Editörler

Suderin Murat
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Mahmut Özturan
Doğanay Sevindik
Zeynep Şişman
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Cinsellik, İnternet ve Arzu

HASAN BÜLENT KAHRAMAN


Birkaç hafta önce bu sayfada internetle pornografi ilişkisi üstüne bir yazı yayımladım. 'Sıcak' bir konuya temas etmiş olacağım ki, sağdan soldan, hem de yoğun diyeceğim tepkiler geldi. Yazı internet sitelerinde tartışmaya açıldı. Çağdaşlık sorunları üstünde düşünen, içinde yaşadığı dünyayı kavramak isteyen gençler ayrıca bana mesajlar atarak birçok soru sordular. O arada değerli dostum ve hocamız Türker Alkan da köşesinde bu yazıya değindi.

Gerek Türker Alkan hocamızın yazdığı yazıda gerekse ortaya çıkan tartışmada en çok üstünde durulan husus cinsellikle modernite arasındaki ilişkiydi. Ben modernitenin kendisine özgü bir cinsellik oluşturduğunu, bunun belli kısıtlamalar içeren bir mantığa yaslandığını yazmıştım.

Alkan hocamızsa cinselliğin modernite içinde daha bir gelişip serpildiğini vurguluyordu. Her zamanki ironisiyle de kendi gençliğinin kız-erkek ilişkileriyle bugünün ilişkilerini bir tutamayacağımızı belirtiyordu. Hocamıza, kendisininki bir tarafa bugünkü ilişkilerin (bir yanıyla) benim gençliğimin ilişkilerine bile benzemediğini söylemek isterim.

Foucault ve cinsellik

Ama, biraz da onu tahrik etmek için, bugünkü ilişkilerin benim dönemimden (bir yanıyla) daha geride olduğunu da söylemeliyim. Ama ikimiz her şeye rağmen şu noktada buluşabiliriz: 'Nerde, bıldır yağan kar şimdi?...'

Geleyim asıl söylemek istediğim şeylere. Foucault, sanırım sadece bizde değil, dünyada da biraz yanlış anlaşılıyor. Onun üç ayrı adla ve üç cilt olarak yazdığı, İngilizceye 'Cinselliğin Tarihi' genel başlığıyla çevrilen büyük yapıtında ortaya koyduğu çok önemli bir saptama var. Foucault, 20. yüzyılın bu en büyük düşünürlerinden birisi olan karmaşık adam, cinsellik-iktidar, iktidar-bilgi konularında düşünürken modernitenin bu olguyu, yani cinselliği engellediğini değil, tersine onu yarattığını öne sürer.

Daha önce kendi halinde yaşanan bir olguyken cinsellik, Viktorya dönemiyle birlikte bambaşka bir düzleme yerleşir. Artık kadın-erkek ilişkisidir cinsellik sadece. Yatak odasına kapanmış, salt üreme amacına hizmet eden bu yaklaşımın en önemli özelliği 'normal' kabul edilmesidir. Daha, 'Bilme İradesi' adını verdiği ilk cildin heyecanlı girişinde işin niye bu noktaya geldiğini sorar ve nedenleri üstünde düşünür.

Kitabın adı bu konuda hem uyarıcı hem yol göstericidir. Cinsellik bir bilgi sorunu haline getirilmektedir. Buna son darbeyi aslında her şeyi Viktorya ahlakının ve kabullerinin içinde kalarak yapan Freud vuracaktır. Modernitenin 'normallik' kaygısı bir bilme biçimi olarak 'arzu'yu esir almakta, hatta ortadan kaldırmaktadır.
Sistemle arzu arasında, arzunun özgürlüğü arasında ciddi bir gerilim ve çatışma söz konusudur. Modernite cinselliği 'bu anlamda' yaratmıştır: Kontrol etmek, denetleyebilmek, onu dilediğince yönlendirebilmek için. Buna 'sistematize' etmiştir de denebilir.

Böylece normallik kavramının etrafında gelişen bir düzen kurulmuş ve o düzen iktidara, güç kullanımına açık hale getirilmiş, ona açık tutulmuştur. Kısacası, iktidarın gücünü vurgulamaktır cinselliğin 'modern' keşfi. Böylece arzu doğal değil sistemik, yönlendirilebilir, tanımlanabilir bir şeye dönüşmüştür. Arzunun sınırlarını da 'normallik' oluşturacaktır.

Beden politikaları

Bu açılımın bir diğer yanını 'beden politikaları' meydana getiriyor. Bedenin egemenliği kimin elindedir sorusu bir siyasal soru aslında. Çünkü, o hâkimiyet bize ait görünse de aslında devlete, iktidara ait. Bedeni sahiplenme, tanımlama, kullanma salt bizim irademizle olacak bir şey değil.
Bu ancak normalliğin, yasallığın ve ussallığın olanakları ölçüsünde gerçekleşebilir. Hem bizatihi bu durumun kendisi hem de bunun sınırlarını zorlamak, siyasal bir süreci başlatmaktır. Çünkü, iktidarın beden politikalarına yönelimi daima sansür ve kısıtlamaların içindendir.

Arzunun manipülasyonu

Buna bir de kapitalizmin gelişimini eklemek gerek. Kapitalizm 'arzu' konusunu 'atlamaz'. Onu eline alır. Çünkü oradan bir kazanç, bir çıkar üretecektir. Onu kullanacaktır. O nedenle karşımıza 'arzu ekonomileri' denen süreç çıkar. Arzunun manipülasyonudur söz konusu olan. Onun tahrik edilmesidir. Bu, ikili bir süreçtir. Çünkü, bir yanıyla cinselliğin ve arzunun özgürleştirilmesine olmasa bile doyurulmasına olanak verir. Fakat bu biraz da zahiri bir şeydir. Çünkü, buradaki amaç, onun ticarileştirilmesi, giderek sömürülmesidir. Arzu ekonomilerinin nesneleştirilmesi, ticarileştirilmesidir buradaki temel olgu. Pornografi bunun bir uzantısıdır. Cinsellikle şiddet ilişkisi burada ortaya çıkar. O nedenle modernite kapitalizm arzuya dönük olguları tahrik eder.

Fakat bu garip bir oluşumdur, bir yandan tahrik eder, öte yandan o kabarmayı parayla söndürmeyi teklif eder, hatta dayatır. Dolayısıyla modernitenin cinselliği özgürleştirmesi bu çerçeve içindedir. Ötesi, hatta bu sürecin kendisi, iktidarın denetimindedir ve son kertede onun pekiştirilmesine yol açar. Modernitedeki bireylik gelişiminin yol açtığı doğal özgürleşmeler, rahatlıklar değil burada söz konusu olan.

Arzu sınır tanımaz

Oysa, artık bilinen bir gerçek var. Arzu denilen şey sınır tanımıyor. Doğrusunu, yanlışını tartışmak güç onun. O sınır tanımaz arzunun ve ona eklemlenmiş cinselliğin önemiyse 'özne' denilen olguda. İlk kez Descartes'ın başlattığı bu tartışmaya Varoluşçular önemli katkıda bulundu. Bana göre Foucault da, şüphesiz farklı bir optikten bakıyor ama, son kertede bir Varoluşçu.

Foucault, 'garip' cinselliğin önemini burada arıyordu: Nietzsche'ci 'arzumun kökenleri, sırları nedir?' sorusuna yanıt vermeye çalışıyordu. O nedenle 'sınır deneyim' (limitexperience) dediği süreçlere ilgi duyuyor ve mesela Sado-Mazoşist eylemi cinselliğin gizemini bozan (demistifiye eden) süreçler olarak tanımlıyordu. Kitabını da bu tür deneyimlerinin ışığında yazıyordu.

Şimdi internet buna yeni bir olanak hazırlıyor. Bütün o pornografi siteleri, 'canlı' röntgenci-teşhirci eylemleri ve daha neler insanların tanımlanmış olanın dışında dünyayı kendilerince yaşamasına olanak veriyor. Kapitalizm hâlâ orada, modernite hâlâ orada ama yeni bir kapı daha var: internet. 'Aykırı'lığın, Camus'nün kavramıyla 'uyumsuz'luğun yararı da bu belki. Bir anlamda arzunun özgürleşmesinin bir olanağı internet ama o nasıl bir arzudur denirse cevabı netameli olacaktır.

O nedenle ben tekrarlayayım: arzunun yapaylaştırılmasına tahammül edebildiğimiz sürece internet bir cennet!




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa