Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 27     DOSYA: Şiddet    Şenay Öztürk
Şenay Öztürk

“Bir ‘Alev’ gibi yandım söndüm”


Tarlabaşı Bulvarı’nda ışıklar bir bir sönerken yağmurlu bir günde tanışmıştım Alev’le. Ben otobüsün peşinden koşuyordum, o ise ayakta zor duran bir eve paslı bir merdiven dayamaya çalışıyordu. Belediye, sığındığı evin giriş kapısını kaynakla kapatmıştı, artık o ev bir süreliğine kalmasına izin veren ev sahibinin değildi çünkü ve çeşitli mazeretler daha... Alev de geceleri sokaklarda yeteri kadar para topladığına inanınca kuytuya sakladığı (ki şimdilerde o da çalınmış) merdiveni dayayıp girmeye çalışıyor tek göz, emanet odasına. “Kiminden bir lira, kiminden on lira istiyorum, astım ilacı almam lazım, bulmaca çözüyorum beynimi yitirmemek için, gazete almam lazım, ekmekarası kuru yaş ne varsa onlardan almam lazım… Elektrik yok, mum lazım, ara sıra su lazım.” diye anlatıyor bu durumu da.

Fatih’te doğup büyümüş Alev. Annesi o üç yaşındayken, babası ise hemen ardından bir trafik kazasıyla yalnız bırakmışlar onu. Tek başına… Kardeşi yok. Ardından hatırladığı en net anı pavyonlar… Gerçek adını kendisi de unutmuş. Alev Ateş diyor bitmek üzere olan muma bakarak.. Tüm evi o mum aydınlatıp ısıtıyor, bomboş koridorları bile… Bir şekilde devam etmiş yaşamaya ama, boşluğa pek yakın olmamış halk müziği, potporiler ve aranjmanlar arasında… Derken aşık olduğu adamla evlenmiş; mahallenin berberi. İki çocukları olmuş. Sonra hepsi gitmiş. “Bıçaklara gelesice!” diye kapatıyor bu bahsi de hızlıca. Ne çocuklarını görmüş sonra, ne kocasını.

“Sokaklar…” diye devam ediyor sonra. Genelde otellerde kalmış Tarlabaşı’nda fakat işler iyice kesatlaşınca hep uğradığı lokantanın sahibi ona bugünlerde kaldığı evi göstermiş. O bina ki, yenileme projesi kapsamında boşaltılmış elbette, dolmuş yine defaatle, Alev’in deyimiyle “işe çıkan kızlar, dayıları, serbest meslekten çocuklar” ile. Belki de bu yüzden çıkarılmak istediklerini söylüyor. Her türlü adam olduğu için de “İşte kimse kimseye iyilik yapmaz, ne belediye ne kimse, bana burayı gösteren adam da uyuşturucudan içerde.” diyor. Sokaktan topladıklarını anlatıyor. Topladıklarıyla neler yaptığını, “Sen hep gel. Evin yakın olsa ben sana gelirdim.” diyor saçlarımı okşarayak, “gel saçını tarayayım dağılmış gene, seni deli kız!” diyor. Saçlarımı tarıyor, yatağının kenarına sapladığı ve dışarı çıkarken taktığı küpelerinden takıyor bana da. “İşte şimdi kıza benzedin hadi çıkar şu gözlükleri de.” diyor.  Onun da gözleri bozuk ama hiçbir sosyal güvencesi yok. Altmış dört yaşında Alev Ateş. Bir gün gözünü karartıp gittiği Darülaceze ise geri çevirmiş kendisini, kefil istemişler, “Ne kefili, ben kendime kefil olamam, şu halime bak!” diyor. Tam ağlamaklı oluyor, bir kelimemi bahane ederek gözlerinden yaşlar gelesiye gülüyor. O denli güçlü ki!

Sokağa çıkıyoruz birlikte, ben çok görünmüyorum; “Her gün yaptığım bu, sen varsın diye vazgeçemem! Bugün var, yarın yoksun, herkes öyleydi ama bilemedim…” diyor. Kiminden para alabiliyor, kiminden alamıyor, küfür yiyor, azar işitiyor, kiminin camına tükürüyor, kimine ise o küfrediyor… Kilometrelerce yürüyoruz, gecenin karanlığında; Beyoğlu, Elmadağ, Harbiye, Kurtuluş…

İnsanların ona nasıl baktığını, komşularım dediği yankesicilerin, işportacıların ve serbest meslek erbaplarının… Kimileriyle de konuştum arada, her konuştuğum kendinden önceki kimsenin, bir diğeri ya da kendisi hakkında söylediklerini sordu bana.

Burada kimsenin kimseye güveni yok, belki dışardan gelen benim gibi katalizörlerden başka. Ben ki bir garip yolcu, hep sığındıkları şarkılarındaki gibi… Zira her gün biri eksiliyor hayatlarından; dün gözleri neredeyse hiç görmediği halde hamile haliyle köşebaşında yatan Meczup Hülya, bugün Ökkeş amca, yarın Korsan Adnan… Ve akıllarda hep aynı soru, şiddetle, uyutmayacak kadar yüksek sesli; "Buralar ne zaman yıkılacak, kim gelecek, ne diyecek, bir sonraki sığınak neresi, yarın hangimiz yok olacağız?"

  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk
  • Şenay Öztürk





 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa