Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Yalçın Memlük

KARTPOSTAL-KARTPOSTAL KOLEKSİYONU-RESİMDEKİ GÖZYAŞLARI


Kendine özgü bir müzik ve yorum tarzı olan rahmetli Cem Karaca, benim düşüncemde Türk müziğinin çok önemli temel taşlarından birisi olarak yer alır. Ben müzik konusunda bir otorite olmadığımdan bu savı genelleştirmem doğru olmaz ama neredeyse onun tüm şarkılarının çıktıkları zamanlardan itibaren hızla ‘’hit’’ oluşları ve hâlâ çok sevilmeleri beni doğrular niteliktedir. Cem Karaca’nın sevilen önemli yapıtlarından birisi de ‘’Resimdeki Gözyaşları’’ şarkısıdır. Şarkı hızlı ritmi ve Cem Karaca’nın kendine özgü davudi sesi ve yorumuyla olduğu kadar sözleriyle de unutulmazlar arasında yerini almıştır. Bu şarkıyı ne zaman dinlesem için hep hoş bir ürpertiyle dolar ve çoğu zaman içten bir mırıltıyla da şarkıya iştirak etmeye çabalarım.

Şarkının dizeleri bir serzenişi, bir umudu, bir umutsuzluğu, kısacası insanın, insan olma niteliğini anlatır.

‘’Bir gün belki hayattan, Geçmişteki günlerden,

Bir teselli ararsın, Bak o zaman resmime,

Gör akan o yaşları.

Benden sana son kalan, Bir küçük resim şimdi,

Cevap veremez ama Ağlar yalnızlığına,

Ve işte arda kalan, Bir avuç anı şimdi

Koyup ta bir başıma, Bırakıp gittin beni

Sen yalnız değilsin, Biliyorum nerdesin,

Bu üzerdi beni, Yaşasaydım ve görseydim.’’

Ayrıca  Yeşilçam klasikleri arasında bana göre tartışmasız yer alması gereken ‘’Ağır Roman’’ filminin de ana müzik parçalarından olan ‘’Resimdeki Gözyaşları’’nın sözlerinin Mehmet Soyarslan’a mı yoksa Cem Karaca’ya mı ait olduğu bile sanki Dedem Korkut’tan kalmış gibi tartışmalıyken ve bir bilinmezken, bilinen şarkının sözleri ve müziğinin hâlâ güncel ve bilinir olmasıdır. Bir ayrılış öyküsünü anlatan bu şarkı Türk toplumunda bilinmeden, farkına varılmadan çok güçlü bir yapıda gelişen albüm kültürünün ve koleksiyonunun bir ifadesidir.

Türkiye’nin neresine giderseniz gidin, hangi aileye konuk olursanız olun, o evde mutlaka, en az bir adet aile albümüyle karşılaşırsınız, hatta bazılarının çerçeve içinde duvarda, büfede ya da herhangi bir yerde, çoğu kez bir dahaki badanaya kadar değişmeyecek biçimde konumlandıklarını görürsünüz. Bu albümlerin içinde aile tarihi kadar yaşam kültürü de vardır. Neler yoktur ki bu kaydedilmiş anıların içinde nineler, dedeler, nişan düğün resimleri, bazı albümlerde daha büyük nineler ve dedeler, amca ve dayıların hatta kuzenlerin, eniştelerin askerlik resimleri, halaların teyzelerin konu komşuya sıkça gösterilen vesikalık resimleri daha neler neler. Daha neler anlatır bu resimler.

Moda olarak bakarsanız dönemlerin giysilerini rahatlıkla algılayabilirsiniz. Bazen mobilya bazen konut ya da yapı bir parçası oluverir resmin. Makyaj stillerinden giyime, çevreye ait sayılamayacak kadar çok obje sığar o küçücük kartpostala. Ancak topluma bu konuda hiçbir bilinç ve kültür aşılanmadığından, bu konuda bilinçleştirme ve eğitim verilemediğinden, çoğu kez bu resimler değerleri, önemleri bilinmeden atılır, kaybolur gider. Oysa kaybolan bir resim değil, bir toplumun önemli kültür belleklerinden birisidir.

Hiç unutmam, Hannover/Almanya’da öğrenciyken yerel gazetede gördüğüm bir ilan çok dikkatimi çekmişti. Yerel yönetim verdiği ilanla ikinci dünya savasında ağır sanayi bölgesi olması nedeniyle yerle bir edilen, adeta taş üstünde taş kalmayan kenti yeniden inşa edebilmek için özellikle savaş öncesi dış mekânlarda çekilen resimleri bu ilanları vererek parasal karşılığını da istenirse ödeyerek almaya çalışıyordu. Ne kadar başarılı olduklarını takip edemedim ama Hannover klasikleşmiş kent yapısıyla günümüzde Almanya’nın en ‘’Hoh’’/kaliteli kentlerindendir. Yıllar sonra bir öğrencime Bodrum’un geçmiş yapısı ve kültürüne ilişkin bir doktora çalışması yaptırmıştım. Bodrum’da geçmişle ilgili bazı dokümanlara ve görsellere ihtiyaç vardı. Kendisi hem bayan hem de Bodrum’un eski ailelerinden birine mensup olduğu için Bodrum’un eski sakinlerinin evlerine rahatlıkla girebiliyordu. O çalışmada bize en çok katkı yapan şey bu evlerdeki albümler ve albümlerdeki resimler oldu. Sosyal yaşama dair, bayramlara dair, özel günlere dair, evlere dair, kullanılan obje ve eşyalara dair o kadar çok belge ve bilgi çıktı ki bu dokümanlarla daha pek çok konuda çalışmalar yapmak mümkündü.

Farkına varılmadan yapılan bu bilinçsiz koleksiyonculuğun temelinde hemen her kentte, her yerleşimde yer alan birkaç fotoğrafçı vardır. Bu fotoğrafçılar bulundukları kentin resimsel bellekleri, hafızaları olmuşlardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin getirdikleri arasında bu meslek kolunun üstlendiği kültür görevi azımsanamaz. Her şeyden önce ‘’Vesikalık Fotoğraf’’la neredeyse bulundukları yerleşimin bütün insanlarının suretlerini en az birkaç kez almışlardır. Okullar, sınıflar, sınıflardaki öğretmenlerin suretleri hep bu ‘’Foto’’ların elinden çıkmıştır. Bayramlarda törenleri çekmişler, parkları, yapıları, caddeleri, sokakları ölümsüzleştirmişlerdir. Yalnızca bunlarla da kalmayıp aileleri, yani toplumun en küçük sosyal yapısını ölümsüzleştirmişlerdir. Nişan, düğün törenleri onlarla yaşamıştır.

Yalnızca bununla da kalmamıştır yaptıkları; Aile bireyleri, geçmişteki büyüklerini onlar sayesinde tanıma fırsatları bulmuşlardır. Örneğin ben anneannemi resimlerde gördüm, tanıdım. Çünkü benim bu dünyaya gelişimden çok önce o bu dünyadan göç etmiş. Bu konudaki en büyük üzüntüm dedelerimin ve babaannemin hatta halalarımın suretlerinin olmayışıdır. Hatta bazılarının kayıtlarının bile olmayışı çok acıdır.

Türkiye Cumhuriyetinin kazandırdıkları arasında ‘’Albüm’’ kültürü önemli bir yer tutar. Gençlik Parklarından, Atatürk Çiftliklerine, Çubuk barajından, Sivas-Ankara demiryolu açılışına kadar devletin yaptığı pek çok hizmet, ileride hatırlanmak üzere devlet tarafından ‘’Hatıra Albümü’’ haline getirilmiştir. Bu geleneğin geçmişinde Osmanlı’da ordu bu kültürü benimsemiş, yalnızca ordu içindeki olay ve günlerde kalarak, askere askerliğe ilişkin görsel belgeler, albümler hazırlanmıştır.

Ben amatör bir kartpostal koleksiyoneriyim. Kendi maddi gücüm oranında, kendi ihtisasımla ilgili kartpostallar topluyorum. Konum genel olarak ‘’Açık Alanlar’’ yani parklar, bahçeler, meydanlar, sokaklar, caddeler, kamusal yapı çevreleri vb. Koleksiyonuma giren her kart bana farklı bir heyecan, farklı bir düşün gücü, ayrı bir tat veriyor. Biraz da bu tattan, heyecandan söz etmek istiyorum. Benim mesleğim Peyzaj Mimarlığı. Türkiye’de ilk defa Ankara Üniversitesinde Peyzaj Mimarlığı Bölümü kurulduğunda, ilk asistanı olarak bu mesleğe profesyonel olarak girdim. 42 yıl bu meslekte yüzlerce öğrencinin yetişmesine katkı verdim. Hocalarım oldu (ki çoğu bu dünyadan göç etti). Hoca oldum. Emekli oldum. Bu hususla ilgili en çok doküman, bilgi, belge ve resme sahip olmama rağmen, en büyük üzüntüm bunların asla yeterli olmamasıdır. Bırakın yapılanları, çok yakın zamanda bile yapılanların belge, bilgi ve fotoğrafları yoktur. Benim konularımla ilgili olarak Atatürk’ün bilinmeyen, ancak toplumun hızla sosyalleşmesi, çağdaşlaşması adına yapılan ‘’Şehircilik ve Yeşil’’ devrimi ve bu devrimin üç önemli başlığı;

- Gençlik Parkları

-Kent Çiftlikleri

-Kültürparklar konusunda yaptığım incelemeler, Kültür devriminin hızla gerçekleşmesinde ne kadar önemli görevler üstlendiklerini ortaya koymaktadır. Hiç yorum yapmadan sunduğum üç kartpostal sanırım ne demek istediğimi daha iyi anlatacaktır.

Resimdeki gözyaşları her birey için olduğu kadar, her toplum içinde vardır.

  • Resim 1. Arsıulusal İzmir Fuarı ve Kültürpark – Resimdeki gözyaşları, insanların  giyimleri, ilgileri, yıl 1936 Bilet gişelerinin adı antre, daha pek çok şeyi algılamak, anlatmak mümkün. (Y.Memlük arşivi)
  • Resim 2. Ankara –Yenişehir-Kızılay Meydanı. Tarlaların ortasına getirilen uygarlık, İngiliz Büyükelçisinin arabası bozulunca kurtlarla karşılaştığı Çankaya’ya giden yollar yok. Aynen Amerika’daki göç şehirleri gibi her yerde barakalar, şantiyeler.
  • Resim 3. İstanbul-Taksim-Cumhuriyet Meydanı. Genç Cumhuriyetin olmazsa olmaz önemli kent meydanlarından biri. Anıtın hikayesi ayrı. Çevredeki yapıların hiçbiri artık yok, dolayısıyla bu çevre de yok. Gezi’ye açılan yeşil düzenlemeler de yok.
  • Resim 4. Bursa Çekirge Havuzlu Park. Cumhuriyet sağlıklı, çağdaş gençlerin yetişmesi amacıyla ‘’Gençlik Parkı’’ projelerine çok önem vermiştir. Bu gün yalnızca birkaç resimde kalan Bursa Gençlik Parkı Yüzme Havuzu da bu projelerden birisidir.
  • Resim 5. Ankara Gençlik Parkı- Cumhuriyetin örnek çalışmalarından, Gençlik parklarının abidesi, kendi gitti ismi kaldı yadigar. Hikayesi çok uzun, çok anlamlı, ibretlik…
  • Resim 6. Günümüzde ‘’Atatürk Kültür Merkezi’’olarak anılan alanlar. Bir başka deyişle Ankara Garından Ankara Kalesine giden yol. Resmin solunda 19 Mayıs Spor Kompleksinin arazisi, sağında Gençlik Parkının arazisi her ikisi de doğası gereği bahar aylarında Ankaralıların yakınından bile geçmek istemedikleri bataklık alanlar.
  • Resim 7. Ankara Çubuk Barajı. Resim Baraja bağlı inşa edilen küçük göl ve göl gazinosunu, çevredeki teraslamaları, rekreasyon alanlarını göstermektedir. Ankaralıların yıllarca mesire yeri olarak kullandıkları bu alan şimdi ’’bir küçük anı’’ bile değil
  • Resim 8. Atatürk Orman Çiftliği, Karadeniz Yüzme Havuzu.’’ Yaşasaydın ve görseydin, bırakıp gittin beni’’ şimdi yerinde ‘’Devlet Büyükleri Mezarlığı’’var.
  • Resim 9. Atatürk Orman Çiftliği ya da Gazi Çiftliği belki de Türkiye’nin dünyaya örnek olmuş tek eseri, üzerine neler yapılmadı ki! Bir gün belki hayattan, geçmişteki günlerden…





 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa