bir dans, neden böylesi bir tad veriyor? Homer, Truva savaşı gibi külliyetli bir olguyla kaşılaştığında, bunu nasıl tüm Yunan uygarlığının ahlakı için yol gösterici bir şiire inceltti?

Bu Soruları kenarda duran biri olarak değil, sanata ve bilime bizzat katılan biri olarak sordum. Bu soruları, mesela, kağıt üzerindeki iki rengin önceden tahmin edilemeyecek bir üçüncüyü doğuruşunu görmenin heyecenından çıkarıp sordum. İnsan olmanın ayırt edici özniteliği, onun, evrimin yakıcı koşuşturması içinde bir an için durup, Altamira ya da Lascaux’daki mağara duvarlarına bizi hala hayranlık ve huşu içinde şaşkınlığa düşüren şu kahverengi-kırmızı geyik ve bizonları resmetmesi değil mi? Bizzat güzelliğin kavranışının, doğruya giden yol olduğunu düşünün; “zarafet”in –fizikçilerin buluşlarını anlatmada kullandıkları anlamda- nihai gerçekliğin bir anahtarı olduğunu; Joyce’un, sanatçının, “soyunun yaratılmamış vicdanı”nı yarattığını söylerken doğruyu söylediğini düşünün!”
Yaratma Cesareti, Rollo May, Metis Yayınları, Kasım 2008



Ve ANA-BABALAR İÇİN İÇİNDEN ÇIKILAMAZ-PARADOKSAL BİR DURUM : CALAMITY KURAMI

“Rirchard Farson, “Calamity Kuramı”ndan  bahsetmektedir. Farson, toplumun en değerli insanlarının çok kötü çocukluk şartlarından geldiğini vurguluyor. Bu insanların yaşamlarının incelenmesinin, kültürümüzde sağlıklı bir çocukluk için gerekli olduğuna inanılan arka-çıkmalara bu yaşamlarda hiçbir şekilde rastalnılmadığını gösterdiğini söylüyor. Travmatik çocukluk şartları ile daha sonraki büyük icraatlar arasında ilişki kuruyor. Rollo May'de bu tip insanlarda “iyi-uyumlu” sendromuna hiç rastlanmadığını söyleyip, iyi uyumlu insanların büyük ressamlar, heykeltaşlar, yazarlar, mimarlar, müzisyenler olmalarının çok nadir karşımıza çıktığını ekliyor. “ Alpay Oysal, Yaratma Cesareti –Rollo May önsözünden

Antonin Artaud

“Su mavidir, bir su mavisinden değil, bir sıvı boya mavisinden, intihar etmiş deli oradan geçmiş ve resmin suyunu iade etmiş, ama ona kim onu verecek ?” ... “ve böylece çürümüş bir toplum, kahinlik yeteneklerinden  rahatsız olduğu için üstün açıkgörürlüklerin araştırmalarından kendini sakınmak için psikiyatriyi keşfetmiştir” ...

“bende tımarhanede dokuz yıl geçirdim ve hiç intihar takıntım olmadı, ama biliyorum ki sabahleyin, ziyaret saatinde, br psikiyatrla yaptığım her konuşma bana kendimi asmak isteği verirdi, onu gırtlaklayamayacağımı hissettiğimden” ... ve Van Gogh dedi ki  “Deliriyorum, geri alıyorum, inceliyorum, takıyorum, söküyorum, hiçbirşey saklamıyor ölü hayatım, ve kimseye kötülük yapmamıştır hiçlik de, beni içeri dönmeye zorlayan, şu geçen ve bazen altında bırakan gönül yıkıcı yokluktur, ama orada berrak, çok berrak görüyorum herşeyi hiçliğin bile ne olduğunu billiyorum, ve içinde ne olduğunu söyleyebilirim”  Antonin Artaud

Antonin Artaud Kitaplığı
▪ Tiyatro ve İkizi, Yapı Kredi Yayınları
▪ Tanrı Yargısının İşini Bitirmek İçin, Sel Yayıncılık. Çev. Esra Özdoğan, 2002.
▪ Yaşayan Mumya, Yaba Yayınları.
▪ Suç Ortakları ve İşkenceler, Nisan Yayınları, 1992.
▪ Toplumun İntihar Ettirdiği Van Gogh (Van Gogh/Le Suicidé de la Société),
Nisan Yayınları, 1991.
▪ Heliogabalos Taşlı Anarşist (Héliogabale ou l'Anarchiste couronné), Dost
Kitabevi, 2001.

