Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Engin Özendes

FOTOĞRAFTA ORYANTALİZM ve GEZGİN FOTOĞRAFÇILAR
 

Doğu’ya Yakın İlgi

Siyasal olaylar, ekonomik ilişkiler, bilimsel ve arkeolojik araştırmalar, gezi koşullarının düzelmesi, Romantizmin etkileri, Doğu’ya ait söylenenler, yazılan, resmedilen her şey, Batılının hayalini çoğu zaman gerçeklerden uzaklaştıran yepyeni düşünceler, Avrupa'da zaten yüzyıllardır süren ilgi, 19. yüzyılda Oryantalizm modasının kapılarını sonuna kadar açtı. Oryantalizm, Anadolu, Mısır, Suriye, Irak, Arabistan Yarımadası, Hindistan, Çin, Japonya, Afrika gibi geniş bir coğrafyada, Batı’nın Doğu’ya baktığı yerdi. Bu anlayış edebiyat, tiyatro, müzik, mimarlık ve güzel sanatlarda Batı dünyasını yavaş yavaş içine aldı.

Görüntüyü Dondurmak

Görüntüyü bir yüzey üzerine kaydetmek için yapılan çalışmaları, 1826’da Fransa'nın Chalon-sur-Saone kentinde, Joseph Nicéphore Niepce (1765-1833) evinin penceresinden yakalamayı başardığı görüntüyle sonuçlandırdı. Niepce artık üç şey düşünüyordu; daha keskin bir görüntü elde edebilmek, renkleri de gösterebilmek ve görüntünün çok uzun zaman kalıcılığından emin olabilmek. Bunları başaracak kadar yaşayamadı. İş arkadaşı Louis Jacques Mandé Daguerre (1787-1851), onun birikimi üzerine çalışmalarını sürdürdü. 19 Ağustos 1839'da bilim adamı François Arago (1786-1853) Fransız Bilimler Akademisi'nden tüm dünyaya bu yeni buluşu duyurdu. Bulan Daguerre, bulunan Daguerreotype idi.

1
LOUIS JACQUES MANDÉ DAGUERRE (1787-1851)

 

Osmanlı Halkı Fotoğrafın Bulunuşunu Öğreniyor

İstanbul’da yayımını Türkçe, Arapça, Fransızca, Rumca ve Ermenice sürdüren Takvim-i Vekayi gazetesinin 28 Ekim 1839 tarihli (19 Şaban 1255) 186. sayısında, Avrupa’da yayımlanan bazı gazetelerden çevirilerek aktarıldığı belirtilen bir haber vardı.
"...Herkesin bildiği gibi, son yıllarda buharlı makineler fabrikalarda ray üzerinde gidebilir hale geldi. Bu sıralarda bir adam düşüncelerini dikkatle bir noktada toplayıp kanalize etmiş ki, iş bir acayip sanata yönelmiş, sonunda cilveli bir ayna(*) (yüzey) ortaya çıkmış. Fransalı Daguerre adlı marifet sahibi öğrendiği değişik sanat fenninin usulleriyle güneş ışığını yankı yaptırıp, nesnelerin hatlarını çıkarmış ve bu acayip sanatın oluşmasına gizli ve açık olarak 20 senesini vermiştir. Nihayet sonuca gelmiş ve bu olay herkesin beğenisini kazanmıştır.”
İngiliz William Churchill’in yabancı basından aktardığı yazılarla 1840’ta yayımına başlayan Ceride-i Havadis gazetesinin 25 Ağustos 1840 (26 Cemaziyelahir 1256) tarihli 47. sayısı, yine Daguerreotype’den söz ederken haberi abartılı bir cümleyle sonlandırıyordu: “...Eğer çekilen bir belde ise, bütün binalardan başka bağ ve bahçesinde olan ağaçların yaprakları dahi tek tek anlaşılıyor imiş. Eğer levhadaki bir ordu ise, adamlardan başka yüzlerindeki kıllar dahi seçiliyor imiş.”


Ulaşım Koşullarının Değişmesi

19. yüzyılda sanat ortamını etkileyen önemli faktörlerden biri kuşkusuz ulaşım araçlarının geçmişe oranla gelişmiş, düzenli gezi turlarının yapılmaya başlanmış olmasıydı. Önceleri yalnızca maddi olanakları elveren maceraperestler, sanatçılar, arkeologlar ve yazarlar seyahate çıkabilirken, Akdeniz'de ilk buharlı tur gemilerinin çalışmaya başlamasıyla varlıklı orta sınıfa da uzak yöreleri tanıma olanağı verilmiş oldu. Yolcular, geldikleri yere göre Marsilya ya da Trieste'den kalkan gemilere binerek İskenderiye'ye ayak basıyorlar, oradan trenle Kahire'ye gidiyor, karayoluyla Filistin'deki Kutsal Toprakları, Şam ve Beyrut'u ziyaret ettikten sonra da yine gemiyle İzmir ve ardından İstanbul'a ulaşıyorlardı. Dileyen bu tura İstanbul'dan da başlayabilir, son olarak Mısır'a uğrayabilirdi. Orta sınıf için bu gezilerin, Doğu'yu görmekten başka, kendilerine toplum içinde saygınlık kazandıracağına inandıkları bir eylemi gerçekleştirme anlamı da vardı. Artık buharlı gemilerin rotaları Akdeniz turunda tüm meraklıların hayallerini gerçekleştirmeye hazırdı. Denizlerde gemiler seyrediyor, Batılı insanı Kutsal Topraklara, Mısır'a ve Anadolu'nun Ege kıyılarına, Marmara'ya ulaştırıyordu.

2
ORIENT EXPRESS LOGOSU


Doğu’ya yapılan karadan ilk toplu turistik seyahat, Orient Express'in 1883’teki seferiydi; Orient Express Doğu’ya seyahatin bir simgesi haline geldi. Bu tarihte trenin İstanbul'a ulaşabilmesi için gerekli demiryolları henüz yapılmamıştı. Yolcuların doğrudan İstanbul'a taşınabilmesi için, 1889’u beklemek gerekecekti. Orient Express’in devreye girmesiyle birlikte İstanbul'un büyük otelleri, kafeteryaları, mağazaları yeni bir görünüm kazandı. Artık Avrupalılar Doğu'yu yalnızca seyahatnameler ve Binbir Gece Masalları’ndan edindikleri izlenimlerle sınır ve kural tanımayan hayallerinde değil, gerçek yüzüyle tanımaya başlamışlardı.


İlk Gezgin Fotoğrafçılar

Fotoğrafın dünya gündemine gelmesiyle birlikte fotoğrafçılar Doğu’nun ilginç köşelerini görüntülemek amacıyla Fransa’dan gezilerine başladılar. İsviçreli Gaspard-Pierre-Gustave Joly de Lotbinière (1798-1865) Daguerre’in yeni buluşunun, ilk fotoğraf tekniğinin dünyaya duyurulduğu 19 Ağustos 1839 günü Paris’teydi. Bir Daguerreotype satın alarak Akdeniz’deki tur gemilerinden biriyle Doğu’ya yolculuğa çıktı. Önce geminin rotası üzerindeki Yunanistan’a, sonra Mısır’a geldi. Atina’nın ilk Daguerreotype’lerini çekti. 1839’un 9 Kasımı’nda Mısır’da çekimler yapan Lotbinière, Nil üzerinden Kahire’ye doğru gitmek üzere küçük bir tekneyle yola çıktığında Fransız ressam Emile Jean Horace Vernet (1789-1863), yeğeni Charles Marie Bouton (1781-1853) ve Daguerreotypist Frédéric Auguste Antoine Goupil-Fesquet (1817-1878) ile karşılaştı. Lotbinière sırasıyla, Filistin, Suriye ve Türkiye’de çekim yaptı.
 
3
MISIRLI SÜVARİLER / GİZA

Voyage d’Horace Vernet en Orient kitabı, Paris 1843. Frédéric Goupil-Fesquet fotoğrafından, 1839


Fransız ressam Vernet, yeğeni Charles Marie Bouton ve Goupil Fesquet, Ekim 1839’da, Marsilya’dan vapurla Doğu yolculuğuna başlamışlardı. Daguerreotype ekipmanlarıyla başlanan bu yolculuk, grupla çıkılan ilk fotoğraf gezisi olacaktı. Yolculuk, 21 Ekim’de Marsilya’dan başladı. Kasım’da İskenderiye’ye vardılar. O sırada yazlık sarayında olan Mehmed Ali Paşa Daguerreotype ekipmanını görmek istedi. 7 Kasım 1839’da saraya gittiler. Goupil öncelikle Daguerreotype’in nasıl çalıştığını göstermek istediğinden, manzaraya bakan ve harem bölümünü de dış cephesinden gören bir karanlık oda kuruldu (Camera Obscura). Manzaranın ters dönüp karşı duvara nasıl yansıdığını orada bulunanlar anlayamadılar. Bu gösteriden başka Fesquet ayrıca levha üzerine çekim de yaptı. Fesquet’nin anılarında kaydettiğine göre, başlangıçta çok ilgi gösteren Mehmed Ali Paşa, çalışmalar çok başarılı geçtiği halde, yapılanı şeytan işi olarak nitelendirip, bir anda dönüp gitti.

4
İSKENDERİYE

Mehmet Ali Paşa’nın evinin harem bölümü. Goupil Fesquet anılarında buradaki çekimden uzun uzun söz etmektedir.
Fotoğraf: Frédéric Goupil-Fesquet, Kasım 1839 Gravür çizimi: Weber Sculp Baskı: F. Chardon Paris
Frédéric Goupil-Fesquet, 1839 Excursions daguérriennes: Vues et monuments les plus remarquebles du globe
(1840-1844) adlı yayından.


9 Kasım’da küçük bir tekneyle Kahire’ye doğru gitmek üzere yola çıktılar. Teknede, Gaspard-Pierre-Gustave Joly de Lotbinière’le karşılaştılar. Her ne kadar Fesquet, Joly’den “amatör turist” diye söz etse de, Joly uzun bir süredir Nil kıyılarının görüntüsünü levha üzerine geçirmeye çalışıyordu; Kahire üzerinden Teb’e gelmişti bile.
Mısır’dan sonra, kervanla Sina yolundan Suriye’ye doğru yola çıktılar; Filistin, Sur, Sayda, Deyru’l-kamer, Şam, Kudüs, Nasıra, Beyrut ve Baalbek’i dolaştılar. 4 Şubat 1840’ta gemiyle İzmir’e hareket eden ekip, 9 Şubat’ta İzmir’e ayak bastı.

13 Şubat’ta, Kaptan Lalande’nin ricasıyla Fesquet, Iena gemisinde Avusturya Prensi Arşidük Frédéric (1821-1847) ve ona eşlik eden bir amiral ve çok sayıda İngiliz üst düzey memurun önünde bir Daguerreotype gösterisi yaptı ve çekim başarıyla sonuçlandı. 14 Şubat’ta İzmir’den İstanbul’a gitmek üzere ayrıldılar. Marmara Denizi’nden sonra, 16 Şubat sabahı üçte muhteşem bir mehtap altında Sarayburnu’nu geçtiler.

Fesquet’nin İstanbul’da çektiği Daguerreotype’ler için kaydettikleri de ilginçtir:“Neredeyse her gün kar yağıyor. Neyse ki birkaç Daguerreotype üretiyorum, bunu yaparken önemsiz şeyler yüzünden rahatsız edilmemek için yanımdakileri karanlık odada özel bir yöntemle kahve hazırladığıma inandırıyorum. Bu stratejiyi kullanmasam, kar yağarken Ayasofya’da bir görüntüyü sürekli soru soranlarla dolu bir dairenin ortasında elde etmeye çalışacağım.”

5
BİR GEZGİN FOTOĞRAFÇI
Batıdan gelen fotoğrafçılar, efsanelerin topraklarını fotoğraflamak ve albümler haline getirmek için çabaladılar.
 Akdeniz'in dalgalarına, çölün sıcağına aldırmadan büyük bir inançla ve inatla sürdürdüler bu başlangıcı.
Asırlara direnen anıtların yanısıra, Doğu'nun şehir dokuları içinde sürüp giden yaşamını bugünlere taşımak,
 bu zorluklara katlanmasını bilen insanların, öncü fotoğrafçıların çabalarıyla oldu.

Paris’te N.P. Lerebours 1840-1844 arasında Excursions daguérriennes: Vues et monuments les plus remarquebles du globe (1840-1844) başlığıyla 114 seyahat görüntüsü yayınladı. Dünyanın bu ilk fotoğraf kitabında Fesquet’den başka Pierre Gustave Joly de Lotbinière ve Girault de Prangey’in çektiği görüntüler de yer alıyordu.
 
Dönemin fotoğraf tekniği olan Daguerreotype’in en büyük kusuru, tek kopya oluşuydu. Matbaada görüntüleri basma tekniği henüz gelişmediğinden bu yolla çoğaltılmaları da olanaksızdı. Burada gravür sanatçıları devreye girdiler ve Daguerreotype’leri matbaada basılır hale getirdiler. Elle kopya etme işlemini yapan gravürcüler görüntüdeki boş bina ve manzaraların güzelleşmesi için kimi zaman insan, kimi zaman hayvan, kimi zaman da ağaç görüntüleri eklediler. Bu görüntülerin alt tarafında sola Daguerreotype’cinin, sağa ise gravürü yapan kişinin adı yazıldı.

Doğu’ya yolculuk etme ve oradan belgeler getirme arzusuyla fotoğrafçı Gustave le Gray’den (1820-1884) fotoğraf işini öğrenen Fransız yazar Maxime du Camp (1822-1894), 4 Mayıs 1843’te Marsilya’dan yolculuğuna başladı. Mayıs sonunda Izmir’e ulaştı. İzmir civarı ve Efes’i gezerek İstanbul’a geldi. Daha sonra Yunanistan, İtalya ve Cezayir’e giden Maxime du Camp'ın, bu seyahatle ilgili Souvenirs et Paysages d’Orient: Smyrne, Ephése, Magnésie, Constantinople, Scio adlı, gravürlerle bezeli kitabı, 1848’de Paris’te, ‘Constantinople, Visite au vieux Serai’ adlı bir makalesi de 1849’da Revue de l’Orient et de l’Algerie dergisinin 5. sayısında yayınlandı.

1849'da yine Ortadoğu’ya, bu defa yazar Gustave Flaubert’le (1821-1880) birlikte bir seyahat yaptı. Bu seyahatte de, daha önce olduğu gibi Calotype tekniğini kullanarak 200 civarında görüntü elde etti. Doğu yolculuğunu 1851’de tamamladı. Yine aynı yıl fotoğraflarından 125’i gravüre çevrilerek Egypte, Nubie, Paelestine et Syrie kitabında kullanıldı.

Joseph Philbert Girault de Prangey (1804-1892), Pierre Trémaux (1818-1895), John Shaw Smith (1811-1873) gibi birçok kişi daha Doğu’ya fotoğraf gezisi yaptı.

Osmanlı’nın Fotoğrafçıları

Gezgin fotoğrafçılardan hemen sonra, portrecilikle birlikte açılan yerli stüdyolarda yine Batılının düşlediği ve istediği sahneler yaratıldı. Batılının buradan alıp götürdüğü ve çevresine gösterdiği insan, kent ve doğa görünümleri çıkılan gezinin en önemli kanıtıydı. Doğu'nun portrelerine, ilginç sokaklarına, arkeolojik sit alanlarına, görkemli İslam mimarisine, manzaralarına, çarşılarına ilgi arttıkça, stüdyolar da Batılının hayal ettiği dünyayı daha da çeşitlendirerek göstermek için birbirleriyle yarışıyordu. Fotoğraflar gitgide gerçek Osmanlı yaşamını değil, Batılının zihnindeki Osmanlı imajını yansıtmaya başladı.

1850’de Pera’da bir stüdyo açan Rum asıllı Basile (Vasili) Kargopoulo (1827-1886), balıkçı, manav, simitçi, şerbetçi ve pek çok seyyar satıcının fotoğraflarını çekip, 6x9cm boyutundaki kâğıtlara basarak, stüdyosunun özel kartonlarına yapıştırdı ve bunları İstanbul’un halk tipleri başlığı altında satışa çıkardı.

6
TURİSTLER İÇİN ÜRETİM

Stüdyolarda düzenlenen bu fotoğraflarda her tipten insanı bir arada görmek mümkündür. Fotoğraflar giderek gerçek Osmanlı yaşamını değil, Batılının aklında olan bir Doğu düşünü yansıtmaya başlar.Yastığa yaslanan kadının bir eline dergah tesbihi, diğer eline de Türk kahvesi fincanı sıkıştırılır. Hemen yanında elinde nargilesiyle duran adam, önüne kur’an rahlesini alır, arka planda elinde tef tutan kızlar oryantal dansın temsilcileri olarak bulunurlar ve sahneye mutlaka elinde kılıcı ile Türk delikanlısını temsil eden bir genç yerleştirilir.
Sébah & Joaillier, 1885

Fotoğrafta Oryantalizmin en güçlü temsilcisi, El Chark adı altında Pascal Sébah'la (1823-1886) başlayan ve adı Sébah & Joaillier'e dönüşen (1888)  stüdyoydu. Bu stüdyoda yaratılan her sahneye büyük özen gösterildi.

Pera sokaklarında güçlü kuvvetli hamalların taşıdığı tahtırevanıyla yolculuk yapan kadının fotoğrafını çekebilmek için, bu ulaşım aracı stüdyoya getirilir, zemine toprak taşınarak üzerine biraz ot yerleştirilir ve yanlara ağaçlar kondurularak sokak görüntüsü yaratılırdı. Hamal ve müşteri rolünü oynayacaklara uygun kıyafet giydirilirdi. Pascal Sébah’ın model olarak kullandığı bu hamallar, başka fotoğraflarda da modellik yapmışlardı. Örneğin yine Sébah’ın çektiği, Eyüp Sultan Türbesi’nin önünde duvara yaslanmış insanlar, diğer fotoğrafta tahtırevanı taşıyanlardan başkası değildi.

1858’de Abdullah Frères adıyla bir stüdyo açan Viçen (1820-1902), Hovsep (1830 - 1908) ve Kevork (1839-1918) adlı üç Ermeni kardeş, 1863’te çektikleri Sultan Abdülaziz (1830-1876) portresiyle ünlerini daha da artırdılar. Sultan onları “Ressam-ı Hazret-i Şehriyari” rütbesiyle ödüllendirdi.
 
7
TAHTIREVAN

Bu çok bilinen fotoğrafın, bugüne kadar Sébah&Joaillier firmasına ait olduğu sanılmıştır. Oysa, 1865 yılında Abdullah Frères'in stüdyosunda çekilen fotoğrafta aynı modeller, aynı tahtırevan ve hatta aynı ağaç kullanılmıştır. Geçen yüzyıl fotoğrafçılarının, birbirlerine sattıkları cam negatifleri kendilerinin imzalayarak kullanması adettendi. 1900'de Abdullahların tüm cam negatiflerini devralan Sébah&Joaillier firması geleneğe uyarak, bu tarihten sonra pek çok Abdullah fotoğrafında kendi adını kullandı.Abdullah Frères,1865

İsveç asıllı Guillaume (Gustaf Adolf) Berggren (1835-1920) 1880’lerin başında Grand’ Rue de Péra’da bir fotoğraf stüdyosu açtı. Bağdat demiryolunun yapımı sırasında, 1880’lerde Goltz Paşa’yla birlikte Anadolu’ya yaptığı gezilerde, demiryolu üzerindeki pek çok kentin fotoğraflarını çekti. Berggren stüdyosunda da çok talep gören kadın ve değişik tiplerin portrelerini fotoğrafladı.

İmparatorluk başkenti İstanbul’un fotoğrafçıları bu çalışmaları sürdürürken, hazırladıkları fotoğrafları satabilecekleri yeterli sayıda turistin geldiği yerlerde bulunmanın ayrıcalığından yararlanan diğer kentlerdeki fotoğrafçılar da aynı yolu izliyorlardı.

Bol çeşit yaratmak ve rekabetten dolayı ilgiyi daha da artırmak isteği konuyu Doğu kadını üzerinde yoğunlaştırdı. İncecik ipekli giysileri içinde, elinde nargilesiyle püsküllü yastıklara dayanmış, önünde sedef kakmalı sehpa bulunan kadınlar, ellerinde darbuka ve tefle raks eden kadınlar, yerde serili halının üzerine serpiştirilmiş minderlerde uzanan kadınlar...  Bütün bu fotoğraflar, "Türk Kadını", "Genç Türk kızı", "Müslüman Kadın" diye adlandırılarak satışa sunulsa da, böyle davranışların büyük cezalar gördüğü Osmanlı'da bir tek Müslüman kadının bile bu pozları vermesi olanaksız olduğundan, kullanılan modeller genellikle Pera batakhanelerinde çalışanlar arasından seçilmekteydi. İmparatorluğu ziyarete gelmiş Batılı hanımefendilere de kostüm giydirilerek böyle kompozisyonlar yaratılırdı. Bazı fotoğrafçılar model bulmakta zorluk çektiklerinden, zaman zaman da kadın kıyafeti giymiş erkek modeller kullandılar.

8
BİR PORTRE

Çoğu zaman turistik fotoğraf baskıları için Müslüman kadını sembolize edecek kadın model
bulunamadığından, erkeklere kadın kıyafeti giydirilerek de çekimler de yapıldı. Örtülü olmaları
 nedeniyle cinsiyetleri pek kolay anlaşılamayacağı düşünülen bu modellerin el ve ayakları ile
oturuş biçimleri kendilerini ele vermekteydi.
Abdullah Frères, yaklaşık 1880

1860'larda hem daha ucuz hem de küçük olduğundan kolay taşınan Carte-de-Visite  boyutunda (6,6x10,7 cm) fotoğraflar pazarlanmaya başlandı. Artık harem ağası, din adamı, başıbozuk, her türden satıcı, saray muhafızı, arabacı, mevlevi fotoğrafları da vardı. Bu boyuttaki fotoğraflar tek tek satıldığı gibi, kalın ciltli şık albümlerde konularına göre ayrılarak da piyasaya verilmişti. Bu albümlerin değerli taşlar ve altınla süslenmiş olanları ise saray için hazırlanıyor ve saray erkânının fotoğraflarını içeriyordu.  

Fotoğrafçılar 1865'ten sonra turistik fotoğrafları hem Cabinet boyutlarda (11,25x16,25 cm), hem de Batılının ilgilendiği konuları birer birer saptayıp büyük boy albümler halinde satışa sunmaya başladılar. Sayıları 20'den başlayarak 100'e kadar ulaşan orijinal fotoğraflardan oluşan bu şık albümler oldukça pahalıydı. Yine de her bütçeye uygun bir şeyler mutlaka bulunuyordu.

9
ÇİNGENELER

Doğu ile ilgili herşey turistlerin ilgisini çektiğinden, stüdyoda çadır görüntüsü veren bir dekor hazırlanmış.
 Çingenelerin genelde sattığı maşa ve sepet de unutulmamış.
Sébah & Joaillier, 1890



Batılı gezgin fotoğrafçıların başlattığı Oryantalist anlayışın sonucu olan fotoğrafların devamı artık yerleşik stüdyoların çalışma biçimlerini oluşturmaya başladı.

(*) Cilveli Ayna’dan kastı; Daguerreotype görüntüler elinizde sağa sola hareket ettirildiğinde negatif-pozitife dönüşür. Bu hareketliliği cilveye benzetmiş.



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa