Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 27     DOSYA: Şiddet    Arda Aktar
Arda Aktar

SANATA VE SANATÇIYA ŞİDDET


Sanat ve sanatçıya şiddet yüzyıllardır süregelen bir mesele olmakla beraber, günümüzde daha çok psikolojik, ideolojik ve siyasi boyutu ile karşımıza çıkıyor.

Yüzyıllardır gelmiş geçmiş en ünlü bestecilerin, müzisyenlerin, ressamların ve her sanat dalından sanatçıların maruz kaldığı şiddet, elbette sanata da büyük darbeler indirmiştir.

Günümüzde, genelde siyasi iradenin şiddetine maruz kalan sanat, kendine yaşayacak ve şiddetten uzaklaşacak ortamlar arayışına girmiş.ama bu arayış sanatın zaman zaman gerçek kimliğini kaybetmesine neden olmuştur. Siyasi iktidarların şiddetinden korkan sanat, kendi muhalif yapısını bir kenara bırakarak iktiarların hoşuna gidecek bir kılığa bürünmek zorunda kalmıştır.

Ülkemizde ise durum maalesef gün geçtikçe çok daha kötüye gitmektedir. Sanatın içine tüküren zihniyet; artık önü alınamaz bir hale gelmiş ve sanata, sanatçıya maddi manevi şiddet uygulayıp, uygulattırmaktadır.

Bir süredir kamuoyuna sosyal medya aracılığı ile yansımış bulunan kültür-sanat ve Devlet ilişkisinin daha çağdaş bir anlayışla yeniden düzenlendiği iddia edilen bir yasa taslağının varlığı Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ömer Çelik’in 18 Kasım 2013 Türkiye Büyük Millet Meclisi Bütçe Plan Komisyonunda yaptığı konuşmada teyit edilmiş ve 3 Mart 2014 günü Bakanlık tarafından sivil toplum kuruluşlarına aktarılmıştır.

Bahsi geçen yasanın adı TÜSAK (Türkiye Sanat Kurumu) Yasasıdır. Sanatçılar arasında TUZAK olarak bilinen bu yasanın içeriğini biraz olsun anlatmak gerek diye düşünüyorum. Ülkemizde sanata ve sanatçıya vurulabilecek en büyük darbedir bu yasa.

Herşeyden önce böyle bir yasa tasarısı hazırlanırken ne sanat çevrelerinin ne sivil toplum örgütlerinin, en önemlisi sanat kurumlarının mutfağında yaşamlarını geçirmiş sanatçıların ve kurum yöneticilerinin görüşleri alınmamıştır. Kurumların nasıl yönetildiğine ve sanat üretiminin nasıl oluştuğuna dair en ufak  bilgi sahibi olmayan bürokratlar tarafından hazırlanan böyle bir tasarının, ülkemizin kültür ve sanat yaşamında sonradan telafisi mümkün olmayacak tahribata yol açacağı kesindir.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı kendisinin varlık sebebi olan ve Devlet Opera ve Balesi, Devlet Tiyatroları, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası gibi kendinden önce de var olan kültür kurumlarını, onların büyük bilgi ve sanat birikimini ve en önemlisi aydınlanma yolunda en büyük kazanımlarımızı bir yasa ile yok etmeye karar vermiştir.

Tasarı, ülkemizdeki tüm sanat faaliyetlerini hükümet güdümüne almak için yapılmıştır.

Yasaya göre tüm sanat faaliyetlerini denetleyecek ve onaylayacak onbir kişilik bir kurul olacak. Bu kurulda altı kişi sanatçı olacak ama kuruldaki herkesi Bakanlar Kurulu belirleyecek!!! Bu altı sanatçının da iradelerinin ne kadar serbest olacağını yazmaya gerek yoktur herhalde!!!

Tüm sanat dallarını destekleme hedefi ile yola çıkan Bakanlık, kendi ideolojisine yakın olan sanat kurumları ve sanatçıları destekleyeceğini açıkca belli etmiştir.

Bu yasanın tehlikeli olması sadece başımızda bu hükümetin olmasından kaynaklanmamaktadır. Sanat herhangi bir hükümetin, siyasi iradenin güdümüne giremez. Bu, sanatın doğasına aykırıdır. Çünkü gerçek sanat SORGULAR ve MUHALİFtir.

Elbette bu destekleme söylemleri tamamen kılıf olarak kullanılmıştır. Bu yasa tasarısının asıl amacı ülkemizin her karış toprağının sanatla kucaklaşmasını sağlayan Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı müzik topluluklarını yok etmektir.

İktidarın, halkın aydınlanmasının önünü kesmesinin önemli bir adımıdır bu yasa tasarısı. Demek ki “bu ülkede günah işleme özgürlüğü var ama sanat yapma ve sanat tüketme özgürlüğü yok”!!!

Unutmayalım ki, kültür ve sanat etkinliğine ulaşabilmek her bireyin hakkıdır. Bunu sağlamak ise en başta devletin görevidir. Devletin nasıl okulları, hastaneleri ve hatta bakanlıkları varsa sanat kurumları da olmalıdır. Özellikle de bizim gibi gelişimini tamamlayamamış ülkelerde olmazsa olmazdır bu kurumlar.

Sponsorların iki dudağı arasına bırakılan, projeye yönelik parasal destek sağlama yöntemleri ile kurumlara ödenek sağlanmasını amaçlayan bu yasa tiyatro, müzik, opera ve bale alanlarının ülkemizde en kısa sürede yok olmasına yol açacak, geriye tiyatro adına sahnede şaklabanlık yapan bazı gruplarla, vodvil tiyatrosundan başka birşey kalmayacaktır. Ticari kaygıların ön plana çıktığı acımasız sermaye kurallarının işlediği pazar piyasasında opera, bale, sanat müziği gibi türlerin en basit örneklerinin bile yaşaması mümkün değildir.

Bu şiddet, sanatçı yetiştiren eğitim kurumlarını da derinden etkilemektedir. Yıllar içinde zor yıkılmış olan “sanat hobi olarak yapılmalıdır” düşüncesini tekrar uyandıran bu yaklaşım ile konservatuvarlar zaman içinde kapanacak, tüm öğrenciler bir anda kendilerini sokakta bulacaklar ve özel sanat kurumları dahi beslenemeyecektir. Zaten Devletin sanat kurumları kapandıktan sonra özel girişimler hiçbir şekilde gerçek ve özgür sanat eserleri üretemeyeceklerdir.

Gerçek sanat (sinema, edebiyat, tiyatro, opera, bale, müzik) tüm dallarda ancak özgür ve özerk bir ortamda yeşerip gelişebilir. Bu ise ancak kâr amacı gütmeyen, sponsorların reklam ve beğenisinin peşinde koşmayan, kamusal destekli özerk bir yapı ile sağlanabilir.

Gerçek sanat yapıtına bu özgürlüğü sağlayabilecek tek yapı, devletlerin sağlayabileceği bir koruma kalkanı ile gerçekleştirilebilir.

Elbette şiddet gören sanatın sanatçıya yansıması da çok acı olmaktadır. İktidarlar sanat kurumlarına sansür ve şiddet uygularken, sanat kurumları da aynısını sanatçılarına uygulamaktan çekinmemektedir. Örneğin Anayasaya ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine aykırı olmasına rağmen sanatçılara, sosyal paylaşım sitelerinde işleri ile ilgili paylaşımda bulunmamaları konusunda baskı uygulanmaktadır. Ne yazık ki günümüzde çok popüler olan MOBBİNG yöntemi ülkenin en tepesinden sanat kurumlarına kadar uygulanmaktadır. Bu arada GEZİ PARKI olayları sırasında protestolara destek veren sanatçıların akıbeti ise içler acısıdır. Varlık mücadelesi içinde sadece yürüyüşlere katılan sanatçıların kamera görüntüleri ve isimleri bakanlıklara servis edilmiş ve sanatçılar üzerinde korku imparatorluğu kurulmuştur.  Nasıl ki TÜSAK Yasa Tasarısı ile sanatın geleceği bürokratların iki dudağı arasında ise, sanatçının geleceği de kimi zaman kifayetsiz yöneticilerin iki dudağı arasına kalıyor.

İktidarların sanata ve sanatçıya şiddeti saymakla bitmez aslında. Halkımızın bu konunun bilincinde olup sanat kurumlarına sahip çıkmaları çok önem arz etmektedir. Unutmayın ki bu kurumlar yok olursa çocuklarınızı tamamen sanattan yoksun bir Ortadoğu ülkesinde yetiştirmek zorunda kalacaksınız.

Hepinize Sanat dolu yıllar dilerim...

Arda AKTAR
Opera Solistleri Derneği
Yön. Kur. Bşk.



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa