Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
ve EDEBİYAT - Tuğrul Çakar

ADAMLIK HALLERİ

Bir adam var. Öğrencilerinden daha uzun zaman fotoğrafla iç içe yaşamış. Ders veriyor. Dersin adı belgesel fotoğraf. Fotoğraf makinelerinin düşmemesi için boyunlara asılması gerektiğini anlatıyor.  “Önce beyninize takın makinelerinizi,” demeyi akıl edemiyor.  Sonra kentin varoşlarında çekime(!) çıkılıyor. O sokak senin, bu sokak benim. Hangi sokakta olunduğunun önemi de yok. Deklanşör sesleri sokaktaki seslere karışıyor.

Görüntüler ayıklanıyor. En sanat olanlar bir tarafa, az sanat olanlar bir tarafa, sanat olamayanlar bir tarafa. Sanat olanların baskıları yapılıyor. Sayı yetmezse az sanat olanlar tamamlıyor sergiyi ve sergi açılıyor. Oynayan çocuklar, kapısının önünde örgü ören nineler, kahvehanelerde tavla oynayan erkekler. Sırtına bağladığı odunları evine götüren kadınlar, yaralı kediler, uyuyan köpekler. Ama hiç biri orada yok. Görüntüleri duvara bağlanmış. Ders veren hoca (!) öğrencilerinin sertifikalarını dağıtıyor. Çocuklar, nineler, dedeler, erkekler, kadınlar, kediler, köpekler alkışa dönüşüyorlar.

Bir izleyici bir fotoğraftaki kişiyi soruyor fotoğrafın fotoğrafçısına,

“Bu kim?”

 “Bilmem,” diyor fotoğrafçı, “sokakta gördüydüm.”


Bir adam var. Ayın fotoğrafını ve fotoğrafçısını seçecek. Yorumcu da denebilir. Salon kalabalık. Fotoğrafçılar, fotoğrafları için söylenecek sözleri bekliyorlar. Adam kürsüde yerini alıyor. Boynunda kırmızı ağırlıklı bir fular var. Salonu süzüyor önce. Salonun kalabalık oluşu sevindiriyor onu. Ama belli etmiyor. Önündeki yığından bir fotoğraf alıyor. Bir şey söylemeden masanın boş tarafına koyuyor. Sonra bir daha, bir daha. Gözleri bir fotoğrafta daha uzun kalıyor. Eli çenesinde. Uzun bir sessizlik. Ağır ağır konuşmaya başlıyor.

“Bu fotoğrafı yapan arkadaşımı kutluyorum. Kompozisyon değerlerinin çok yerinde kullanılmış olması, net alan derinliğindeki kusursuzluk, lekelerin adeta elle konulmuş gibi doğru yerlerde olması, ilgi merkezindeki çocuğun insanın içine işleyen bakışının, geri plandaki annenin bakışları ile güçlenmiş olması, arka planda yer alan ve giderek soyut anlamlara varan mükemmel derinlik bizlere çekim öncesi yapılması gereken doğru yer, doğru zaman gibi olmazsa olmaz kuralların nasıl işletildiğini…”

Konuşma sürüyor. Diğer fotoğraflar hakkında yaptığı daha kısa konuşmalardan sonra yeniden o fotoğraf dönüyor yorumcu. Kenarlarından tuttuğu fotoğrafı havaya kaldırıyor.

“Bu fotoğrafı ayın fotoğrafı olarak seçiyorum.”

Alkışlar yükseliyor salonda. Kutlamalar başlıyor. Fotoğrafçı memnun, ama şaşkın biraz. Arkadaşının kulağına eğiliyor.

“Yahu iyi hoş da… Ben bu fotoğrafı çekerken bu söylenenlerin hiçbirini düşünmemiştim. Sokakta rastladıydım o çocuğa, çekivermiştim öylesine…”


Bir adam var. Yazar. Fotoğrafa dair yazılar yazıyor. Bildirisini sunacağı sempozyuma hazırlanıyor. Masasının üstünde bir yığın kitap var. Onları karıştırıp önündeki kağıda notlar alıyor. Gideceği toplantıda akademik bir ortam bulamayacağını biliyor aslında. Böyle olmasına seviniyor içinden. Üst dil (!) kullanmaya meraklı. Zaman zaman yazmayı bırakıp düşünüyor. Son yazdığı cümlenin kolay anlaşılır olması canını sıkıyor. Önündeki notlardan yabancı dillerde kullanılan sözcükler bulup son cümlesini yeniden yazıyor.  Sıklıkla kendi dilini terk edebilmek onu mutlu ediyor.

Salon fotoğrafa gönül bağlamış insanlarla dolu. Yazar, sırası geldiğinde kürsüde yerini alıyor. Elindeki kağıdı kürsünün önüne koyuyor ve okumaya başlıyor. Bildirisini sunmuyor aslında, okuyor. Çünkü yazdığı metindeki dil, günlük hayatında hiç kullanmadığı bir dil. Okurken dilinin sürçmemesi için çok dikkatli. Okuması bittiğinde gözlerini ilk defa kaldırıyor önündeki kağıttan. Salona soruyor.

“Bildirim hakkında sorularınız varsa, yanıtlayabilirim.”

Koca salonda çıt çıkmıyor. Yazar memnun. Yazdığı metnin anlaşılmamış olmasından memnun. Birkaç soru sonunda rezil olmak da var işin ucunda. Yerine dönmek üzere kürsüyü terk ederken, arka sıralarda bir fotoğraf gönüllüsü kendi kendine mırıldanıyor.
“Bi b.k anlasaydık, soru da sorardık.”


Bir adam var. Fotoğrafçı. Yarışma formlarını, tarih sırasına göre duvara astığı panoya iliştirmiş. Formları panodan alıp önce ödül miktarlarını, sonra yarışma konusunu, sonra da seçici kurul üyelerinin isimlerini tekrar okuyor.  Hangi fotoğrafının, hangi seçici kurul üyesini etkileyebileceğini tahmin etmeye çalışıyor.  Arşivini karıştırıyor. Seçtiği, yoğunlaştığı bir konu olmadığı için, hemen her konuda fotoğrafları var. Yarışmaya göndereceği fotoğrafları bulmakta zorlanmıyor. Zorlansa da bunun önemi yok. Son gönderme tarihine daha iki gün var. Çekime çıkıp sayıyı tamamlayabilir.

Özenle hazırladığı kargo paketini gönderip evine dönüyor. Katıldığı yarışmanın katılım formunu panodan alıp diğer panoya, sonucu beklenenler panosuna asıyor. Sıradaki yarışma için çalışmaya koyuluyor. 

Sonuçların açıklanacağı gün heyecanlı. Her iki durumda da yapacağı yorumları kafasında hazırlamış. Kaybederse, “Bu jüriden bu kadar işte, fotoğraftan anladıkları yok, jüriye seçiliyorlar, lânet olsun,” diyecek. Kazanırsa, “Helal olsun bu jüriye, fotoğraftan anlıyorlar,” diyecek. Gelecek olan para için sabırsızlanacak. Teşekkür belgesinin ve madalyasının fotoğrafını çekip facebookta yayınlayacak. Kazanan fotoğrafını “Ödüllerim ve sergilemelerim” isimli sayfasına ekleyecek. Sayfa başlığında art ve photographer kelimeleri var.
...

Ocak 2015     

















 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa