FOTOGRAFYA
 
Editör

Tacettin Teymur

Yayın Kurulu

Tülin Ağca
Özlem Bağcı
Leyla Benli
Müjde Bilgütay
Nejla Demirci
D. Esra Ertürk
Bülent Irkkan
Elif İnan
Nejat Kutup
Fulya Köse
E.Kemal Mert
Murat Selam
Kazım Şahbudak
Aylin Yılmazbayhan






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 7    Cadı Kazanı
Cadı Kazanı Özlem Bağcı

Fotoğrafa gönül verdiğim günden beri fotoğraf adına yapılan etkinliklere elimden geldikçe katkıda bulunmaya çalıştım. Bu amaçla Fotografya'da Cadı Kazanı'nı hazırlamaya başlıyorum. Cadı Kazanı'nda fotoğraf insanlarıyla yapılan söyleşiler yer alacak. Fotoğrafa ömürlerini adamış veya yeni başlamış, fotoğrafı meslek edinmiş veya amatör uğraş olarak görmüş bir çok fotoğraf insanını bu sayfalarda portfolyoları eşliğinde tanıma imkanı bulacağız. Cadı Kazanı'nda bazı sayılarda fotoğraf öyküleri, denemeler de yer alacak.

Bu ilk yazımda Adnan Ataç'ı Cadı Kazanı'na atıyorum...

  • Doğa
  • Doğa
  • Doğa
  • Doğa


ADNAN ATAÇ İLE BİRLİKTE

Yoğun bir haftanın sonuna doğru Adnan Ataç'ın odasındayım. Bu odanın en sevdiğim yanı dolapların, rafların, çekmecelerin hıncahınç dolu olması. İlgimi çeken o kadar çok şeyle karşılaşıyorum ki rafları tararken: Kitaplar, heykelcikler, mumlar, taşlar, fotoğraflar...Ben oturduğum yerde gözlerimle odayı gezerken Adnan Bey masasını toplamaya çalışıyordu. Ben raflarda girdiğim hayal dünyamdan gerçek dünyaya dönünce söyleşimize başladık.

Adnan Ataç, 1954 İskenderun doğumlu. Çocukluğu babasının memuriyeti dolayısıyla Anadolu'nun farklı yerlerinde geçmiş. Liseyi İstanbul'da Kuleli Askeri Lisesi'nde okumuş. 1975'te İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Diyarbakır ve Ankara'da görev yapmış. 1980-1983 arası Gülhane'de Farmakoloji İhtisası yapmış. Farmakolojinin anlamını soruyorum hemen. Farmakoloji; ilaç bilimi anlamına geliyormuş. İhtisastan sonra Ordu İlaç Fabrikası'nda servis şefliği yapmış.

  • Doğa
  • Özgürlük mü?


Fabrikada ilaç üretimi görevinden sonra bilimsel çalışma yine ağırlığını gösteriyor Ataç'ın hayatında. Adnan Bey Tıp Tarihi ve Deontoloji doktorası yapıyor.(Bu arada deontoloji meslek ahlakı, görev bilimi anlamlarına geliyormuş.) 1997'de doçent olan Adnan Bey, Tıp Tarihi ve Deontoloji Ana Bilim Dalı Başkanı olarak görevine devam ediyor.

Fotoğrafa ilk nasıl başladığını soruyorum. Küçüklüğünden beri resimle ilgilendiğini söylüyor. Görsel sanatları tercih etme sebebini "Belki daha başarılı olduğum için veya belki daha farklı bakabildiğimi fark ettiğim için görsel sanatları tercih ediyorum." olarak açıklıyor. Ortaokuldayken de lisedeyken de resim yaparmış. Üniversitede resme olan ilgisi devam etmiş ve de fotoğrafla ilk olarak üniversite yıllarında tanışmış. Ataç'ı en çok etkileyen, gördüğü güzel şeyleri kalıcı hale getirebilmekmiş. Basit ifadeyle ölümsüzlük denen duygunun tatmin edilmesi olarak görmüş fotoğrafı.

Fotoğrafla ilk tanıştığı yıllarda fotoğrafı anlatan birileri olmamış Ataç'ın hayatında. "Genel olarak düşündüğümde hayatımda hep benim fotoğraf hakkında birşeyler söylediğim insanlar oldu. Fikirlerini aldığım, sorduğum, yeni birşeyler öğrendiğim insanlar elbette oldu. Başlarda kimse yoktu, ama hep kitaplar vardı." diyor. Fotoğrafa ilk başladığı İstanbul'da film banyosu ve baskısı yapabileceği yerler bulmuş. Buradaki insanlar karanlık oda aşamasında yardımcı olmuşlar Adnan Bey'e.

Adnan Bey'in o günlerden (1974) hatırladığı bir topal fotoğrafçı var. Bu adam bizim şipşakçı olarak tanımladığımız fotoğrafçılardanmış. Düğünlerde, gazinolarda bastonuna dayanarak zorlukla fotoğraf çeker, çektiği filmleri hemen yıkar, basar ve satarmış. Ataç, "o adamın fotoğraf çekerek verdiği hayat mücadelesi, benim bu adama ve özellikle de yaptığı işe olan saygımı çok artırdı" diyor.

Adnan Bey fakülte yıllarında arkadaşlarının, tanımadığı insanların, kedilerin, kuşların ve denizin fotoğraflarını çekmeye başlamış, yaşamdan anılar diye bahsediyor bu fotoğraflardan. İlk çektiği filmde bulunan bir fotoğraf karesini anımsıyor. Kumkapı'da sahil boyunca derme çatma çay bahçeleri varmış. "Biz oralarda ders çalışırdık" diyor. (Ben de Kuğulu Park'ta ders çalışmayı çok severim? Hey gidi öğrencilik...) Tekir cinsi bir kedi hep gelir masada kitaplarının üstünde otururmuş. Adnan Bey'in çektiği ilk karelerden biri kitapların üstünde oturan bu tekirmiş. (İzin almıştır umarım fotoğrafını çekmek için.) Şimdi İstanbul'da bu çay bahçelerinin yerinde yeller esiyor. Acaba ileride Kuğulu Park'ı da mı nostalji olarak anacağım diye geçiriyorum içimden.

Ataç'ı yine çok etkileyen kullandığı ilk fotoğraf makinasının küçüklüğüymüş. "Minolta'nın 16 mm bir makinasıydı ve avuç içi kadardı. Bu küçüklük, bu doğallıktı belki en çok hoşuma giden." diyor. Bu küçücük makinayla insanların yaşamlarına müdahale etmeden doğal hallerini yakalarım diye düşünüyormuş. Ama bu düşünceyle çektiği anlık fotoğrafların, onun düşünce tarzına uymadığını fark etmiş. Yaptığımız iş en iyisi olsun, hesaplansın, mutlaka bir anlamı olsun, çerçevelenmesi tam olsun kaygıları taşıyan Ataç'ı çektiği anlık fotoğraflar tatmin etmemeye başlayınca arayışlar da başlamış. Daha iyi makinalar, daha iyi görüntüler, daha iyisi diye diye ilerlemeye devam etmiş.

Fakülteden mezun olduktan sonra sınırlı maddi olanaklarla Sirkeci'den bir Minolta fotoğraf makinası seti almış. Adnan Bey'in gezilerde gördüğümüz meşhur fotoğraf çantası Sirkeci'den aldığı o orjinal çantaymış. (Çanta içine bir çok malzemeyi alabildiği gibi sert yapısı sayesinde bir insana üzerinde oturabilme imkanı da sağlıyor.)

1975 yılında Ankara'da GATA'da stajyerlik döneminde Adnan Bey Refo ile tanışıyor. "Renkli fotoğrafın Türkiye'de sevilmesinde ve yaygınlaşmasında Refo'nun çok ciddi katkıları olmuştur. Renkli fotoğraf ile tanışmam, renkli fotoğrafı sevmem Refo sayesindedir." diyor. Fotoğraf üzerine ilk ciddi eleştirilerini Refo'nun kurucuları olan Halim ve Selim Kulaksız ile Fırat Color'un sahibi Sıtkı Fırat'tan almış. Ataç fotoğrafla uğraşmaya başladığı ilk zamanlarda fotoğraflarını arkadaşlarına gösterirmiş. Genelde olumlu tepkiler geliyordu diyor. Herkesin tepkisini dikkatle dinlediğini ama en çok fotoğraf ustalarının ve ressam dostlarının eleştirilerinden yararlandığını ve her gördüğü fotoğraf kitabını karıştırmasının önemli katkılarını vurguluyor.

Hemen yanı başındaki kahverengi bond tarzı çantasını gösterip devam ediyor Adnan Bey; "Öğrenciliğimden beri böyle bir çanta yanımdan hiç eksik olmadı. Kitaplarımın ve notlarımın yanında fotoğraf makinam ve fotoğraflarım da bu çantanın içinde hep yer aldı. Fotoğraflarımın yenileri çekildikçe çantamdaki fotoğraflar eskileriyle yer değiştirdi. Bu fotoğraflar beni motive eden şeylerdi. Ben de onlara her seferinde yeni bir şey, farklı bir şey eklemenin peşinde olmaya çalıştım."

Fotoğraflarını arkadaşlarla paylaşmanın ötesine geçip tanımadığın insanlara ulaşmayı ve bir sergi açmayı ne zaman düşündün diye soruyorum, sanatsal anlamda diye ekliyorum. Adnan Bey burada müdahale ediyor: "Sanat, sanatsal olarak kabul edildiği yerde vardır. Sanat, mutlak anlamda hiçbir zaman vardır veya yoktur değildir. Kim bir şeye sanat eseri olarak bakıyorsa o, sanat eseridir o kişi için. Veya değildir onu kabul etmeyenler için. Çalışmalarımın sanatsal olarak algılanması veya algılanmaması çok önemli değil. Beğenenler de oldu, beğenmeyenler de...Benim için hepsi de bir bilgi kaynağı olması açısından önem taşır. Dolayısıyla onlardan çok şey öğrendim." Adnan Ataç'ın en hoşlandığım özelliklerinden biri, onun her konuda karşısındaki ile karşılıklı konuşmaya çalışmasıdır. Onunla birlikteyken sesli düşündüğümü hissetmişimdir. Fikirlerimi söylerim ve iki taraf olarak birbirimizden birşeyler alıp verdiğimizi görmüşümdür.

Fotoğraflarının ne zaman ve nasıl bir sergiye veya gösteriye taşındığını soruyorum. (Biraz önce de sanatsal bağlamda paylaşımdan kastettiğim sergi ve slayt gösterisiydi.) Ataç fotoğraflarını hemen sergilemediğini net bir şekilde ifade ediyor. O güne dek binlerce fotoğrafı olmasına rağmen kolay beğenmemesi ve hep en iyisi olsun arayışı nedeniyle, sergi açma düşüncesini hep ertelemiş. 1986'da Hacettepe Üniversitesi M Sergi Salonu'nda ilk sergisi açılmış. Bu sergide Ataç'ın soft çalışmaları yer almış. Adnan Bey, David Hemilton'un albümündeki soft çalışmaları görünce, bu benim tarzıma ne kadar uyuyor diye düşünmüş. Hatta ne kadar benim tarzıma benzer fotoğraf yapan bir fotoğrafçı demiş ve bulduğu bütün kitaplarını satın almış David Hemilton'un. İkimizin yüzüne de tebessüm yayılıyor. Adnan Bey sırf soft çalışmalar için Minolta'nın özel soft objektifini de almış. "Yumuşak ışıkla çalışılan portrelerde soft objektifin tadı başkadır. Soft filtreleri hiç sevmedim." İlk sergi soft ışık ağırlıklı çalışmalardan oluşmuş. Konusu da doğal yaşamda insanmış. Bu sergide aynı zamanda ilk nü çalışmaları da yer almış.

1980'li yıllarda ve sonrasında uzun süre nü çalışmaları yapmış Ataç. Nü için fotoğrafın en zor çalışma alanlarından birisidir diye bahsediyor. "Nü ile insanlara önemli mesajlar verilebilir. Ancak yanlış anlamalara ve duygusal tepkilere açık bir konu. Bunu nasıl başarmalı diye uzun uzun düşündüğüm oldu. Nü denince akla cinsellik geliyor. Bu düşüncenin değiştirilmesi gerekiyordu. Bunu değiştirmek mümkün mü diye bir sorunun cevabı nasıl olabilirdi?"

"İnsana bütün doğallığı ve güzelliği ile insanca bakmak çok daha değerli ve anlamlıyken, toplumdaki genel yaklaşım neden bunu tersidir? Nü ile insanca mesajlar vermek, alışılagelmiş bu yaklaşımlara belki bir tepkiydi. Çıplak bir insana bile başka bir şey düşünmeden sadece insan olarak bakabilmek mümkün değil mi?" Bunu kanıtlamanın yolu da düşündüğüne uygun sanatsal nü çalışmalarını yapıp ortaya koymaktan geçmiş Adnan Bey için.

İlk sergisi için bayan modellerle, ardından erkek modellerle de çalışmış. Eleştiriler de hemen gelmiş tabii... Ataç yaptıkları ile alışılagelmiş düşünceleri aştığını düşünüyor. Nü fotoğrafları ile yurt içinden ve dışından aldığı birçok önemli ödül de bunun kanıtı olsa gerek. (Polonya'dan altın ve bronz, Japonya'dan gümüş madalyalar, yurt içinden de farklı ödüller...)

Adnan Bey'e fotoğraf dernekleri ile olan ilişkisini soruyorum. Bilimsel çalışmaları hayatının büyük kısmını kapsadığı için, Ataç'ın dernek çalışmalarına katılacak zamanı pek olmamış. Bu, dernek çalışmalarına karşı olduğu anlamına gelmiyor. AFSAD'da ve FSK'da yer alan çalışmalarda kendisinden istenen herhangi bir görev olduğunda elinden gelen desteği vermeye çalışmış. Dernekleri en önemli sivil toplum örgütleri, derneklerde görev almayı da çağdaş ve sosyal insan olmanın gereği olarak görüyor. Adnan Bey için çalışma gruplarının ayrı bir önemi var. Diyarbakır'da görev yaparken bulunduğu ortamda fotoğraf çalışma gruplarını ilk kez o kurmuş (1977). Hatta ilk fotoğraf ödüllerini Diyarbakır'da yaptığı siyah beyaz baskılardan aldığını öğrendim. Şimdiye kadar FSK ve GATA'da öğrencilerin ve ilgilenen herkesin katılabildiği fotoğraf kursları düzenlemiş. FSK bünyesinde geçen yıl Adnan Bey'in önderliğinde düzenlenen fotoğraf felsefesi grubunda ben de yer almıştım. Başlarda eleştirilerle karşılaşmıştık. Ataç büyük bir doğallıkla karşılıyordu eleştirileri. Eleştirilerin çok doğal, yapıcı ve güzel olduğunu söylüyor. Hatta anladığım kadarıyla eleştiri gelmeyince daha çok rahatsız olacak bir yapıya sahip. Nitekim kursun sonunda, kursun umduğumdan çok daha yararlı olduğunu gördüm.

Şu anki fotoğraf çalışmalarına bakınca Adnan Bey'in teknolojiyle yakından ilgilendiği anlaşılıyor. Prensip olarak teknolojiyi yakın takipten yana, ama her teknolojiyi değil diye ilave ediyor. "İnsanın kendisini ifade etmek istediği yol, her ne şekilde en iyi olacaksa onun kullanılmasından yanayım." diyor. Fotoğraflarında bilgisayardan da yararlanıyor. Ben biraz da bunu irdelemek istiyorum.

Fotoğrafa bilgisayarla müdahalenin çok yaygın olarak yapılmadığında hemfikirdik. Ben bizim bu konuda geri olduğumuzu savunurken o ise dünya çapında da ortalama düzeyin bu olduğunu savunuyordu. "Geçen yaz Amerika'da vitrinlerde teknoloji ürünü eserler aradım. Türkiye'de bulduklarımı orada bulamadım. İnsanların yaşamlarında ileri teknolojiden ziyade düzen vardı. Orada bizden farklı olarak kim olursa olsun insana mutlak saygı gösterilmesinin getirdiği farklılığı yaşadım sadece" dedi. Bunlara ben de katılıyordum. Etrafımızda teknolojinin sunduğu bütün yenilikler vardı. Ama örneğin fotoğrafta bilgisayar kullanan çok az insan vardı. Adnan Ataç da fotoğraflarında bilgisayar teknolojisini başarıyla kullanan nadir örneklerdendi. (Fotoğraf kalitesinde baskı yapan Ankara'daki ikinci printerı dört yıl önce almış). Bunun nedenlerini anlamaya çalışıyordum.

Ataç'ın amacı, düşünen, sorgulayan, hep bir mesaj veren insan olmaya çalışmak. Fotoğraflarında da hep bir şey anlatmaya çalışmış. Çoğunlukla bunun meslek ve sosyal yaşamında yararlarını ve olumlu sonuçlarını görmüş, bazen de anlaşılamamış. Ama sonuç ne olursa olsun kazanan hep ben oldum diyor.

"Her yapılanın, olanaklar ölçüsünde en iyisinin yapılmasından yanayım. Çünkü en iyi, bizim bilgilerimiz ve olanaklarımızla sınırlıdır. Dolayısıyla daha iyiye gitmenin yolu bilgi ve olanakların artırılmasından geçer. Bilgiden kastım bilimsel bilgi, olanaktan kastım da maddi ve manevi olarak sahip olduğumuz güçlerdir. Bunlara bir de üçüncü faktör olarak hiç ihmal edilemeyecek olan hayal gücü eklenebilir." Ataç hayal gücünü bilimin de sanatın da kaynağı olarak görüyor.

Benim burada aklım bilim ve sanatın birlikteliğine takılınca, Adnan Bey bilim ve sanatın birlikteliğini yaşayan birisi olarak, ikisini de yeni bir şey üretme çabasının iki ayrı yolu olarak tanımlıyor. "Birinde bilgiye ulaşma hedeftir, diğerinde kendini ifade etmenin yollarını bulmak hedeftir." Ataç, bilimsel bilgiye ulaşmaya çalışan bir bilim adamının yaşadığı süreç ile, bir sanatçının yaratıcılığı sırasında yaşadığı sürecin örtüştüğünü anlatıyor. Bu süreç, araştırma, alt bilgilerin edinilme, belli teknolojilerin kullanılma, hayal gücünün varlığı sonucu bir yere ulaşılma ve ulaşılan noktanın insanların yararına sunulma aşamalarını içeriyor. "Seçtiğimiz yollarda yine çıkış noktamıza dönüyoruz: Ben insansam, insanlık adına üstüme düşeni yapmalıyım." diyor Adnan Bey. Adnan Bey'in cümlelerinde insanların yararına birşeyler yapma kaygısı öyle net beliriyor ki bunun, onun hem bilim adamı hem de sanatçı yanının sentezi olduğunu düşünüyorum.

Adnan Bey'in bildiğim bir yönü de basılı eserlere çok önem vermesi. "Tarih ile uğraştığım için açıkça söylemem gerekirse, geriye eser bırakmamış herkes ne yazık ki yok olmaya mahkumdur. Bir eser bırakan, eseri yaşadıkça var olacaktır. Üstelik başkalarının anlattıklarıyla değil, kendi yaptıkları ile var olacaktır. Ama bir kişi geriye bıraktığı eserleri ile anılırken fikirleri ve düşünceleri üzerine yapılacak yorumlara da açık olmalıdır." diyor Adnan Bey. Kendisinin tarih çalışmaları üzerine 2 kitabı yayınlanmış. Üçüncü ve dördüncü kitapları da baskıya hazırlık aşamasındaymış.

Fotoğraf ile ilgili ileriye dönük hedefi de kişisel ve seri albümler yapmakmış Adnan Bey'in. "Yaptığımız çalışmaların bir albümde toplanmasının hepimiz için çok önemli olduğunu hep söylüyorum, söyleyeceğim." diyen Ataç'ın, geçen yıl çıkan FSK Fotoğraf Albümü'nün hazırlanması ve bastırılmasındaki çabaları en önemli örneği oluşturuyor. Ne diyelim Adnan Bey'in kişisel albümlerini de bir an önce görmeyi bekliyoruz.

Son olarak yarışmaları soruyorum: "Yarışmaları hep motivasyon kaynağı olarak gördüm. Yarışmaların bu açıdan bakınca yararlı, ama daha fazla anlam yüklenince zararlı olacağını düşünüyorum. Yarışma sadece yeni bir ürün çıkartmak için fotoğraf çekeni motive eden bir araç olarak kullanılabilir. Alınan ödüller ne abartılmalı, ne de alınamayan ödüller için üzünülmelidir." diyen Adnan Bey, bu anlamda 1998 yılında TSK Personeli arasında teşvik amacıyla ilk fotoğraf yarışmasını organize ettiklerini, bu yarışma sonuçlarının bir albümde toplanarak yayınlandığını, şimdilerde de ikinci yarışmanın hazırlıklarını sürdürdüklerini belirtti.

Adnan Ataç ile Cadı Kazanı'nın ilk ateşini yakmış olduk. Cadı Kazanı farklı konuklarla kaynamaya devam edecek. Bu Cadı Kazanı'nı Adnan Bey'in odasındaki bir sözle noktalıyorum:

"Ben insanım. İnsana özgü olan hiçbir şey bana yabancı değil."

Dostça kalın...

Özlem Bağcı




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa