Editörler

Suderin Murat
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Mahmut Özturan
Doğanay Sevindik
Zeynep Şişman
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Fotoğrafta Cinsel İçerik Önder Şenyapılı
Fotoğrafta Cinsel İçerik
Önder Şenyapılı

Bu yazıda sık sık ve bolca kullanılacak terimlerle başlamalı söze:

Erotik: Eski Yunan söylencelerinde aşk tanrısı ve/ya da aşk meleği ‘Eros’ var. Elinde yayı ve okuyla dolaşıp okunu attığı kişiyi/kişileri ‘âşık’ eden. Eros, Grek söylencelerinin kahramanı ya, adı da Grekçe ‘sevmek’ anlamına gelen ‘eran’dan türemiş ve yalın olarak ‘aşk’ demek. Kökende, eski Grekçede aşkı tanımlayan 4 ayrı sözcük varmış: Eros ‘cinsel aşk’; fileo (phileo) ‘birine sevgi/muhabbet duymak’; agapao ‘birine saygı duymak, birinden hoşnut olmak’ demekmiş; ve stergo ‘ebeveyn ile çocukları ya da hükümdar ile kulları arasındaki aşkı anlatmak için kullanılırmış.

Fransızlar Grekçede ‘cinsel aşk’ demek olan ‘eros’ sözcüğünü almışlar, bu sözcükten ‘érotique’ sözcüğünü türetmişler. İşte, bizim de ‘erotik’ diye kullandığımız bu sözcük, ‘cinsel aşkı’ çağrıştıran/dokunduran/akla getiren içerikli.

Porn(o)(grafi): Porn da diyoruz, porno da ve pornografi de... Bu sözcüğün kökeni de Grekçe önceleri ve özgün anlamında ‘alınan, satınalınan’ demek iken, büyük olasılıkla fuhuş amacıyla satılan kadın kölelerden dolayı ‘orospu’ (prostitute) anlamını alan ‘porne’ sözcüğüne dayanıyormuş.. Porne sözcüğü ise, büyük olasılıkla ‘satmak’ demek olan ‘pernanai’ sözcüğünden türemiş. Fransızca ‘pornographie’ de Grekçe ‘satınalınanlar yazısı (belgesi)’ anlamındaki ‘pornographos’tan galatmış. Eski Latincede de ‘fiyat/bedel’ demek olan ‘pretium’ sözcüğü ile ‘yazmak’ demek olan ‘graphein’ sözcüğü birleştirilerek klasik yazı ve sanatı tanımlamak için kullanılan bir sözcük oluşturulmuş. 19. yüzyıl sonların itibaren de bu bileşik sözcük ‘müstehcen’ yazı ve resimleri tanımlamak için kullanılır olmuş.

Burada ‘müstehcen’ sözcüğünün kökeni üzerinde de durulmalı. Arapçadan dilimize geçen  ‘müstehcen’ sözcüğü, (Ferit Devellioğlu’nun verdiği bilgiye göre) gene Arapçada ‘ayıp, noksan, kusur’ ve/ya da ‘bayağılık, soysuzluk’ anlamına gelen ‘hücnet’ten türemiş ve açık saçık, edebli olmayan anlamına geliyor. Edebli olmayan, âdâba uymayan demek. Âdab ise terbiyeler, utanmalar ve/ya da  usuller, yollar, kurallar anlamına geliyor. Sonuç olarak, müstehcenin terbiyeye aykırı, utanmaz, kimi yollara/kurallara uymayanı anlattığı ortaya çıkıyor.

Yazıda geçecek başka yabancı kaynaklı sözcükler olursa yeri geldikçe açıklanır. Şimdi, erotik ve pornografik fotoğrafı yukarıdaki açıklamalar dayalı olarak tanımlamaya girişelim.





(Soldan sağa) Marilyn Monroe’nun 1953 yılında Playboy’da yayımlanan çıplak fotoğrafı ‘erotik’tir ama, ‘pornografik’ değil. “Seven Year Itch/Yaz Bekarı” adlı filmde metro ızgarası üstündeyken havalanan etekleriyle çekilmiş fooğrafı da ‘erotik’tir. ‘New York’ dergisinin kapağında yer alan fotoğrafı ise öndeki satırlarda anlatılacak olan ‘peekaboo’ fotoğrafa örnektir.

Erotik fotoğraf denildiğinde, erotik sözcüğünün “‘cinsel aşkı’ çağrıştıran / dokunduran / akla getiren içerikli’ olduğunu göz önünde tutarak, cinsellik çağrıştıran / dokunduran/akla getiren... ... ve yeni nitelemeler ekleyerek söylersek, cinsellik tahrikçisi/kışkırtıcısı bir tür sanat fotoğrafının anlaşılması gerek. Erotik fotoğrafın özneleri genellikle ‘çıplak’tır. Ne var, bir fotoğrafın ‘erotik’ olarak yaftalanması için ‘çıplaklık’ın kaçınılmaz bir ‘gerek’ olduğu söylenemez. Örtülü, yarı-giyinik, giderek giyinik öznelerin bakışıyla, duruşuyla, üstüne düşürülmüş ışıkla ‘erotik’ olabileceğini/olabildiğini gözlemek olanaklı.

Geçmişte, ‘çıplaklık’ın bile yeterli görülmeyip ‘arzu uyandırma’ amaçlı yeni yöntemler/yollar arandığını biliyoruz. Örneğin, Praxiteles adındaki yonut sanatçısının Datça yarımadasındaki Knidos yerleşimi için yapmış olduğu Afrodit yonutunun duruşu ‘S’  harfi biçimindeydi. Bu biçimdeki duruşun çıplak kadın yonutları (ve resimleri) için de (Önceleri, Polikleitos adlı sanatçı, bu duruşu çıplak erkek yonutlarına uygulamış; onun döneminde kadınlar giysili betimleniyormuş.) ‘cinsel isteği/arzuyu’ dile getiren/uyandıran/çağrıştıran/ileten bir duruş olduğu benimsenmiş ve yaygın olarak uygulanır olmuş.

Erotik fotoğrafı pornografik fotoğraftan ayrımlı (farklı) kılan, cinselliği, Türkçemizdeki deyişle ‘kör, kör parmağım gözüne’ sergilememesidir. Yâni, pornografik fotoğraf cinselliğe dokundurma/akla getirme ve/ya da cinselliği çağrıştırma/tahriketme/kışkırtma yerine, açık seçik, açık saçık, bütün açıklığıyla cinsellik sergiler. Bir cinsel organı, cinsel birleşmeyi, cinsel doyuma ulaşma yolları ve hâllerini, vb. ayrıntılı olarak gösterir. İzleyende zihinsel bir çaba gösterme, ‘hayâl etme’ gereksinmesine yer bırakmaz. Oysa, erotik fotoğraf görülenden / algılanandan çıkışla ileriye ve/ya da geriye doğru yorum yapma gereksinmesi doğuran bir içerik barındırır. Bu özelliğiyle, erotik fotoğrafın, pornografik fotoğraftan daha kışkırtıcı bir niteliği olduğu/bulunduğu söylenebilir.

Şöyle mi demeli: Pornografik fotoğrafın ‘gizem’i yoktur. Erotik fotoğrafın ise çözülmeyi/yorumlanmayı bekleyen bir ‘giz’i vardır. Erotik fotoğraf hayâl kurdurur. Pornografik fotoğraf hayâl kurmaya kapalıdır, çünkü her şey ortadadır.  

Söylediklerimiz, sadece fotoğraf için değil, ‘resim’, ‘sinema filmi’ ‘video’ için de geçerlidir.

(Resmin yerini alan  ve resim sanatının geçerli kimi işlevini yitirip yeni içerik edinmesine yol açan fotoğrafla ilişkisi dolayısıyla) resimdeki gelişmeyi anımsayalım:

Ressamın özgürlüğü Kilisenin çizdiği sınırların dışına taşamamıştır Ortaçağda. Nitekim, Karanlık Çağın sona erişinden çok sonra bile, -- 16.-19. yüzyıllarda dahi Kilisenin çizdiği sınırları aşan kimi sanatçıların, örneğin, Girit doğumlu ressam Domenikos Theotokopoulos ya da daha yaygın olarak bilinen takma adıyla El Greco’nun (1541-1614); örneğin, uzun adıyla Francisco José De Goya Y Lucientes’in ya da anıldığı kısa adıyla Goya’nın (1746-1828) kendilerini Engizisyon’un önünde buldukları yaygın olarak bilinmektedir.

Dinsel baskı Rönesans'ta da, yani 14. yy. sonlarıyla 15. ve 16. yy.’da da sanatı yönlendirmiştir. Dönemin sanatçıları dinsel konuların dışına pek taşamamışlardır. İçeriksel değişim, Kiliseden başka (yeni) toplumsal güç odakları belirmeye başlayınca gerçekleşmiştir.

Örneğin, 1486 yılında Alessandro Di Mariano Filipepi Sandro Boticelli (1445-1510) Venüsün Doğuşu’nu boyamıştır. Böylece, Hıristiyanlığın güçlenip yaygınlaşmasıyla gözden düşen Venüs kültü ve ikonografisi Boticelli’nin fırçasıyla yaşama dönmüştür. Adem ile Havva figürleri dışında ilk kez bir kadın figürü çıplak olarak resmedilmiştir bin yılı aşkın bir aradan sonra.

Boticelli’nin Venüsüne değin ressamların çıplak olarak boyayabildiği figürler, ilk erkekle ilk dişi insan olup ilk günahı işleyerek cenneten kovulan Adem ve Havva’ya  ilişkindir. Adem’li Havva’lı resimlerin günah işlemenin cezasız kalmayacağını/anımsatmayı/vurgulamayı/bastırmayı amaçlayan dinsel resimler olduğu dikkatten kaçmamalıdır. Dolayısıyla, Antik dönem mitolojisinden alınmış öyküleri (ve elbette bu öykülerin kahramanlarını) işlemek Rönesans ressamlarının işine gelmiştir. Bakire Meryem, Çocuk İsa ve öteki din ulularını, -- azizleri işlemenin dışına çıkabilmişlerdir böylece. Kaldı ki, Venüs’ü yeniden doğduran Boticelli, kökende, Meryem, İsa ve kutsal azizlerin resimlerini yapan dini bütün bir sanatçıydı. Mitolojiye sığınarak Venüs’ün Doğuşu’ndan 3 yıl kadar önce boyadığı Primavera/İlkbahar adlı tablosudaki Venüs’ü dinsel konulu tablolarındaki Madonna’lar gibi betimlemiştir. Bu yüzden de, kimi sanat tarihçileri Primavera Venüsünü “Hıristiyanlaşmış Venüs” diye nitelemişlerdir.

Ayrıca, çıplak figürlerin yer aldığı günümüze kalmış birçok Rönesans ve sonrası dönem tablolarının varlıklıların ‘yatak odası’ duvarlarının dışına çıkmadığını da biliyoruz. Bugün sanat yapıtı olarak benimsenen/benimsenmiş birçok resmin yapıldıkları/sanatçıya ısmarlandıkları sırada birer ‘yatak odası iştah açıcısı’ oldukları gözden kaçırılmamalıdır. O sıralar birer ‘afrodizyak’ olarak yapılmışlardır. Çıplak kadın bedeni betimlemelerine ise, genel olarak Venüs (Afrodit) adı (ve/ya da klasik söylencelerdeki kadın kahramanların, -- Danae, Diana, Juno, Minerva, vb. adları) verilmiştir.

Ondokuzuncu yüzyıla gelindiğinde, din baskısı büyük ölçüde yeğnileşmiştir. Kilisenin gücü geçmişteki denli ağır ve yoğun değildir. Ama, toplumsal ‘âdâb’, yâni toplumsal ‘terbiyeler’, ‘utanmalar’, toplumda geçerli olan ‘kurallar’ aykırı yaklaşımları benimsemeye olanak tanımamaktadır. Toplum, geçerli ‘âdâb’a aykırı düşen resimleri, geçmişin resimlerine hoşgörüyle baksa bile, kucaklamamaktadır. Dahası, öfkeyle karşılamakta, olumsuz değerlendirmektedir. Nitekim:

1863 yılında Fransız ressam Edouard Manet (1832-1883) Fransa’yı ayağa kaldıran bir resim yapar: Le Déjeuner Sur L’herbe/Kırda Öğle Yemeği diye adlandırılan/bilinen bu tabloda iki giyinik erkek ve çırılçıplak bir kadın oturmuş sohbet ederlerken betimlenmişlerdir. Geri planda da giyinik bir kadın çiçek toplarken görülmektedir.





Edouard Manet: Kırda Öğle Yemeği ve Olympia


Resmi görenler, çok öfkelenirler. Tabloyu ‘ahlaksızlığın doruğu’ olarak kimliklendirirler. Bu kadarı da fazladır!.. Çıplak bir kadın iki erkeğin yanına oturmuş, dahası, izleyicinin gözünün içine içine bakmaktadır!.. Olacak gibi değildir!..

Suçlamalara ve eleştirilere karşın Manet, iki yıl sonra ‘Olympia’ adlı bir tablo boyayıp sergileyecektir. Çırılçıplak uzanmış ve gene izleyicilerin gözüne bakan kadın betimlemesini gören gerek izleyiciler, gerekse eleştirmenler bu kez Manet’nin fahişeliğin reklamını yaptığını/fahişeliğe arka çıktığını öne sürerler; savunurlar.

Oysa, Kırda Öğle Yemeği tablosunun ressamı Manet ressamca bir yaklaşımla seçmiştir konusunu. Geçmiş zaman ustalarının ele almış oldukları konulardan birini yaşadığı dönemdeki anlayışla resmetmek istemiştir. Gelgelelim, Manet’nin resmini gören “Aaaa! Kadın çıplak!” deyip gerisine aldırmamıştır! Aldırmayıp resmin sanatsal değerini irdeleyen olmamıştır. Bu Manet denilen ressam, üç yüz küsur yıl önce yapılmış resimlerden esinlendiğini gizlemiyor, acaba ne yapmış, nasıl yapmış, özgün mü yaptığı diye kafa yormaya yanaşmamıştır izleyiciler. Antonin Proust ve Zacharie Astruc gibi şairler dışında çabasını olumlayan çıkmamıştır…

Yaklaşık 150 yıl önce resimdeki bir ‘çıplak’a karşı toplumun gösterdiği tepki olumsuzdur. Ressam ‘ahlâksız’ diye kimliklendirilmiştir. Resmedilmiş ‘çıplak bir kadın’ ancak ‘fahişe’ olabilir. İki erkeğin arasında oturup izleyicinin gözünün içine bakan çıplak bir kadın resmi ‘müstehcen’dir.  Çırılçıplak yatağa uzanmış ve gene gözünü izleyicinin gözünden kaçırmayan bir kadın resmi düpedüz ‘pornografik’tir. Yâni 150 yıl önce bugünün ‘erotik’ yaftasının yerine doğrudan doğruya ‘pornografik’ yaftası geçerlidir.

Oysa, Rönesans dönemi ‘afrodizyak’ resimleri de, giderek (hâttâ) Antik Dönemden kalan duvar, vazo üstü resimler, yonutlar da kanıtlıyor ki, “‘cinsel aşkı’ çağrıştıran/dokunduran/akla getiren içerik’” her zaman vardı. Çünkü, biri erkek, biri kadın diye anılan iki beden taaa Tanrıların kendi kendine yeten Hemaphrodites’in bedenini ikiye bölmelerinden bu yana bir araya gelmek/bütünleşmek/birleşmek için sürekli bir özlem içindeler. (Bizim cinsellik dediğimiz, ‘seks’tir Latin kökenli dillerde. Çünkü, ‘Seks’ sözcüğü,  Latince bölme/ayırma anlamına gelen ‘secare’ sözcüğünden türetilmiş.) Ne var, bu özlem, özellikle Ortaçağda büyük baskı altında kalmıştır.

Ancak, 19. yy.’ın ikinci yarısından başlayarak, sanatçılar, artık, geçmişte olduğu gibi cinsellikle ilgili görüntülere bir kılıf uydurmak için çaba göstermekten vaz geçmişlerdir. Yaşamda, böyle bir kılıflamayı gereksiz kılan yeni toplumsal eğilimler hızla gelişmektedir çünkü. Bu dönemde öncelikle eğlence sektöründe cinsellik gitgide öne çıkmakta ve yoğunlaşmaktadır. Örneğin, 20. yüzyılın başlarında dünyanın sanat merkezi kimliğini henüz New York’a kaptırmamış olan Paris’te Folies Berger ve  Moulin Rouge diye iki müzikholde sahneye çıkanların giysileri gitgide daha açık hâle gelmekte, gösterilerideki cinsellik dozu gitgide artmaktadır. Dönemin sanatçıları ve (elbette ressam lar bu müzikhollerin sürekli müşterileridirler. Ayrıca, bu müzikhollerde sahne alan gösteri yıldızlarının yakın dostlarıdırlar.

Fotoğraf da bu sıralarda (1840; 1835’ten önceki çıplak görütüler çizim/desen ve/ya da yağlıboya resimdi.) devreye girmiştir. Böylece, fotoğraf makinasıyla saptanmış görüntüler de ressamların çizdikleri/boyadıkları görüntülere eklenmiştir. Fotoğraf gerçekliğini aşmak isteği ve yönelimi resmin büyük ölçüde işlev yenileme çabası içine girmesine yol açarken, zaman içinde fotoğrafçılar da plastik sanat yapıtlarının gördüğü kabûlü görmek için ‘resimsel’ görüntüler yakalamak/üretmek uğraşına girişmişlerdir..Resim ile fotoğraf arasındaki bu etkileşim, özellikle cinsel içerikli görsel anlatıların her geçen gün daha cesurca ele alınmasına yol açmıştır.

20. yy. başlarında (yayımladıkları fotoğrafların sanat ile ilgisinin düzeyi tartışma götürse de) Sanat fotoğrafı yayınladığı savındaki dergiler katılmıştır yaşama. Bu dergilerin yayımladığı fotoğrafların sanatla ilişkisi çok zaman ‘çıplaklık’la kuruluyordu. Tıpkı Rönesans dönemi feodallerinin ısmarladıkları ‘afrodizyak’ resimler benzeri, bu dergiler de dönemin cinsel arzularına karşılık verme amaçlıydı. Çünkü, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde bırakın bir kadının kalın çoraplı bacağını görenlerin çarpıldıkları anlatılıyor.

Bu arada belirtelim ki, 19. yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında, toplumsal olumsuz tepkiler çekmek istemeyen kimi ressamlar, afrodizyak kadın çıplaklı tablolarını “doğu toplumlarından görüntüler”mişçesine sunuyorlardı. Doğusalcı (Orientalist) diye anılan bu ressamların çoğu, örneğin İstanbul’a gelmedikleri, Saray yaşamıyla tanışmadıkları halde Osmanlı hareminden görüntüler boyamaktan çekinmemişler. Doğusalcıların yaklaşımı/tutumu Rönesans döneminin varlıklı burjuva erkeklerin yatak odası duvarları için resimler yapmış o dönemin sanatçılarınden ayrımlı (farklı) değildir. Sözde, Doğulu toplumların yaşamını betimliyorlardı ama, kendi toplumlarındaki cinsellikle ilgili istemleri karşılama çabasında oldukları apaçık ortadaydı.



Jean-Auguste-Dominique Ingres (1790-1867)’in Türk Hamamı olarak adlandırdığı tablosu da Batılı insanın cinsel duygularını görsel olarak doyurmak için boyanmıştır.

Cinsellik konusunda değişim 20. yüzyılın ilk çeyreği aşıldıktan sonra gitgide hız kazanır. ABD kökenli Josephine Baker, 1926 yılında Paris’te, -- Folies Bergere'de beline doladığı yapma muzlardan başka hiçbir şey giymemiş olarak sahneye çıkar ve bir ayna üzerinde dans edip Ave Maria şarkısını söyler. O gösteriden sonra kendisi ‘Muz Kız’ dansı ise ‘Muz Dansı’ diye kimliklendirilir. Gsteriden bir süre sonra beline muzlar dolanmış binlerce siyah bebek satışa sunulur. 1926/1927 gösteri mevsimi Muz Dansının sergilenmesiyle geçer. Josephine, ülkesine dönmeyip Paris'e yerleşir.




Josephine Baker ve dönemin yaygın (Fransız) kartpostalları

Baker’ın fotoğrafının basılı olduğu kartpostallar, artık Aphrodite ve/ya da Venüs yakıştırma adıyla değil, doğrudan doğruya Josephine Baker adıyla satılmaya başlanır. Paris’ten Avrupa’nın/dünyanın çeşitli üşkelerindeki dostlara gönderilir.

1913 yılında ilk pin-up takvimi yayımlanır ABD’de. Gitgide yaygınlaşan ve duvarlara iğnelenerek asıldığı için pin-up diye anılan ‘erotik’, --çıplak ve/ya da yarı çıplak kadın görüntülerinin yer aldığı pin-up takvimlerinin  ilkindeki görüntü bir ‘yağlıboya resim’ olduğu için çok kimsenin ilgisini çekmez. Gelgelelim, New York Ahlâksızlığı (Kötü Alışkanlıkları) Önleme Cemiyeti/New York Society for the Supression of Vice takvimin basımını ve dağıtımını yasaklar. Ysaklama üzerine, takvim, görülmedik ilgi çeker, milyonlarca korsan kopyası basılarak dağıtılır ve satılır.

İki yıl sonra, -- 1915 yılının Eylül ayında klâsik pin-up görüntülerinin öteki adı olan peynirkeki/cheesecake fotoğraf (elbette daha sonra da çizimleri/resimleri) türünün doğuşunu sağlayan olay yaşanır. Olay şudur:

1915 yılında Rus diva Elvira Amazar’ın New York’a geldiğini duyan gazete fotoğrafçısı olan George Miller soluğu limanda alır. Opera yıldızı gemiden inip New York toprağına ayak basarken, fotoğrafçı kendisinden eteğini biraz yukarı çekmesini ister. Diva, isteği olumlu karşılar ve böylece fotoğraflanır. Miller’ın bir gurme olan editörü, fotoğrafı görünce, “peynirkekinden hallice” diye haykırır. Böylece fotoğraf türünün adı konulmuş olur.

Peynirkeki fotoğraflar yalnızca dergi, gazete sayfalarında kalmaz, afişlere dönüşür. İşçilerin, erlerin, gençlerin oda duvarlarını süsleyen bu afişlerin içerdiği cinsellik dozu değişiktir. Kiminin yol açtığı ‘cinsel’ çağrışımlar çok yüksektir. Hollywood yıldızları da pin-up duruşlu fotoğraflar çektirmeye başlarlar. Pin-up dergileri yayımlanmaya başlanır. Her derginin tutumu ayrımlıdır. Kiminin fotoğrafları daha estetik kaygılıdır. Kimilerinki göğüs, kalça, bacak, popo göstermeyi amaçlamaktadır. Bunlar girlie magazines/kızlı dergiler diye adlandırılır.





Peynirkeki fotoğraflar; en sağdaki ikisi ‘peekaboo’ çekim

1885 yılı dolaylarında sigara paketlerinden çıkan ve sigara tiryakilerince biriktirilen 25 resimli karttan kök aldığı da öne sürülen pin-up fotoğrafları zaman içinde çeşitlenir. Örneğin, ‘peekaboo’ çekimler yapılır. ‘Peekaboo’ çekim, bedenin kapalı olan bölümlerinin de gözükmesine/gözlenmesine olanak veren, hemen gözükecekmiş gibi bir görüntü eldelemeye dönük çekimdir.. Kökende peekaboo sözcüğü bebeklerle oynanan oyuna verilmiş olan addır. Oyunda taraflardan biri elleriyle yüzünü kapatır, sonra birden açar ve “peekaboo! Seni görüyorum” der. Bizde ise ‘peekaboo’ değil de ‘Ce’eee!, “Be’eee!” gibi sesler çıkarılır.

Feministlerin olumsuz tepkilerini yeğnileştirmek için erkek vücudunun sergilenmesine de başlanır 20. yy’da. Böylece peynirkeki fotoğrafların yanı sıra biftekkek/beefcake fotoğraflar da yayın organlarında, oda duvarlarında, kentlerdeki reklâm panolarında gözükmeye başlar. Bu arada, elbette, kadınlar için olduğu öne sürülen ama, daha çok eşcinsellere seslenen çıplak erkek fotoğraflarının basıldığı dergilerin yayımına da geçilir.

Cinselliği ağır basan fotoğrafların artması 20. yüzyılın ortalarından itibaren başlar. Fotoğraflar erotik olmaktan çıkmaya yüz tutmuştur. Ara dönem fotoğrafları ‘soft-core pornography/yumuşak porno’ olarak anılmaktadır. Sonuçta pornografik fotoğraf da yaygınlaşacaktır. Çeşitlenecektir. Çeşitleri anmadan önce şunu belirtmeliyim:

20. yy. sanatçıları cinsellik izleğini herhangi bir sınırlamayla karşılaşmaksızın istedikleri gibi işlemek olanağını elde etmişlerdir. 19. yy. Viktorya İngilteresinde, genç kızların yıkanırken bile giysilerini çıkarmamalarının beklendiği bir cinsel tutuculuğun egemen olduğu anlatılmaktadır.



Jeff Koons’un 42. Venedik Biyenalinde sergilenen yonutu

Cinsellikle ilgili tabuların 20. yy’ın ikinci yarısıda hızla yıkılmasında sinemanın payı çok büyüktür bana göre. Bin yılların koşullandırmasıyla cinsellikle ilgili konularda geçen yüzyıla girilinceye değin rahat hareket edildiğini öne sürmek zor. Toplumların düşünsel rahatlaması/özgürleşmesi, sanatın da cinsellik izleğini geçmişe göre çok çok daha rahatça ele alıp işleyebilmesine olanak sağlamıştır. Yirminci yüzyılda yalnızca resim ve yonut sanatında değil, bütün görsel sanat dallarında cinsellik izleğinin daha sık ve daha cesurca işlendiğini gözleniyor. Örneğin, ABD’li sanatçı Jeff Koons’un 1990 yılında kendisiyle eşi İtalyan porno yıldızı Cicciolina’yla (gerçek adı: Ilona Staller) cinsel ilişki halinde gösteren yonutunu 1990 yılında 42. Venedik Biyenalinde  sergilediği; 1991 yılında ise Cicciolina’nın genital bölgesinin renkli fotoğraflarını (çok kez kendi penisiyle birlikte) çekerek kanvas üzerine ipekbaskı olarak uygulayıp sergilediği ve hard-core porno (ya da sert porno) sayılabilecek bu resimlere Kırmızı Popo/Red Butt gibi adlar koyduğu biliniyor.. (Bilmeyip de merak edenler için web sitesi adresi: http://neurotypisch.nl/koons/madeinheaven.html)

Fotoğrafta cinselliği işleyen yumuşak’tan sert’e çeşitli fotoğraflardan söz edilebiliyor artık. Belki de çok çeşitli fotoğraf(çılık) yaftası söz konusu demek gerekiyor. ’Fashion’ ya da ‘moda’ fotoğrafçılığından başlayarak,  şu  tanımlamaları bulup toparladım:

‘Commercial’ = tecimsel
‘Events’ = olaylar
‘Fetish/Bondage! = Fetiş/(cinsel) kölelik {Fetiş fotoğrafçılığına ‘dark sex’ (karanlık cinsellik) de deniliyor.}
‘Fine art nudity’ = Güzel sanatsal çıplaklık  
‘Gay and Lesbian’ =  eşcinsel
‘Glamour’ = Romantik çekici
‘Implied nudity’ = Dolaylı çıplaklık
‘Nudes’ =  çıplaklar
‘Sex position’ = Cinsel birleşme pozisyonları




(Soldan sağa) ‘Pin-up’ kızlı reklam; Bir bilgisayar oyununun reklamı; Lee pantalonlarının yanyana 3 reklamı





(Soldan sağa) Bir bilgisayar oyununun reklamı; “Kariyer yapmanın daha iyi yolları da var” sloganıyla seslenen “newjobsintown” kuruluşunun reklamı; kulaklık reklamı; (pornografik çağrışımlı) sigara reklâmı; apple bilgisayarlarının reklamı





Moda fotoğraflarından örnekler

Tecimsel fotoğrafları kısaca ‘reklam/tanıtım fotoğrafları olarak da anabiliriz. Uzunca bir dönemdir tecimsel fotoğrafların da ‘êrotik’ içeriğinin yoğunlaştığını rahatça söyleyebiliriz. Moda fotoğrafları için de geçerli bir durum. Tecimsel ve moda fotoğraflarını çekenlerin teknik uzmanlıklarının, yaratıcılıklarının yüksek olması bekleniyor. Ya da  profesyonel fotoğrafçıların hepsinde bu özelliklerin arandığını, aranması gerektiğini belirtelim. Gene, profesyonellerin, çalıştıkları alan ile yaptıkları çekimlere en uygun araç ve gereçleri kullanması gerekir. Başarılı bir görüntü eldelemenin yolunu bu alanda çalışanların hemen hepsi biliyor: Görüntülenen öznenin seçiminde ve sunumunda vurgulayıcı bir etki eldelemek, doğru kamera ve sunum biçimini seçmek. Öznenin doğal ya da yapay ışık altında görüntülenmesine, belirli (istenilen) bir noktasının/parçasının/organının dikkat çekiciliğini artırıcı ‘oyunlar’ (örneğin geriplânı silikleştirmek) yapılmasına, uzak ya da yakım çekim yaparken en okunan görüntüyü sağlayacak mercekler kullanılmasına titizlenmek...





Kimi etkinlikler erotik görüntü vermeye elverişlidir..

Olay/Etkinlik fotoğraflarının genelde cinsellik içerdiği söylenemezse de, örneğin, bir film festivalinin duyurulmasında cinsel çağrışımlara yol açabilecek görüntüler kullanılması olasıdır. Ayrıca, kimi olayların /etkinliklerin cinsel içerikli görüntü verme özelliği olduğu da biliniyor. Örneğin, tenisçiler (elbette kadın tenisçiler) genelde olay/gazete/dergi/magazin fotoğrafçılarınca ‘erotik’ olarak görüntülenir. Plajda çekilen (yüzme, güneşlenme, mayo değişimi, plaj voleybolu, vb.)  fotoğraflar da ‘erotik’ olabilmektedir.



‘Bondage/Cinsel kölelik’ fotoğraflarındaki görüntüler yukarıda sunulan örnekteki ölçüde ‘yumuşak/soft’ değil.

‘Fetiş’ sözcüğünün TDK Sözlük anlamı “tapınırcasına sevilen şey veya kimse.” ‘Cinsel kölelik” diye kısaca tanımladığımız ‘bondage’ sözcüğü ise, daha ayrıntılı olarak  “çiftlerden birinin bağlanmasını baz alan ama hayal gücü vasıtası ile daha da detaylandırılabilecek bir alan” diye açıklanıyor. Bir fetiş fotağrafçısı, ‘bondage’ benzeri ‘fetişistik’ durumları görüntülermiş. Örneğin, kauçuk ve/ya da deri giysiler içindeki biri cinsel ortağını kamçılıyor ve kamçılayan denli kamçılanan(lar) da bundan zevk duyuyorsa, durum ‘fetişistik’ oluyor. Uçta sayılan fetiş fotoğrafları ‘parafilya’ diye anılan yasak cinsel ilişki görüntülerini aktarabiliyor. Son olarak belirtilmeli ki, fetiş fotoğrafları da (güzel) sanatsal, erotik, ve pornografik olabiliyor.

Güzel sanatsal çıplaklık saptama peşinde çok sayıda fotoğrafçının varlığı internette dolaşınca ortaya çıkıyor. Çok sayıda erkek ve kadın fotoğrafçı insan (ve de özellikle kadın) bedeninin güzelliğine övgüler düzüyor. Güzel sanatsal çıplaklık fotoğraflarının neredeyse hepsinin telif hakkı (copyright) koruma altında olduğundan örnek sunamasam da verdiğim internet adresinde çok sayıda sanatçının çalışmalarından örnekler bulunduğu bilgisini iletebilirim. (http://1x.com/photos/fine-art-nude/). Güzel sanatsal fotoğrafların ‘erotik’ fotoğraf ların bir türü olarak kimliklendirildiği notunu da düşmeliyim.

Romantik çekici diye Türkçeleştirilen ‘glamour’ sözcüğü sinema ve mankenlik dünyasının öne çıkmış beğenilen emekçileri için kullanılageliyor. ABD’de ve İngiltere’de  ‘Glamour’ adıyla yayımlanagelen bir dergi var. Kökende, yalnızca adı geçen dergiyi değil başka adlar altında yayımlanan ve sinema/moda dünyasından haberleri, dedikoduları içeren çok sayıda günlük, haftalık, aylık yayın organını ve elbette medya ve internet sitelerini beslemek gerekliliği, bu tür fotoğrafçılığı bir ‘sanayi’ye dönüştürmüştür denilebilir. Bizde ‘magazin fotoğrafçısı’ diye anılan fotoğrafçıların, Amerika, İngiltere benzeri ülkelerde, yaşamlarını, ‘Glamour Photography’ diye anılan ve ünlü sinema, sahne ve podyum emekçilerini görüntüleme eylemini anlatan alanda çalışarak kazandıklarını söyleyebiliriz. Özne perde, sahne ve podyum insanları olunca görüntüleri ‘erotik’ oluşunu doğal karşılamak gerkiyor, sanırım.




(Soldan sağa) Amerikan ‘Glamour’ dergisinin Aralık 2008 sayısının kapağı; kağpaktan duyurulan Britney Spears fotoğraflarından biri; glamour girl Hintli aktris Nayanthara’nın iki görüntüsü; ve Glamour Photography Magazine’in Stüdyo aracında Marilyn Monroe...

Dolaylı çıplaklık (implied nudity) fotoğraflarında model çıplaktır çıplak olmasına ama, hiçbir şey gözükmez. (digitalwilly.com) adresinde çok sayıda örnek var; telif hakkı korunduğu için birini olsun aktaramıyorum ama, meraklısı siteye girip görebilir. Ancak, bir Japon aktrist Aya Sugimato’nun, Eva Mendes’in, Jamalia’nın,  Patrick Ribbsaeter’ın, Holly Madison’un, Olimpiyadda yarışan yüzücü Amanda Beard’ün, vb. anti-kürk kampanyasına katkı amacıyla çektirdikleri fotoğraflar iyi birer örnek oluşturuyor. Dolaylı çıplaklık içeren fotoğraflar ‘sanatsal’ ve tecimsel olarak sınıflandırılıyor. Bu fotoğrafların da ‘erotik’ olduğunu belirtmek sanırım gereksiz.



   


Kürk karşıtı kampanyaya katkı amacıyla çektirilmiş fotograflar ‘dolaylı çıplaklık’ türüne örnek oluşturuyor. Sunulan bu örnekler hem sanatsal, hem de tecimsel olarak değerlendirilebilir.

Çıplak fotoğraflar(neked photos)a gelince, önceki satırlara bikez daha göz atınca, zaten çıplaklık üzerine konuşageldiğimizi görüyorum. Şöyle bir sonuca varılabilir: İnsan bedeni söz konusu olunca, çıplaklık ve dolayısıyla erotizm kaçınılmaz oluyor. Çığlaklığın kullanılışaına göre erotizm sınırları aşılabiliyor. Cinsel birleşme pozisyonları (sex positions) fotoğrafları örneğin, ‘erotik’ değil ‘pornografik’tir. Bikez daha Jeff  Koons’un fotoğraflarını anımsatayım. Koons’un eşiyle birlikte çektirdiği fotoğrafları, (fotoğrafçının ‘sanatçı’ kimliği taşıdığı düşünülerek)  ‘pornografik sanat’ olarak yaftalamak gerekiyor.  Osmanlı’nın Paris Elçisi Halil Şeref  Paşa(1831-1879)’nın ısmarlaması sonucu 1866 yılında yapılmış olan ve d’Orsay Müzesinde sergilenmekte olan Gustave Courbet  (1819-1877) imzalı “L'Origine du monde/Dünyanın Kökeni” adlı tablo Koons’un fotoğraflarıyla karşılaştırılınca son kertede ‘erotik’ kalmaktadır. Asla ‘pornografik’ olduğu savlanamaz.

(Bir saplama yapayım: Enis Batur tablodan yola çıkarak bir roman yazdı. Kitapta tablonun siyah-beyazına da yer verdi. Bunun üzerine, yazar mahkemeye verildi, kitap yasaklandı, toplatıldı; ama, yargılama sonucu yayın hakkı geri verildi. Şimdilerde, bu tablo birçok internet sitesinde renkli ve düşük ya da yüksek çözünülürlüklü olarak izlenebiliyor.)



Gustave Courbet’nin “L’origine du monde” adlı tablosu.

Pornografik fotoğraflar da türlere ayrılmış. Kısaca ‘alt’ diye de anılan ‘alternatif’ pornografi’ alt kültürlerin pornografisine bağlo olarak üretilen görüntüler için kullanılan bir ad. ‘Indie’ pornografi de deniliyormuş ve ‘independent’, yâni bağımsız pornografi demek oluyormuş. ‘Amatör pornografi’ fotoğraflarının, profesyonellerin elinden çıkmamış görüntüler için kullanıldığı açık. Fetişten önceki satırlarda söz ettik. ‘Fetiş pornagrafisi’ o tanımla ilişkili ve genelde ‘sert’. Eşcinsel, gey, lezbiyen ve de biseksüel pornografi fotoğrafları tek başlık altında toplanmış: ‘Orientation (yönlendirme) temelli fotoğraflar’. ‘Orgy pornografisi’, yâni ‘orgy’ sözcüğünün sözlüklerde verilen karşılığıyla söylersek ‘sefahat fotoğrafları’ için kullanılan ad.. (‘Toplu seks’ fotoğrafları desek daha mı doğru?) Irkçı yönelimli fotoğraflar ise, Asyalıların, siyahların, Latinlerin ve/ya da ırklararası cinsel ilişkilerin görüntülendiği fotoğraflar. TV’lerdeki ‘reality show’ların özellikle internetteki karşılığı olan ‘reality pornografi’ görüntüleri, artık fotoğraftan çok hareketli fotoğraflar (video) olarak yaygınlaşmış durumda. Son bir ana başlık : ‘Dikizci(lik) {voyeur} pornografi(si)’. Özellikle fotoğraf da çekebilen cep telefonlarından sonra, gazetelere de yansıyan ve faillerinin yakalanarak adliyeye teslim edildiği ‘etek altı’ gizli çekim görüntüleri ve/ya da doğrudan doğruya gizli kamera çekimlerinin ürünleri bu başlığın altında toplanıyor.

Bilgisayar teknolojisinin gelişmesinden sonra, yeni bir pornografi dalının daha ‘hizmete girdiği’ (!) belirtiliyor. ‘Poser (oku: pozır) pornografi’ bilgisayar grafiği ile üretilen pornografik görüntüleri anlatıyor. ‘Renderotica’ ve ‘Maleposerotica’ diye de anılıyor. İlki ‘render’ ve ‘erotica’ sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuş. İkincisi ise ‘male’, poser’ ve ‘erotica’ sözcüklerinden. ‘Erotica’ nedir biliyoruz. ‘Render’ (Redhouse sözlüğüne göre) ‘kılmak, ... duruma getirmek, --leştirmek’ demek. ‘Male’= erkek, ‘poser’ (ana başlıkta da kullanılan) üç boyutlu canlandırma yapımına olanak sağlayan bilgisayar yazılımının adı. Bu adların Türkçe karşılıkları var mı bilmiyorum; bulunduğunu sanmıyorum.)

Şu kısa araştırma bile, erotik ve pornografik görüntilerin ne denli çeşitlendiğini sergiledi sanırım. Durum böyleyken, ülkemizde, ‘erotik’ bile sayılamayacak görüntüler karşısında küçük kıyametlerin koparıldığını biliyoruz. Örneğin, 15 Mart 2004 günü, her yıl olduğu gibi, “Tüketiciler Günü” dolayısıyla çeşitli toplantılar yapılıyordu. Bu toplantılardan biri de Ankara’da, Ankara Ticaret Odası ve Türk Standartlar Enstitüsü’nce ortaklaşa düzenlenmişti. Dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun da ağırlıklı olarak basını eleştiren bir konuşma yaptı ve bu konuşması sırasında günlük gazetelerde yer alan bir inceltici krem reklâmında kullanılan kadın fotoğrafının “örfümüze, âdetimize, ticari anlayışımıza yakışmadığını” belirterek “kadın haklarını koruyucu derneklere, vakıflara, basına” tepki göstermeleri çağrısında bulundu.

Bakanın konuşması ertesi günün gazetelerinde yer aldı ve böylece Türkiye’nin “incir çekirdeği gündemi”ne (bir ay boyu süren) yeni bir konu eklenmiş oldu. Radikal gazetesindeki haber şöyle sonlanıyordu:

“Coşkun, fotoğrafı dinleyicilere de göstererek, ‘Arkadaşlar, bu bizim örfümüze, âdetimize, ticari anlayışımıza yakışır mı? Bu bir krem reklamı. Bunu bir firma yaptırıyor. Altında bir ticari kuruluşun ismi var. Grafiker bunu hazırlıyor. Ve gazete de basıyor. Her şeyi bakanlıktan, bürokrattan beklemek de herhalde doğru değil’ dedi.” (“Coşkun: Kadınlar istismar ediliyor”, Radikal, 16 Mart 2004)

Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, sonraki günlerde, reklam hakkında soruşturma açtırdı. Bakanlığı bünyesindeki Reklam Kurulu da ilk toplantısında Vichy Laboratoires tarafından üretilen selülit kremi reklamının "ahlak kurallarına aykırı" olduğu gerekçesiyle soruşturulmasına karar verildiğini bildirdi.

Şimdi; bu yazıda anlatılanların ışığında, soruşturulan ve “örfümüze, âdetimize, ticarî anlayışımıza yakışmayan” ayrıca “ahlâk kurallarına aykırı” bulunan ‘fotoğraf’ın ‘erotik’ olup olmadığına bu satırları okuyanlar karar versin.


İşte bir ay süreyle Türkiye’nin gündeminden düşmeyen selülit kremi reklamındak fotoğraf!

(Not: Bu yazıyı hazırlarken daha önce yayımlanmış kitaplarıma da göz attım. O kitaplar:
Görsel Sanatlar ve İletişim, Sanat Yapım, 1996; Digital Oynaşmalar, Boyut, 2002;Fahişe Yüzyılın Sanatı, Boyut, 2002; Rönesans, Romantizm Modern Öncesi, Yirminci Yüzyıl, (4 kitap), Boyut, 2004; Ressamlar ve Kadınları; METU Press, 2003: Efsane Güzelleri, Duman, 2006.  Ayrıca: Çok sayıda internet sitesinden ve özellikle Wikipedia’dan yararlandığımı belirtmeliyim.)

(Ankara: Şubat 2009)




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa