Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 29    SİNEMA    Sinema
Sinema

Meltem Çolak


YOL   /   /  DA

Sadece Gidenler İçin…

Bütün yolu anlattım artık” der Jack Kerouac, ülkenin batı ucunda San Francisco’daki arkadaşı Neal Casssady’ye yazdığı 22 Mayıs 1951 tarihli bir mektupta. “Hızlı gittim çünkü yol hızlıdır.” Kerouac, Cassady’ye 2-22 Nisan arasında 125.000 kelimelik, tastamam bir roman yazdığını söyledi. “Hikaye sen, ben ve yolla ilgili.” Bütün romanı 36 metre uzunluğunda bir kağıt şeride yazmıştı… "Şeridi daktiloya geçirdim ve yazdım; hatta paragraf da yok… kağıt rulosunu yere açtığında yol gibi görünüyor.”  (Kerouac J.,2014, Yolda),(Howard C. “Jack Kerouac ve Yolda’nın Yazımı” (Yolda Romanı’nın ekidir.) s. 393. Ayrıntı Yayınları/İstanbul)

1

Jack Kerouac “Yolda” kitabında 1948-1951 yılları arasında arkadaşı Neal Cassady ile Amerika’nın dört bir yanına yaptığı yolculukları anlatır. Klasik edebiyat anlatısı dışına çıkarak kullandığı üslubun yanı sıra alkol, uyuşturucu, açık cinsellik, caz temalarını işlemesi nedeniyle de  “Beat Kuşağı”(1) olarak tanımladığı  akımın öncüsü  olur. Jack Kerouac’ın  Yolda (On The  Road) adlı romanının  filme çekilmesi  hakları  yıllarca Francis Ford Coppola‘nın elinde idi. Sonunda  yapımcılığı üstlenen Coppola “The Motorcycle Diaries” filminin yönetmeni  Walter Salles‘in filmi çekmesine karar verdi,  Jose Rivera  senaryoyu yazdı ve film  2012 yılında  çekildi.

Filmde Garrett Hedlund, Dean Moriarty rolüyle Neal Cassady’yi; Sam Rile, Sal Paradise rolüyle Jack Kerouac’ı; Tom Sturridge, Carlo Marx  rolüyle Allen Ginsberg’i,; Kristen Stewart,  Marylou rolüyle LuAnne Henderson’u; Amy Adams, Jane rolü ile Joan Vollmer’i; Kirsten Dunts; Camille rolüyle Carolyn Cassady‘yi; Viggo Mortensen, Old Bull Lee rolüyle William S.Burroughs’u  canlandırıyor.

Sal Paradise New York’ta yaşayan genç bir yazardır. Babasının ölümü ve ardından geçirdiği ciddi  sağlık problemi nedeniyle iç sıkıntıları yaşamakta ve yazmakta zorlanmaktadır. Dean Moriarty adında ıslahevinden yazdığı mektuplarından tanıdığı yazarın New York’a geldiğini öğrenir ve onunla tanışması ile hayatı değişir. Dean sıradışı bir karakterdir. Hiçbir kural tanımamakta, yasalara, geleneklere, tabulara karşı sürdürdüğü yaşamının neredeyse  tamamını  yollarda geçirmektedir.  Onun hayata bakışından ve yaşam ritminden etkilenen Sal yollara düşer. Daha önce düşünüp gerçekleştiremediği yolculuklara zaman zaman tek başına zaman zaman da Dean ile birlikte çıkar. Aslında bu yolculuklar fiziki olmaktan çok içsel yolculuklardır, bedenin yorgunluğunun ötesinde ruhen alınan yollardır. Aynı zamanda bir yaratma sürecidir.


İlk sahne gece ve gündüz farklı yönlerde atılan adımlar, yavaş yavaş belirginleşmeye başlayan   gölgelerle devam eder. Kimliği belirsiz yolcu aynı zamanda şarkı söylemektedir. Şarkının sözleri aslında gidilen yolun bitmeyeceğini tekrarlayıp durur. “1949’da ayrıldım New York’tan, cebimde beş kuruşsuz ülkeyi gezmeye… Mississipi’yi aştım, Tennessee’yi aştım, Niagera’yı eve asla varmadım, …Tehachapi’ye gittim, gittim San Antone’a, eve asla varmayacağım, eve asla varmayacağım
   

Nihayet otostop çeken Sal Paradise (yani Jack Keruac’ın alter egosu)'ı görürüz. Durdurduğu bir kamyonun arka kasasında hasada giden çiftçilerle birlikte yolculuğuna devam ederken yaşlı çiftçi Sal’e, “Gittiğin bir yer var mı? Yoksa sadece gidiyor musun?” diye sorar. Sal “Galiba sadece gidiyorum” der. “Paran var mı?” “Denver’a dek idare edecek viskiye yetecek kadar var.” 

Hemingway romanlarından fırlamış karakterler ve doğa manzaraları arasında eğlenceli vakit geçirip sadece gitmek üzerine derin düşüncelere dalmış iken ani bir geriye gidişle kendimizi Sal ve annesinin oturduğu evde buluruz.  5 ay öncesine gideriz. Sal daktilosu ile bir şeyler yazmaktadır. Dağınık duran kitaplar, gazeteler arasında Virginia Woolf’un Orlando kitabı özellikle dikkat çeker. Sal’in içsesi yazdığı romanı anlatmaya başlar. Aslında bir taraftan roman yazma eyleminin içine gireriz. Anlatıda üç farklı zaman iç içe geçer. Yolda geçen, romanın yazıldığı ve romanda anlatılan zaman. Sal’in içsesi bilinç akışı ile yolculuk sırasında geçen zamanı anlatmaktadır. Filmde sıkça Proust’un Swann’ların Tarafı kitabını yakın plan çekimlerle izleriz. Kimi zaman kitaplıkta, kimi zaman yollarda arabanın ön camında, kimi zaman farklı karakterlerin elinde sürekli bu kitap vardır. Proust gibi kaybedilen zamanın izlerini süren Kerouac yeni bir tarz yaratırken gelenekçi kalıplardan uzak kendi üslubunu yakalamış usta yazardan esinlenmektedir.
   

2

Devam eden geri gidişlerde Carlo Marx ( Allen Ginsberg’in alter egosu), Dean (Neal Cassady’nin alter egosu), Marylou (Dean’in filmdeki evlenip boşandığı karısı) ile tanışırız. Carlo Marx, Sal’in şair arkadaşıdır. O da Sal gibi ilhamını yitirmiş ve şiir yazamamaktadır. Eşcinseldir, Dean ile tanıştıktan sonra ona aşık olur ve aşkının karşılığını alamadığı için bunalımlıdır, ilham aldığı şair Arthur Rimbaud gibi Afrika’ya gitmeye karar verir ve böylece onun yolu Dean ve Sal’den ayrılır.

Dean, beattir. Yaşamının üçte biri ıslahevinde geçmiş, rivayete göre 500 araba çalmakla ün salmış, yaşamı caz ritmi gibi doğal ama yönünü kendisinin belirlediği sıra dışı bir karakterdir. Film boyunca babasını arar. Bu noktada Sal ile kesişirler. Sal babasını yeni kaybetmiştir, Dean ise ortadan kaybolan babasını aramaktadır. Yitik baba ve baba arayışı film boyunca karşımıza çıkar.
 

Dean’in Slim Gaillard’dan bir şarkı söylemesi ile başlayan caz müziği filmin değişik sahnelerinde tekrarlanmakla birlikte kitaptaki güçlü anlatımı yakalayamıyor. Kitabın kurgusu ve üslubundaki ritm maalesef filmde gözardı edilmiş.  Bu noktada Beat ve caz ilişkisi için kısa bir not şöyle; 

Beat Hareketi’nin henüz yeni gelişmeye başladığı dönemde bebop özellikle New York’ta, üs edindiği 52. Cadde kulüplerinde çoktan etkili bir akım haline gelmişti. Doruk noktasına 1940’larda ulaşan bebop’ın özelliği, büyük orkestra geleneğine aykırı olarak daha küçük gruplarla icra edilmesi ve virtüöziteyi öne çıkarmasıydı… “Cazın bu Beat yazarları için neden önemli bir güç haline geldiğini ve cazla Beat arasındaki benzerliklerinin neler olduğunu anlamak için “Beat”in İngilizce anlamına bakmak herhalde yeterli olur: Bu sözcük, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra caz müzisyenleri ve kulüplerin müdavimleri arasında dışlanmış, sefil hayatlar süren, yoksul ve tükenmiş insanlar için kullanılıyordu. Keourac bu argo terimin anlamıyla oynayarak ona kendi amacına uygun farklı bir ruh yüklemişti. Ezilmiş (beat up) değil, kutsanmışlık (beatitude). Bunu hissedersiniz. Bir Beat’te; cazda, gerçek, muhteşem cazda hissedersiniz. Beat yazarları çalışmalarını 1940’ların cazcılarının/öncülerinin jargonundan aldıkları bir sürü sözcükle doldurmuşlardı; ancak caz onlara söz dağarlarındaki basit bir sözcükten çok daha fazlasını ifade ediyordu. Onlar için caz bir varoluş tarzı, sanat ve hayatı birleştiren özel bir yaratıcılık süreciydi.”(Erdoğan Ş.,Beat Kuşağı Antolojisi ,2011 Altıkırkbeş Yayını, İstanbul, ss54-55)

3

Denver, New York, Meksika ve diğer yolculuklarda, uyuşturucu, toplu seks, caz, dans, ihanet, yalan,  beraberinde gelen itiraflar hesaplaşmalar vardır. Sal çoğu zaman izler ve dinler.

Sadece yaşamak üzerine kurulu olan, toplumsal tüm kuralları reddedip kurduğu yeni dünyanın yükünü zaman zaman kaldırmakta zorlanan Dean, Sal’e itirafta bulunur. 38’lik alıp intiharı düşünmüştür ancak yapamamıştır. “Eriştiğim tüm bilgeliği kaybedeceğim diye korkuyorum” der. Ölümün anlamı da artık bir yerde zamanın durması ise tabii ki hiç durmadan zamanı kovalayan Dean için bu mağlubiyet olacaktır.
 

Filmdeki en farklı bölüm, Louisiana’daki Old Bull Lee (William S.Burroughs’un alter egosu)   ve ailesinin yanına yapılan yolculuk. Kısa film tadında, filmden ayrı izlendiğinde anlamı yakalayabileceğiniz ve sorgulamalar yapabileceğiniz bir bölüm.
  

Dean, Sal, Ed ve Marylou, Ed’in karısı Galetea’nın bulunduğu Algiers, Louisiana’ya giderler. Galetea orada Old Bull Lee eşi Jane ve çocukları ile birlikte kalmaktadır. Aslında benzin parası karşılığında Ed ile evlenmiş ve yolculuk sırasında Bull’un evinde bırakılmıştır. Bull ve Jane uyuşturucu bağımlısı karı kocadır. Gördükleri halüsinasyonlar, çocuklarıyla kurdukları yaşamları ile başka bir dünyanın insanı gibidirler. Bull, Sal ile Dean hakkında uzun uzun konuşur. Onu sorumsuz olmakla etrafındaki insanları kullanmakla suçlar.  Kendisi de silah kullanmakta,  şiddet içeren hikayeler anlatmaktadır. Doğada eşi ve çocuğuyla yaşayan Bull’un en büyük korkusu kanserdir ve onunla mücadele etmeye çalışmaktadır. Aslında burada hareketini dondurmuş korkuları ile yaşayan bir aile portresi vardır. Her ne kadar Dean yani beatler şiddet ile suçlansalar da hiçbir zaman silah kullanmıyor, diğer insanlara fiziksel zarar vermiyorlar. Bull asıl şiddetin kendisinde olduğunu göremiyor, korkuları şiddeti artırıyor.

4

Sal’in son yolculuğu Meksika’dır. Bu kez onu Dean takip eder. Birlikte başladıkları yolculukta yine uyuşturucu, dans, caz, seks vardır. Sal hastalanır, Dean Sal’i ateşler içinde bırakıp Camille ve çocuklarının yanına gider ve Sal’ in yolculuğu New York’a dönmesi ile biter.
  

Jack Kerouac 1958 Mart'ında  Esquire’da yayımlanan makalesinde "Beatleri" şöyle tanımlıyor. “Sonunda  Batı’nın 'özgürlük' makinesine sırt çeviren ve uyuşturucu kullanan, bop seven, kavrayış parlamaları yaşayan, 'duyuların bozulmasını'  tecrübe eden, tuhaf konuşan, fakir ve hoşnut olan, Amerikan kültürü için yeni bir üslubu, (Kayıp Kuşak’ın aksine) Avrupa’nın etkilerinden tamamen bağımsız (olduğunu düşündüğümüz) yeni bir üslubu, yeni bir büyüyü haber veren yeraltı kahramanları” (Kitap-lık Dergisi Haziran 2010,s, 60.)
 

Her ne kadar Jack Kerouac bunları yazsa da yollarda, radyoda dinlediği sesler farklı şeyler söylemektedir. “Toplumsal kontrolle karşı karşıya gelirsiniz, gelenekler, ahlaki kurallar ve kanunlar nedeniyle içinde yaşadığımız kasaba veya şehrin sizi kontrol eden kuralları vardır. Devlet kuralları ve sizin adınıza yönetimde bulunan federal hükümetin…”,"General Douglas Mac Arthur Tokyo sokaklarında öpüşmeyi yasakladı." "Başkan Truman kemerleri sıkın dedi." İşte bunun gibi kurallar Beatlere göre değil, onlar fiziksel ve içsel yolculuklarında hiçbir yere hiçbir şeye ait olmama hazzını yaşamakta, geleneklere, tabulara karşı çıkarak var olmanın savaşını vermektedir.

5

O dönemde Amerika’da dönemin güçlü ülkesi olan Rusya’ya karşı aşırı bir tepki vardır. Senatör McCarthy tarafından başlatılan komünist avcılığı devam ederken ortaya çıkan Beatler tepki alıyor. Hatta Sanfirancisco’lu köşe yazarı Herb Caen 2 Nisan 1958 tarihinde San Francisco  Chronicle'de yazdığı makalesinde ilk kez BeatNik kelimesini kullanmıştır.  "Beat " kelimesinden Rus uydusu Spudnik’in  “nik” ekini alarak yarattığı bu terimle Beat Kuşağını hem komünist olmakla hem de ortak değerlerden uzak, toplum dışı olmakla suçlamıştır.  Beat kuşağı’nın önemli ismi Allen Ginsberg beat kuşağını aşağılayan Caen’e  ''ancak beatnik, manyak eleştirmenlerin kendi bayağılıklarının ürünü. Eğer beatnikler bu ülkeyi yönetseydi, onlar Kerouac tarafından değil, beyin yıkamaya yarayan kitle iletişim endüstrileri tarafından yaratılmış olurlardı.''  ''beat was identity; beatnik was image'' şeklinde karşılık vermiştir.

6

Beatlerin  toplum kurallarını reddedip beyinlerini uyuşturan bu kalıplardan kurtulma çabaları onları aşırı alkol ve uyuşturucu kullanmaya yöneltmiş böylece yeniden oluşturdukları kimliklerinde başka arayışlar içine girmişlerdir. Belki burada Carl Jung devreye alınıp bilinçaltının yüzeye çıkarılarak gerçek benliğin bilincine varılması sağlanmıştır gibi bir değerlendirme yapılabilir.
 Kitaba ve filme birlikte baktığımızda Sal ve Dean’in ve hatta Carlo’nun ulaşmak istedikleri neydi? Sal ve Carlo yolculuklarında edindikleri bilgi ve tecrübelerle, ulaştıkları bilgelikle,  kitaplarını yazdılar. Dean onlara yol gösteren kahramandı.

Peki kadın karakterler, sadece tanıklık yaptılar diyebilir miyiz?. Aslında o dönem Amerika ve hatta dünya ülkelerinde cinselliğin bu denli özgür yaşanması özellikle kadınlar için hoş görülen bir durum değilken tabuların yıkılmasında öncü olmuşlardır denilebilir.  Yollarda kadın vardı, beatin kadın temsilcisi olan Marylou yol boyunca birlikte olduğu Dean ve Sal’de bulamadığı mutluluğu denizci nişanlısı ile evlenip çocuk yapmakta buldu. Böylece Dean ile birlikte başladığı yolculuğunu sonlandırdı. Dean ile evlenmeyi başaran Truvalı Helen’in akıllı versiyonu Camille iki çocuk yaparak Dean’i kazandı. O zaten hiçbir zaman beat olmamıştı.  

7






(1) Beat Kuşağı, Amerika’da  1950’li yıllarda New York’ta başlayan,  Jack Kerouac, Allen Ginsberg, William S. Burroughs, Lawrence Ferlinghetti, Neal Cassady gibi yazarların içinde bulunduğu, özgürlükçü, savaşa  ve popüler kültüre karşı duran postmodern sanat akımı. Özellikle edebiyat alanında öne çıkmışlardır. Eserlerinde kullandıkları kural dışı doğaçlama anlatım, argo diyaloglar, açık cinsellik ve uyuşturucu kullanımında sınır tanımayan tavırları nedeniyle ilk çıktıkları yıllarda tepki ile karşılaşıp sansüre uğramışlardır. Eserlerindeki ana temaları "gitmek", " hareket" halinde olmaktır.







 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa