Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Emre İkizler

GEZİ FOTOĞRAFÇILIĞI


Hepimiz gezmeyi, farklı yerleri, farklı kültürleri, farklı insanları tanımayı, farklı yemekleri tatmayı ve bu arada da fotoğraf çekmeyi severiz. Ama pek çoğumuz için fotoğraf, bu gezinin içinde küçük bir yer tutar. Ya da bir başka deyişle, gezilerimizin amacı fotoğraf çekmek değildir. İş gezisi, akraba ziyareti, tatil, dinlence, eğlence, alışveriş gibi amaçlarla gezen insanların çektikleri fotoğraflar, ne yazık ki verimli olmaktan uzaktır. Gidilen yerde fotoğraf çekme eylemini ön plana çıkarmadıkça, bu sonuç değişmez. Çünkü fotoğraf emek ister, özen ister, sabır ister, zaman ister… Bu yazıda, herhangi bir gezi ya da seyahatten farklı olarak “fotoğraf amaçlı gezilere” eğilmek, “gezi fotoğrafçılığı” kavramına açıklık getirmek istedim.

“Fotoğraf çekmek amacıyla yapılan geziler” ile “diğer amaçlarla yapılan geziler” arasında önemli farklar bulunur. “Gezi fotoğrafçılığı”, “seyahat fotoğrafçılığı” ya da “kültürel fotoğrafçılık” olarak adlandırılan bu özel fotoğrafçılık türü, başka fotoğrafçılık türlerine benzemediği gibi, yapılan geziler de başka gezilere benzemez. Burada birincil amaç “fotoğraf” çekmektir. Aslında bunu bir tür “avcılık” olarak görmek de mümkündür. Tıpkı Kenya’da “safari”ye çıkarak fil ya da aslan avlamak gibi bir şey. Elbette fotoğrafçı çevresine zarar vermez ve hiçbir canlıyı öldürmez, ama tıpkı bir avcı gibi amacı doğrultusunda bir plan hazırlamalı ve bunu uygulamak için çaba harcamalıdır. Yani çok kararlı, hazırlıklı, öngörülü ve disiplinli davranmayı gerektiren, aslında oldukça stresli bir fotoğrafçılık türüdür gezi fotoğrafçılığı. Bunu bir tür tatil ya da “lay lay lom” havasında bir eğlence olduğunu zannedenler için, bu işin hiç de sanıldığı kadar kolay ve eğlenceli olmadığını söylemeliyim. Son derece zorlu, eskilerin deyimiyle “meşakkatli” bir iştir. Ortaya çıkan fotoğrafların verdiği tat başkadır, ama gezi fotoğrafçısı yığınla zorluğu göze alır ve sabahın ilk ışıklarından akşamın kör karanlığına kadar sürekli fotoğraf peşindedir. Bunu yaparken de gezdiği coğrafyanın, kentin, insanın ya da hayvanın ruhuna (ya da doğasına, mizacına) en uygun görüntüleri yakalamaya çalışır. Yani batılı fotoğrafçıların sıklıkla yaptığı gibi, “oryantalist” bir bakışla değil, oranın güzelliklerini görmeye, gerçeklerini kavramaya, insanını anlamaya çalışan “yapıcı bir ruh”la fotoğraf çekmeye çalışır.

Gezi fotoğrafçısı, tıpkı bir aslan avcısı gibi davranır: Avı (fotoğrafını çekmek istediği insan, hayvan, doğa parçası ya da bina) konusunda bilgi toplar. Bilgi fotoğafçının en büyük hazinesidir. Avını iyi tanıyan avcı, kısa sürede onun izini bulur; doğru yerde, doğru zamanı bekler ve yanındaki doğru malzemeyle işi bitirir. Gezi fotoğrafçısı da böyledir. Görüntülemek istediği olayı, kişiyi, hayvanı, bitkiyi, doğa parçasını, şehri, v.b. araştırır, bu konu hakkında kitaplar, ansiklopediler, haritalar okur ve internet sitelerini izler… Kafasında imgeler oluşturur ve bu imgeleri fotoğraf haline dönüştürmek için bir plan yapar. Bu plan ne kadar kusursuz olursa, çekeceği fotoğraf da o kadar iyi olacaktır. Ama kusursuz bir plan yapmak o kadar kolay değildir. Bu yüzden her türlü olumsuzluğu hesaba katarak bir “B planı”nı da hazır tutmakta yarar vardır. B planından kasıt, asıl görülmesi gereken yerin ya da etkinliğin, önceden kestirilemeyen bir nedenle görülememesi durumunda, daha az önemli olan başka bir yeri ya da etkinliği görmeye çalışmaktır. Yani “yeni bir seçenek” yaratmaktır ve bir gezi fotoğrafçısının en önemli yeteneklerinden biri olmalıdır. Çünkü gezi fotoğrafçılığında bilinmeyenlerin sayısı oldukça fazladır ve planlandığı gibi gitmeyen gezilere ince ayar yapmak gerekir.

Planlama
Nereye gideceğinize karışacak değilim elbette, ama öncesinde neler yapmanız gerektiği konusunda söyleyecek birkaç çift sözüm var. Gitmeyi düşündüğünüz yer (köy, kasaba, şehir, ülke ya da dağ) konusunda bir ön bilginiz var mı? Bu soruya vereceğiniz yanıt önemli, çünkü neyle karşılaşacağınızı bilmeden geziye başlamak, yanınızda gerekli ekipmanı bulundurmama riski taşır. Böyle bir riski almak da çok anlamlı değildir. Gerçi, sürprizlerle karşılaşmayı severiz ve “karşımıza ne çıkarsa, onu çekeriz” diye düşünenlerimiz olabilir. Ama sürprizler zaten her an karşımıza çıkabilir ve bunları görüntüleyebiliriz. Benim söylemek istediğim, “bilgiyi kullanmalıyız”. Piza Kulesini görmek için ta İtalya’ya kadar gidip, sonra da onarımda olduğunu görüp doğru dürüst fotoğrafını çekememek, ya da Köln Katedrali’nin içinde çekim yapmak amacıyla oraya kadar gidip yanında geniş açılı ve ışık geçirgenliği yüksek bir objektif bulundurmamak gibi durumlardan söz ediyorum. Daha da kötüsü, kuraklık zamanı Kenya’da safariye yeltenmek, Muson mevsiminde Güneydoğu Asya’ya ya da kışın Kelebekler Vadisi’ne gitmek olabilir. Neyin, ne zaman, nerede görüntülenebileceği konusunda bir çalışma yapmayı öğrenmemiz gerekir. Bu, genel olarak gezi kültürü için, özel olarak ise gezi fotoğrafı kültürü için temel koşuldur.

Her şeyden önce gidilecek yerin ya da yerlerin belirlenmesi ile burada görülecek mekân ve etkinlikler konusunda bilgi edinilmesi gerekir. Çağımızın bilgi çağı olduğu düşünüldüğünde, bunun o kadar da zor ve sıkıcı bir işlem olduğu söylenemez. Hatta çok zevkli bir ön çalışma olacaktır… Bu çalışma sırasında pek çok fotoğraf görüleceğinden, ne tür fotoğraflar çekilebileceği konusunda da bir fikir edinilecektir. Hatta bu durumu çok abartıp, kafasında belirli imgeler oluşturan ve gittiği yerde bu imgenin aynısını çekmeye çalışan arkadaşlarım da var. Bu kadar “nokta atışı” yapmak her gezide mümkün olmayabilir, ama bunu düşlemek bile bir fotoğrafçı için güzel bir şey…

İdeal bir planlamada gezinin mevsimi ve toplam kaç gün süreceği en baştan hesaplanmalıdır. 2-3 gün sürecek mini gezilerden 2-3 ay sürecek uzun gezilere kadar pek çok olasılık söz konusu olabilir. Gezinin kaç gün süreceğini, elbette başta bütçeniz olmak üzere, gezmeyi planladığınız coğrafyanın genişliği ve ulaşım olanakları belirler. Büyük bir coğrafyayı 2-3 günde gezmek mümkün değildir. Tek bir şehirde 2 hafta kalmanın da bir mantığı yoktur. Burada kendinizin ve geziye birlikte çıkacağınız arkadaşlarınızın ruhsal ve fiziksel dayanıklılık süreleri belirleyicidir. Kendi deneyimlerime dayanarak, ideal fotoğraf gezilerinin 7-10 gün civarında sürmesi gerektiğini düşünüyorum. Bundan daha uzun süren gezilerde, katılımcıların fiziksel yorgunluğu ve yaşadıkları strese bağlı olarak yıpranmalar   başgösterir ve fotografik verim düşer. Çok iyi planlanmış ve arada 1-2 gün dinlenmeye zaman ayıran daha uzun süreli geziler de mümkündür, ama çalıştığımız işyerinden bu kadar uzun süreler izin almamız pek mümkün olamıyor.

Zamanlama
Görmeyi ve fotoğraflamayı amaçladığımız yerleri araştırırken, buraları yılın hangi mevsiminde ya da ayında gezmenin daha doğru olacağını belirlemeliyiz. Bunun için kitaplar, dergiler, ansiklopediler, internetteki siteler izlenmeli ve daha önce buralara gitmiş olan kişilerle görüşülmelidir. Her ülkenin, her bölgenin, her şehrin en iyi ışık aldığı, en güzel renklerle bezendiği, ya da en hareketli olduğu zamanlar vardır. Bu zamanlamayı iyi yapmak, inanamayacağınız ölçüde verimli bir gezi yapmanızı sağlayabilir. Tabii, hiç hesapta olmayan bazı kötü sürprizlerle de karşılaşabilirsiniz. Gittiğiniz yerde deprem olur, kasırga çıkar, son yüzyılın en çok yağış alan Mayıs’ına denk gelirsiniz, Temmuz’da kar yağar, filan... Böyle sıradışı durumları öngöremezsiniz. Ama zamanlamayı doğru yaparak öngörülebilir risklerden kurtulabilirsiniz. Örneğin doğa fotoğrafı amaçlı olarak Van’a ya da Erzurum’a gitmek istiyorsanız, Ocak ayı bu iş için oldukça riskli bir seçimdir. Oysa Mayıs-Haziran aylarında doğa çok daha fazla görsellik sunacaktır. Tam tersine, Ağustos’ta Kapadokya’ya gitmek de yapılabilecek en kötü zamanlamalardan biridir, çünkü aşırı sıcak, toz ve sert ışık nedeniyle doğru dürüst fotoğraf çekmek çok zorlaşacaktır. Oysa diğer üç mevsim, Kapadokya için birbirinden farklı görsel avantajlar sunacaktır.

Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkün. Gidilecek kentteki festival, fuar, panayır, bayram gibi etkinliklerin de hesaba katılması, fotoğrafçıya hoş sürprizlerle karşılaşma fırsatı verecektir. Kısacası, nereye giderseniz gidin, her yerin görsel bir mevsimi vardır ve bu yer, en iyi o mevsimde görüntülenebilir. Şimdi diyeceksiniz ki, “peki şuraya başka mevsimde gidilmez mi?” Gidilir elbet, ama fotografik olarak daha verimsiz olacağını söyleyebilirim.

Rota ve Ulaşım
İster yurt içi, ister yurt dışı gezilerde olsun, iyi bir planlamanın ikinci adımı ulaşım sorununun çözümlenmesidir. Otobüs, tren, uçak, otomobil gibi ulaşım araçlarının hangisinin daha verimli olacağına karar vermek önemlidir. Temelde karayoluyla seyahat etmek, gerektiğinde durup fotoğraf çekmek, ya da ara yollara girerek fotoğraf çekme olanağı sağlaması yüzünden daha avantajlıdır. Ancak, yolun uzunluğu, bozukluğu, virajlı ya da inişli çıkışlı olması gibi etkenler yüzünden tercih edilmeyebilir. Bazen uçakla ulaşım tek yoldur. Tren güvenliği yüzünden, vapur ise rahatlığı için tercih edilebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey, olabildiğince az yorulmuş olarak gidilecek merkeze ulaşmaktır. 18 saatlik uçuş ya da 36 saatlik tren yolculuğu gibi durumlar söz konusuysa, planlama yaparken dinlenmek için en az bir günü kendinize ayırmanız gerekir.

Aynı gezi sırasında birden çok merkezi görmek gibi bir planınız varsa, görülecek merkezlerin birbirlerine olan uzaklığını dikkate alarak planlama yapmalısınız. Ara ulaşımları karayoluyla yapmak, o bölgeyi ya da ülkeyi daha iyi tanımak için çok yararlıdır. Ama yine de mesafelerin caydırıcı olabileceğini akıldan çıkarmayın. Az gelişmiş ülkelerde, harita üzerinde çok yakınmış gibi görünen iki kent, karayoluyla 6-8 saat sürebilir. Bunu caydırıcı bulanlar uçağı seçmek isteyebilir, ama acaba uçağın saatleri sizin için uygun olacak mıdır? Tam gün ortasındaki bir uçuş saati, o günün büyük ölçüde yitirilmesine yol açacaktır. Bu yüzden ara ulaşımlarda (hatta tüm ulaşımlarda) uçak kullanmayı düşünüyorsanız olabildiğince akşam ya da gece saatlerini seçmenizi öneririm. Işığı kaçırmamak açısından, tabii.

Gidilen merkezlerde otomobil ya da minibüs kiralamak da başvurulabilecek etkili yöntemlerden biridir. Hatta mümkünse şoförü ve rehberiyle birlikte kiralamayı deneyin. Böylece yanlış yola sapmak, kaybolmak, park yeri aramak gibi zaman kayıplarından kurtulmuş olursunuz ve fotoğraf çekebilmek için daha çok zamanınız kalır. Ayrıca, şoförsüz araç kiralamak, gruptan bir kişinin kendisini şoför olarak feda etmesi, dolayısıyla çevreyi gözlemleyememesi gibi haksız ve kabul edilemez bir sonuç doğuracaktır. Araç kiralamak çok pahalı olur diye düşünebilirsiniz. Ama geziye zaten kafa dengi bir kaç kişi birlikte çıkmayı düşünmelisiniz ve masrafları da paylaşmalısınız. Böylece hem daha ekonomik bir gezi yapmış olursunuz, hem de anılarınızı, maceralarınızı paylaşmış olursunuz. Ayrıca,  arkadaşlarınızın hepsinin farklı özellikleri geziye daha çok renk katacaktır. Kimi daha girişkendir, kiminin yabancı dili iyidir, kimi pratik zekâlıdır, kimi şakacıdır, kimi güzel şarkı söyler... Kimi de bu özelliklerin hepsine sahiptir; doğal olarak en iyi gezi arkadaşınız olur… Bu özellikler sayesinde tek başınıza yapamayacağınız verimlilikte bir gezi yapmış olursunuz ve fotoğraf veriminiz artar.

Aslında dikkat edilmesi gereken o kadar çok ayrıntı var ki, hepsini birkaç sayfada anlatmak olanaksız. Bu yüzden olabildiğince çok noktaya değinerek küçük önerilerde bulunacağım. Bu öneriler arasında ekipman seçimi önemli bir yer tutacaktır.

Hafiflik
Gezi fotoğrafçılığının en zor yanlarından biri, yanınızda taşımanız gereken ekipmanın seçimi ve teminidir. Geçmişte film kullanan fotoğraf makineleriyle yaptığımız fotoğraf gezilerini hatırladığımda, dijital fotoğraf makinesi kullanmanın ne kadar büyük bir avantaj olduğunu çok daha iyi anlıyorum. Çünkü, en azından film konusundaki masraf ve yükten kurtulmuş durumdayız. Belki dijital fotoğraf makinelerinin pil tüketimleri biraz daha yüksek, ama hangi tür filmin seçilmesi, bunlardan kaçar adet satın alınması ve hangi ışıkta hangi renk düzeltme filtresinin kullanılması gerektiği konusuna kafa yormak zorunda değiliz. Hâlâ film kullananlar için en büyük zorluk burada başlıyor. İyi bir planlama yaptıysanız, gideceğiniz yerde kaç gün kalacağınızı da belirlemişsiniz demektir. Günde ortalama kaç makara film çekeceğinizi düşünüyorsanız, bu değeri gün sayısıyla çarpın ve ortaya çıkan rakamın %20 fazlası miktarda film alın. Örneğin günde 4 makara film çekebileceğinizi düşünüyorsanız ve gittiğiniz yerde 7 gün kalacaksanız, 4x7=28 makara filme gereksiniminiz var demektir. Ama genellikle bu değer aşılır ve zor durumda kalmamak için yanınızda fazladan film bulundurmak strese girmenizi önler. Bu yüzden bulduğunuz değeri %20 artırarak, 35 makara film almanızda yarar vardır. “Gittiğim yerde nasıl olsa bulurum” şeklindeki “geniiiiiş” insanlara da bir çift sözüm var. Gittiğiniz yerde mutlaka fotoğraf filmi satan bir dükkan bulma garantiniz hiç bir zaman olamaz. Olsa bile istediğiniz film türünü ya da tipini bulamama olasılığı da oldukça yüksektir. Filmi bulsanız bile, son kullanma tarihi çok yakın ya da (daha kötüsü) geçmiş olabilir. Ya da daha pahalıdır. “Amma da karamsarsın!” dediğinizi duyar gibiyim. Hiç de değilim: Gerçekçiyim. Zamanında başıma geldiği için, bir dolu sıkıntı yaşadığım için bunları yazıyorum. Yazıyorum ki sizin de başınıza gelmesin. Filmlerinizi, bildiğiniz yerden, kaliteli ve ucuz olarak satın almanız, en azından sizi daha huzurlu yapacaktır. Gittiğiniz yerde dükkan dükkan dolaşarak zaman yitirmenizi önleyecektir.

Sonuç: Yığınla film yükü ve yığınla renk düzeltme filtresi, ama yapılacak fazla bir şey yok. Gülü seven dikenine katlanır. Oysa dijitalciler gerçekten daha avantajlı. Kapasitesinin büyüklüğüne göre bir ya da bir kaç adet bellek kartı hem daha az yer tutar, hem çok daha hafiftir, hem de çok daha fazla sayıda fotoğraf çekmenize olanak sağlar. Ayrıca “dijital albüm” olarak da adlandırılan yüksek kapasiteli taşınabilir harddiskler ya da çok yüksek kapasiteli bellek kartları sayesinde tek bir bellek kartı bile yeterli oluyor. Burada, bellek kartınızın kaç adet ve kaç GB kapasitesinde olması gerektiğine karar vermeniz gerekiyor. Bu kararı verebilmek için makinenizin çözünürlüğü, tercih ettiğiniz kayıt formatı, günde ortalama kaç fotoğraf çekebileceğiniz ve gezinin kaç gün süreceği önemlidir. Kendimden örnek vermem gerekirse, 16 milyon piksellik bir makine, RAW+JPEG(Large) formatı (yaklaşık 30 MB), günde ortalama 300 fotoğraf çekimi ve 10 günlük bir gezi söz konusu olduğunda, günde 9 GB’lık belleğe ihtiyacım var demektir. Bu da gezi boyunca yaklaşık 90 GB’lık kapasite ihtiyacı doğurur. Bunu 3 adet 32 GB’lik bellek kartıyla çözebiliyorum. Ayrıca, herhangi bir arıza, düşürme, kaybetme gibi olumsuzluklara karşı 16 ve 8 GB’lık birer kartı da yedek olarak yanımda bulunduruyorum. Elbette fotoğrafın yetmediği yerlerde videoyu işin içine sokmak, 16 yerine 36 milyon piksellik bir makine kullanmak, günde 400 yerine 1000 kez deklanşöre basmak gibi tercihler söz konusu olduğunda, daha büyük kapasiteli bellek kartlarına ihtiyaç olacaktır. Tam tersine, daha düşük çözünürlüklü bir makine kullanıp, yalnızca JPEG formatında çekim yapmak ve de deklanşöre basarken daha seçici davranmak durumunda çok daha düşük kapasiteli tek bir bellek kartı bile yetebilir. Önemli olan kendinizi tanımanız ve buna uygun donanımla geziye çıkmanızdır.

Pil konusu da çok önemli. Fotoğraf makineniz ve flaşınız için mutlaka yedek pilleri yanınızda bulundurmalısınız. Gittiğiniz yerde bunları bulmak da zor, imkânsız ya da pahalı olabilir. Şarj edilebilir piller kullanıyorsanız, bunların şarj aletinin voltajı gittiğiniz ülkenin voltajıyla uyumlu olmayabilir. Bu tür bilgileri önceden edinmeniz ve gerekiyorsa bir adaptör satın almanız gerekir. Olabildiğince, şarj edilebilir piller kullanmanızı ve her akşam, çekimden sonra tüm pillerinizi şarj etmenizi öneririm. Tekrar ediyorum, bu tür ayrıntıları geziye çıkmadan halletmek, gezide konsantrasyon ve zaman kaybetmenizi önleyecektir.

Bu noktada bir parantez açarak, gezi sırasında kullanılabilecek dijital fotoğraf makineleri konusunda da birkaç olasılığı gözden geçirmeyi gerekli buluyorum. Fotoğrafı önemseyen ve onu yaşamının merkezine koymuş biriyseniz, büyük olasılıkla “refleks” (DSLR) bir fotoğraf makinesine de sahipsinizdir. Gündelik yaşamda ya da ilginizi çeken fotoğrafçılık uğraşısı sırasında bu tür makineleri kulanıyor olabilirsiniz, ama iş gezi fotoğrafçılığına geldiğinde DSLR modeller günün sonuna doğru “çok ağır” olabiliyorlar. Gezi fotoğrafçılığı büyük oranda yürüyüş, bazen de tırmanış gerektiren yorucu bir eylem olduğundan, günün ilerleyen saatlerinde ağır bir (ya da iki) refleks gövde, 3-5 objektif, tripod, flaş ve yedek pillerden oluşan bir set inanılmaz derecede ağırlaşır. Günün en güzel saatleri olan akşamüstünde artık sizin piliniz bitmiş olabilir. Bu nedenle, daha hafif dolaşma kavramı, gezi fotoğrafçılığının giderek daha fazla önem kazanan bir parçası olarak dikkat çekiyor. Ve bu noktada, “aynasız” fotoğraf makineleri ile “üst düzey kompakt” olarak anılan daha küçük, hafif ama kaliteli görüntü oluşturan modellerin çok daha iyi seçimler olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz.

Elbette “değiştirilebilir objektif” avantajı ile “aynasız” fotoğraf makineleri gezi fotoğrafçılığı için biçilmiş kaftandır. Kaliteden vazgeçmeden taşıdığınız yükü hafifletmenin en akıllıca yoludur. Gerçi yanınızda yine birkaç objektif taşımak zorundasınızdır ama pekçok aynasız modelin objektifleri DSLR objektiflerin yarısı ağırlığındalar. Gövdelerin ağırlığı da DSLR gövdelere göre yarı yarıya hafifler. Hatta “micro four thirds” sistemindeki bir aynasız söz konusu olduğunda ağırlık daha da düşmektedir.

Benzer avantajlar “üst düzey kompakt” modeller için de geçerlidir. Gerçi bu modellerin algılayıcıları genellikle daha küçüktür ve objektifleri değiştirilemez, ama cebe girebilecek kadar küçüktür ve görüntü kaliteleri hiç de yabana atılacak cinsten değildir. Neredeyse varlığını bile hissetmeyeceğiniz hafiflikleri ile günler boyu yürüyüp tırmanabilir, ama onlar yüzünden asla yorulmazsınız.

Küçük ve hafif yapıdaki fotoğraf makinelerinin bir başka avantajı ise dikkat çekmemeleridir. Özellikle insanları fotoğraflarken, suratlarına doğrultulmuş bir “full frame DSLR ve 70-200 mm objektif” karşısında insanların yüz ifadelerinin nasıl değiştiğini eminim deneyimlemişsinizdir. İnsanların olumsuz yüz ifadesi takınmaları, zaten gezi fotoğrafçılığının ruhuna aykırıdır. Bu nedenle, daha az dikkat çeken, ürkütmeyen, daha küçük fotoğraf makineleri ve objektifler, gezi fotoğrafçılığı için en uygun ekipmandır. Bütün bu avantajlarına karşın, küçük boyutlu dijital fotoğraf makinelerinin gezi fotoğrafçılığı bakımından temel bir dezavantajını da dile getirmek durumundayım. Boyutlar küçüldükçe, pillerin de boyutları küçülmekte ve sağladıkları enerji azalmaktadır. Bu nedenle gerek “aynasız” modellerin gerekse “üst düzey kompakt” modellerin pillerinin ömrü DSLR modellere göre yaklaşık %40 oranında daha azdır. Bu da, mutlaka yedek bir pili daha çantanızda taşımanızı gerektirir. Sağladıklara avantajlara göre küçük bir bedel olan bu durumun bilinmesinde yarar olduğunu düşünüyorum.

Objektif Seçimi
Geziye çıkarken objektif seçimi de en zor ve en kritik kararlardan biridir. Elinizde fazla sayıda objektif yoksa, hele yalnızca tek objektifiniz varsa, karar vermek pek zor olmayabilir. Ama fotoğrafçılıkla ciddi olarak ilgileniyorsanız ve çok sayıda objektifiniz varsa, o zaman karar süreci uzun olabilir. Çünkü gezi fotoğrafçılığı hamallık değildir. Olabildiğince az yük taşımak, fakat aynı zamanda her duruma uygun ekipmana sahip olmak gerekir. Bu da ancak biraz fedakârlıkla yapılabilir. Fedakârlığı kaliteden ya da ışıktan yaparsanız, zoom objektifler bu iş için idealdir. “Kaliteden vazgeçmem” diyenlerdenseniz, o zaman biraz da hamallığı kabullenmişsiniz demektir. Bu durumda çok sayıda asal (sabit odaklı) objektif taşımanız gerekir.

Yukarıdaki ifademe bakarak zoom objektiflerin kalitesizmiş gibi anlaşılmaları çok mümkün. Bunlara kalitesiz demek doğru değil belki, ama içerdikleri çok sayıdaki elemanın her birindeki iç yansımalar nedeniyle keskinliklerinin biraz daha düşük, minimum netleme mesafelerinin de biraz daha fazla olduğu da bir gerçek. Hatta biraz da distorsiyon yarattıklarını kullananlar bilir. Ama kullanımları son derece kolay olduğu için, zoom objektiflerin gezi fotoğrafçılığının vazgeçilmez malzemeleri olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden, gidilecek yerin zorluğuna göre bir ya da iki tane zoom objektifin mutlaka götürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer bir kente ya da köye gidiyorsanız, yanınızda bulundurmanız gereken objektiflerin niteliği şöyle olmalıdır: Genel olarak, yanınıza 20mm ile 300mm (35 mm’lik sistem eşdeğeri) arasında değişen objektifler almanızda büyük yarar olduğunu söyleyebilirim. İdeal olduğunu düşündüğüm ekipman setini ise şöyle sıralayabilirim: 15-36mm zoom, 24-70mm zoom, 85mm asal ve 70-300mm tele zoom objektifler. Bunlara ek olarak tele ve geniş açı konvertörleri de düşünülebilir (böylece daha da geniş bir aralıkta çalışabilirsiniz). Burada ideal olarak tanımladığım sete alternatif olarak şu setlerle de çalışılabilir: 20mm asal, 24-70mm zoom, 80-400mm zoom; ya da 18-35mm zoom, 28-105mm zoom, 75-300mm zoom gibi kompozisyonlar da benzer niteliktedir. Ama şehir içinde tek bir objektifle, hele de 28-200mm ya da 28-300mm gibi geniş aralıklı zoomlar ile çalışmanızı pek önermem. Bu tür objektiflerin özellikle geniş açı distorsiyonları çok fazla, netleme hızları düşük ve yakına netleme yapma konusunda da oldukça yetersizdirler. Eğer minimum yükle tırmanmak zorunda olan bir dağcı iseniz, 28-200mm gibi tek bir kompakt zoom işinize yarayacaktır. Bu tür zoomların ışık kaybı ya da distorsiyonu da dağ başında pek önemli olmayacaktır.

Çanta Seçimi
Geziye götüreceğiniz fotoğraf çantasının niteliği de önemlidir. Mutlaka ekipmanınızla doğru orantılı büyüklükte bir çanta kullanmalısınız. Eğer dağ-bayır dolaşmayı düşünüyorsanız, kesinlikle sırtta taşınacak tipte bir çantaya ihtiyacınız vardır. Omuz tipi bir çanta, dengenizi olumsuz yönde etkileyecek ve omzunuzu çok ağrıtacaktır. Eğer az miktarda malzemeniz varsa, bel tipi bir çantayı da hararetle öneririm. Ancak bu tür çantaları kalın palto ya da montlarınızın üzerinden bağlamak biraz zor olabilir, bu yüzden sıcak mevsimlerde daha kullanışlıdırlar. Kent içinde dolaşırken ise sırt çantasının pek pratik olmadığını söyleyebilirim, çünkü sık sık objektif değiştirmek zorunda kalabiliyorsunuz. Bu durumda bel ve omuz çantaları çok daha pratik oluyor. Her türlü çanta için, yağmura karşı koruma anlamına gelen “yağmurluk” özelliğinin de son derece yararlı olduğunu hatırlatmak isterim.

Fotoğrafçı yelekleri de kesinlikle kullanılması gereken malzemelerin başında geliyor. Mevsimine göre daha kalın ya da ince malzemelerden yapılmış olanlarını tercih etmek gerekiyor. Yeleklerin çok sayıda cebi bulunur ve bu ceplere hemen herşeyi sığdırabilirsiniz. Gün boyunca kullanacağınız tüm filtrelerinizi, yedek pillerinizi, bellek kartlarınızı ve hatta objektiflerinizi ceplerinizde dengeli ve güvenli bir şekilde taşıyabiliyorsunuz. Bir gezi fotoğrafçısı için bundan daha yararlı bir taşıma malzemesi düşünemiyorum.

Son olarak, sağlam bir tripod taşımanız gerektiğini söyleyeceğim. Işığın yetersiz olduğu durumlarda, örneğin iç mekânlarda çekim yaparken mutlaka sağlam ve hareketsiz bir desteğe gereksinim duyarız. Özellikle cami, kilise gibi görkemli ama loş mekânlarda tripodsuz çekim yapmak neredeyse düşünülemez. Tripod taşımayı hamallık gibi görenler için daha hafif ve taşınması kolay bir araç olan “monopod”u öneririm. Tripod kadar sağlam bir taşıyıcı olmamakla birlikte, pek çok ortamda kolaylıkla kullanabileceğiniz yararlı bir yardımcıdır.
    
Hepinize bol gezili ve bol fotoğraflı günler...

  • Tillo, Siirt
  • Multan, Pakistan
  • Lahor, Pakistan
  • Peşaver, Pakistan
  • Şenpazar, Kastamonu
  • Yavuzeli, Gaziantep
  • Yangon, Myanmar
  • Hanoi, Vietnam
  • Sa Pa, Vietnam
  • Ha Long, Vietnam
  • Tozeur, Tunus
  • Roterdam, Hollanda
  • Talinn, Estonya
  • Talinn, Estonya
  • Viyana, Avusturya
  • Viyana, Avusturya
  • Pasinler, Erzurum
  • Narman, Erzurum
  • Kadırga Yaylası, Trabzon




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa