Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 27     DOSYA: Şiddet    Müge Ataman
Müge Ataman

Ben sana kızgınım Devlet Ana!

Kızgınım sana, çok kızgınım Devlet Ana!

Soracak olup da soramadıklarımdan, söyleyecek olup da söyleyemediklerimden ötürü kızgınım sana. Beni dinlemediğin, sesime hiç kulak vermediğin için de kızgınım. Soluğumu kestiğin, beni nefessiz bıraktığın için kızgınım sana ayrıca. Ama en çok da beni sevmediğin, beni kucaklamadığın, ana şefkatini çok gördüğün için kızgınım galiba.

Biz seni ''Ana'' bellemiştik, ''Devlet Ana'' demiştik sana. Vatanım senin ana kucağındı, bizler de senin çocukların. Şimdi soracağım sana tüm sormak istediklerimi, zira ben artık büyüdüm. Büyüdüm ve artık aklım eriyor her şeye. Senin bizlere şefkatsizliğin, öfken, nefretin, kayıtsızlığın, ilgisizliğin, sevgisizliğin nedendi, sana sorup bir bir yanıtlarını senden duymak istiyorum artık Devlet Ana!

Bizler senin evlatların değil miydik Devlet Ana. Bir ana evlatlarını ayırır mı? Sen neden evlatlarını hep ayırdın? Adım Ali olmuş, Roja, Teresa, Hrant, Uğur, Fatma, Ardido, Eleni olmuş ne fark ederdi ki? Biz senin ana kucağının, bu vatanın evlatları, bu toprakların bir gülümseme ile mutlu olabilen çocukları değil miydik? Sana neydi bizim adlarımızın ne olduğundan? Ha Ali, ha Aliko! Yoktu ki bir farkları. Ama adlarımızdan ötürü sen bize kızdın, hem de çok kızdın Devlet Ana!

Neden sen hep bize bir yafta yapıştırdın? Neden hep kardeş kavgası çıksın istedin ana kucağında? Hep istedin ki kardeş kanı dökülsün bu topraklarda. Sen evlatlarını koruyan, kollayan şefkat göstermesi gereken ana değil misin? Neredeydin sen Maraş'ta evlatların kardeş kanı akıttığında öfke ve nefretin sarhoşluğunda, Sivas'ta insan eti kokan kara duman göğe ulaştığında? Neredeydin sen Uludere'de? Neredeydin sen Hatay'da ortalık toz duman, can pazarları kurulduğunda? Hangi ana izin verirdi bütün bunlara? Kol kanat germez mi evlatlarına bir ana?

Kürt idik, Türk idik, Ermeni idik, Laz idik, Çerkez idik, Rum idik ve daha niceleriydik ama hep senin evlatların değil miydik biz Devlet Ana? Sen neden hep birimizi bir diğerimizin üstüne sürdün? Şefkat ve sevgi ile çözülmez mi sorunlar? Olmaz mı her evde kardeşler arasında bazen bozuşmalar? Konuşsa idi Ardido Lazcasını, Roja Kürtçesini, Kirkor Ermenicesini, Aliko Rumcasını ve daha niceleri. Analarının ak sütünden öğrenmişlerdi ana dillerini ya, hangi dilden olursa olsun, biz hep aynı türküleri söylemedik mi Devlet Ana? Demedi mi ki şair ''Ah bu türküler, Türkülerimiz, ana sütü gibi candan, ana sütü gibi temiz… ''Benim dilimden ''Sarı Gelin'' diye çıkan türkü Kirkor'un dilinde ''Sarı Gyalin'' olsaydı ne olurdu? Türkü hep aynı türkü, toprak hep aynı toprak, insan hep aynı insan ve sen hepimizin anası değil miydin? Sana neydi Devlet Ana bizim türkülerimizin dilinden? Sen bu kadar karışmasaydın biz kardeş kardeş söyleye dururduk türkülerimizi yüzyıllar boyunca. Sen öfke ve nefret tohumları ektin bizim aramıza. Damla damla, usul usul zehir akıttın damarlarımıza.

Öfken kabardıkça kapardı bizim Tanrı ile olan veya olmayan ilişkilerimize bile. Bildiğinde direttin, yaşam hakkı vermedin ki özgürce inancımızı veya inançsızlığımızı seçelim. Cami'de, Cem Evi'nde, Kilise'de, Sinagog'da aynı Tanrı'nın evi değil miydi ki? Ya da bütün bunların hepsine sırt çevirmemizden sana neydi ki? Tanrı ile olan ilişkimiz bizim özgür tercihimiz değil de senin irademize koyduğun ipotek miydi yoksa? Hep zorladın sen bizi Devlet Ana, hep bir şeylere inanmaya zorladın. Oysa ki ne güzel renklerdeydik biz, çeşit, çeşit. Bayram olduğunda bir defa bayram olmazdı bu topraklarda. Kimi zaman Eleni'nin yaptığı Paskalya Çöreği'nin kokusu sarardı mahalleyi, kim zaman  Hasan Hüseyin'in evinde pişen aşureden bize düşeni kaşıklardık. Matsot yerdik Rakel'in Hamursuz Bayramında, Roja bayram çöreğini fırına verirdi arife gününden, Fatma Teyze şeker dağıtırdı çocuklara bayramlarında, mendilin arasında harçlıklarla.Kimse bakmazdı kimin bayramını nasıl kutladığına, evlatların bayram yapardı sen öfke ve nefretinde boğulduğunda. Biliyor musun Devlet Ana ekmek her dinde kutsaldır aslında. Ekmek de, emek de, bayram da. Bizlerin bayramlarımızı nasıl kutladığımızdan sana neydi? Sen bize neden bu kadar kızdın, bu kadar karıştın?

Ayırır mı evlatlarını bir ana, kız ve erkek  evlat diye? Peki sen kız evlatlarına neden bu kadar acımasız davrandın? Bilmez misin senin geleceğini güven ve emniyet altına alacak, nesillerini yetiştirecek, kültürünün devamını sağlayacak özünde kız evlatlarındır. Sen hiç mi utanmadın; cehaletin, bağnazlığın derin çukurunda kaybolmuş evlatlarının, kız evlatlarını mal gibi alıp satmasına, onların hem bedenlerini hem ruhlarını örselemesine göz yumarken. Okumasınlar, elleri ekmek tutmasın, sadece denileni yapsınlar, kimlikleri, kişilikleri olmasın istedin. Ne ruhları ne bedenleri hakkında karar veremesinler dedin. Bir de üstüne kızlarını kendi ellerinle vesikaya bağladın, sermayen yaptın. Sen nasıl bu kadar şefkatsiz, bu kadar acımazsız, bu kadar öfke dolu bir ana oldun Devlet Ana?

Şimdi dön bak kendine aynada. Yüzünde öfkenin, nefretin derin çizgileri var. Ağzın da ellerin de kanlanmış, gözlerinde on binlerce çığlığın acısı iz bırakmış. Sen çok ama çok fazla şeye karıştın! Sana baktıkça, bu halinle hiç mi hiç sevmedim seni Devlet Ana!

Ben sorularıma, bütün bu sorularıma  cevap istiyorum artık Devlet Ana. Hepsini yanıtla! Bir bir yanıtla!





 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa