Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Yusuf Murat Şen


ANTİK AVANTGARDE FOTOĞRAF YAKLAŞIMI İÇİNDE MANİPÜLATİF
YORUMLAR


1970’ li yıllarda ABD’de ortaya çıkmış olan ve “Fotoğrafın Antik Avant- Garde’ı” olarak tanımlanan bir fotoğraf hareketi ve bunun Türkiye uzantıları bu yazının konusu olacaktır.

Amerikan fotoğraf endüstrisinin önemli bir bölgesi olan ve George Eastman’ın kurduğu ama şimdi tarih olmuş olan Kodak fabrikasının da bulunduğu Rochester bu hareketin ilk kıvılcımının ateşlendiği yer olmuştur. Rochester Institude of Tecnology mezunu ve çalışanı Irving Pobboravsky ve Kodak’ın müzesi George Eastman House konservatörü Grant Romer daguerreotype konusundaki hem bilim adamı hem tarihçi sıfatları ile ilk öncüler olmuşlardır. Özellikle Pobboravsky sanatçı kişiliği ile ürettiği daguerreotyplarıyla dikkat çeker ve antik avantgarde yaklaşım içinde bir baba rolünü üstlenmiştir. Fotoğrafın yüzellinci yılında (1989) Paris’e davet edilerek Paris’in fotoğraflarını çekmesi istenmiştir.  Kronolojik olarak peşi sıra gelen Sculy ve Mark Osterman çifti Rochester’daki stüdyolarında alternatif fotoğraf tekniklerini ustaca deneyimleyip yaptıkları uluslararası workshoplar ile sonradan gelen birçok ismi ( Sally Mann dahil ) hocalık yapmışlardır. Rochester’da yapılan denemeler ve ortaya çıkan yeni olanaklar öncelikle ABD’de birçok sanatçının dikkatini çekmiş ve birçok eski tekniğin çağdaş bakış açısıyla yeniden yorumlanabilmesi sağlanmıştır. Daha sonra bu hareket yayılarak dünyanın dört bir yanında yankı bulmuştur.

2000’li yıllara gelindiğinde artık evrensel bir oluşumdan söz edilebilmektedir. “Photography’s Antiquarian Avant-Garde” ifadesini (“Fotoğrafın Antikacı Çağdaşı” şeklinde de yorumlanabilir ancak ben diğerini tercih ediyorum ) aynı zamanda yazdığı kitabın adı olarak da kullanan küratör Lyle Rexer bu oluşumu detayları ile anlatmıştır.

Günümüzde binlerce uygulayıcısı olan eski yöntemlerin birbirinden çok farklı yorumları ile karşılaşmak mümkündür. Dijital teknolojilerin gelişmesi ile teknik olanaklar daha da genişlemiş ve dijital negatif oluşturabilme olanakları ile birlikte melez üretimler ortaya çıkmıştır.

Bu oluşumun, bir yanı ile eski teknikleri olduğu gibi ele alıp onu mükemmelleştirme gayreti içinde olan fotoğrafçılardan söz edebilirken, diğer yandan tamamen anlatım olanakları açısından ele alıp son derece deneysel bir tavır ile kuralları bozan, yıkan fotoğraf sanatçılarından söz etmek mümkündür. Benim de kişisel olarak tavrım bu yöndedir.

Bir grup fotoğrafçı dijital teknolojiyi hiç kullanmaz iken başka bir grup fotoğrafçı anlatım uğruna veya sonuç görüntüyü mükemmelleştirmek uğruna dijital teknolojileri devreye sokabilir.

Bu üretim modelinin kendisi bir sürece ve zamana bağlı olduğu için sanatçının üretim sürecini bir ritüele benzetmek mümkündür. Tıpkı Roger Fenton’un Kırım savaşına giderken kullandığı at arabası “Photographic Van” nasıl hem karanlık odasını, hem ekipmanlarını, kendisini, ve asistanını taşıyorduysa aynı serüveni çok benzer şekilde ABD’de deneyimlemiş olan John Coffer’dan söz etmek gerekir. Atı “Browni”nin çektiği karanlık oda arabası ile ABD’de binlerce mil yol kat ederek birkaç yıl fotoğrafçılık yapmıştır. Daha sonra da New York eyaletinde kurduğu çiftliğinde teknolojiden uzak tam bir yaşam sürdürmektedir. Açık atölyeler düzenlemekte ve her yıl Amerika’daki onlarca fotoğrafçı bu çiftlikte toplanarak ıslak kolodyon şenliği yapmaktadırlar. John Coffer’ın fotoğraf üretim biçimi ve yaşam tarzı bu hareketin “Yavaş Fotoğraf” ile ilişkilendirilmesini de anlaşılır kılmaktadır. Yavaş Şehir”, “Yavaş Gıda” gibi oluşumların uzantısı olabilecek “Yavaş Fotoğraf” yaklaşımı aslında dijital teknolojinin hızlı ve seri üretim modelini reddeden bir tavır ile birlikte yavaş ve tekil üretim modelini ortaya koyar. Yani hızlı ve müdahaleye kapalı mekanik reprodüksiyona karşı belli bir zaman sürecinde deneyimlenen sanatçının kendi el üretimi vardır. Kullanılan teknikler en kolayından en zoruna el işçiliği gerektirir. Bu da üretime müdahil olmayı ve buna bağlı olarak müdahaleyi zorunlu kılar. Müdahale içeren bir sanatsal üretim modelinden bahsediyorsak eğer manipülasyon bu üretim modelinin doğasında zaten var demektir. Üretilen her bir iş ne kadar standardize edilmeye çalışılırsa çalışılsın diğerlerinden farklılıklar içerecektir. Bu üretim modelinde, üretim teknolojisi açısından ucu açık kalan, belirsiz birçok şeyin olması ve işin içine kimyanın doğasının girmesi sebebiyle sonuca karar verecek bir yorumcuya yani sanatçıya ihtiyaç duyulur.

Antik yöntemler ile uğraşan sanatçılar için geliştirilmiş bir diğer ifade ise “Artist & Alchemist” yani “Simyacı Sanatçı” dır. Yani bir anlamda büyücüye benzetilebilen, sürekli deneyler yapan ve her seferinde farklı sonuçlara ulaşan sanatçı kişiliktir. Belki eski simyacılar gibi kurşunu altına çevirmeye uğraşmıyor ama ürettiği her bir fotoğraf tekil olma vasfı ile özeldir ve sanatsal bir auraya sahiptir.

Bu oluşum doğrultusunda fotoğrafın ilk teknikleri olan daguerreotype, ıslak kolodyon, albümin baskı, tuzlu baskı, gum bikromat ve cyanotype gibi birçok teknik simyacı sanatçılar vasıtasıyla yeniden kullanıma sokulur. Bazı teknikler yeni denemeler ve yeni bilgiler ışığında güncellenir ve farklı versiyonları da iş üretiminde yerini bulur.

Uluslararası Sanatçılardan Bazı Örnekler:

Amerika Birleşik Devletleri’nin en önemli yirmibeş sanatçısı içinde gösterilen Sally Mann antik avangard manipülasyonu en iyi izah edecek figürlerin başında gelir.

Sally Mann, manipülasyona en çok imkân tanıyan tekniklerden olan “ıslak kolodyon” yöntemiyle fotoğraf serileri hazırlar. “Sürecin rastlantı eseri önüme çıkardıklarını kucaklıyorum” diyen Mann rastlantı sonucu ortaya çıkan bu etkileri çoğu zaman kullandığı eski ve kusurlu objektifler ve kimyasal sürece yaptığı müdahaleler ile abartır. Çürüyen insan bedenleri fotoğrafları gibi, kas erimesi hastalığına yakalanmış kocası Larry’yi çıplak olarak yine aynı tavır ile fotoğraflamıştır. Dolayısıyla, içinde akıntılar ve erime etkileri olan görüntülerin aynı zamanda kusurlu ve parçalanmış kenar dokuları ile birleşmesi anlatılmak istenen içerik ile tamamıyla örtüşür.

Sanatçı Stefan Sapferd 2012 yılındaki Kaunas fotoğraf festivalinde sergilenen fotoğraf serisinde kırık cam plakalar üzerine ıslak kolodyon tekniğiyle çektiği portreler yer alır. Bu cam plakaların yani ambrotypların kırık olmasının fotoğraftaki portreler ile anlamsal bir bağı kurulmuştur. Burada da yine Sally Mann'ın kas erimesi hastalığına sahip kocasının fotoğrafları gibi bir tavır vardır. Portrelerdeki kişiler amorf biçimsellikleri içinde gerçekte kırık cam hastalığına yakalanmış hastalardır. Hastaların kemikleri tıpkı ambrotypın kırılgan cam zemini gibi bir kırılganlığa sahiptir. Buradaki öz ve biçim ilişkisi fotoğraflama tekniği ve malzemesinin doğasına uygun bir manipülasyon ile kurulmuştur.

Ağırlıklı olarak duyarlı fotoğraf yüzeyi üzerinde yaptığı fotogramlar ile tanıdığımız Adam Fuss “Aslında temalarımı karanlıkta keşfettiğimi hissediyorum” der ve “ Zaten karanlık oda keşifler yaptığınız bir bölge…” diye devam eder. İlk olarak cibachrome renkli fotoğraf kâğıdı üzerine koyduğu sıra dışı nesnelerin ( mesela ölü bir tavşan) fotogramlarını üretirken son zamanlarda çağdaş bir anlayış ile büyüleyici  daguerreotype fotoğraflar üretmiştir.

  
      
 


Adam Fuss

Uluslararası daguerreotypistler birliğinin 2013 yılında yaptığı sempozyum ve serginin adı olan “İmageobject” el ile tutulur tekil sanat nesnesine atıfta bulunur. Daguerreotype tekniğini dünya çapında kullanan birçok sanatçının bazıları olarak Jerry Spagnoli, ( ve onun teknik destekte bulunarak çekimlerine yardım ettiği) Chuck Close, Jayne Hinds Bidaut, Mark Kessel, Bin Danh ve Takashi Arai’yi sayabiliriz. Çağdaş daguerreotypistler, plakanın yüksek ışığa maruz kalan bölgelerindeki mavi solarizasyon etkiyi, petzval lenslerin yarattığı dairesel bokeyi, net görüntü çapı dar objektifler ile büyük plakaları pozlandırma etkilerini veya parçalı fotogramların görsel etkisini fotoğraflarına katmıştır. Hatta fotoğraf tarihindeki insanlı ilk daguerreotype fotoğrafta görülen hareket etkisini Jerry Spagnolli meydanlardaki kalabalık insan yığınları fotoğraflarında bilinçli bir tercih olarak kullanmıştır.



Takashi  Arai


Çağdaş Türk fotoğrafı içinde Antik avangard eğilimlere örnekler:


Türkiye’de çağdaş anlamda antik yöntemlerin kullanıldığı belki de ilk proje ve sergi benim 1992 yılında, sonradan beş yıldızlı otel olan Sultanahmet eski cezaevinde yapmış olduğum fotoğraf enstelasyonudur. Dönüşüme uğrayacak olan eski cezaevinin yok olmakta olan mekânsal aurasını vurgulamak adına, o mekânda kumaş üzerine vandyke fotogramlar şeklinde üretilen işler yine aynı mekânda sergilenmiştir. Antik yöntemleri aynı yıllarda, o zamanki adı ile Mimar Sinan Üniversitesi fotoğraf bölümünde dersin eğitmeni olarak öğrencilerime göstermeye başlamıştım. Daha sonraları bağımsız bir atölyeye dönüşen “Alternatif Fotoğraf Atölyesi”nde birazdan bir kesitini anlatacağım genç sanatçılar yetişmiş ve günümüzde işleri önemli çağdaş sanat sergilerinde sergilenmektedir.  Aynı zamanda, bu atölyede son yıllarda üretilmiş işlerin bir kısmı ile kurgulanmış “İlk Fotoğraf Kitabının izinde, Cyanotype İzlenimleri” isimli sergi 2016 yılı içinde 1.İstanbul Photobook Festivali’nde ve “Umulmadık Topraklar” kavramı ile Tüyap’ta yapılan Artist 2016 fuarında sergilenmiştir.

    

Yusuf Murat Şen

Türkiye’deki antik avangard oluşumları anlatırken öncelikle kendi son serim olan “Islak Kent” ten bahsetmem doğru olur. 2014 yılında ilk olarak Tophane-i Amire KSM Tek Kubbe Salonu’nda sergilenmiş olan seri, daha sonra birçok fuar ve festivalde sergilenmiştir.

   

Yusuf Murat Şen

Zahmetli ıslak kolodyon tekniği ile üretimi üç yıl süren projede uygulanan manipülatif yöntemler metropol insanının kentsel dönüşüm işkencesi karşısında düştüğü psikolojik durumu anlatmaya çalışır. Kentliye vaat edilen hayal hayatların gerçekte onun hayatından ve ruhsal durumundan neler götürdüğü imlemeye çalışılırken siyah cam üzerinde kentin kaosu, kasveti ve karanlığı yansıtılır. Öte yandan, kentin tüm tarihi, kültürel, insani değerlerini ve kentli insanın insani olarak adaptasyonunu hiçe sayan hızlı dönüşümüne karşı da tavır alır. Çünkü burada hıza karşı yavaş bir fotoğraf tekniği ile karşı durulması söz konusudur. Aynı zamanda aşırı büyük ölçekli ve algılanması güç yeni yapılara karşı onların imgelerini insanın iki eli büyüklüğündeki cam yüzeylere hapseder.

     

Yusuf Murat Şen

Mert Çağıl Türkay, “Kasis” isimli çalışmasında feminist teoriden beslenerek kadının toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temellerine iner. Sanatçı, sanat tarihindeki eril egemen “nü” çözümlemelerinin aksine, kadın bedenine ait görüntüleri sert metal plakalar üzerinde cyanotypın soğuk mavi rengi ile üreterek baskın olan bakışı bozar. Burada artık doğal beden imgesi ortadan kalkmıştır ve soğuk metal yüzeyi ile izleyiciye de ayna tutarak toplumsal beden algısına eleştirisini ortaya koyan sanat nesnesi kalmıştır.



Mert Çağıl Türkay

Murat Han Er, yaptığı serilerde toplumsal meselelere ve toplum içindeki bireyin  durumuna odaklanır. “Neyin Temizliği Bu” serisinde toplumsal kodlar üzerinden giderek “temizlik” kavramını negatif ve pozitif anlamları açısından inceler. Vurgulanmak istenen kavramı nesneleştirmek için de temizlik süngeri ve temizlik bezini kullanır. Murat Han Er bir diğer serisi olan “İçsel Yara” da da farklı bir malzeme olan yara bantları ile kaplı yüzey üzerinde fotoğraflarını kurgulamıştır. Aynı zamanda görüntülerdeki figürlerin tamamını bir kabuk gibi kaplayan yara bandı onların içsel yaraları sonucu oluşan içe kapanışlarını ve tedavi olma sürecini betimlemektedir. Dış  dünya ile iç dünya arasına çekilen bu bant bir nevi toplumla kişi arasına örülen   duvar, duvardan bir sığınak olarak da algılanabilir.

      

Murat Han Er

Elçin Acun kendi dört kişilik ailesinden yola çıkarak yaptığı “Aile” isimli çalışmasında dört yüzeyinde dört aile bireyinin portrelerinin bulunduğu koca bir küp oluşturur. Acun, bu üç boyutlu sergileme biçimi ile aile bireylerinin aralarındaki ilişkilere referans verirken aile kavramının dayanışma içindeki kapalı birlik yapısını ve mahremiyetini de ortaya koyar.