"Biz sıradan ölümlüler, akla dayalı düşünme yoluyla bilgiye ulaşırız. Oysa, bilgiyi, ilişkileri sezgisel, zaman zaman da düpedüz bir ilham tarzında fark edip kavramak, dehanın tabiatında vardır. "

Sokrates : “Delilik, düpedüz bir dert değildir., tersine en büyük zekalar, onunla Helen ülkesine gelmiştir”
Shakespeare : “ Deliliğin akrabasıdır yüksek zeka ve yalnızca ince bir duvar ayırır onları birbirinden”
Demokritos : "Delilik olmadan büyük şariler olmaz"
Aristoteles : Hiçbir yüksek zeka delilik katkısından yoksun değildir. 
Seneca : Aklı başında olmayan hiçbir cevval zeka, olağanüstü bir şey  başaramaz.
Denis Diserot : “Dalgın ve melankolik yaratılıştaki mizaçlar, kendilerini kah üstün kah delice düşüncelere vardıran zaman zaman önlerine serilen o mucizevi derinliği, ruhsal mekanizmalardaki bir arızaya borçludurlar.”
Karl Jaspers :  “Zeka, öylesine sonsuz bir evrene aittir ki bu evrenin niteliği, belli koşullar altında yalnızca özel biçimlerde gerçekliğe girer.”
Wilhem Large : "İnsandaki psişik görüntüler, canlı bir sinir sistemi yoksa asla mümkün değildir. Ruh hayatı daima maddesel, fizyolojik beyin süreçleriyle sıkı bir şekilde bağlıdır, bunların ruh hayatının koşuludur.”
...
Bütün bu örnekler kan kimyasıyla ruhsal fonksiyon arasındaki olağanüstü sıkı ilişkileri göstermek amacıyla verildi. Bunlar aynı zamanda, binlerce yıl önce tasarlanan “lenf öğretisinin, modern mikrobiyolojik-kimyasal araştırma sonuçlarıyla nasıl muazzam bir diriliş yaşadığını ortaya koymaktadır. Bu öğreti çoğu zaman kabul edildiği gibi asla grek tıbbının bir başarısı değildir. Daha ziyade Papirus Anonimus Londonensis!in gösterdiği bilgi eski Mısır Firavun tıbbına dayanır. O zaman “hayatın, aklın, gücün ve iradenin dairevi akışı”ndan söz ediliyordu.

İşte, dehanın oluşması için ilk koşul, şüphesiz beynin yapısal bir yüksek formudur, “normal insanda” bulunmayan sinir boğumlar hücrelerinin farklılığıdır. Büyük beynin zarı hücrelerinin bu özel ve alışılmamış mikro yapısının bizim bugünkü mikroskobik histolojik inceleme imkanlarımıza henüz mümkün olmaması,  durumu   değiştirmez. Çünkü karşıt durum olan tam delilikte (ilerleyen felç dışında) beynin çok titiz incelenmesi bile normal çalışan merkezi çalışan sinir siteminden çoğu zaman fark göstermez. Ama yine de beyin hastalığı olmayan bir ruh hastalığı yoktur!  Bu manada ruh hastalarının beyinlerini incelemek, mesela bir bombardımandan sonraki hava fotoğraflarının değerlendirilmesine benzer. Açılmış çatılar ve başka zararlar görülür; ama vurulan evlerin içinde nelerin olup bittiğini çok dakik hava fotoğrafları bile göstermez.

Dehanın koşulu olarak sayılması gereken, sinirsel mekanizmanın çok hassas, yırtılacak kadar gergin hali, alışılmamış düşünsel başarı ve hastalıklılık arasındaki yakınlığı da anlaşılır kılar. Aynı zamanda psikopatolojinin niçin bu kadar sıkça dahiliğin “ön basamağı” olduğunu da anlamamızı sağlar. Dahilerin  çoğunda durum besbelli,  beyin yapılarının yüksek formu, olağanüstü eserlerin üretilmesine yetecek kadardır. O zaman, normal tepiler, dahiyane üretkenliği tetiklemeye yetmektedir. Hormonal etkiler de yardımcı olabilir. Bu bağlamda şu da hatırlanabilir ki birçok şairde şiirsel kıvılcımı çaktıran şey aşk olmuştur. 

Buna karşılık dahiyane başarılara yetenekli başka insanlarda beynin alışılmamış yapısı, en yüksek düşünsel değerlerin üretimine götüren “ruhsal mekanizma”yı harekete geçirmeye yalnız başına yetmiyor gibidir. Burada Karl Jaspers’in bir keresinde dediği gibi , “sinir sisteminin her çeşit uyarılışının yetenekli kişide yaratıcılığı ortaya çıkarabilmesi için “ek cazibeler gereklidir.  Beyin hücrelerinin bu tür uyarılmalarının, lenf akımının normal kimyasından uzaklaşmalarıyla da oluşabileceği, daha önce söylenenden sonra artık şüphe götürmez. Kolayca tasavvur edilebilir ki kan dolaşımı üzerinden mesela metabolizma ürünleri ya da başka biyolojik faktörler “ruhsal mekanizma”nın çalışmasına etki edebilir ve kan sıvısının akyuvarları bundan besbelli taşıyıcılık yapar.

Ama yapısında herhangi bir biçimde normalden ayrılan metabolizma ürünlerinin göze çarpmadığı hiçbir hastalık, özellikle de hiçbir beyin hastalığı yoktur ve burada deha ile delilik arasındaki yakın beraberliğin en son sebebi gizli gibidir. Tamamen ortaya çıkmış akıl hastalığı, her türlü dahiliği kesinlikle dışlar.   

Ama eğer psikoz henüz yaklaşma evresindeyse (bilimde buna prepsikotik evre deniyor) o zaman beyin hücrelerinin metabolizmasında mikrokimyasal farklılıklar zaman zaman (bir dizi dahide gösterildiği gibi) düşünsel yaratıcı güçte şaşırtan ve mucizeye yakın bir artışı beraberinde getirir. Bu dönemin eserlerinde çoğu zaman açıkça görülür, düşünceler nasıl hızlanıyor, hayal gücü nasıl genişliyor ve gittikçe daha büyük mekanlara el atıyor, tasarımların ve çağrışımların gidişatı nasıl hızlanıyor, engeller nasıl yok olup üretim temposu nasıl yükseliyor. Geçenlerde ölen psikiyatr Ernst Kretschmer der ki ”hafif toksitsel beyin uyarımları, daha sonraki yıkımın öncüsü niteliğiyle, çok yetenekli kişişlerde geçici bir deha artışı yaratabilir.” Ve Karl Jaspers şöyle diyor : ”Şizofreninin bazı büyük sanatçılarda eserlerini yaratmanın bir koşulu oluşu, psikoz gelişiminin zamansal ilerleyişinin onların yaşantı ve yaratma tarzındaki değişim ile eserlerinin üslüp değişimi ile birarada oluşuyla son derece muhtemel hale gelmektedir. “

Sağlıklı dahiler bile, birçok ifadelerinde görüldüğü gibi, yaratıcı dehalarının hasta olmayla yakın birlikteliğini sezerler. Mesela Gustave Flaubert, 1892’de şöyle yazar : “Dahilik korkunç bir hastalıktır. Her yazar, yüreğinde duygularını sürekli kemiren bir dev taşır. Savaşı kim kazanacaktır, insan mı yoksa hastalık mı? Doğuştan getirdiği deha ile ile karakter arasındaki dengeyi bulmak için gerçekten büyük bir insan olmak gerekir.”
... 
Kaderlerinin yolu deliliğin gecesinde son bulan dahilerin hayat hikayelerine geriye dönüp bakılırsa, denebilir ki bunların hepsi (sağlıklı günlerinde de ) aslında mutlu insanlar değillerdi. Bunların en azından çoğu için, bir zamanlar Thomas Mann’ın bu mesele hakkında yaptığı tanım uymaktadır:

“Deha, yaşama gücünün hastalık sayesinde yaratıcı bir biçimidir ki, hastalıkta derinden hissedilir, hastalıktan ilham alır.”

Dahi ve sonunda delirmiş insanların hayat hikayeleriyle uğraşmak her halükarda bir şeyi öğretir: Onların varlığı, normal vatandaş ölçütüyle ölüçülemez. İnsanlığa ölümsüz şey aramağan edip bunu çoğu zaman kişişsel mutsuzlukla ödemek zorunda kalanlar, hatta (daymonlarının ardında) şehirli hayatına günlük manada yeteneksizlik gösterenler ayıplanmaktan çok hayran olunmaya değerdirler. William Somerset Mauhgham, bunu bir keresinde şüphesiz aynı şekilde psikopat ressam paul Gauguin’in (daha sonra Tahiti’de cüzzamdan ölmüştür) hayat romanında şöyle formüle etmiştir: “Deha, ona sahip olanlar için ağır bir külfettir. Onlara karşı sabırlı ve hoşgörülü olmak zorundayız”        Gerhard Venzmer,  Deliler ve Dahiler,Omnia Yayıları, 2010





“Genellikle sade insanlar, sanatçıyı, ya kendilerinden ayrı, gizemli, yarı tanrısal bir varlık sayarlar; ya da toplumsal kuralların dışında yaşayan, garip, acayip, yarı deli bir kişi sanırlar.” Akıl Hastası ve Sanatçı, Süleyman Velioğlu, Yeni Yaşam Yayınları

“EĞER ALGI KAPILARI TEMİZLENSEYDİ HER ŞEY İNSANA, OLDUĞU GİBİ GÖRÜNÜRDÜ : SONSUZ.”  WILLIAM BLAKE, Cennet ve Cehennemin Evliliği , Bordo Siyah Yayınları

Gerçek bilgelik, deliliktir ve  kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir. (Mealen) Deliliğe Övgü, Desiderius Erasmus

“Bu kadar bunca yakışıklı varlık varıp gelmiş buraya Ne güzel şeymiş meğer insanlık Böyle dünyalıları olan Yaşasın bu yaman, bu cesur yeni dünya” Aldous Huxley

İçinde 'hayal mumu' kendiliğinden yanmayanlar için, bu mumu yakmanın yollarını denemiş ünlü bir yaratıcının kaleminden kendi anlığının bilinmeyen bölgelerine, başka yaratıcıların derinliklerine vuran ışık. 
Algı Kapıları Cennet ve Cehennnem,  Aldous Huxley, İmge Yayınevi

"• Kişilik ve üslup, birbirleriyle organik bağıntıları olmayan iki ayrı olgu olabilir mi?
• Nevroz, kişiliğin bir parçası olduğuna göre, sanatçı, kişilik yapısının dışında kalan (onun İzlerini taşımayan) bir yapılı geliştirebilir mi?

Nevrozla sanat ilişkilerini içine alan bu soruların karşılığını, Fikret Mualla örneğinden yola çıkarak arayabileceğimizi sanıyorum.“ Şimdi Saat Kaç, Denemeler, Ferit Edgü, Sel Yayıncılık 2008

“Deliliğin gündelik yaşamın bir parçası sayıldığı, kaçıklarla çılgınların sokaklarda ellerini kollarını sallayarak dolaştıkları Orta Çağdan, tehlikeli sayılmaya başladıkları, tımarhanelere kapatıldıkları, öteki insanlarla aralarına ilk kez duvarların çekildiği on sekizinci yüzyıla kadar, Batı’da deliliğin arkeolojisi..” Deliliğin Tarihi, Michel Foucault , İmge Yayınevi

BİRAZDA YENİLER
Dijital Fotoğrafta Yaratıcı Teknikler, Özer Kanburoğlu, Say Yayınları
Farklı Yaklaşımlar, İzzet Keribar, Amerikan Hastanesi Yayınları
Vakum, Metehan Özcen, Amerikan Hastanesi Yayınları
Stil Men Out There, Bjorn Melhus, Amerikan Hastanesi Yayınları
A/B, Selçuk Artut, Amerikan Hastanesi Yayınları
Bir Hürriyet Türküsü (Çanakkale Savaşları Fotoğraf Albümü) İTO
1960’lardan Kareler, Turgay Fişekçi, Sözcükler Yayınları
İstanbul’un Sokak Kedileri, Arif Aşçı, İş Bankası Yayınları
İstanbul’un Kuşları, Arif Aşçı, İş Bankası Yayınları
İstanbul’un Köpekleri, Arif Aşçı, İş Bankası Yayınları
Sinasos, Evangelia Balta, Birzamanlar Yayıncılık
İstanbul Blues, Timurtaş Onan, Say Yayıncılık
Fotoğrafı Eleştirmek, Terry Barret, Hayalbaz Kitap
İstanbul’da Alınteri, Ara Güler, İstanbul Ticaret Odası
Sarışın Bir Kurt, Fahri Özdemir, İstanbul Ticaret Odası
Stüdyo Osep, Tayfun Serttaş, Aras Yayıncılık
Fotoğraf İdeolojisi, Murat Yaykın, Kalkedon Yayıncılık


KİŞİLİĞİ İNSANIN KADERİDİR! derler. KADER... KADER... KADER ...

hay senin gibi kadere...


.................................................................................................... Fotoğraflar : Bülent Irkkan



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa