Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
FOTOĞRAF ÜZERİNE SOHBETLER - Mehmet Ünal


Bana Gelen Kitaplar


“Yeryüzü insanın kağıdı, hayatsa kalemidir!“
                                             (Küçük İskender)


Düşünmeyen, konuşmayan, görmeyenlerin ve aynı zamanda çevresinde olup biteni umursamayan milyonların yanısıra bunu tersini düşünen, üreten insanlarımız var.

Bu yazımda bana gelen kitapları, dilimin döndüğü kadar anlatmaya çalışacağım.  Okumanın önemi çeşitli vesilelerle yazıldı. Fotograf okumanın da, vazgeçilmezliği, faydası hep konuşulur...

Dijital fotografın iyililiklerinin yanısıra bazı kötülükleri de söz konusu... Mesela: Film kullanılan zamanlar ile kıyaslarsak, çok çekim yaptığımızı saptarız. Çoğunlukla “nasılsa masrafsız çek çekebildiğin kadar, sonra silersin“ düşüncesi hakim. Çekim sonrasında saatlerce bilgisayar başında oturularak, çok sayıda bu fotograflara bakmak-ayıklamak ve silmek için, gereksiz vakit kaybı sözkonusu... Hard diskler doluyor, taşıyor... Düzenli bir arşiv yapamayanların vay haline... aranılan fotograf kolayca bulunamıyor... vs. vs.

İşte tam aşamada, “iPad ve şurekasının“ çağında basılı kitaba daha fazla önem vermek gibi bir duygu varoluyor. Fotograflarımızı bastıktan sonra bakarsak daha haz alıyoruz. Öncelikle elektrik tüketimini azalttığımız gibi, ekrana göre, daha güzel bir görünüme tanık oluyoruz. Hele bu fotograflarımızı bir de kitaplaştırabilirsek, ki kitap yayınlamak ta, önceki yıllara göre daha da kolaylaştı... belki ucuzladı. Ayrıca dijital kayıtlarımız, diyelim ki 50 sene sonra hâlâ bulunup, bakılabilecekler mi? Bunu da bilemiyoruz. Dolayısı ile basılı kitabın değeri biraz daha öne çıkıyor, bence. Hala “iPad & Şürekasına“ inanıyorsanız; geleceğin bundan başka bir ortama izin vermeyeceğini düşünüyorsanız, size söyleyecek sözüm yok. Ancak, tüm bu yaklaşımlara karşın ben hala kitabın yok olamayacağını düşünmek istiyorum. Hatta, gelecek için kendi yerini sağlamlaştıracağını düşünüyorum. Yeni çıkan fotograf kitaplarını satın aldıkça; fotografçı arkadaşlarımın gönderdikleri kitaplarını gördükçe, onlara tekrar tekrar baktıkça, bu düşüncemde haklı olduğumu hissediyorum.


Osman Darcan:
Bir fotograf ustasının yaşam öyküsü...


                 
Ankara Sevdalısı Uğur Kavas, Othmar Pferschy’nin öğrencisi olan Osman Darcan’ı A’dan Z’ye araştırarak kitaplaştırmış. Üçyüz sayfayı bulan büyük formattaki kitabı hazırlayabilmek için, sanatçının oğlu Mete Darcan’ın arşivinden faydalanmış... bununla da yetinmeyerek (her araştırmacı gibi) başka arşivlere, kolleksiyonerlere başvurmuş, sahaflarda -tabiri caizse- didik didik araştırmıştır.

İki bölümde sunulan bu yayının birinci bölümünde Osman Darcan’ın yaşamöyküsü, ailesi, akrabaları ve nereden gelip nereye gittiği, insan olarak kendisini biçimlendiren dönemi anlatılıyor, ele geçirilen fotograflar ile bu yaşam-yolu belgeleniyor... Darcan’ın çocukluk fotograflarının 1900’lü yılların başında ailesi tarafından bolca çekilmesi, babasının da fotografa olan ilgisini anlıyoruz.

Almanya’nın Münih kentinde doğan Osman Darcan, babasının o zamanlar dışişleri mesleği nedeniyle, Paris’ten Yunanistan’a, oradan Samsun’a ve sonra da Ankara’ya yerleşene dek uzun yollar katettiğine tanık oluyoruz. Bu süreç içerisinde Osman, Yunanistan’da fotograf öğrenmeye başlar ve zorunlu göç nedeniyle geldikleri Samsun’da Osman isimli bir fotografçının yanında çıraklık yapmaya başlar.

Ankara’ya yerleştiklerinde ise 1938-1947 yılları arasında Matbuat Umum Müdürlüğü’nde fotografçı olarak çalışır. Buradan istifa ettikten sonra, “fotoğraf aşkını“ Anafartalar Caddesinde açtığı kendi stüdyosunda sürdürür. 1963 yılında vefat edene dek buradaki atölyesinde çalışır.

Kitabın ikinci bölümünde Osman Darcan’ın gönül verdiği fotograf sanatına yaklaşımlarını açık seçik sergilemektedir. Dergilere fotograf üretmesinin yanısıra, çalıştığı kurum için filmler de çeker. Haber fotograflarının yanısıra “Memleket Manzaraları“ serisinde ustası Othmar Pferschy’nin izlerini görüyoruz. Ustası kendisi için “Osman Darcan, beni portrecilikte tek geçen öğrencim!“ demiş. Ve gerçekten de, özellikle memuriyetten ayrıldıktan ve kendi stüdyosunu açtıktan sonra gördüğümüz portre fotografları mükemmel bir titizlik çekilmiş ve basılmış... Bu çalışmalarını, Darcan’ın yaşadığı ve çalıştığı tarihlere denk düşen “Glamour Fotografie“ akımının Türkiye temsilcisiydi diye tanımlayabiliriz. (Fotograf tarihinde Hollywood başta olmak üzere, diğer ülkelerin de sinema dünyası aktör ve aktirstlerinin fotografları bu tarzda çekilmiştir.)

Devlet Konservatuarı / Devlet Tiyatrosu fotografçılığı da yapan Darcan, “tiyatro fotografçılığı“ gibi çok zor bir işe kalkışmış... (Egoların en yoğun olduğu bir gurup insanın fotografını çekmek kolay değildir. Özellikle sahne sanatçılarına fotograf beğendirmek zordur.) Kitapta gördüğüm çalışmaların özeniyle yapıldığını görüyorum. Oyuncuların portreleri, oyunların sahnelerinden çekilen fotograflar ise, sadece atmosfer, teknik uygulama, anlattığı öyküler ile değerlendirilmemelidir. Bunlar aynı zamanda ülkemiz için de önemli belgelerdir. Bence bu nedenle de önemle saklanması, gelecek nesillere miras bırakılması gerekmektedir. Kib u girişim ile nacizane bir adım atılmıştır... Ülkemizde “milli fotograf arşivinin“ olmaması büyük eksikliktir. Ulus olarak bir belleğimiz yoktur. İvedi olarak böylesi bir girişimin olması kaçınılmazdır. Ve bu kişisel girişimler ile olamaz. (Diğer ülkelerde bu tarz kurumlar devlet tarafından kurulmuştur. Ve hükümet değişiklikleri ile görevleri son bulmaz...)

Uğur Kavas, kendisine yardım elini uzatan bir dizi gönüllü ile önemli bir belgeseli bizlere kazandırdı. Zaten yerele önem vermeszek nasıl evrensel olabiliriz? Osman Darcan, yerelden evrensele varan bu yolu, çalıştığı yıllarda ıspat etmiştir. Sahne fotograflarını gören Avrupalı tiyatro adamları: “Bu fotografları kim çekti?“ diye hayretlerini gizleyemeden, sormuşlar.

Foto Osman’ın çalışmalarına bakınca, kendim için de düşündüğüm şu tavır geçerlilik kazanmalı: Fotografçılar deklanşöre basma sayısını sınırlamalı, fotografın kurallarına uymalıdır. Her gün yüzlerce fotograf çekilemez, yayınlanamaz.

Kitap bilgileri:

Uğur Kavas: OSMAN DARCAN, 1909-1963
ISBN 978-975-00357-3-9
Ekim 2015

Uğur Kavas’ın kitap satışı hakkında açıklaması:

 “Kitabın fiyatı 50 TL.olacak. Satıştan elde edilecek meblağ ve bağışlar 20.000 TL yi bulursa, merhum Osman Darcan adına TEV tarafından burs verilecek.“

Osman Ürper:
REKLAM FOTOGRAFÇILIĞI
        

 
2012 yılında Say Yayınları tarafından  dağıtıma giren bu kitabı henüz okuyabildim. Reklam fotografı ile doğrudan ilgilenmediğim için, bu kitabı hemen satın almayı, incelemeyi hep ertelemişim... iyi yapmamışım. Halbuki öğrenmenin sınırı yoktur, diye düşünenlerdenim... kendime haksızlık etmişim...

Reklam fotografçılığı, özellikle ülkemizde, fotograf mesleğine soyunanların “ekmek paralarını“ kazanabilecekleri tek bölge olma özelliğini hala korumakta... ki bu branşta da rekabetin bol olduğuna, “ekmeğin arslanın ağzında“ olduğuna inanıyorum.

Reklam fotografçılığı konusunda sınırlı yayınların olduğu bir dönemde bunun gibi kitapların önemi oldukça yüksektir. Ki, Osman Ürper’in kitabı, akademik bir çalışma olmasına karşın, bölümlerinin kısa, öz ve anlaşılır yazılmış olması, seçilen örneklerin bu tavıra uygun olması, öğretici niteliği de öne çıkartmaktadır.

Kitapta da belirtildiği gibi, dijital teknoloji özellikle reklam fotografçılığına önemli kolaylıklar sağlamaktadır. Eskiden binbir güçlüklerle yapılan fotomontaj, artık günümüzdeki teknik ortamda kolayca yapılabiliyor. Ancak işin burasında, kaybolmayan ve asla kaybolmayacak olan YARATICILIK meselesinin hala yokolmadığını, olamayacağını da belirtmek gerekiyor. Yaratıcı fikir ve duygulara sahip olmadıkça, bu teknolijinin de kimseye faydası olmaz.

Yaratıcılık bazen etik sınırları da zorlayabiliyor...

Osman Ürper, kitabının bir bölümünde, manipülasyon sorununa değinmiş... (S. 46) Ancak, yerküremizde bazı örnekler var ve bunlar fotografın üzerinde yapılan manipülasyonlardan çok, reklam fotografının verdiği “özgürlükle“ sanatın-sanatçının özgürlüğünün sınırlarını da zorlamışlardır. Hemen aklıma gelen Oliver Toscani. 1980’li yıllarda Benetton Elbise Firması için yapmış olduğu reklam kampanyası aklıma geliyor. Bu kampanya için çekmiş olduğu fotograflar ile, bir çok insanın kişisel ve inançlarını zedeleği yorumları yapılmıştı. Ölüm döşeğinde yatan AIDS hastası; kanlar içinde yatan ölü asker, ve başkaları... bu kampanya uzun süren tartışmlara neden olmuştu. Yerküremizde başka örnekleri de var. Öte yandan fotomontaj ustalarından olan John Heartfield’i anmadan geçemeyeceğim. Çalışmalarıyla savaşa karşı, anti-militarist, hümanist yaklaşımı ile, bu tarz ürün veren sanatçıların “Don Kişot“u olarak anılır. Binlerce eskizinin yanısıra, günümüze gazeteler için ürettiği 960 montaj, 1750 kitap kapağı, 370 adet afiş, 414 grafik çalışmasının yanısıra, bi dizi gazete ve dergiler için yaptığı çalışmalar kalmıştır.

Reklam Fotografçılığını, anlamak öğrenmek isteyenler için, kısa, öz ve faydalı bilgilerle zevkle ve sıkılmadan okunabilecek bir kitap olduğunu belirtmeliyim. Aslında benim gibi geç kalmanıza da bir neden yok.

 

Kitap bilgileri:

OSMAN ÜRPER
Dijital Teknoloji Çağında REKLAM FOTOĞRAFÇİLİĞİ
SAY Yayınları –Fotoğraf Kitaplığı-
ISBN: 978-975-605-02-0096-6

Servet Dilber
BİTMEYEN HASAT

           

“Şehir şehir, toprak toprak gezdikten sonra sonunda evlerine dönüyorlar. Her şey aslında başlarının üzerinde olmasından güven duydukları o çatı uğruna. O çatı altında yaşayabilmek, evlenebilmek, sevdiği şeylerle donanabilmek için mevsimlik oluyorlar.“ (Şebnem İşigüzel, Kitabın Önsözü’nden).

Mevsimlik işçiler sadece ülkemizin değil, evrensel bir sorun. Göç yeryüzünde artık başlı başına bir fenomen oldu. İçinde bulunduğumuz 2015 yılında yerküremizde elli milyon insanın göç ettiğini biliyoruz. Savaş ve ekonomik mağdurluk bu göçün önemli nedenlerinden biri... İnsanoğlu dünyevi varlıkları hala adil bir biçimde üleşemiyor... “kârın en yüksek boyutlara“ getirilmek istenmesi, zenginler ile fakirler arasında bulunan ’makasın ağzının’ daha da açılmasına neden oluyor...

Servet Dilber, çizdiği bir rota ile, mevsimlik işçilerin ülkemizdeki izlerinin peşine düşmüş, onlarla yaşamış ve fotograflamış... Daha önce bu yıl yapılan Bursa Foto Festivali’ndeki “Göç Sergisi“nde, bu fotografların bir kısmını görme mutluluğuna erişmiştim. Şu anda kitap olarak önümde duruyorlar. Evirip-çevirip bakıyorum. Çocuklar, kadınlar, erkekler, çalışanlar. Naylon çadırlarında yemek pişirenler, TV bakan çocuklar, saçları yıkanıp taranan kız çocukları, uyuyanlar... Mevsimlik işçilerin gurbette, evlerinden-barklarından ayrı geçen tüm günlükleri... geceleriyle, gündüzleriyle... Ebeveynleri tarlalarda, “kendilerinin olmayan topraklarda, kendilerinin olmayan ürünleri hasat ederken“ zor işleri başarı ile sürdürürken, çocuklar naylon çadırlarda geri kalan, yemek yapma, bulaşık yıkama ve kardeşlerine bakma görevlerini ifa ediyorlar... ve herşey hijyen olmayan, mutlaka hastalıkların kol gezdiği bir ortamda... dahası: Servet Dilber’den bu çocukların, çocuk yaşlarda, yasalara aykırı bir biçimde günde on saat 30 TL karşılığı çalıştırıldıklarını okuyorum, fotograflarına tekrar bakıyorum... kolluk kuvvetleri, yasaları korumak için görevde olanlar tarafından görülmek istenmeyen yaşamlar... insanlık için, memleketim için utanç belgeleri...
Memleketimizin bu yanlarını da gösteren, belgeleyen, uzun soluklu bu tür belgeselleri daha fazla görmeyi arzu ediyorum. Fotografın sosyal bir işlevi olduğuna hala inancımı yitirmedim.    Bu gibi kitap ve sergiler ile karşılaşınca daha da umutlanıyorum.

 

Kitap bilgileri:
Servet Dilber
BİTMEYEN HASAT
Kendi Yayını
ISBN: 978-975-8416-39-4

Ali Rıza Akalın
FOTOKOLAJLAR

                                           “Kaktüs’ün suyuna ulaşmak isteyenin, dikenin acısını hesaba katması gerekiyor.“(Ali Rıza Akalın)


Ali Rıza Akalın’ın bana ulaşan ikinci kitabı Fotokolajlar. İlk kitabı “RESİMSEL“ 2006’da yayımlanmıştı. Neredeyse on yıl sonra, birbirinin devamı olan bir çalışma karşıma çıktı. “Resim sanatına“ gönderme yapan fotograflar... Resimsel kitabında objektifin üzerine vazelin sürerek çekimler yaptığını öğrenmiştim. Şimdiki çalışmalar ise kendi ürettiği bir aynalı bir aparat ile çekilmiş...
Kitaba yazdığı önsözde de belirttiği gibi, bu tür ürünler üretmekte ısrarlı olduğunu, bu iki kitabın devamları niteliğini oluşturacak ürünleri bizlere sunacagını belirtiyor.

Ali Rıza Akalın’ın kendisinden önce fotograflarını tanıdım. O zamanlar üyesi olduğu AFSAD’da, kurumun fotografa bakış açısını benimsemiş, diğer üyeler gibi, o çizgide ürünlerini görüyordum. AFSAD,  fotografda “taraf“ olan bir kurumdu. Zamanın ruhuna dönük tavır içerisindeydi. Demokrat, ilerici, yurtsever, bağımsız, çalışandan ve emekten yanaydı. Üyeleri ise zamanın ruhuna denk düşen görsel malzemeyi oluşturan bir kadroydu.  

Ülkemiz, Evren Paşa, Özal ve taa günümüze dek gelen rüzgarlardan etkilendi. İnsanlarımız da öyle... herbirimiz bir dizi değişikliklere maruz kaldık... belki de doğal olan buydu...

Benim gibi hala “doğrudan fotograf“ ilkesine bağlı kalanlar için, kolay anlaşılabilecek bir “aynalı fotograflar“ değil bu kitaptakiler... Portreleri neden böyle çekmiş, Ali Rıza ? diye çok düşündüm. İçerisinde tanıdık yüzler de var, hem... bir yanıt bulamadım.

Ancak bu tür girişimlerin olmasına zaten benim karar veremiyeceğimin de bilincindeyim. İstesem de, istemesem de bu ve buna yakın tür girişimler, arayışlar olacaktır. “Aynalı Yansımalar“ da kendi içinde değerlendirilip yerine oturtulmalıdır. Ki, özellikle fotografta (diğer sanatlarda olduğu gibi) zamana gerek var. Zaman, her ürünün kıymetini ve yerini belirliyor...Babası Nihat’da ve kardeşi Nesrin’a adadıgı bu albümün bahtı açık olsun! Rasgele!

 

Kitap bilgileri:
Ali Rıza Akalın
FOTOKOLAJ
Kendi Yayını, Eylül 2015
ISBN: 978-605-8411-60-9

TFSF
USTALARIMIZDAN

 
                                                                     

 
Türkiye Fotograf Sanatı Federasyonu “Ustalarımızdan“ isimli bir serginin albümünü de yayınlamış... Ali Rıza Akalın tarafından imzalanarak, bana ulaştı...

Türkiye’ye geldiğim yıldan beri sergi isimlerinin çok “ulvi“ olduğunu okuyorum. Ve sonra sergisine gittiğimde, varsa albümünü gördüğümde ise hiç te öyle olmadığını saptıyorum. (Bazı istisnalar var tabii.)  “Ustalarımızdan“ diye okuyunca. Vay bee! dedim kendi kendime... ve devasa bir albüm beklerken, ki bu ’ustalarımıza’ daha çok yakışırdı, gele gele “defter“ niteliğinde bir “eser“ geldi... Federasyon’un “spesifik kriter“ dediği mesele, sadece “1950 öncesi“ doğmuş olmak ve “65 yaş üstü“ olmak gerekiyor... Anladıysam arap olayım, derler ya... işte o durumdayım. Başka bir açıklama olmadığı için yazacak bir “spesifik kriter“ bulamıyorum. Afola!

Her dernek gibi, “zaman darlığı“, “yaz tatili ortamı“ hedef alınmasına karşın, bu çalışmada “yer verilemeyen dostlar“ da varmış... Onlardan özür dileniyor, “bir başka vesile ile“ birlikte olmak umut ediliyor... kitabın önsözüne yazdıkları tek isim değil unutulan... daha nice eksik isimler var...

Vah, vah!

Daha sonra 24 usta ile 50 yıllık ülke tarihinin, bu yolda yürünen yılların “kaldırım taşları“nın ağır ağır döşendiğini okuyorum.

Vah, vah!

Bu vah, vah’lar, öncelikle bu kitapta varolan –ulaşılan- ustalarımıza... 60 sayfalık bir “defter“e bu ustalardan ikişer fotograf yerleştirilmiş, hatta özyaşamları da sıkıştırılmış...
      
Düşünülmemiş, bir konzept oluşturularak hazırlanmamış, uygulanmamış bir albümcük... neden yapıldığı da meçhul... ustalarımıza gerçekten ayıp etmişler.

“65 Yaş“ gerekçesine çok fazla kafa yormuyorum. Ancak kendisini  “fotografın başsözcüsü“ ilan eden bir kurumun, böylesine cılız girişimini kınıyorum.      

Kendilerine ulaşılıp, bu sergi ve albümde yer verilen her fotografçı dostumuz üzerine değil, her üstad için bir etkinlik yapılmalı, ki onlara verilen “değer“ biz dışardan bakanlar için anlaşılabilsin . İşte bu yaklaşımı “mış, mışlı“ davranışdan öte yorumlayamıyorum.

Mademki “Ustalar“a değer veriliyor, önsözde de altı çizilerek, özür dilemek yerine, hiç yapmamak daha olgun bir tavır olurdu. Dahası, bu işi alelaceleye getirmekten öte, acele etmeden, düşünerek, hakkını vererek, bir ya da daha fazla bilen tarafından yapılmalıydı...

Madem ki 50 yılı anlatmak gibi bir hedef var, bu işi hedeflenen 50 yıla yakışır biçimde yapmak gerekirdi.

Peki bu ustalar neden kendilerine yazık ettirdiler? diye bir soru beliriyor kafamda. Ancak, onların meseleye olumlu yanaştıklarını, böylesi bir rezalet ile karşılaşmayı ummadıklarını, düşünüyorum. Yoksa kendi kendilerini “rezil ettirmek“ istemezlerdi, diye düşünüyorum.

Neden istesinler ki?

Sonuçta, diğer girişimlerde olduğu gibi, bir göz boyamak eylemi ile karşı karşıya bırakıldılar, fotograf takipcisi olarak da bırakıldık... Ve böyle bir sergiden ve albümünden ülkemizde fotoğrafının nerden nereye geldiği konusunda da bir bilgi sahibi olma isteğim gerçekleşemedi. Daha önce de yazdığım gibi, düşüncesiz, yapmış olmak için yapılmış, yarım yamalak bir iş...

Kitap bilgileri:

TFSF Yayını, Ankara, Ekim 2015
ISBN 978-605-66008-0-7

Aralık 2015

 

 

 

 




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa