Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 34    SİNEMA    Meltem Çolak
Meltem Çolak
                          
“TOPRAĞIN TUZU”NDA GÖÇ

Ünlü Alman yönetmen Wim Wenders’ı aynı zamanda fotoğrafçı kimliği ile de tanıyoruz. Wim Wenders bir galeride gördüğü ve çok etkilendiği bir fotoğrafı satın alır. Fotoğrafın arkasında Sebastiao Salgado yazıyordur. 20 yıl önce gerçekleşen bu olay sırasında Wim Wenders Sebastiao Salgado’yu tanımamaktadır.  Bu fotoğraf kör bir Tuareg kadının portresidir ve hâlâ Wim Wenders’ın masasının üzerinde durmakta onu etkilemeye devam etmektedir.

Böylece Wim Wenders ve Sebastiao Salgado’nun yolları kesişir. Wenders, İyi bir fotoğrafçı ve maceracı olduğuna inandığı bu fotoğrafçıyı tanımak ve tanıtmak üzere yola çıkar.

Ünlü sosyal fotoğrafçı Sebastiao Salgado’nun fotoğraf yaşamının kendi ağzından anlatıldığı Wim Wenders ve Juliano Ribeiro Salgado‘nun (Sebastiao Salgado’nun oğlu) yönetmenliğini yaptığı 2014 yapımı belgesel film “Toprağın Tuzu”, Sebastiao Salgado’nun fotoğrafçılık yaşamı ile paralel bölümlerden oluşuyor. Diğer Amerikalar, Sahel, Yolun Sonu, Göç, İşçiler, Yaratılış bu bölümler arasında.



Burada özellikle filmin göç bölümünü ele alacağız. Bilindiği gibi göç geniş bir kavram. Etnik, dinî ve sosyal nedenlerle çıkan savaşlar sonucu zorunlu göç günümüzde de tüm şiddeti ile devam ediyor. Ülkelerindeki savaşlardan, çatışmalardan kaçan binlerce insan hiç de kolay olmayan yollarla ülkelerini, evlerini, geçmişlerini terk etmek zorunda bırakılıyor, sürgün ediliyor. Göç bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor insanları yerlerinden yurtlarından ediyor. Bu mecburi göç, şiddetten savaştan kaçanların göçü. Savaşla, şiddetle yerlerinden yurtlarından kaçmak zorunda kalanların göçü. Öyle bir kaos ortamı ki etnik, dini mezhep farklılıkları bile aynı şeye neden oluyor. Aynı cephede olanlar birkaç ay sonra birbirleri ile savaşıyor. Umuda yolculukta boğularak ölen mülteci haberlerini televizyonlardan izliyoruz. Binlerce kişi savaştan kaçarken açlık, hastalık sefaletle iç içe yaşıyor. Ölümden kurtulup hasbelkader yabancı ülke kapılarına sığınan insanlar gittikleri ülkelerde kabul edilmeyerek sınır kapılarında günlerce bekletiliyor. Orada da şiddetin başka bir boyutu ile karşılaşıyorlar. Muğla’nın Bodrum ilçesinde sahile vuran Suriyeli A(y)lan bebeğin cansız bedeninin fotoğrafı günlerce tüm dünya kamuoyunda yankılandı. Tek bir fotoğraf bile olayın boyutunu gösterdi. Binlerce çocuk göç yollarında yaşamlarını kaybetti. Kaybetmeye devam ediyor. Kendisi de ülkesindeki olaylar nedeniyle yaşadığı toprakları bir süre terk etmek zorunda kalan Salgado göç etmek zorunda kalan insanları fotoğraflarken son derece başarılı. Onların insanlık durumundan haberdar. Çünkü insan toprağın tuzu. 

Salgado’nun özel yaşamından kesitlerle devam eden filmde onun ekonomi tahsili yaptığını, 1964 yılında Brezilya’da askerî diktatörlük kurulması üzerine eşi Lelia ile birlikte ülkesinden ayrılıp Fransa’ya yerleştiğini orada Lelia’nın aldığı fotoğraf makinesi ile iş gezilerinde fotoğraflar çektiğini ve böylece yaşamının değişmeye başladığını devamında işinden ayrılarak tüm paraları ile fotoğraf makinesi ve ekipmanları satın aldığını ve böylece fotoğrafçılık serüveninin başladığını öğreniyoruz.

“Her dağın arkasında bir hikâye görülecek bir şey var.” diyerek yollara düşen Salgado dünya tarihinin çok önemli olaylarına tanık olur ve bunları fotoğraflarıyla görsel bir şölene dönüştürürken en büyük eleştiriyi de bu yönü ile alır. Salgado acıyı estetize ettiği hiçbir değişime neden olmadığı yönü ile eleştirilir. Ticari olmakla suçlanır. Oysa Salgado’nun kamerası güçsüzlere odaklanmıştır. 39 ülkeyi dolaşarak çektiği göç fotoğrafları göçe sebep olan nedenleri gözler önüne serip o konuda duyarlılık oluştururken dünyanın başka bir bölgesinde yaşanan acıya karşı daha fazla ilgi gösterilmesi konusunda ortak duygu uyandırır.   

1984-1986 yılları arasında Etiyopya’da Sahel Mülteci kampını fotoğraflayan Salgado insanların açlıktan ölümlerine tanık olur. Etiyopya’nın kuzeyindeki bu olayı “zalim bir politik dürüstsüzlük” olarak niteler çünkü hükümet yiyeceği elinde tutmakta ve mültecilere dağıtmamakta yüzlerce insan açlıktan hastalıktan ölmektedir.

Salgado’nun 1993-1999 yılları arasında yaptığı çalışma savaşlar nedeniyle nüfus kayması, kıtlık ve global marketin rolüdür.

Dünya tarihinin önemli olaylarından olan Ruanda Soykırımı, Salgado’nun bu dönem çalışmaları arasında önemli bir yer tutuyor. Filmde de fotoğraflarla birlikte izlenilen katliam görüntüleri olayın büyüklüğü konusunda bilgi verirken bize Adorno’nun “Auschwitz’den sonra sanat yapılamaz” sözünü hatırlatıyor!



Ruanda Soykırımı şöyle gelişir; Ruanda da yıllara yayılan Tutsi, Hutu ayrımcılığı ve çıkan iç savaş 1992 yılında sona erip siyasi yollarla sorunun çözüleceği beklenirken aşırı milliyetçi grup olan Interahamwe bir taraftan ülkenin her köşesinde örgütlenerek silahlanmaktadır. 6 Nisan 1994 tarihinde bir Hutu olan Ruanda Devlet Başkanının uçağı başkent Kigala’da düşürülünce ülkede oluşan kaos ortamından yararlanan İnterahamwe üyeleri  aynı gün belki de dünya tarihinin en kanlı günlerinden birini gerçekleştirirler. Beraber yaşayan komşuların bile birbirini öldürdüğü, güven ortamının kalmadığı bu günlerde binlerce Tutsi ve ılımlı Hutu öldürülür. Birleşmiş Milletler müdahale etmeyerek ve hatta mevcut güçlerini de azaltarak milyonlarca insanı soykırımın içine itmiştir.  Sokakların cesetlerle dolup taştığı, binlerce insanın cesetlerinin kıyıya vurduğu bu vahşet sonucunda 100 günde yaklaşık 800.000 ila 1 Milyon arası sivil katledilmiştir. Hayatta kalanlar da Burundi, Kongo ve Uganda’ya kaçmaya başlarlar. Böylece başlayan nüfus hareketiyle sokaklar insanlarla dolar. İşte dünya tarihinin en önemli soykırımlarından olan Ruanda soykırımının hemen ardından Ruanda’ya giden Sebastiao Salgado, binlerce Tutsi’nin göç yolculuğunu fotoğraflarken bir taraftan da olayın ne kadar büyük boyutta olduğunu yine fotoğrafları ile bize gösterir. Günlerce, kilometreler boyu devam eden şiddet ve ölüm sahneleri normal bir insanın dayanabileceği gücün çok çok üstündedir. Hayal dahi edemediğimiz ölçüde çok kötü koşullar, yoksulluk, sefalet, şiddet, vahşet, toplu ölüm görüntüleri Salgado’nun fotoğrafları ile bize ulaşır.



Şiddet ve gaddarlık ülkeler uzak olsa da değişmeyen şeydir. Bu kez Avrupa’da eski Yugoslavya da karşımıza çıkar. Hırvatlar Krajina’dan ayrılmaları için birçok insanı öldürürken şiddet bulaşıcı hastalık gibi yaygınlaşır. Bu kez Tuzlaya yakın bir mülteci kampında Sırplar tarafından binlerce gencin öldürüldüğü Zepa’dan kaçan ailelerle karşılaşırız. Yaşlı, çocuk ve kadınlardan başka kimsenin olmadığı, genç erkeklerin öldürüldüğü büyük katliam. Yüzlerce kilometre araba ve araçlarla dolmuştur. Salgado’nun deyişiyle;

- Biz vahşi hayvanlarız. Bu katliam burada Avrupada’dır, Afrika veya Latin Amerika’da değil.
 -Şiddetimiz aşırı.
- Tarihimiz savaşlar tarihi, sonu olmayan bir tarih bu
- Bir baskı tarihi
- Çılgın bir hikaye.

1994 yılında Congo’ya giden Salgado orada Hutularla karşılaşır. ”Güç elinde olan Hutu ordusu yenilir ve Kongo’ya çekilir. İlk başta Tutsiler Hutuların barbarlığından kaçtılar daha sonra Tutsilerin işgalinden kaçan Hutular oldu. Yani hepsi kaçtı. Gomo bölgesi 2 Milyondan fazla insanı karşıladı ve felaketler başladı. Kolera gibi hastalıklar yayılmaya başladı ve insanlar böcek gibi düşmeye başladılar. Günde en az 12 bin ya da 15 bin ölüm oluyordu. Fransız ordusundan getirilen bir makine ve onlarca ceset onları yere bırakıp üstlerini toprakla kapatıyorlardı. Herkes türümüzün ne kadar korkunç olduğunu görmek için bu resimleri görmeli”

“Oradan ayrıldığımda hastaydım. Çok hasta. Vücudum hastaydı. Bulaşıcı bir hastalık değildi Ruhum hastaydı “


“Ruanda’yı terk eden 2 milyon insandan bazıları Ruanda’ya döndüler fakat diğerleri baskıdan korktular. 250 bin kişilik insan grubu Goma şehrinden ayrıldı ve Kongo ormanına gittiler. Kayboldular. Herkes 250 bin insanın kaybolduğunu biliyordu. Nerde olduğunu bilmiyorduk. 6 ay sonra Merkezi Kongo’daki Kisangani’de görülmeye başladılar. Altı aydır ormandaydılar. 250 bin insanın ayrılıp 40 bin insanın dönüşünü düşünsenize, 210 bin insan kayıptı. Hiçbir şeyin ortasında her şeyden soyutlanmış bir ormanın ortasında. Bir noktada Kisan gerillaları geri gitmeleri için bağırmaya başladılar. Ruanda’ya dönmek için daha 6 ay yürümek zorundaydılar. Bazılarını öldürmeye başladılar. Bazıları çıldırdı, akıllarını kaybetti delirdi. Ve bu sınır dışı edilen insanlardan hiçbir şey duymadık, eminim hepsi öldürüldü.”

“Gördüklerim için kamerayı bırakıp kaç kere ağladım” diyen Salgado son seyahatini tamamlar. Eşi Lelia ile birlikte Brezilya Aimores’te bulunan evlerine döner. Çocukluğunun geçtiği topraklar tamamen değişmiştir. Bitki örtüsü yok olmuş, şelaleler kurumuş,  hayvanlar ölmüştür. Eşi Lelia’nın öncülüğünde ormanı yeniden kazandırma çalışması ile birlikte Salgado da Yaratılış isimli son fotoğraf çalışmasına başlar. Elbirliğiyle yapılan çalışmalar sonucunda sürdürülebilir kalkınmaya adanmış Terra Enstitüsü’nü kurarlar. Eskisinden daha genç orman bir süre sonra yeniden kazanılır. Böylece her şeyi yakıp yıkan yok eden insan kendi elleriyle yıktığını kendi elleriyle yeniden yapmıştır.






Yönetmen:
Wim Wenders
Juliano Ribeiro Salgado
Senaryo:
Wim Wenders
Juliano Ribeiro Salgado
David Rosier
Müzik:
Laurent Petitgand
Görüntü yönetmeni:
Hugo Barbier
Juliano Ribeiro Salgado
Kurgu:
Maxine Goedicke
Rob Myers





 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa