Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Hüseyin Yılmaz

Fotoğraf ve Barış


“Istırabın Sesini Duyurmak Tüm Hakikatlerin Bir Koşuludur”
                                                                                        ADORNO



1855 yılının şubat ayında Roger Fenton’u Kırım Savaş’ının fotoğraflarını çekmek için göndermeden önce Büyük Britanya İmparatorluğu prensi Albert “ ölü bedenler görmek istemiyorum” diye sıkıca tenbihlemişti. Çünkü ölü asker fotoğraflarının gösterilmesi İngiliz kamuoyunu ve asker ailelerini rahatsız edip kamuoyunu harekete geçirme potansiyeli taşıyordu. Böylece savaşın kötü yüzünü göstermeme şartını kabullenmek zorunda kalan Fenton savaşı piknik havasında gösteren yanıltıcı fotoğraflarla geri dönmüştü. Daha sonradan 1861 yılında Mathew B. Brady ve Alexander Gardner’ın  Amerikan İç Savaşı’ında çektikleri görüntüler savaşın korkunçluğunu çıplsak bir şekilde ortaya koyularlardı.  Fotoğraf ilerleyen süreçte Paris Komününden, Jakop A. Riis’in Öteki Yarısı Nasıl Yaşıyor’a, Lewis Hine’ın, 1908-1914 yılları arasında ağır koşullar altında çalışan çocuk işçileri belgeleyen çalışmalarına, Otuzlu yıllarda Roosevelt’in New Deal projesine bağlı Çiftçi Güvenlik Kurumu’na ( F.S.A) kadar çok geniş toplumsal mecralarda kullanım alanı buldu.
Paris Komünü’nde komünarların çektirdikleri anı fotoğrafları teşhis edilip cezalandırılmalarına yol açarken  milyonlarca insanın katline yolveren Kongo’nun Belçikalı kralı Leopold  bu katliamları  “işgüzar Amerikan misyonerlerinin ve beyhude yabancıların iftiraları” olarak savunurken “ Hepsi birden yerle bir oldu! O yozlaşmak bilmeyen Kodak yüzünden herşey cehennemlik oldu!”, “Onbinlerce onbinlerce gazete bana methiyeler düzerken, bir çocuğun bile cebinde taşıyabileceği o yeniyetme Kodak gelip tek kelime etmeksizin hepsini dilsiz bıraktı!” (1)

Modernizmin Çocuğu Fotoğraf ve İkiz Kardeşi Sosyoloji:

Fotoğrafın icadı ile birlikte Sosyoloji’nin adının konması aynı döneme denk gelir. 1839’da fotoğraf icad edilirken August Comte Pozitif Felsefeye Giriş kitabını yayınlar:
“Pozitivizm, fotoğraf makinesi ve sosyoloji birlikte büyüdüler. Her birinin uygulama olarak sürdürülebilmelerini sağlayan bilim adamları ve uzmanlar tarafından kaydedilen gözlemlenebilir, ölçülebilir olguların birgün insana doğa ve toplum üzerine, her ikisinide düzene sokmasını sağlayacak ölçüde bütünlüklü bir bilgi sunacağı inancıydı. Kesinlik, metafiziğin yerini alacaktı; planlama toplumsal çelişkileri ortadan kaldıracak, gerçek, öznelliğin yerine geçecekti; ruhta karanlık ve gizli olan ne varsa deneysel bilgiyle aydınlatılacaktı. Comte , belki de yıldızların kökeni hariç kuramsal olarak hiçbirşeyin insan için bilinemez kalmak  zorunda olmadığını yazıyordu. (2)

Fotoğraf pozitivistler için dünyanın anlaşılması için ve de uygulamalarda kullanılması için önemli bir bilgi kaynağıydı. Bu açıdan bakıldığında kamera başlangıcından itibaren önemli bir iktidar ve denetim aracıydı. Ancak  modernizmin çocuğu olan fotoğraf başından itibaren eleştirmenler, felsefeciler ve çok farklı kesimlerce çok sayıda tartışmaya ve gerilime sahne olmuştur. Fotoğrafın ne olduğu ve olmadığı konusunda çok sayıda tartışma yaşanmıştır. Benjamin’in de belirttiği gibi asıl tartışılması gereken ne olup olmadığı değil işleviydi tartışılması gereken. Doğal olarak fotoğrafta modernizmin bütün çelişkilerini, kaygılarını içinde taşıyordu.  Açık olan tek şey fotoğrafın demokratik bir mecra olmasıydı.
Aydılanma çağından itibaren modernizm akla, bilime, tarihin tekerleğinin daima ileriye doğru gittiğine, determinizmin kabulüne dayalı bir paradigmayı esas almıştır. Marksizm’de ayrı bir çizgi gibi görünse de  o da Modernizmin çocuğudur. Bu ilerlemeci tarih görüşünün ana damarıtarihin özgürlük, eşitlik, adalet ve barış ekseni etrafında şekillendiği ve aktığı iddiasında olmasıdır.

Ancak modernizmin tarihine baktığımızda Adorno’nun deyimiyle “Vahşettten insanca bir hayata giden bir tarih yoktur ama, sapandan megaton bombaya ulaşan bir tarih olduğu söylenebilir”.  Modernizmin tarihi savaş, acı ve ıstıraplarla doludur.

Modernizm, Postmodernizm ve Fotoğraf Eleştirisi:

Modernizmin başarısızlığı ve fotoğrafın icadından itibaren Baudelaire’den başlayan, Kracaucher ve Brech’tle devam eden ve Susan Sontag’la doruğa çıkan fotoğrafa kuşkuculuk Sontag’ın  Berger’in Barthes’in ardılları postmodernistlerle  ve postyapısalcılarla birlikte öfke ve hakaret nöbetlerine dönüşür.

Modernistler:
 -Baudelaire “ Rezil toplumumuz, Narcissus gibi, kendi lüzumsuz imgesini metal bir levha üzerinde aramaktadır. Bir çeşit delilik, olağandışı bir bağnazlık bu yeni tapıncılarını sarmıştır”
 - Kraucher “Fotoğraf selleri tüm bellek barajlarını yıkıp geçer. Kendi hakkında bu kadar az şey bilen bir başka devir daha olmamıştır. Resimli dergilerin icadı, egemen toplumun ellerinde algının tıkanmasına yönelik en kuvvetli silah haline gelmiştir. “ İmge- fikir”, fikrin kendisini uzaklaştırır. Fotoğraf sağanağı ise şeylerin anlamına yönelik bir duyarsızlığın izlerini taşır.
-Brecht  “Fotomuhabirlik alanındaki  inanılmaz gelişmeler, dünyamızın durumuna yönelik hiçbir şey açığa çıkarmamıştır. Aksine fotoğraf burjuvazinin elinde gerçeğe karşı bir silaha dönüşmüştür.”
- Sontag’ın fotoğraf tanımları “ şatafatlı”, “hain”, “röntgenci”, “avcı”,” bağımlılık yaratıcı”, “ yüceltilmiş yumuşak cinayet”, “ zihinsel kirliliğin en direnilmez biçimi” “ Fotoğraflanmış vahşetin çarpıcılığı tekrar tekrar izlendiğinde etkisini yitirmektedir.... geçtiğimiz onyıllarda “sorumlu” fotoğrafçılık, vicdanları harekete geçirdiği ölçüde onları köreltmiştir de”
 - Barthes fotoğrafçıları “ ölüm tellalları” fotoğrafı ise “düz”, “yavan”,” kültürsüz”, “aptal”, “mantıksız” olarak tanımlar.

Postmodernistler :
-    Allan Sekula “ilkel, çocukça, agresif”
-    John Tagg “ egemen sınıfın ideolojik denetim aracı”, “ görsellik dünyasını hammadde olarak tüketen bir tüketim aracı”
-    Martha Rosler “emperyalizm, kültürel yaşamın tüm safhalarında emperyalist bir duyarlılık yaratmaktadır ve fotoğraf bunların en emperyalist olanıdır.” Toplumsal belgeci fotoğraflar için “sefil, çaresiz ve ruhsuz bir mağduriyet”,”soytarıya dönmüş kurbanlar”, “değersiz ve kepaze”
 
Fotomuhabirlik ve Fotoğrafın Doğası:

1955 yılında Inge Bondi Fotojurnalist Nedir? Sorusuna şu yanıtı vermişti: “ Fotojurnalist bir muhabir, bir yorumcu ve bazen bir şairin bileşimidir; bir yerin, olayın ruhunu ve atmosferini kaydetmek için fotoğraf makinesiyle çalışandır”
20. yüzyılda insanlığın yaşadığı felaketleri savaşı ve acıyı ve içinde yaşadığımız dünyanın barınılması ne kadar zor bir yer olduğunu fotomuhabirler son derece başarılı bir şekilde göstermişlerdir. Bu durum içinde yaşadığımız dünyada insanın insana ve doğaya yaptığı kötülükler hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlarken kötülüklerin olmadığı bir dünyayı kurmanında  ne denli zor ve uzun soluklu bir mücadele gerektirdiğini göstermişlerdir. Fotoğrafın en temel başarılarından bizi edebiyatın, şiirin yada bir başka sanat dalının sunabileceği gerçeklik duygusunu hepsinden daha başarılı bir şekilde gösterebilmesidir. Fotoğrafçılara ve felaketlere bakmamız için bizi zorlar ve başarır da. Susan Sontag Fotograf Üzerine adlı kült kitabında belirttiği görüşlerini 1978 yılında Rolling Stones dergisine verdiği uzun röportajında söyle değiştirmiştir. “Fotoğraf Sanatı Üzerine’de ortaya atılan görüş ( görüntülere karşılık verme yetimizin azalması) bu tür görüntülerin yaygınlaşmasının tutucu bir eleştirisi olarak adlandırılabilir. Bu savı artık tutucu buluyorum. Bu süreçte  aşınıp yıpranan şey aslında gerçeklik duygusudur. Oysa onun ağırlığını zayıflatmaya yönelik girişimlerden bağımsız olarak hala bir gerçeklik vardır. Bu sav aslında, gerçekliğin ve ona eksiksiz biçimde hiçbir riski göze almadan tepki vermenin bir savunusudur.” (3) Modern yaşamın ve onun ortaya çıkardığı sorunların iyi bir yansıması olan fotoğraf belki de bu özelliğinden dolayı yüksek beklentiler ortaya çıkarmış olabilir. Bu beklentilerin istenildiği kadar karşılık bulamaması ona karşı düş kırıklığının temel nedenlerinden biri olmuştur. Ancak herşeye rağmen bütün bunlar fotoğrafın demokratik bir mecra olduğunun gerçeğini değiştirmediğini unutturmaması gerekir. Postmodernist eleştirmenlerin fotoğrafı bir hapisane bakma eylemini ise bir suç olarak görmelerini kabullendiğimizde akademik bir bataklığın içinde yürümekten başka birşey yapamaz hale geliriz. Peki o zaman şimdiye kadar ki çekilen fotoğrafları görmemiş olsaydık entellektüel ve ruhsal dünyamız nasıl şekillenirdi ya bizden eksiltirdi. Dünyaya anlam veren bilincimizin önemli bir parçasının eksik kalacağını söylemek abartı olmazdı herhalde.

Tam tersine bütün suçlamaların aksine belgesel fotoğraf pratiği bütün dünyada ağırlıkla solcuların ve liberallerin ellerindedir. Belgesel fotoğraf diğer sanat biçimlerinin aksine insanların deneyimlerine ve acılarına daha fazla yaklaştırmaktadır. Gündelik yaşamımız ve sosyal ve  siyasal travmalar arasındaki uçurumları anlamamıza daha fazla yardımcı olanın yanında bu durumları anlamak ve empati kurmaktaki başarısızlığımızı da göstermektedir.
Sontag’ın “ söhret tarikatına suç ortağı olmak”la itham ettiği Salgado yıllarca Uluslararası Af Örgütü ve Sınır Tanımayan Doktorlar ile açlık ve perişanlığın hüküm sürdüğü topraklarda çalıştı. Acımasız Aydınlık kitabında Linfied ise Salgado’yu şöyle savunur “Ancak Salgado’nun dünya işçilerini aklıma gelen tüm fotoğrafçılardan daha dikkatli, itinalı ve saf bir ilgi ile betimlediği de aynı ölçüde doğrudur. O, değerin emek kuramını görselleştirmiştir. Ayrıca bunu kişiselleştirmiştir de: portrelerindeki bu mağrur ve dobra insanlar bizlerin ilgisini talep ederken, astımız değil eşitimizdir. Ancak Salgado’yu kötülemek, özellikle de Amerikan solu için, entellektüellüğin olmazsa olmazı olarak görülmektedir. (4)

Fotoğraf  ve Barış. Barışın Fotoğrafçısı: Robert Capa
“Savaşta, ya birinden nefret etmeli ya da birini: bir duruşunuz olmalı. Aksi takdirde olan bitene dayanamazsın” Robert Capa
Robert Capa fotomuhabirleri arasında “asalak”, “röntgenci”, “pornocu”, “şöhret tarikatına suç ortağı” olmak gibi suçlamalara maruz kalmamış nadir kişilerden biridir.  Anısına yapılan bir konuşmada  kardeşi Cornell Capa onun bir şavaş fotoğrafçısı değil Barış fotoğrafçısı olarak kabul edilmesi gerektiğini söyler.
Peki Capa’yı bu kadar ayrıcalıklı kılan neydi? Macaristanı terk etmek zorunda kaldıktan sonra Berlin’e gelmek zorunda kalan Capa Weimar Cumhuriyetinin çöküş dönemine denk gelir. Her ne kadar geç kalsa da modernizmin atölyesi olan Weimar’ın yarattuğı düşünce atmosferinden beslenmiştir. “ Capa, kelimeler ile imgelerin, radikal politika ile avangardın, muhabirler ile entellektüelllerin özgürce kaynaştığı bu deneysel ve demokratik gazetecilik kültürü içerisinde yetişmiştir” (5) Capa’nın içinde bulunduğu dönem Birnci Dünya Savaşı sonrası büyük altüst oluşların, devrimlerin, yükselen halk hareketlerinin olduğu bir dönemdir. Bu durum Capa’nın şahsında İspanyol İç Savaşı’nda yaşadığı tecrübelerdir. Halk Cephesi kendisi de bir anti-faşist olan Capa’ya  dayanışma, geleceğe dair umut ve çok kısa sürse de haklıların kazancını ve yeni yaşamın tadını tatma fırsatını vermiştir. Normandiya çıkartmasındaki fotoğrafları daha çok bilinse de Capa’nın asıl özünü yansıtan fotoğrafları İspanya İç Savaşı fotoğraflarıdır. Capa’nın fotoğrafları çok yakın ve içtendir. Bize sanki savaşa anıklık etmekte değil onun içinde onun katılımcısıymış gibidir. Yani taraftır. İspanyol İç Savaşındaki fotoğraflarda çatışmalardan çok cephe gerisinde savaşa rağmen yaşamın  tüm canlılığıyla devam ettiğini görürüz. Tankların gölgesinde kadınlar saçlarını taramaktadır. Aragon cephesinde  Marksist milisler umut ve coşkuyla eğlenmektedir. Evet insanlık yaralanmaktadır ancak umut ve güzel günler beklentisi halen canlıdır.  Barışçıl bir dünya düşü çoğu zaman başarıya ulaşamasa da Capa’nın fotoğrafları bu cabaların anlamsız olmadığını göstermeye devam eder.
Fotoğraf Barışı Getirir mi?
“Acil... Fotoğraf çekme imkanımız var...
En kısa sürede yeni film gönderin”

Auschwitz mahkumları 1944 yılında Polonya direnişine sızdırılan bir mektuptan
Çoğu zaman insanlığın acılarını, felaketlerini çekmenin onların hayatında bir değişiklik yaratmayacağı konusunda çoğu fotoğrafçı karamsarlığa düşer. Acaba bu çektiğimiz fotoğraflarla kendi kendi vicdanımımızı mı rahatlatıyoruz gibi sorgulamalar duyarız. Bu fotoğrafa aşırı bir misyon yüklemenin daha doğrusu haksızlık etmenin bir ifadesidir. Çünkü fotoğraf toplumsal süreçleri tek başına açıklama gücü olmadığı gibi değiştirme gücü de yoktur. Diğer sanatlarında. Fotoğrafında diğer sanatların da gücü büyük toplumsal altüst oluşlarda, toplum vicdanının dile geldiği, büyük kaynaşmaların, göçlerin, çatışmaların olduğu dönemlerde dile gelir ve büyük nehrin akışına katılırlar ve güç verirler. İki dünya savaşı arasında Dadaistlerin, 1929 Ekonomik bunalımında Dorethae Lange’nin Göçmen Anne’si, Vietnam Savaşı karşıtı protestolarda Marc Riboud’un Cumhuriyet Muhafızlarına çiçek uzatan göstericinin fotoğrafı en son kıyıya vurmuş Aylan bebeğin fotoğrafı gibi fotoğraflar bütün dünyanın hafızasına kazındığı gibi daha güzel bir dünya için gerekçeler ve birikimler olarak görsel hazinemizde kalacaklardır. İnsanlığın kolllektif hafızasında yerlerini koruyarak tarihi süreçlerde açığa çıkararak daha barışçıl bir dünya için mücadele sahnesinde yer alacaklardır. Sadece bu fotoğraflar değil zalimlerin toplama kamplarında, savaşlarda, hapisanelerde yaşananları belgeleyen propoganda fotoğrafları da (Ebu Garip, S-21, Aushwitz, vb) buna dahildir.


               KAYNAKÇA:
1)Acımasız Aydınlık: Fotoğraf ve Politik Şiddet, Susie Linfield, syf 63
2)O Ana Adanmış, John Berger, syf 94
3) Bilincin Kıyısını Aralamak:Rolling Stone Söyleşisi, Susan Sontag- Jonathan Coft, Sel Yayıncılık
4) Acımasız Aydınlık: Fotoğraf ve Politik Şiddet, Susie Linfield, syf 56
5) Acımasız Aydınlık: Fotoğraf ve Politik Şiddet, Susie Linfield, syf 193



Aragon cephesi, İspanya, 1936: Robert Capa bu fotoğrafı İspanya İç Savaşı’nın ilk günlerinde çekmiştir; Fotoğrafta görülenler Marksist POUM milisleridir.
Fotoğraf: Robert Capa



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa