Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 31    SİNEMA    Meltem Çolak
Meltem Çolak
                                                                                         
MELEKLERİN PAYI       
 “ Hollywood   sinemasının   empoze  ettiği  bir
bakış açısı var.
Bu taraf tutmaktır. Bu durumda
bizler  de  diğer tarafı
  tutmalıyız. “     K. Loach

                                                                                                                                        
Günlük yaşamlar üzerinden kurulan öykülerde, toplumsal sorunlar, politik çelişkiler, kurumlar, değerler, kavramlar üzerinde düşünmenin yollarını açan İngiliz sinemasının auteur yönetmeni Ken Loach, filmlerinde gerçekçi ve natüralist bir anlatım tarzını seçiyor.

Filmografisine baktığımızda, yoksulların, kenar mahallelerde yaşayanların, işçilerin işsizlerin, ötekileştirilenlerin, sistem dışına itilenlerin sinemadaki sesi olan Loach, tüm insanlığın derdini kendine dert ediyor. Önemli filmlerinden olan,  Ülke ve Özgürlük (Land and Freedam)  İspanya iç savaşını, Carla’nın Şarkısı (Carla’s Song) Nikaragua’da CIA destekli terörü anlatırken sadece ülkesinde değil tüm dünya ülkelerinde yürütülen kirli savaşı gözler önüne seriyor. Benim Adım Joe (My name is Joe) ve İşte Özgür Dünya (It’s a Free World)’da diğer filmlerinin çoğunda olduğu gibi karakterlerin siyah beyaz yanları ile seyirciyi yüzleştiriyor. Hatta film anlatısı içinde karakterlerin kendileriyle yüzleşip empati kurarak dönüşmesini sağlıyor. Tabii bunu yaparken nedenler ve yürüyüp giden sistemi de algılamamızı hedefliyor. Filmlerinde seçtiği gerçekçi konulara uygun anlatımı sağlayabilmek için, amatör oyuncular ve doğal oyunculuk, doğaçlama tercih ediyor. Hatta uzun odaklı objektifler kullanarak oyuncunun üzerindeki kamera baskısını kaldırıp mümkün olduğunca doğal tepkiler vermesini sağlıyor.
  

Ken Loach filmlerinin en önemli ismi çok sayıda filminin senaryosunu yazmış olan Paul Laverty. Yarattığı karakterlerin bakış açılarından dünyaya farklı gözlerle bakan Laverty, Ken Loach’ la birlikte ters yüz ettikleri kurallarla günlük yaşamlar üzerinden politik bağlar kuruyorlar.   
   
1

Ken Loach, 2012 yılında Cannes Film Festivalinde Jüri Özel Ödülü alan Meleklerin Payı filminde, yine gerçekçi, belgesel sekanslarla bağlanmış , ironik bir anlatımı tercih ediyor. Sıradan insanların kişisel çıkmazları gerçek üstü mizahi bir anlatımla çözümleniyor. Tabii bunlar olurken sosyal adalet, suç, suçlu, sınıflar arası ve aynı sınıfta olanlar arasındaki çatışmalar, aile, arkadaşlık, dostluk, ahlak, etik gibi kavramlar ince ince sorgulanıyor.

İlk sahne kısa film tadında; kurmaca bir mekânda,  bir tren istasyonunda, görevlilerin megafondan yükselen uyarı sesleri eşliğinde sarhoş bir adamın tren altında kalmasından kıl payı kurtuluşu mizahi dille anlatılıyor.  
         
Bu teatral giriş sahnesinin ardından gelen suç ve suçlu kavramları üzerinde düşündüren mahkeme sahnesinde tek tek tanıştığımız farklı suçlu adayları, filmin devamında sıkça hissedeceğimiz ironik anlatımın ilk habercisi oluyor.

İşledikleri suçlar nedeniyle kamu hizmeti görmeye mahkum edilen ve yolları bu sırada kesişen Robbie, Albert, Rhino ve Mo’nun yaşamı sosyal hizmet görevlisi Harry sayesinde değişir.  Filmin kilit ismi Harry viski meraklısıdır, viski müzayedelerini takip etmektedir. Aslında sadece keyif amaçlı devam eden bu merakını Robbie’ye açıklar ve onun da açığa çıkan bu konudaki yeteneği filmin devamında olayları geliştirir.

Robbie yüzünde taşıdığı derin yara izi ile iş bulmakta zorlanan, çocukluk döneminin çoğunu işlediği suçlar nedeniyle ıslahevinde geçirmiş kenar mahallelerde sıkça rastlanabilecek türden bir karakter. Son vakası olan ve bir gencin ağır yaralanmasına ve sonunda bir gözünün görme yeteneğini kaybetmesine yol açan suçu nedeniyle hapis cezası almak üzere iken mahkeme tarafından doğacak çocuğunun olması da dikkate alınarak 300 gün kamu hizmeti görme cezası verilir.

Devam eden sahnelerde, Robbie’nin yeni doğan çocuğunu görmek için hastaneye gittiğinde kız arkadaşı Leonie’nin ailesi tarafından acımasızca dövülmesini, ardından “Büyük Suç Sonrası Tartışma Toplantısı”nda flashback ile bu kez Robbie’nin hiç neden yokken öldüresiye bir genci dövüşünü izleriz. Toplumdaki adalet dengesizliği aynı karakter üzerinden çarpıcı bir şekilde aktarılır.

2

Darp ettiği genç ve ailesi üzerinde yarattığı zararlar ile yüzleştirilen Robbie pişmanlık duyar ve oğlu Luke’a bir daha suç işlemeyeceği konusunda söz verir. Ancak yüzünde izlerini taşıdığı geçmişi Robbie’nin işini zorlaştıracaktır. Kız arkadaşı Leonie’nin gece kulüpleri işleten babası,  kızını ve torununu bırakıp gitmesi için Robbie’ye para teklif eder. Zaman zaman bu teklifi kabul etme noktasına gelen Robbie Harry’nin yardımlarıyla kendi çıkış noktasını bulur.

Robbie’nin geçmişinden gelen diğer bir çıkmaz ise Clancy’dir. Babalardan oğula geçen adeta bir kan davasına dönüşmüş kin, intikam dolu mirastır Clancy. Robbie’nin gölge gibi peşindedir. Hatta Leonie ve oğlu Luke ile kurmayı planladığı temiz bir geleceğin en büyük engelidir. Belki de Robbie’nin yüzünde taşıdığı derin izin kendisidir. Kimi zaman bilardo salonunda kimi zaman sokakta her daim adamları ile birlikte Robbie’ye saldıran Clancy ona rahat vermez.

Bir tarafta sokaktaki sıradan insanların dünyası diğer tarafta bir yudum zevk için milyon dolarlar harcayan insanların dünyaları bizi Ken Loach sinemasının değişmeyen konusu kapitalist sistem sorgulamasına götürüyor. Bunu yaparken bu kez viski koleksiyonerliği gibi oldukça uç noktada bir konu seçiyor.

 Robbie’nin oğlu Luke’un doğumunu öğrenmesi üzerine Harry özel günler için sakladığı 32 yıllık Springbank’i açar. Robbie’nin yaşamında ilk kez tattığı viski başlangıç için olumlu bir deneyim olmasa da sonrasında gelişen olaylar tüm yaşamını değiştirmesini sağlar.

3

Filmin damıtım evi sekansı belgesel nitelik taşıyor. Gerçek bir damıtım evi olan Glengoyne Distillery’de çekilen bu bölümde İzleyici olarak viskinin yapım aşamalarını görüyoruz. Lapalanma ve mayalanmadan sonra imbikhane tanıtımı ve ardından fıçıların depolandığı bölümler tek tek gösteriliyor. Daha sonra müzayede sahnelerinde de dile getirilen ahşapla içki arasındaki incelikli ilişki burada ilk kez açıklanıyor. İçkiye rengini ve tadını veren ahşaptır. Müzayedeler sırasında da Amerikan fıçılar övgü ile anılır. Yaşamları süresince hiç viski tatmamış olan Robbie, Mo, Albert ve Rhino için farklı bir tat dışında farklı bir dünyaya ait pencere de açılır. Yıllanmış viskiler ve elde edilen milyonlarca poundluk kazançla tanışırlar. Bu sekansın en etkileyici bölümü tıpa dövme sahnesinde gerçekleşir.  Tanıtım yapan görevli Mairi bir fıçının açılmasının ardından bir açıklama yapar. “ Her yıl üretilen içkinin yaklaşık %2’lik kısmı kaybolur, geri gelmemek üzere havaya uçar gider, buna ‘Meleklerin Payı’ deriz.“ Bu sırada kamera Robbie’yi izlemektedir, onun Harry’nin yanına giderek “Meleklerin payı hoşuma gitti” demesi de bundan sonra gelişecek olayların habercisidir.  

4

Etkileyici damıtım evi macerasının ardından Robbie viski konusunda kitaplar okuyup denemeler yapmaya başlar. Bu konudaki yeteneği de yavaş yavaş açığa çıkar. Özellikle gerçek yaşamında da viski uzmanı olan Charles Maclean’ın yönettiği özel tadım toplantısında, Robbie ‘nin yapmış olduğu tahmin onun viski koleksiyoneri Thaddeus ‘un dikkatini çekmesini sağlar. Bu sırada Thaddeus’un masada unuttuğu Malt Mill viski müzayedesi ile ilgili bilgileri Mo’nun ele geçirmesi ile kendilerini İskoç kıyafetleri içinde Balblair Damıtım Evi’nde bulurlar.

Müzayede Amerikalı ve Rus iki katılımcı arasında kıyasıya mücadele ile geçer. Sonunda Amerikalı kazanır ama aldığı gerçek malt mill değildir artık. Bu sırrı sadece Robbie ve arkadaşları bilir. Kahramanlarımız kusursuz işleyen planları sonucunda elde ettikleri kendi paylarını sıkı bir pazarlıkla Thaddeus’a satarak yaşamlarını tamamen değiştirecek paraya kavuşurlar. Böylece sistem içinde ayakta kalabilecek güce ulaşmışlardır. Tabii ki Harry’nin payı da unutulmamıştır.

Yönetmen                    : Ken Loach
Senaryo                       : Paul Laverty
Oyuncular                    : Paul Brannıgan, John Henshaw, Gary Maıtland, Wıllıam Ruane,   
                                       Jasmin Rıggıns, Roger Allam, Sıobhan Reılly, Charlıe Maclean
Kurgu                           : Jonathan Morrıs
Görüntü Yönetmeni      : Robbıe Ryan
Sanat Yönetmeni          : Fergus Clegg
Müzik                             : George Fenton
Süre                              : 101 dk.



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa