Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 27     DOSYA: Şiddet    Selim Kaplan
Selim Kaplan

İNSAN, ŞİDDET ve DOĞA


Bu yazının konusu insanoğlunun bireysel ya da örgütlü olarak egosantrik yaklaşımla çevreye karşı tavırlarının ve uygulamalarının ne anlama geldiği konusunda bir değerlendirme yapmak; özellikle son yıllarda Türkiye'de çevrenin bileşenlerine ilişkin uygulamaların niteliği konusunda tartışma açmaktır.

İnsanlığın doğuşundan günümüze insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde yaşanan anlaşmazlıklar, saldırganlık ve şiddet içeren durumlar, toplumların sosyoekonomik gelişmelerine bağlı olarak toplumsal değerlendirmelerin (ahlak, din, etik, hukuk v.b.) konusu olmaktadır.

İnsanların çevreyle özellikle de doğal çevre ile olan ilişkilerinde yakın zamana kadar; kişiler, özellikle de örgütlü yapılar (en küçük tüzel kişilikten devlet örgütlenmelerine kadar) özgür bir alan olarak değerlendirilmekte, doğal çevreye karşı saldırgan hatta şiddet içeren davranışlar, normal olarak değerlendirilmekteydi. Yapılan uygulamaların insanların yaşam kaynakları (hava, su ve toprak) üzerinde yol açtığı yıkıcı durumlar, insanlığın en azından bir kısmı için sorun olarak görülmeye başlaması ile toplumlarda sorgulamalara neden olurken, konunun hukuk alanına girmesine yol açmaya başlamıştır.

İstanbul 3. köprü yolları
İstanbul 3. köprü yolları

Dünyamızda yaşanan gelişmeler çıplak gözle de, bilimsel çalışmalarla izlense de, görülmektedir ki doğal çevre kendini yenileme özelliğine rağmen sürekli olarak zarar görmektedir. Zarar gören olduğuna göre zarar veren de vardır. Bu durum şiddet ve saldırganlık içermektedir.

Şiddet; uygulayıcısı tarafından bilinçli olarak karşıdaki kişiye ya da kişilere, kurum ya da kuruluşlara hatta canlı diğer varlıkların (toprak, su, hava, flora, fauna vb.) yaşam, özgürlük, irade, istek, hak ve sağlıklarına zarar verici hal ve hareketlerin tümü olarak tanımlanabilir. Saldırganlık ise karşı taraftan herhangi bir kışkırtma görmeksizin ilk saldırı hamlesini gerçekleştirme olarak tanımlanabilir.

Şiddetin olduğu bir ortam, mutsuzluğun, ezilmişliğin, bozulmanın, eşitsizliğin yaşandığı bir alandır. Böyle bir ortamda insanlar sağlıklı düşünemez, algılayamaz, sorgulayamaz, sanat etkinliğinde bulunamaz, gönüllerindeki dünyayı gerçekleştiremezler.

Herhangi bir yer ve zamanda bireylerin etrafındaki doğa örtüsüne zarar verici hâl ve hareketlerde bulunması, evcil hayvanlara yapılan eziyetler, yaban hayvanlarının avlanması ya da habitatlarına zarar verilmesi, doğal çevreye karşı yapılan bireysel şiddet örnekleri olarak değerlendirilebilir. Bu şiddet nedeniyle yaşanan bozulmaların doğal çevrede tolere edilmesi-yenilenme görece olarak olanaklı olabilir. 

Örgütlü yapıların (…şirketler, belediyeler, ordular, hükümetler, devletler, uluslararası yapılar) doğal çevreye ilişkin şiddet ve saldırganlık içeren kararları ve uygulamaları çevresel kıtlık yaratacağından sonuçları yıkıcı (kitlesel göçler, iç savaşlar, savaşlar) olabilmektedir. Büyük baraj projeleri, orman alanların kullanımına ilişkin kararlar, büyük madencilik işletmeleri, turizm gibi ekonomi alanlarında, hatta otoyollarla habitatların parçalanması gibi doğayla uyumlu olmayan işletme biçimleri söz konusu yıkıcı sonuçlara yol açabilmektedir.

Maden ocağı
Maden Ocağı

Ülkemizde de son yıllarda her alanda yaşananlar yukarıda bir nebze olsun tanımlanan şiddet ortamını işaret etmektedir. Sosyoekonomik alanda yaşanan gelişmelere paralel olarak; insanoğlu ile doğal çevre arasındaki şiddet her geçen gün artmakta, özellikle örgütlü yapılar, kentlere olduğu gibi doğal çevreye karşı da saldırgan bir tutum sergilemektedirler.

Sadece son on yılda kentlerde yaşanan yapılaşmalar, kentlerdeki yeşil alanların ve kamu arazilerinin kullanım biçimleri, su havzalarının bozulmasına yol açan uygulamalar, orman alanlarının kullanımı ile ilgili yapılan çok sayıda yasal değişiklik, nehirlerde, derelerde yapılan Hidro Elektrik Santraller (HES), Milli Parklara ilişkin alınan kararları, uygulamaları ve sonuçlarını düşündüğümüzde; çevreye özellikle de doğal çevreye karşı nasıl bir şiddetle saldırıldığını görmek mümkündür. Bu durumun gelişmenin doğası olarak sunulması, buna karşı duranların, farklı argümanlar ortaya koyanlara karşı uyguladığı şiddettin sonuçları başlı başına bir çalışmanın konusu olabilecek niteliktedir.

Yaşamla ölüm benzeşiyor!!!
Yaşamla ölüm benzeşiyor!!!

Doğanın kendine karşı uygulanan şiddete karşı bir dili vardır aslında, karşımıza geçip; sel, erozyon, toprak kayması, kuraklık, deprem, yangın, salgın hastalıklar, çevresel göçler, yoksulluk, gıda yetersizliği, hatta iç savaşlar, savaşlar olarak bize seslenir. Bu sesi duymak istemeyenler bu duruma farklı kılıflar giydirmekte, kader olarak geçiştirmekte ve toplumun da buna inanmasını istemektedirler.

Dünyada ve ülkemizde doğayla ilgili alınan karar ve yapılan uygulamaların herhangi bir çevresel kıtlığa yol açmayacağı, birbirimize ve doğaya saygı duyulacağı günlerin gelmesi dileğiyle…

Dr. Selim KAPLAN
Sosyal Çevre Bilimleri












 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa