Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 33    SİNEMA    İsmet Eraydın / Söyleşi
İsmet Eraydın / Söyleşi

İSMET ERAYDIN’LA SÖYLEŞİ MELTEM ÇOLAK

Hekimlik gibi son derece yoğun ve sorumluluk gerektiren bir işi sürdürürken bulduğu ilk fırsatta kendini “paldır küldür” sinema dünyasının içine atan yönetmen İsmet Eraydın ile  ikinci uzun metraj filmi Emicem Hospital’ın vizyona girmesine az bir zaman kala sohbet ettik. Tiyatro, sinema üzerine sohbetimizde daha önce örneklerini görmediğimiz pek çok ilkle karşılaştık. Hastane çalışanlarının kurduğu tiyatro ekibinin turnelerle 250.000 seyirciye ulaşması, ilk uzun metraj filminin galasının çekildiği köyde yapılması gibi…

 

Sizi tanımayan okuyucularımız için kendinizden bahseder misiniz?

Trabzon 1972 doğumluyum. Konya Tıp Fakültesi’ni bitirdim. İhtisasımı Acil Tıp uzmanı olarak Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde yaptım. Lise yıllarımda tiyatro ve sanata ilgim vardı ama çevremin de etkisiyle garanti meslek olsun diye Tıp Fakültesi’ne gittim. Tıp Fakültesini kazandıktan sonra bırakın tiyatro yapmayı tiyatro izlemeye bile zamanım olmadı. Ancak sanata bir yerden bulaşmışsanız tıpkı vücudunuzu saran virüs gibi ondan kurtulmanız mümkün olmuyor.  Mecburi hizmetim sırasında, vücudumda mevcut virüs tekrar harekete geçti. Çok yoğun çalışıyoruz. Öyle bir aktivasyonla  hastalarımıza beraber tiyatro oynayalım dedim. Nasıl olacak? Dahiliyeci bir arkadaşla beraber Türkiye’de belki ilk kez başhekimden izin aldık biz. Ameliyat olacak hastaları, serviste yatan hastaları amfiye toplayarak başımızdan geçen olayları skeç tarzına getirerek Karadeniz Teknik Üniversitesinde oynadık. Baktık insanlar gülüyor. Yaklaşık 300 kişi falan vardı. TRT bu programı verdi. Sonra hastalar oynayınca doktorlar dedi ki bizi niye oynamıyorsunuz? Doktorları oynadık bir salonda sonra böyle derken Türkiye’de 65 ilde turne yapan 250.000 kişiye ulaşan bir tiyatro grubu oluşturduk. Oyunun adı da “kalp krizi değil gülme krizi”. İlk çıkışımız böyle oldu. Tiyatroyla çıktık.

Sinema’ya geçişiniz nasıl oldu?

Trabzon’da kısa film senaryo yarışması açılmıştı. Dasvidanya adlı kısa film senaryom 50 senaryo arasından 2.seçildi. İkinci olunca da belediyenin ödüllü bir yarışmasıydı bu, sinema eğitimi alarak bu senaryonun tamamlanması istendi bizden. O zaman Aytekin Çakmakçı ile tanıştık. Bizim için büyük bir şans çünkü sinema noktasında hiçbir şey bilmiyoruz. Aytekin Hoca’nın sinema atölyesine gittim bu süreç içinde, teknik anlamda ilk sinema deneyimim böylece başladı.

Dasvidanya’dan bahseder misiniz?  Sonra nasıl bir etkileşim oldu?

Filmin adı Dasvidanya Rusça hoşça kal demek. Dasvidanya’da bir Rus kızın Trabzon’da geçen hikayesini anlatıyorum. Sınır kapısı açıldıktan sonra buraya gelen benim aslında 112 de çalışıyordum o sıra bu Rus pazarı dediğimiz şeyde gördüğüm olaylar karşısında yazdığım bir senaryodur.  Çok hoş bir senaryoydu hatta bir dramı anlatıyordu ama o sıra kör olmak hepimizin hoşuna gidiyordu. Buradaki insan ticaretini herkes biliyor ama kör oluyoruz, bilerek kör oluyoruz. Bu Dasvidanya’dan sonra bizim tiyatro tabii devam ediyor. Dasvidanya ödül almış yayınlanmış falan ne yapayım dedim. Çocukluğumda bizim tepe vardı, yedi köyün ortak tepesiydi. Çocuklar orda oynar top oynanacaksa işte çelik çomak orda oynanır fakat köyün ağası dediğimiz burada çok ağalık yok ama köyün zenginlerinden oraya çocuklar giderken fındık almasın diye o yedi köyün ortak oyun alanı olan tepeyi yıktırdı. Bu bana çocukken çok büyük tesir etti. Çünkü çocukken bütün hayallerimiz, bütün her şeyimiz oradaydı, kısa film olarak bunun hikayesini çekeyim dedim. Tepenin Uşakları sinema filmi için bir köye gittim Küçük bir kamera aldım. Bunu çekince internete küçük teaserlar halinde attım. Almanya’dan hatta Endonezya’dan mesajlar aldım. “Bizim burada da oynayacak mı” diye soruyorlardı.  Bu mesajlar çoğalınca heyecanlandım “ben bunu uzun metraj film yapabilir miyim?” diye düşünmeye başladım. Mümkün değil bu apandist ameliyatı yaparken aynı hastayı hadi kalp ameliyatına alalım demek gibi bir şeydi benim için bütçem de yok çünkü. İstanbul’a gittim bir boom mikrofon aldım Hayyam’dan. Kendi çapımda ışıklarım filan vardı. Hafta sonu gidiyorum, nöbet ertesi çalışıyorum, köyde amca oğlum var Adem o da filmde oynadı,  Adem bana diğer oyuncuları da buldu. Yaklaşık 6 ay sürdü, böyle parça parça gidip film çektim ben sonra bunları bir araya getirdim, filmin içeriği çok güzeldi aslında o tepenin yıkılma hikayesi oldu çoban Hikmet’in asılma hikayesi. 12 eylül 1980’i de anlatıyor. Çoban Hikmet iie imkansız Züleyha aşkı var, herhangi bir sağcı ya da solcu olmamasına rağmen herhangi bir siyasi kavgası olmamasına rağmen iftiraya maruz kalıyor. Masum yere asılıyor. Filmin en etkileyen sahnesi de final sahnesi onun idama gidiş sahnesi. Tabii biz bunun bu kadar etki yapacağını bilmiyoruz. Bu sefer dediler ki film yayınlanacak mı? Şimdi İstanbul’da bir sinemada filminiz yayınlanacak bütün Türkiye çapında bu benim için hayal yani rüya görsem ne saçma bir rüya gibi gelir insana. Film yayınlanacak mı telaşıyla İstanbul’a gittik tabii. İstanbul’da dağıtımcı firmalarla görüşüyoruz. Filmde hiç şöhret yok. Moralimiz bozuldu ilkin birkaç tane dağıtımcıya girdik. Hocam dediler bu film iş yapmaz. Dedim ki “benim şöhretim yok ama yüzde yüz Karadenizli Trabzonlu 80 tane oyuncum var. Bunu bir arada bulamazsınız. Hikayemizde çok sıcak bir hikaye, etkileniyor insanlar.”  Sonunda özen filmi ikna ettik. Filmi izlediler ondan sonra  “sizi ağustosta vizyona  sokacağız” dediler. Normalde Ağustos ayı bizim için burada herkesin fındık toplama çay toplama mevsimidir. Kimse olmaz. Bizim için önemli olan film vizyona girsin. Filmi 16 Ağustosta vizyona koyduk. 16 ağustos 2013 yılında düşünün 80 tane köylü filmin galasını köyde yaptık. Türkiye’de belki ilk defa böyle bir şey gerçekleşti. Bir de bu filmimizde yerel oyuncular kullandığım için kullandıkları şive nedeniyle Türkçe alt yazı kullanmak durumunda kaldım. Yani “Türkçe filme ilk kez Türkçe alt yazı kullanıldı”

Hangi köyde?

Çiçeklidüz Köyde benin doğduğum büyüdüğüm köyde hemen Akçaabat’ın ilerisinde. Filmin galasını yaptık insanlar baktım ki herkes bu sadece ismet Eraydın’ın ürünü değil Ayşe ablanın emeği var, Vahide ablanın emeği var, hepsini böyle topladık insanları köyde harman yeri vardır, harman yerine perde çektirdik ondan sonra da filmi yansıttık. Baktım millet gülüyor. Kendilerine gülüyorlar filan, finalinde ağlanıyor zaten final baya bir dram, galadan sonra medyanın çok ilgisini çekti. İstanbul’dan aradılar, TRT , CNN  ve bir sürü kanal aradı . Biz vizyona girdik 45.000 gişe yaptı film.

Çiçeklidüz Köy’de doğup büyümenize rağmen tiyatro ve sinema ile buluşmanızı neye bağlıyorsunuz? 

Ben köyde büyüdüm ortaokulda birinci sınıfta rahmetli Mehmet Hoca ‘nın bir oyunda beni başrolde oynatmasından sonra bu süreç geldi. Diğer birçok meslek gibi çok yıpratıcı ve ağır mesleğim var. Kalp krizi trafik kazası v.s. nedenlerle ben yaklaşık 1.500-2000 kişi ölümüne şahitlik ettim. Elimde öldü bu insanlar. Tiyatro, sanat insanları dinlendiriyor. Bizim alternatif olarak bir şeyler yapmamız gerekiyor ki hayattan hem lezzet alalım hem de bu sıkıntıları atalım. Bizim süreç böyle başladı. Ben çok kabiliyetli falan değilim ben çok istekliyim, tiyatro ve sinema da bunu gerektiriyor. İstek olmadıktan sonra hiçbir şey olmuyor. İstediğin kadar yetenekli ol. Otur akşama kadar kimse seni keşfetmez. Biraz da ben arzu ve isteği bu noktada önemsiyorum yani.

Hangi tür filmlerden etkileniyorsunuz? Çektiğiniz filmler  tür olarak aynı mı?

Tepenin Uşakları komedi dramdı.  Emicem Hospital ise daha çok komedi üzerine yapılmış. İkisi de komedi dram. Bunu tercih etmemdeki sebep ben gözyaşıyla gülmeyi bir araya getirmeyi seviyorum. Buna şeyi katabilirsiniz belki eski Yeşilçam filmlerinden etkilenmiş olabilirim. Bana çok temiz geliyor. O duyguyu görmek gibi yani ben filmin açısında planlarında hata yapabilirim fakat filmin duygusu benim için çok önemli yani. Sanat filmi izleyenlerin sayısı çok az. Hani topluma ulaşmanın bir yolu olarak görüyorum belki yanlış düşünüyor da olabilirim ama komediyi insanlar gidelim bir görelim diyor. Bir de şunu demeye çalışıyorum. Küfür etmeden güldürmeye çalışıyorum. İnsanların gülme mekanizması illa belden aşağı muhabbetlerle bu işi yapmayalım, küfür etmeden de komediyi yapabilirim kavgasındayım aslında. Onun için uğraş veriyorum.

Sizi etkileyen yönetmenler kimler?

Benim sinemaya başlamam bir yönetmenin etkisiyle olmadı. Gördüğünüz gibi paldır küldür sinemaya girdim. Yani Aytekin Hoca ile tanışmam ondan sonra sanata olan ilgim. Ben Yeşilçam’ın bütün filmlerini izledim. Film izlemeyi çok seviyorum. Ama bana deseniz ki aksiyon filmi, bilim kurgu, korku filmi izleyemem, benim tarzım bu gerçekçi olacak biraz da insanları eğlendirecek.

Son filminiz Emicem Hospital’ın  ismi ile yerel bir sözcükle uluslararası bir sözcüğü kullanarak mesaj vermişsiniz. Yakında vizyona girecek filminizin oyuncuları ve konusundan bahseder misiniz?

Trabzonda emice önemli amca yerine geçiyor, herkese Temel Emice, Cemal Emice falan derler emice bizde kıymetlidir. Emminin Trabzon şekli Emice. Emice Trabzon’da özel bir hastane açar. Bunu uluslararası seviyeye getirmek için Almanya’dan CEO getirir. Bunu Wilma Elles oynuyor. Bu karakteri özelllikle ona göre yazdım. Yabancı biri olmasını istedim. Diğer oyuncular Selahattin Çakır, Merve Akaydın, Sinan Bengier, Adem Eraydın, Ali Erkazan, Zeki Kamber. Wilma Elles çok mütevazi ve buraya geldiğinde ikizlere 5 aylık hamile idi. Ama Alman disiplinini onda gördüm. 8 tekrar 10 tekrar oturma yok. “Yorulduysanız söyleyin” dediğimde “yok Hocam olana kadar oynayayım” diyordu. Sahne olana kadar oynadı. Mükemmel bir disiplin mükemmel bir mütevazilik gördüm ve buradaki oyuncularım ibret aldılar. Sinan Bengier sağolsun o ayrı bir usta. Ali Erkazan kendisi oynamak istedi Aytekin Çakmakçı ismini duyunca, onu da çağırdık. Konusu şöyle; Almanya’dan CEO gelir ama Alman disipliniyle Trabzon inadı arasında hastane gider gelir. Yani bir tarafta Alman disiplini sağlamaya çalışıyor fakat öbür tarafta da Trabzon gevşekliği ve inadı var. Bu arada giden gelen bir hikaye var. Yani işte Ingrid Hanım hastanesinde klasik müzik çalınsın ister fakat bu insanlar hep kemençe dinlemiştir. Dursun bir hastanenin güvenliği aynı zamanda DJ. Bu hastanenin içinde geçen bir hikaye var ve bu hikayenin sonunda aslında Ingrid Hanım iyiniyetli değildir başhekimin Almanya’dan sevgilisidir. Ve gelir oradaki 60 kişiyi kapı dışarı eder. Aynı zamanda burada işçilerin direniş hikayesi vardır. 60 kişi kapıda çadır kurarlar direnişe geçerler. Karadeniz usulü bir direniş de vardır filmin içinde. Bu filmin senaryosunu yazarken 2. 3. Çekilecek devamı gelecek diye yazdım. Benim tiyatroda oynadığım oyunların bir kısmı da orada skeç tarzında var. Bir sürü proje geldi bana aslında şunu çekin bunu çekin diye ama dedim ki ben zaten tiyatroda bunu yapıyorum ve hastanede çalışıyorum ve şu ana kadar hastane sinema filmi yok dizi filmi çok, hastaneyi sinemaya çıkartalım diye böyle bir şey oldu. Güzel de oldu.  Sadece güldüren değil aynı zamanda mesaj veren bir film oldu. Mesela performans sistemi var bizde ne kadar hasta bakarsan o kadar para alırsın. Bu yanlış bir sistem, bunu eleştiriyorum filmde. Çünkü her gelen hastayı adam ameliyat mı edecek bu doktorları vicdanlarıyla cüzdanları arasında bırakıyor. Ben bu kanaatteyim sanatı sanat için yapan biri değilim.  Müziği Sait Güler yapıyor. O da oldukça iyi bir müzisyen.

Çekimleri nerede yaptınız?

Trabzon Akçaabat Hacıkalı Baba Devlet Hastanesi var orada yaptım. Ayasofya ve Boz Tepe gibi güzel mekanları tanıtmak için buralarda da çekim yaptık. Şu an bir Karadeniz sineması gibi çalışıyoruz.

Vizyon tarihi belli mi?

25 Mart’ta tüm Türkiye’de vizyona girecek . Galasını 14 Mart Tıp Bayramında hastanede yapacağız.

Türkiye’de mizah denilince ilk akla gelen Karadeniz insanıdır. Sizin yapınızda biraz Trabzon’dan geliyor sanki, mesleğinizle Karadeniz insanının esprilerini birleştiriyorsunuz.  

Aynen öyle normalde çalıştığım bölüm gülmeye uygun bir bölüm değil. Acilde çalışıyorum işte trafik kazası şunlar bunlar. Fakat öyle espriler oluyor ki bazen hasta yakınıyla biz beraber gülüyoruz. Benim tepenin uşaklarını çekmemim bir nedeni de şu. 12 Eylül esnasında ben çocuktum. Elektriğimiz yoktu. Oradaki hikayenin bir kısmı zaten beni anlatıyor. Benim babam Almancı oradaki Hikmet’in babası da Almanya’da filan, elektriksiz bir ortamda büyüyorsun ışığı sadece gaz lambasıyla gördük, kara lastik giyindik ama mutluyduk. Bunu ben çocuğuma çocuklara direk anlatmaktansa perdeye yansıtıp ha bak bu insanlar böyle yaşadı biz eskiden böyleydik bu daha etkili oluyor. Şimdi benim çocuk “ya baba köye gitmeyelim orada internet yok napıcaz” diyor. Çünkü çocuk bütün mutluluğunu internetten şundan bundan sağlıyor, toprağa dokunmanın orda gezmenin hissini alamıyor.

Doktorluk mesleğiniz ve tiyatro, sinema yaşamınızda hep yer alacak gibi. Bırakmayı düşünüyor musunuz?

Mesleğimi çok seviyorum. Adam kurşunlanıp geliyor ya da bir çocuğa yardım ediyorsun. Bu yanı çok hoş. Bu duyguyu başka hiçbir şey size vermez. Hepsi beraber gidecek diye düşünüyorum.

Sinemada yeni projeniz var mı?

İki proje var. Biri dönem filmi ama bütçesi çok. Bana Dağları Göster diye 1916’da Rus işgali döneminde Trabzon’da geçen bir muhacirlik hikayesi. Savaşta çocuğu işliyor hikaye. Çok güzel bir dram. Bir de Köyün Namusu diye bir film var. Senaryosu başkasına ait komedi filmi. Karadeniz kadınının fedakarlığını anlatan bir hikaye.

Söyleşi için teşekkür ederim. Emicem Hospital’ın çok sayıda izleyici ile buluşmasını diliyorum.




    




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa