Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 33    SİNEMA    Neşet Kutluğ
Neşet Kutluğ

BASRİ’NİN KUTUSU VE EİRENE


Dünyadakilerin savaşı bırakıp barışı hakim kılacaklarından ümidini keserek yola çıkan Atinalı çiftçi Trigeaus tanrıların evine vardığında orada kimsecikleri bulamaz. Etrafa bakınırken tanrıların evinin bekçisi Hermes ile karşılaşır. Hermes ona tanrıların dünyalıların savaşlarından bıkarak oradan başka bir yere taşındığını anlatır. O da son bir iki işini bitirip onlara katılacaktır. Tanrılar evinin yeni efendisi artık savaş tanrısı Polemostur.

*

Adam kara kabanı ile masanın başında oturmaktadır. Masanın üzerinde, adamın bakakaldığı tahta bir kutu durmaktadır. Bir an dokunur, sonra elini çeker kutudan. Ayağa kalkar kararsız. Arkada görünen karanlık odaya girer ve onca yıldır peşine düştüğünün böyle karşısında durmasının verdiği hayal kırıklığı ile orada kaybolur gider. Geriye masa, kutu ve biz kalırız. O kutu bizimledir, bizimdir artık. Kupkuru dışı ve içi ile.

Perde kararıp jenerik akmaya başladığında kutu inatla önümüzde durmaktadır sanki.

*

Barış tanrıçası Eireneyi bir mağaraya kapatan Polemos süre giden Peloponez savaşını daha da kızıştırmak için hazırlıklar yapmaktadır. Onun hazırlıkları ile meşgul olup ortalıkta görünmemesini fırsat bilen Trigeaus Atinalı işçi ve çiftçileri toplar. Hep beraber ama özellikle çiftçilerin üstün gayretleri ve Hermesin de yardımı ile Eireneyi kapatıldığı mağaranın ağzını tıkayan kayaları yuvarlayıp onu kurtarırlar. Halk adeta bayram yapar, dans eder.

*

İnce bir ışık sızmaktadır kapının altından. Kapı açılır, iki karaltı içeri girer. Öndeki adam ışığı açar. Önce bir iki göz kırpan floresan ampul duvarları beyaz mavi soğuk bir odayı aydınlatır. Önden giren beyaz gömlekli adam arkadan gelen kara kabanlı adama sorar: “Cenazenizin ismi ne?”. Güçlükle “Seyfi” der adam kurumuş sesi ile. Odanın diğer tarafından bir tahta kutu getirir beyaz gömlekli. Duvardaki mavi bir kapağı açar. İçindeki rafı yarıya kadar çeker. İçinde Seyfiden kalanların yer aldığı küçük bir bez torbayı getirdiği kutuya yerleştirir. Kara kabanlı adamın eline tutuşturur kutuyu; “Başınız sağolsun”. Işığı söndürür. Çıkar ve kapıyı kapatırlar. İnce bir ışık kalır kapının altından sızan.

*

MÖ 421’de yani Peleponez savaşının ondördüncü yılında yazar Aristofanes komedyasını (1). Savaşa ara veren Nikias Barışından bir kaç gün önce de ilk kez sahnelenir ve büyük beğeni toplar. Ancak, bu ara kısa sürecek ve savaşın bitmesi için MÖ 404 yılının gelmesi gerekecektir.

*

Kutu ile karşılaştığımız masada oturmaktadır başı önüne eğik kara kabanlı adam ile karşısındaki takım elbiseli. Cebinden naylon bir zarf çıkarır ikincisi.; zarfın içinden de oldukça yıpranmış görünen bir kimlik. Diğerinin önüne bırakır. “Bu senin oğlun mu?” Kara kabanlı adam kimliği usulca alır eline. “Bu senin kaybolan oğlun mu? Seyfi Aydın”, duraklar. “Bulunmuş. Cenazen İstanbul’da, adli tıpta.” Adam başını kaldırmadan “Kesin mi? Kesin o mu?” diye sorar. “Test yaptıracaksın belli olacak işte”. “Ya o değilse” der kara kabanlı. Takım elbiseli kimliği alır, zarfına koyar, zarfı cebine yerleştirir. “Başın sağolsun”, kalkar ve odadan çıkar. Arkadan dış kapının kapandığı duyulur. Kara kabanlı hafifçe hıçkırır ama ağlayamadan oturur kalır sandalyesinde.

*

Barış tanrıçası Eirene’nin iki kardeşi vardır. Adaleti temsil eden Dike ile düzeni temsil eden Eunomia. Üçü bir arada aynı zamanda baharın gelişini de simgelerler; doğanın uyanışını. Atina’da baba Kefizodot tarafından yapılmış bronz bir Eirene heykeli varmış antik dönemde. Ama günümüze gelememiş bu kucağında bolluk tanrısı bebek Plutonu taşıyan ve ona analık duyguları ile bakan barış tanrısı heykeli. Sonradan Roma’da yapılmış mermer bir kopyası olduğundan biliriz bu ayrıntıyı.

*

Uzun bir masanın iki tarafında oturmaktadır iki adam. Solda kara kabanlı Basri, sağda takım elbiseli emniyet müdürü. İkinci sorar “Kaç yıl oldu?” “Onsekiz.” “Eee, niye yazıyorsun bu dilekçeleri hala? Ha? Niye arıyorsun o zaman?” Basri; “Belki bir haber çıkar diye”. “Çıkmamış işte. Niye yazıyorsun o zaman?” Basri sıkıntılı etrafına bakınır. Dışarıdan geçmekte olan trenin sesi duyulur. Emniyet müdürü gözlerine diker Basriye. “Ne biçim adamsın ulan sen? Neyin haberini bekliyorsun hala? Tam onsekiz sene olmuş, sen neyin haberini bekliyorsun?” ... Başını kaldırır Basri “Bir bilen çıkar diye bekliyorum. Hiç olmazsa ölüsünü verirler diye bekliyorum. Öldü derlerse, aha işte burada derlerse, gider mezarının etrafını çeviririm, toprağının. Ne bileyim, fatiha okurum. Ot filan bitmişse onları temizlerim. Hiç olmazsa öldü diyen birisi çıkar diye bekliyorum. Ne sağ diyen, ne öldü diyen var.” Diklenir emniyet müdürü “Ne yapacaksın haber çıkmazsa. Kendi ağzınla söylüyorsun on sekiz yıl olmuş.” Başını öne eğer Basri, sonra kaldırıp “Bekliycem” der. Müdür hiç bir şey demeden Basri’yi süzer uzun uzun, sonra dişlerinin arasından biraz da şaşkınlıkla “Siktir lan” diye fısıldar adeta ve susar. (2)

*

Bilinen şeydir; barış zorlu konudur. Anlatması da, hayata geçirmesi de, koruması da. Zorluğu belki de savaşın kolaycılığından gelir. Belki de barışın sabır gerektiren uzun, meşakkatli ve dik yolundan.

Bir de, barışın kaybedeni olmaz derler. Umudunun tükenmemesi bundan mıdır nedir?


(1)     Barış veya Eirene, Aristofanes, MÖ 421

(2)     Küf, Ali Aydın, 2012 




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa