Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Tarık Yurtgezer

BİR GEZİNİN ÖTESİ


Ünlü gezginimiz Evliya Çelebi rivayet odur ki, rüyasında Hz.Muhammed’i görmüş. Peygamber ona “yâ Çelebi dile benden ne dilersen” buyurmuş. Bizim Çelebi de heyacanından olsa gerek “Şefaat (günahlarından bağışlanma) yâ Resullah” diyecekken dili sürçüp “ seyahât yâ Resulallah” demesin mi! O günden sonra Evliya o şehir senin bu ülke benim gezer olmuş. Onyedinci yüzyılın seyyahlarından Evliya Çelebi bugün yaşasa yine gezer ve mutlaka boynunda bir fotoğraf makinesi olurdu.

Bugünün gezginliği fotoğrafçılıkla koşut gidiyor adeta. Gezen herkes en azından cep telefonuyla fotoğraf çekiyor. Ancak gezerken fotoğraf çekenlerin dışında fotoğraf çekmek için gezenler de var. Biz onlara gezgin fotoğrafçı veya gezi fotoğrafçısı diyoruz.

Ben gezi fotoğrafçısı değilim ama doğa fotoğrafçısı olduğum için seyahat etmek zorundayım. Ama biz de gezi fotoğrafçıları gibi gideceğimiz bölge hakkında bir ön çalışma yapıyoruz. Gittiğimiz bölgede yılın hangi zamanında neyi çekeceğimizi bilerek gitmek zorundayız. O nedenle bir bölgeye farklı mevsimlerde tekrar tekrar gidebiliyoruz.

Ben burada sizlere bir çevre çalışması kapsamında Konya’nın Karapınar İlçesine yaptığım üç günlük bir fotoğraf gezisini anlatacağım. Bir kamu kuruluşunun 17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü’nde düzenleyeceği etkinlik sırasında açılacak bir fotoğraf sergisi için benim fotoğraf çekmem istenmişti. Bu fotoğrafları çekmek için 2014 yılının mart, nisan ve mayıs aylarında ülkemizin belirli bölgelerinde çekimler yaptım. Bu bölgelerden birisi de Konya’nın Karapınar İlçesiydi. Karapınar daha önce dört kez gittiğim ve çok sevdiğim bir bölgedir. Ünlü Meke Gölü  ve Acıgöl, Obruk yaylasındaki sulu veya susuz obruklarıyla olduğu kadar yerel yaşamıyla da çok fotoğrafik bir yerdir. Ayrıca erozyon, çölleşme ve toprak bozunumunun yakından incelenebildiği bir laboratuvar niteliği taşır.
 

Karapınar 1960’lı yıllarda şiddetli rüzgar erozyonuna maruz kalmış, toz ve kum fırtınaları kum tepeleri oluşturmuş, insanlar köylerini terk etmek zorunda kalmışlar, çocuklarını okula gönderememişler, solunum yolu hastalıkları baş göstermiş kısacası yaşam her yönüyle olumsuz etkilenmiş. Zamanın Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bu afeti önlemek için çeşitli çalışmalar yapmış. Rüzgar perdeleri, otlandırma ve ağaçlandırma çalışmalarıyla erozyon ve çölleşmenin olumsuz etkilerinin önüne geçilebilmiştir. Söz konusu olumsuzluklar ortadan kaldırılmasına karşın bugün hâlâ en büyük sorun kuraklık ve toprak bozunumu.
 

Karapınar Türkiye’nin en az yağış alan bölgesi ama buna karşın sulu tarım oldukça yaygın, çiftçi suyu açtığı kuyularla yeraltından sağlıyor. Bölgede özel sektöre ait çok büyük bir tarım işletmesi var ve burada da sulu tarım yapılıyor.

Karapınar’a gitmek için sabah erkenden yola çıktık. Karapınar’a hem Konya hem de Aksaray üzerinden gidilebiliyor. Biz ikincisini tercih ettik. Karapınar’a yaklaştıkça rüzgar erozyonunun etkileri de ortaya çıkıyor. Bir bölgede rüzgarın toprağı savurması nedeniyle ağaçların köklerinin dışarıya çıkmış olduğunu görüp bu ağaçları fotoğrafladıktan sonra yolumuza devam ederek Karapınar’a ulaştık. Hiç oyalanmadan koyun sağımına yetişmek üzere hemen yakınlarındaki bir yaylaya doğru yola çıktık. Acele etmemizin nedeni sağım işleminin öğleyin saat bir’de yapılmasıydı. Karapınar’ın yaylaları hiç Karadeniz yaylalarına benzemiyor. Düz ve kıraç arazide toprak evlerden ve ağıllardan oluşuyor. Karapınar meralarında bitki örtüsü çok cılız, buna karşın küçükbaş hayvancılık çok yaygın. Bitki örtüsünün cılız olmasının nedeni de zaten hayvancılık. Hergün araziye yayılan binlerce koyun toprakta baş vermiş en küçük yeşilliği bile hemen yiyip bitiriyorlar. Bu durum  bitki örtüsünü yok ettiği gibi toprak bozunumuna ve rüzgar erozyonuyla taşınmasına neden oluyor.

Karapınar’da koyunlar sağılmadan önce karşılıklı dizilip başlarından birbirlerine bağlanıyor ve öyle sağılıyorlar. Koyunları sağanlar hep kadınlar. Bir tanesi sürü sahibinin eşi diğerleri ücretli çalışan kadınlar. Sağılan sütler güğümlerde biriktirilip satın almaya gelecek tüccar bekleniyor. Koyunların memelerinde bir miktar süt bırakılıyor. Sağım işlemi bittikten sonra da ağılda kapalı olarak bekleyen kuzular salınıyor. Ortalık bir anda karışıyor. Her koyun kuzu meleyerek birbirini arıyor. Sonunda her kuzu anasını buluyor.

Yayladaki çekimleri bitirip özel sermayeye ait tarım işletmesine gittik ve burada da fotoğraflar çektim. Özellikle buğday tarlasını sulayan büyük makine ilginçti.

Ertesi sabah kahvaltımızı yapıp Karapınar’da bulunan Tarımsal Araştırma istasyonuna gittik. Burası hem yeni tohumlar denenip üretim yapılan bir araştırma istasyonu hem de erozyon ve çölleşmeyle mücadelenin anlatıldığı bir açıkhava müzesi. Bu arazi 60’lı yıllarda çölleşme nedeniyle erozyonla mücadelenin yapıldığı alan. Çok geniş bir arazi ve telle çevrili. Dolayısıyla otlatma yapılmadığı için bitki örtüsü gür. Yer yer 60’lı yıllardan kalan kamışlardan yapılma rüzgar perdelerinin kalıntılarına raslıyorsunuz. Arazi içinde kum fırtınaları nedeniyle terk edilmiş bir köyün kalıntıları bile mevcut. Tek fotoğraflanmaya değer yer de burası zaten. Buradaki çekimlerimizin ardından Meke Gölü’ne gittik.

Meke bir maar gölü. Maar almanca bir sözcük ve patlama çukuru anlamına geliyor. Karapınar volkanik bir arazi. Çevre, patlama çukurları ve volkan konileriyle dolu. Meke de bunların en ünlüleri. Dünyada bir eşi daha bulunmayan bir jeolojik oluşum. 4-5 milyon yıl önce meydana gelen bir patlamayla büyük bir çukur oluşmuş, bugün bu çukurun en geniş yeri 800 m, en dar yeri ise 500 m. Zamanla bu çukurun içi su dolarak göl oluşmuş. Sekizbin yıl önce meydana gelen patlamalar sonucunda ise gölün içinden bir volkan konisi yükselerek bugünkü görünümünü almış. Bir patlama çukuru, ortasında yükselen bir koni ve onu bir yüzük gibi çevreleyen su.

Ancak bugün baktığımızda suyun tamamen çekildiğini görüyoruz. Aynı zamanda RAMSAR alanı olan bu gölde su yerine balçık kalmış durumda. Bunun nedeni tüm Konya havzasının sorunu olan kuraklık. Meke gibi herhangi bir akarsuyla beslenmeyen göllerin beslendikleri iki kaynak vardır; yağışlar ve yeraltı suları. Zaten ülkemizin en az yağış alan bölgesi olan Karapınar son yıllarda yağış rejimindeki dengesizliklerden çok etkileniyor. Ayrıca Konya havzasında sayıları 100 bin civarında olan ve bir çoğu kaçak olarak açılmış bulunan kuyulardan alınan sular nedeniyle yeraltı su seviyelerindeki düşüş Meke Gölü gibi havzada bulunan irili ufaklı göllerin kurumasına ya da alanlarının küçülmesine neden oluyor.

Vatandaş geçimi için tarım yapmak zorunda. O nedenle kuyu açıp su çekiyor. Ancak, devlet tarafından desteklenmeleri  kuru tarıma yönlendirilmeleri gerek. Bunun için şeker pancarı, ayçiçeği ve mısır yerine buğday ekmeye özendirilmeliler. Meke’de on yıl önce çektiğim fotoğraflarla karşılaştırdığımda durumun vahameti daha iyi anlaşılyor.

Meke Maarı ve çevresindeki çekimlerin ardından hemen yakında bulunan ve yine bir maar gölü olan Acıgöl’e geçtik burada da fotoğraf çektim.

Buradan ayrılarak Yarımoğlu Obruğuna gittik. Basında Karapınar’daki obruk oluşumlarıyla ilgili haberler son yıllarda arttı. Obruklar, yeraltı sularının kireç taşını eriterek oluşturduğu boşluklar nedeniyle üstteki tabakaların çökmesiyle oluşan derin çukurlardır. Bazılarının içi su dolarak obruk göllerini oluştururlar.  Son yıllardaki obruk oluşumundaki sıklığın nedeninin yer altı su seviyelerindeki düşüş nedeniyle oluşan büyük boşluklar olduğu söyleniyor. Yarımoğlu Obruğu 2009 yılında Konya – Karapınar karayolunun hemen kenarıdaki bir mısır tarlasının ortasında oluşmuş. Tarla sahibi de obruğa kendi adını koymuş. Yaklaşık 70 metre çapındaki obruğa yanaşmak tehlikeli, kenarlarından hâlâ dökülmeler oluyor. Ben makineyi tripodun üzerine takıp zamanlayıcıyı da 10 saniyeye ayarladıktan sonra tripodu üzerinde makine olduğu halde obruğa doru uzatarak çekebildim fotoğrafını. Çekimlerin ardından buradan ayrılıp Karapınar’ın hemen çıkışında bulunan kum tepesini fotoğraflayıp geri döndük.

Ertesi gün dönüş günümüzdü. Kahvaltıdan sonra yola çıktık. Ankara’ya farklı bir yoldan dönecektik. Önce obruk yaylasından geçtik. Çıralı Obruğunu ziyaret ettik. Çapı 200 metreye varan bu ihtişamlı obruğun başında ekip olarak bir hatıra fotoğrafı çektik. Buralardaki obruklar yeni değil, çok eski çağlardan kalma. Obruk gölünün su seviyesindeki düşüş de ayrıca canımızı sıktı.

Obruk yaylasından Konya–Aksaray yoluna çıkıp Sultan Hanı'na uğrayıp bu görkemli kervansarayı ziyaret ettik. Daha sonra Eskil ve Cihanbeyli üzerinden kıraç bir arazide cılız bir bitki örtüsü ve yer yer kurumuş göl yatakları manzarası eşliğinde Ankara’ya döndük.

Gezme amaçlı bir seyahat değildi. Bir çevre sorununu belgelemek istedik. Her çevre sorununun arkasından bir insan sorunu çıkar. Çünkü çölleşme sadece toprak bozunumu değil aynı zamanda yoksulluk, aynı zaman da göç demektir.


  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer
  • Tarık Yurtgezer



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa