Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Hamdi Telli

Fotoğraf ve Barış


Değerli dostum Koray Olşen ile sohbet ediyorduk. Tabii ana tema Fotoğraf. Sohbet sırasında Koray, “Senden dergi için bir yazı daha istesem yazar mısın?” diye sordu.


Tabii, birşeyler karalamaya çalışırım. Ama konu ne olsun?

BARIŞ dedi Koray. Konu Barış ve Fotoğraf olsun.

Hemen akademisyenlerimizin başına gelenleri anımsadım. Ammann dedim Koray, hapse mi attıracaksın beni. Ben terörist miyim ki öyle BARIŞ’tan filan bahsedeyim. Hem ne alakası var fotoğraf ile BARIŞ’ın…???

Yok canım dedi Koray, işin içine siyaseti karıştırmadan anlatamaz mısın BARIŞ’ı, bir de fotoğraf ile ilişkisini kursan tamam işte.

“Eh bak o zaman olur.” dedim ve geçtim klavyemin başına.

BARIŞ’tan başlayalım anlatmaya hem de siyasete bulaşmadan. Ama BARIŞ’ı anlatmak için önce karşıtını, yani SAVAŞ’ı anlamak ve anlatmak gerek.

SAVAŞ’ı kim çıkarır? Elindeki ile yetinmeyip, başkasının elindekine göz diken.

BARIŞ nasıl sağlanır? Ya savaşı çıkaranın gücü yetmeyip karşısındakinden dayak yer ve geri çekilir, böylece barış sağlanır. Ya da savaşı çıkaran istediğini elde eder, artık savaşmaya gerek kalmadığı için barış sağlanır. Yani, “si vis pacem para bellum” (Barış istiyorsanız, savaşa hazır olun.)

Yani her koşulda SAVAŞ için değil, BARIŞ için GÜÇ gerekir. GÜÇ, ERK demektir, ERK, İKTİDAR, İKTİDAR, DEVLET.

Max Weber, DEVLET’i “Yasal şiddet kullanma aracı.” olarak tanımlamaktadır.

Anlaşılıyor ki SAVAŞ için de BARIŞ için de gerekli olan şey, DEVLET. Hadi şimdi gel de çık bu işin içinden siyaseti karıştırmadan…

Biz en iyisi mutlak BARIŞ’tan bahsedelim. Yani SAVAŞ’ın hiç olmaması durumundan. Gerçi insanlık tarihi boyunca böyle bir durum asla olmamış, muhtemelen de tüm insanların özgür, eşit, ve birbirine saygılı olduğu sınıfsız bir toplum gerçekleşene dek olmayacak ise de, her zaman insanlar için bir düş olmuştur böylesi bir BARIŞ.

İnsanların savaşmaması için ne gerekir? Öncelikle birbirlerini anlamaları ve saygı duymaları. Varolduğundan bu yana insanoğlu çevresinde olup biteni anlamaya çalışmıştır. Gözlem yapar anlayabilmek için. Ağaçları, denizleri gökyüzünü ve insanları gözlemler ve anlamaya çalışır. Bu eyleme gözlem adını vermiştir. Çünkü tüm algılarını kullanıyor dahi olsa, görmek en önemlisidir bu iş için. Görmek, sadece basit bir optik olgu değil, tüm duyuları ile algıladıklarını birlikte sentezlediği ve kendi mantık ve etik süzgecinden geçirdikten sonra ulaştığı bir sonuçtur insanın GÖRMEK. Bu durum, antik Yunan dilinde “Aisthesis” sözcüğü ile tanımlanmış ve günümüzde sanatın temel kavramlarından olan ESTETİK’in kaynağını oluşturmuştur. Ve her zaman gördüklerini anlatabilmek, başkaları ile paylaşabilmek istemiştir insan.

Resim ve heykel yaparak, müzikle, dansla,…., yetebildiğince de sözcüklere dökerek ifade etmeye çalışmış gördüklerini insanoğlu, taa ki fotoğrafı icat edene kadar. Fotoğraf, insanın çevresini anlayabilmek ve anladıklarını başkaları ile paylaşabilmek için en önemli araç haline gelmiştir çağımızda. Fotoğraf için de insan, en önemli konu olmuş anlayabilmek ve kendini onlara anlatabilmek için.


Büyük ustalardan W.Eugene Smith’e kulak verelim. Bakın ne diyor fotoğraf için:" İnsanların fotoğraflarını çekmek istiyorsanız öncelikle o insanları tanımayı öğreniniz. İnançlarını, tavır ve hareketlerini, hislerini anlamaya çalışınız. Biliniz ki kültürünüz ve meşgul olduğunuz konu hakkındaki bilginiz ne kadar derin olursa, başarı oranınız da o kadar büyük olur. “

Magnum fotoğrafçılarından Bruce Gilden de benzer bir yaklaşımı şöyle ifade ediyor: “Fotoğrafladığım insanları seviyorum. Yani, onlar benim arkadaşlarım. Çoğuyla  tanışmadığım ve birçoğunu hiç bilmediğim halde, fotoğraflarım sayesinde onlarla yaşıyorum.”


Yani, insanları tanımak, onları anlamak ve dost olabilmektir fotoğraf. İnsanlığın acı bir gerçeği olan savaş durumunda bile böyledir fotoğrafçının tavrı. Yaşamını savaşlar içinde, savaş fotoğrafçılığı yapmakla geçiren Robert Capa ( André Friedman)’nın ”Bir savaş fotoğrafçısı olarak, hayatımın sonuna kadar işsiz kalmak istiyorum.” dileğinde de açıkça görülmüyor mu bu bakış açısı.

Elindeki ile yetinemeyecek dahi olsa, sevdiği, saygı duyduğu bir dostunun elindekine göz dikebilir mi insan? Bu nedenle savaşamaz fotoğrafçı. Savaşmadığı için barışa gerek duymayacaktır hiçbir zaman. O zaten mutlak BARIŞ içindedir tüm insanlarla.


Fotoğrafçı, kendisini ve başkalarını anlatabilmek için seslenmektedir insanlara fotoğrafları ile.

Bu sesleniş, Bruno Barbey’in tanımladığı gibi, “Dünya’nın her yerinde anlaşılabilir tek dil” ile yapılmaktadır.

Tüm insanlar fotoğrafçı gözü ile bakabilse çevresine ve anlayabilse GÖRME’yi başarabildiğince, bambaşka bir DÜNYA olmaz mıydı. SAVAŞ olmaksızın.

 

1900’lü yılların başından bu yana seslenişini sürdüren bir başka usta Ansel Adams, "Kelimeler belirsiz hale geldiğinde fotoğraflara odaklanacağım,fotoğraflar yetersiz hale geldiğinde..sessizlik içinde kalacağım.” diyor.

Asla sessizlik içinde kalmayacağımız bir DÜNYA dileğimle.

 




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa