Editörler

Bülent Irkkan
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Meryem Akköse
Yağmur Dolkun
Elif İnan
Suderin Murat
Doğanay Sevindik
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
15 Aylık Yolculuk–Kimilerine Göre Tam Bir Delilik, Faruk BUDAK

 

Birbirinden güzel yirmiiki farklı ülkede tam onbeş ay süren, uzun ve zorlu bir yolculuk. Asya ve Afrika’nın en zorlu bölgelerinde sürecek bu yolculuğu tek başına yapacak kadar gözü kara olmak… Bu süre içinde iş yaşantımda kaybedeceklerimin faturasının, elde edeceklerimin getirisine göre çok daha fazla olacağını düşünüp bu delilikten beni vazgeçirmeye çalışanlar… Benim ise söylediğim tek şey “Sevgili dostlar, endişelenmeyin, meraklanmayın, bu gezi sağ salim bitecek. Bundan bütün kalbimle  eminim. Verilecek bir can borcum var, bu da ha Afrika'da olmuş, ha İstanbul'da ne fark eder? Ölüm geldi, hoş geldi...” Zaten gezinin 15 ay sonra Haydarpaşa Garı’nda bittiği an, sevinç ve mutluluk dolu yüzler tarafından karşılanmakta olduğumun fotoğrafı şimdiden gözlerimin önündeydi...



İsmini ilk duyduğum andan itibaren görmeyi çok arzuladığım Katmandu, Burma, Angkor, Zanzibar, Serengeti, Piramitler ve Palmira gibi özel yerlerden oluşan listeye, aradan uzun yıllar geçtikten sonra bazı eklemelerin olması kaçınılmazdı. Bu gezinin çerçevesinden örnek vermem gerekirse;
-Hindistan Puşkar’daki kutsal gölün kenarında güneşin batışını izlemek,
-Nepal Katmandu’daki Swayambunath tapınağından şehri seyretmek,
-Hindiçin’de Mekong nehri üzerinde hızlı tekne yolculuğu yapmak,
-Kamboçya Angkor’da Bayon tapınağının kalıntılarındaki taş yüzleri fotoğraflamak,
-Kuzey Tayland’ta Mae Hon Son civarında yaşayan “Zürafa Boyunlu Kadınlar”ı görmek,
-Malezya’nın Perhentian adasının kumsallarında yürümek,
-Kenya’daki Afrika’nın Katmandu’su denilen Lamu’yu görmek,
-Mısır’ı dilediğimce dolaşmak...



Emin olduğum en önemli şey, yola çıkmadan önceki “ben” ile gezinin sonunda memlekete dönecek olan “ben”in aynı “ben”ler olmayacağı idi. Çünkü bu uzun yolculuk, “değişik yerler gezip görmek” adına yapılan bir yolculuk değil, içinde önemli bir misyonu da barındıran bir ruh yolculuğu idi. Belki de bu, ruhumun derinliklerine doğru yaptığım, gerçekte kim olduğumu keşfetmeye çalıştığım içsel yolculuğumun etaplarından sadece biri. Göreceklerimi az çok tahmin edebiliyorum. Peki, yaşayacaklarım iç dünyama nasıl yansıyacaktı? “İçimdeki ben”de keşfedeceklerim neler olacaktı? Benliğimi sarmalayan adrenalin yüklü merak duygusunun odak noktasındaki sorular bunlar. Birçok dostumun negatif telkinlerine rağmen, yaşayabileceğim her türlü olumsuzluğa hazırdım, korkmuyordum, çekinmiyordum ve bunların kendi kişisel olgunlaşma sürecimde aşılması gereken birer küçük basamak olduğu inancındaydım.



Güneydoğu Asya’daki tüm ülkeleri (Tayland, Burma, Laos, Kamboçya, Vietnam, Malezya, Singapur, Endonezya) gezmeyi tamamladığımda, bu ülkelerde kendimi evimde gibi hissettiğime, özellikle Burma’da küçücük bir kasabadaki esir Türk askerlerinin bakımsız mezarlığını binbir zorlukla bulduktan sonra dünyanın bu yöresinin artık kesinlikle ikinci vatanım olduğuna inanıyordum. Ancak çalışma hayatı içindeyken buraların tamamını görmemin kolay mümkün olamayacağını da ilave ederek, ilk defa gittiğim Nepal, Burma, Laos, Kamboçya ve Bali’de geçirdiğim harika günleri ömür boyu unutamayacağımı, bu yolculukla birlikte tüm yaşamım boyunca kolay kolay tamamlayamayacağım içsel yolculuğumda çok önemli kilometre taşlarını geride bıraktığımı hissediyordum.



Uzun gezim sırasında yaşadığım en kötü olay, dijital fotoğraf makinemin Etiyopya’da bir köprünün fotoğrafını çektiğimin varsayılmasıyla, jandarma subayı tarafından parçalanması ve yaklaşık onbeş dakika gözaltında tutulmamdı. O dönemde dijital teknolojinin yeni olması nedeniyle oldukça pahalı olan makinemin kırılışının, gezinin bundan sonraki bölümünde üzüntü ve hayal kırıklığı yaratması, negatif etki oluşturması mümkündü. Bu semptomun zihnime yerleşmesine izin vermedim. Gezinin en can sıkıcı olayını hoşgörü ile karşılayarak dert etmedim. Bu olayın yaratacağı negatif semptomlar yüzünden, hijyenik şartların ve beslenme olanaklarının çok kötü olduğu bu ülkeden çıkabilmeyi başarmam sekteye uğrayabilirdi. Bunun arkasından yine oldukça zorlu bir ülke olan Sudan geliyordu. Moralimin bozulmasına, ümitsizliğe düşmeme izin vermedim ve zorlu Etiyopya’yı üç hafta gibi bir sürede detaylı olarak gezdim.



Yolculuk boyunca yaşadıklarım; hayata çok daha farklı bir pencereden bakmama, günlük yaşantımız içinde sıkışıp kaldığımız materyalist değerlerin aslında ne kadar anlamsız olduğunu çok iyi öğrenmeme, insanın kendisine inanmasının ve iç sesini dinlemesinin ne kadar doğru olduğunu anlamama, aslında hepimizin ne kadar güçlü bireyler olduğumuzu öğrenmeme yardımcı oldu. 

Gezi sırasında onbeş ay boyunca pek çok kötü anlar ve dönemler de geçirdim. Çok zorlu yolculuklar yaptım. Molalar sırasındaki yiyecekler son derece sağlıksız koşullarda üretildiği için, bisküviden başka yiyeceğim olmadan, kamyon kasasında yirmidört saat veya otuzaltı saat süren uzun ve yorucu yolculuklar yapmak zorunda kaldım, aşırı sıcaktan, yüksek rutubetten rahatsız oldum, üşüdüm, titredim ama o anlarda aklımda tek bir şey vardı. O da, tüm bu sıkıntıların geçeceği ve güzel günlerin yakın olduğuydu. Bu düşünce, en zorlu anlarda benim kurtarıcım oldu. Bu sayede tüm zorlukları kolayca aşabildim ve mutlu sona ulaştım.



Zimbabwe’de yılbaşı sırasında aldığım e-postalardan özellikle ikisi beni hem keyiflendirdi hem de düşündürdü. Her ikisi de iş dünyamızın adları çok iyi bilinen iki şirketinde üst düzey yöneticilik yapan arkadaşlardan. Biri, “sen bizim hayallerimizin ete, kemiğe bürünmüş halisin” diyor, diğeri de “Artık hayallerimizi bile kaybetmeye başladığımız şu dönemimizde...” diye devam ediyordu. Kendi adıma, böylesine güzel övgüler almak oldukça mutluluk verici ama onlar adına, kendi kuşağımın heyecanlarını, hayallerini kaybetmeye başlamış olması, gerçekten üzücüydü. İnsanı asıl ihtiyarlatan, yaşamdan zevk alma duygusunu körelten şey, hayallerimizden vazgeçmeye başlamamız, hayallerimizi kariyer adına, aile adına, sosyal statü adına kaybediyor olmamız. Ben mi şanslıyım, yoksa onlar mı şanssız, bilemiyorum... İyi biliyorum ki; kariyer, evlilik, çocuk sahibi olmak, statü sahibi olmaya çalışmak, içimizdeki hevesleri de uzunca bir süre ertelememize neden oluyor. Akademik olarak ve askerlikte rütbe olarak istediklerime zaten ulaşmıştım. Zaman, ara vermek için, bazı şeyleri ıskalamadan yaşamak için en uygun zamandı.

Evet, dostlar, darısı sizin başınıza. Tüm hayallerinizi gerçekleştireceğinize içtenlikle inanın. İşte o zaman “her şey çok daha kolay oluyor”.




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa