Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Doğuş Şimşek

BELİRSİZLİKLER İÇİNDE YAŞAMAK: TÜRKİYE'DEKİ SURİYELİ MÜLTECİLER 


Suriye’den gelen mülteciler İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük mülteci akınına örnektir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) 2016 Mayıs verilerine göre toplam 4 milyon 844 bin 762 kisi Suriye’yi terk ederek çoğu komşu ülkelere ve bir kısmı da Avrupa’ya sığınmak zorunda kaldı . En fazla sayıda sığınmacı kabul eden Turkiye’de  BMMYK’nin son verilerine göre 2 milyon 744 bin 915  sığınmacı bulunuyor. İlk sığınmacı kafilesi, 29 Nisan 2011 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptı.  252 kişilik bu ilk kafile, Hatay ilinde kurulan kamplara yerlestirildi. 252 kişilik bu ilk kafile, önce “misafir” olarak tanımlandı. Ardından Nisan 2012’de Başbakanlık tarafından yayımlanan genelge ile sığınmacıların ‘geçici koruma’ altında oldukları bildirildi.

Bu rakamın yaklaşık yüzde 10’u sınır şehirlerde bulunan mülteci kamplarında ikamet ediyor. Kampların kalabalık olması, ülke içinde hareket özgürlüğünün kısıtlı olması ve Türkiye’de kalıcılıklarının uzun süreli olması ihtimaliyle yüzde 90’ı kamp dışında ikamet ediyor. Yaşamlarını kendi imkanları ile sürdürmek zorunda kalan Suriyeli mültecilerin en önemli sorunları yüksek konut kiraları, devlet politikası ile kayıt dışı çalışmak zorunda olmaları ve bununla birlikte de sömürüye, ayrımcılığa ve ırkçılığa maruz kalmaları, hukuki statülerinin ve güvencelerinin olamaması, özellikle kronik hastalığı olan sığınmacıların tedavi olamaması, ilaçların pahalı olması, çocukların eğitim görememesi.

Göçmen karşıtlığı dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de gündelik yaşamda katı bir şekilde kendisini gösteriyor. Avrupa’da mültecilerin sınır dışı edilmesi amacıyla düzenlenen kampanyaların sayısı giderek artarken Türkiye’de de ana akım medyanın da etkisiyle Suriyeli mülteciler toplumda tehdit olarak görülüyor. Uluslararası göç politikaları ülkeden ülkeye değişse de ulus devletlerin sınırlarını kontrol etmek, ulusal kimlikleri, vatandaşlarını korumak, sığınmacıların  barınma, çalışma, eğitim ve sağlık haklarını sınırlandırmak üzerine yoğunlaşmış ve insan faktörü yeteri kadar dikkate alınmamıştır. Türkiye’nin mülteci hukuku, Anayasası’nın 1968 yılından itibaren 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne dayanmasına rağmen uluslararası hukuk tanımlarından farklı olarak mülteci ve sığınmacı kavramları coğrafi kısıtlamaya göre belirlenmiştir. Bu nedenle Türkiye sadece Avrupa Konseyi üyesi ülke vatandaşlarına mülteci statüsü verebilmektedir. Avrupa Konseyi üyesi olmayan ülkelerden gelen kişilere 1994 İltica Yönetmeliği ile üçüncü bir ülke tarafından mülteci olarak kabul edilinceye kadar Türkiye’de ikamet etmelerine izin verilerek “geçici koruma” sağlanmaktadır.  Dolayısıyla, Türkiye’ye sığınan Suriyeliler ‘misafir’ olarak kabul edilmişlerdir ve mülteci statüsü almaları için coğrafi kısıtlanmanın kaldırılması gerekiyor. Misafir statüsü ile Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilerin sınır dışı edilme korkusu ile yaşamak zorunda kalmalarının yanısıra özellikle şehirlerde yaşayan nüfusun barınma, çalışma, sağlık ve eğitim hakları da yok.

‘Geçici koruma’ uygulaması çerçevesinde ‘misafir’ statüsü ile Türkiye’de bulunan Suriyeli sığınmacılar sınır dışı edilme korkusu ile yaşıyorlar. Hukuki boşluklar barındıran ‘misafir’ statüsü aynı zamanda toplumsal sorunların doğmasına da neden oluyor. Suriyeli sığınmacılara imtiyaz verildiğini ve artık dönmeleri gerektiğini düşünen yerel halk Türkiye’nin birçok şehrinde Suriyelilere karşı linç girişimlerinde bulunuyor. 2014 yılının bahar ayından itibaren artan ırkçı saldırılar Suriyeli sığınmacıların yoğun yaşadığı şehirlerde konut kiralarının artması, suç oranlarının yükselmesi, sosyal gerilimin ve işsizlik oranının artması gibi nedenler üzerinden meşrulaştırılıyor.Yabancı düşmanlığı Türkiye’nin bircok sehrinde Suriyeli multecilerin yasamlarını olumsuz yönde etkilemeye devam ediyor. Ana akım medya da şehirlerde yaşayan Suriyeli sığınmacılardan dilenci, hırsız, problem yaratan. şehir hayatına adapte olamayan göçmenler olarak bahsederek yabancı düşmanlığını tetikliyor.

1980’lerden itibaren göç alan bir ülke konumuna geçen Türkiye, Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye göçü ile en yoğun göç akışını deneyim etmiştir. Bu duruma çok alışık olmayan toplum, yabancı düşmanlığını Türkiye’nin birçok şehrinde yerleşik olan Suriyeliler üzerinden deneyim etmeye devam ediyor. Toplum tarafından istenilmemek, ırkçılığa maruz kalmak, gidecek baska yerlerinin olmaması, devlet politikası ile kaçak çalışmaya mahkum edilmek, hukuki statülerinin ve güvencelerinin olmaması Suriyeli sığınmacıların yaşadığı başlıca sıkıntılar arasında yer alıyor. İstanbul’da görüştüğüm birçok kişi Suriyeli sığınmacıların kamusal alanda bulunmaması gerektiğini, misafirliğin uzadığını, sığınmacıların şehirlerde değil kamplarda yaşamaları gerektiğini söylüyor.

Yaklaşık 3 milyon Suriyeli sığınmacının yüzde 90’ı Türkiye’nin farklı şehirlerinde yaşıyor. 400 bin Suriyeli sığınmacının yaşadığı İstanbul’da şehrin hemen hemen her semtinde Suriyeli sığınmacıya rastlamak mümkün. Yıllar boyunca iç ve dış göç alan şehir, ilk kez bu kadar çok sayıda göçmen bulunduruyor. Gündelik hayatlarında neredeyse her köşede Suriyeli sığınmacılar ile karşılaşan İstanbullular, en çok ekonomik sıkıntıların artmasından endişe duyuyorlar. Özellikle artan kiralar ve işçi ücretlerinin düşmesi gerekçesiyle Suriyeli sığınmacıların geri dönmesini isteyenler de Suriyeliler kadar, Suriyelilerin barınma ve iş ihtiyaçları üzerinden firsat yaratmaya çalışan ev sahipleri ve işverenlerin gazabına uğramışlardır.

Suriyeli sığınmacılara yönelik  saldırıları azaltmak ve barınma, eğitim, sağlık ve çalışma haklarını vermek, onların insani koşullarda yaşamalarını sağlamak için Suriyeli sığınmacıların ‘mülteci’ statüsüne sahip olmaları önemli. Dolayısıyla, Suriyeli sığınmacıları ‘geçici’ olarak kabul eden ‘geçici koruma’ ve ‘misafir’ statülerinin yerine ‘mülteci’ statüsünün verilmesi için gereken düzenlemelerin yapılması gerekiyor.Çoğu sığınmacı statüleri olmadığı için kendilerini güvende hissetmiyor ve bununla birlikte hem duygusal hem de yapısal olarak sığındıkları toplumda yer edinemediklerini, iş bulamadıklarını, kaçak çalışmaya mecbur edildikleri için emek sömürüsüne maruz kaldıklarını ve hayatlarını kurmakta güçlük çektiklerini vurguluyorlar.  Görülmek istenmeyen ve giderek artan yabancı düşmanlığı, nefret söylemi, linç saldırıları ve ırkçılığı önlemek için, Suriyelilerin yaşamlarını güvence altında sürdürebilmeleri, toplumun bir parçası olarak görülmeleri ve çalışma, barınma, eğitim, sağlık haklarına sahip olmaları için yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Suriyeli sığınmacılar büyük sıkıntılara rağmen dilini bilmedikleri bir ülkede yaşamaya çalışıyorlar. Bunun yanısıra, Suriyeli sığınmacılara imtiyaz sağlandığı yönündeki rivayetleri engellemek ve yabancı düşmanlığını azaltmak için Suriyeli sığınmacılar ile ilgili yayınlanan genelgelerin halk ile paylaşılması gerekiyor.

Uluslararası göç ve sığınmacı politikaları ülkeden ülkeye değişse de ulus devletlerin sınırlarını kontrol etmek, ulusal kimliklerini, vatandaşlarını korumak ve sığınmacılara sundukları kalacak yer, eğitim ve sağlık hizmetlerini sınırlandırmak üzerine yoğunlaşmıştır (Schuster, 2003). Avrupa’nın zorunlu göçü kısıtlamak üzere uyguladığı son dönemdeki politikalar ise insan kaçakçıları için uluslararası kârlı bir iş alanı yaratmıştır.Her geçen gün Akdeniz’de hayatını kaybeden göçmenlerin sayısı artıyor. Resmî rakamlara göre 2016 yılının ilk beş ayında 2510  kişi Avrupa’ya ulaşma yolunda hayatını kaybederken 2015 yılında ise 1800 kişi hayatını kaybetti . Mülteci akınını önlemek için sınır güvenliklerini arttıran Avrupa ülkelerinin politikaları mültecileri tehlikeli seyahatten vazgeçirmediği gibi, her geçen gün insanlar hayatlarını kaybetmeye devam ediyor. Ülkelerindeki savaş nedeniyle tehlikeli yollardan Avrupa ülkelerine gitmeye çalışan göçmenlerin trajik hikayeleri devletlerin güvenlik ve sınır korumaya yönelik politikalar yerine insan merkezli politikalar üretmesi, hali hazırda geçerli mülteci politikalarını gözden geçirmeleri gerektiğini gösteriyor.

Sığınma hakkının insan hakkı olduğu unutulmamalı.








 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa