FOTOGRAFYA
 
Editör

Tacettin Teymur

Yayın Kurulu

Tülin Ağca
Özlem Bağcı
Leyla Benli
Müjde Bilgütay
Nejla Demirci
D. Esra Ertürk
Bülent Irkkan
Elif İnan
Nejat Kutup
Fulya Köse
E.Kemal Mert
Murat Selam
Kazım Şahbudak
Aylin Yılmazbayhan






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 6    Amerika'yı Keşfederken
Amerika'yı Keşfederken Gül Ezen
Fotoğraf çekiyorsanız, karamsar değil mutlu olmak için bir nedeniniz var. Zamandan çalınan saniyelere, sonsuza dek yaşam vermek, övünülecek bir hüner. Sınır tanımayan, büyük küçük her yüreğe dokunabilen bir dili, görüntü dilini kullanıyorsunuz demek. Sözcüklerin takıldığı engellerden kolayca süzülebilen görüntünün büyülü dilini...

Türkiye'nin çekişmeli fotoğraf ortamından bir yıl önce ayrılıp New York kentine geldim. Çıktığım ortamın bütün sıkıntı ve kaygılarını da yanıma almışım gelirken. Ama çantayı buraya boşaltıp döneceğim anlaşılan.

Türkiye'de konu ve de korkular çok. Tartışmalar sonunda yaratılan düşünsel engeller, fotoğrafın teknik zorluklarının önüne geçebiliyor. Oysa ki tartışma, durumu iyileştirmeyi, çözüm bulmayı amaçlamalı. Tartışanların, 'ne güzel tartıştık' diye kendilerini daha iyi hissetmesini değil.

Fotoğraf 'ın sanat olup olmadığı kaygısı . Gereksiz sınırlamaların ve yermelerin katkıda bulunduğu konu sıkıntıları. Etik sorular; ki bunlar, hangi amaçla olursa olsun değişik yörelerde yapılan ya da yabancı insanları konu alan çalışmalarda, 'bu insanların yaşamlarından birer parça çalıyoruz' abartısında doruğuna ulaşmıştı. Bir ara bu zorla alınan şeyin karşılığında ne verilmesi gerektiği bile tartışıldı. Öyle ki, çektiğim hiçbir fotoğrafta bir itirazla karşılaşmamış olmama karşın, benim bile yaptığımın doğru olup olmadığından kuşku duyduğum anlar oldu. Ve saymakla bitmeyecek daha bir sürüsü. Bunları bir bir hatırlamaktansa, ortamın içinde bulunan sizlere batı duvarından küçük bir pencere aralamak istedim. Benim Amerika'da izlediğim ve öğrendiklerimden birazı, isterseniz hava, isterseniz ışık olup içeriye süzülsün.

FOTOĞRAF SANAT MI?

New York'ta bana şaşkınlıkla karışık ilk güzel sürpriz, gittiğim Müze sergisinde eski ve yeni S/B baskıların, resim ve heykellerle bir arada ve karışık olarak sergilendiğini gördüğümde oldu. Yer: Modern Sanat Müzesi, serginin adı: 'Modern Başlangıçlar.'

Biraz araştırınca, aynı müzede ilk fotoğraf departmanının , Beaumont Newhall adlı eski bir kütüphaneci tarafından 1940 yılında kurulduğunu öğrendim. Newhall önce 1937 yılında 'Fotoğraf 1839-1937' adlı bir fotoğraf tarihi sergisi düzenlemiş. Moholy~Nagy den etkilenerek, sergide, tarihi bir içerikten çok estetik, ebedi ve olağanüstü anlara ağırlık vermiş. Fotoğraf 'ortaya çıkarıcı' olarak görülmüş. Daha sonra, eserleri sergide yer alan Ansel Adams ve onun aracılığıyla tanıdığı zengin borsacı David.H. McAlphin ile el ele verip fotoğrafı bir 'Güzel Sanat' dalı haline getirme yolunda önemli adımlar atmış. Modern Sanat Müzesinde birlikte Fotoğrafın 'Sanat Tarihi'ni inşa etmişler ve fotoğrafın bu anlamda kabulünü resmileştirmişler. Ansel Adams ve Alfred Stieglitz koleksiyonun toplanmasında işbirliği yapmışlar. Borsacı McAlphin, fotoğrafların satınalınması için gereken parayı müzeye bağışlamış. Böylece Fotoğraf bir müze sanatı ve modernist akımın bir parçası olmuş.*

Bugün, New York'ta müzelere ek olarak özel galerilerde, dükkanlarda, her yerde fotoğraf görmek olası.

Bizde müzelerin yukarıdaki anlamda bir fotoğraf koleksiyonları yok. Fotoğrafla uğraşanlar, sanat olup olmadığını hala konu edebiliyor. Bu arada devlet baba kararını vermiş. Bu dalda devlet sanatçımız var. Hayırlısı.

YOKSA ZANAAT MI?

İyi bir baskıyı ortaya çıkarmanın zor zanaat olduğu kesin. Bu gerçekten de bilgi, maharet ve bütün zanaatlar gibi bol sabır gerektiren bir olgu. Ansel Adams, meslek yaşamı boyunca fotoğrafı hep müzikle karşılaştırmış. Baskı aşamasına verdiği önemi, 'negatif nota olarak düşünülürse, baskı da bu notanın icrasıdır.' şeklinde ifade etmiş. Amerika'da bu kalitedeki baskılara 'müze baskısı' (museum quality print) ya da 'sergi baskısı' (exhibition quality print) deniyor.

Fotoğraf sergilerinde baskının cinsi hakkındaki bilgiyi eserlerin yanındaki küçük tabelalarda okuyabiliyorsunuz: Gümüş jelatin baskı, daguerreotype ya da platin--palladium baskı gibi. Eski fotoğrafların orijinal baskı (vintage print) olup olmadığı, tarihi, çekildikleri yer ya da konusu da verilen bilgiler arasında.

MÜZE YA DA SERGİ BASKISI NE DEMEK?

Çok iyi bir baskı ve bu baskının neredeyse sonsuza kadar dayanmasını sağlayacak işlemlerden geçirilmiş olması demek.

Kağıt tabanlı bir karta basılmış olması demek. Bazı eski tekniklerde kağıdın üzerine solüsyon sürülerek basılmış olanlar da var. Örneğin şimdilerde Batıda tekrar moda olan platin--palladium baskı (diger adiyla platinotype), böyle bir teknik. Plastik tabanlı bir kağıdın sergi amacıyla kullanılması söz konusu bile değil.

Fotoğrafın öncüleri, çekimlerin yanısıra karanlık odada da ter dökmüşler. Baskıları mükemmelleştirmek için araştırmışlar, denemişler. Kitaplar yazılmış, düşünülmüş, güzel sözler söylenmiş. Amerikalı fotoğrafçı ve hoca Minor White'in şu görüşü benim bu konuda rastladıklarımın en güzeli. Aktarıyorum: "Yaşamımız boyunca negatiflerimizi içimizde bir yerlerde tekrar tekrar basabilir, bunu yaparken yeni boyutlar keşfetmeyi umabiliriz."

Günümüzün Amerikalı fotoğrafçısı, filimlerini çoğunlukla laboratuarlarda yıkattırıyor. Daha ilginci, çoğunluğun sergi baskılarını da sadece bu işi yapan baskıcılar yapıyor. Tahmin edilebileceği gibi bu şartlarda bir sergi yapmak astronomik fiyatlara ulaştığından, sponsor bulunması da şart haline geliyor. Yine de her yıl onlarca sergi açılıyor. Çünkü Amerika, insanların hayallerini gerçekleştirmesine önce önem, sonra da olanak veren bir ülke. Eğer insan bir şeyi yapmayı, başarmayı çok istiyorsa, evrenin bütün kuvvetlerinin buna olanak sağlamak üzere birleşeceğine kesin gözüyle bakılıyor.
Neden olmasın?

Sizin de hayalleriniz fotoğraf konusunda ise, tekniğinizi geliştirerek ya da ilerleterek işe başlamanızı öneririm. Çünkü nota bilmeyen içindeki şarkıyı kağıda geçiremez.
Sonra da kendinizi sınırlamayın, başkalarının da bunu yapmasına izin vermeyin. Işığın görmemize olanak sağladığı her şeyin fotoğrafı çekilir. Işık yoksa da flaş kullanırsınız….
Hoşça kalın.

*Therese Lichtenstein,Master of Light,Todtri Productions Ltd.1997 New York, s.36,37.

Gül Ezen



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa