Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 26    DOSYA: Oryantalizm    Gülbin Özdamar
Gülbin Özdamar

İçindeki Oryantelisti Öldür!

 

Bugün insan hakları günü (10 Aralık). Üç gün önce de Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyahi devlet başkanı, ırk ayrımcılığı ile mücadelenin simgesi haline gelen Nelson Mandela hayatını kaybetti. Bu yazıyı bugün yazıyor olmak benim için oldukça manidar.  Çünkü sömürülen, boyunduruk altında tutulan, ülkesinde esir yaşayan, şiddet gören, öldürülen bütün insanlar için yazıyorum bu yazıyı. Afrika mesela, benim için hep keder verici olmuştur. Afrika’nın keşfedilmesi ile birlikte batının bitmek bilmeyen kültürel, siyasi ve din temelli bombardımanına maruz kalmanın onlar için yarattığı tarifi imkânsız acıyı düşündüğümde içim yerinden çıkıverecek gibi olur. Açlıkla savaşmak, altın için can almak, kot pantolon giyip, Fransızca konuşmak, İncil'i okuyup, günah çıkartmak ne kadar düşündürücü. Bir Afrikalı yazar ne demiş biliyor musunuz? “Beyaz adam bu topraklara geldiğinde onların İncil'i, bizim topraklarımız vardı. Beyaz adam gözlerimizi kapatıp dua etmemizi istedi. Gözlerimizi açtığımızda bizim incilimiz vardı, onların toprakları...” Bu söz beni o kadar etkiliyor ki, “Dünyayı değiştirmek için gücüm olsa....” diye başlayan ve çocukken inandığım yaşlandıkça hayal kırıklığına uğradığım cümlenin gerçek olmasını diliyorum, olmuyor.

Bu trajediye en absürd örneklerden biri etnografik filmin öncülerinden Jean Rouch’un etno-kurmaca filmleridir. Afrika’nın üzerinde duran eklektik batılı tavrını, dönüşen kimlikleri, kültürel dönüşümü, dinsel etkileri etnografik unsurlar ile birlikte izlediğimiz filmlerinde Rouch, “ ‘ben’ ve ‘öteki’ ayrımını yalnızca kuramsal, etik ve estetik düzeyde eleştirmekle kalmaz; aynı zamanda, hiyerarşik olarak tahayyül edilen bu ilişkiyi bulanıklaştırır ve dönüştürür” (Koçer, 2013). 

Batı her zaman dini ve kültürü, ehlîleştirmenin en önemli itici güçleri olarak görmüştür. Üçüncü dünyaya, -kıta keşifleri ile birlikte- hep ehlileştirilmesi gereken varlıklar olarak bakan Batı’nın, kafatasçılık hikayeleri, bilim altında gerçekleştirilen zulümler, oradaki insanların neler çektiklerinin bir göstergesini oluşturur.

Emperyalizmin yükseldiği çağ olarak bilinen on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl ideolojisi, sömürgeleştirilen toplulukların portrelerinin özellikle yirminci yüzyıl popüler kültürünün vazgeçilmez imgeleri olmasına neden olmuştur. Sömürgeciler tarafından üretilen görüntüler, amaçlarına göre çeşitlilik göstermiştir. Öncelikle; sözde ilkel olarak adlandırılan çıplakların ya da farklı giysili ötekilerin görüntüleri büyük şehirlerdeki sergi salonlarında sergilenmiş, keşfedilişlerinin birer göstergesi olarak Batılılara tanıtılmışlardır. İkinci olarak bu tür görüntüler, uluslararası turizm endüstrisine katkı sağlaması nedeniyle sıklıkla kullanılmışlardır. Çünkü sunulan öteki dünya fikri, ilkelliğin yaşandığı topraklarda keşfedilmeyi bekleyen şeylerin batılılar tarafından bulunması, bunlar üzerine macera ve seyahat yazılarının yazılmasına böylelikle bu tür bölgelere Batılı zenginlerin merakının artmasına neden olmuştur. Maxwell, bu tür görüntülerin büyük bir çoğunluğunun ırkçı olduğunu ve fotoğraflanan bireylerin, onların soyundan gelenlerin ve  resmedilen toplulukların fiziksel ve psikolojik acılara sebep olduklarını ileri sürmüştür (2000: xi).  Bununla birlikte vahşi olarak tanımlanan ve sömürgeleştirilen insanların görsel temsili, emperyalizmin genişlemesine yardımcı olmakla kalmamış aynı zamanda, kültürel ve ırksal varlıkları üzerine dayanan kimlik çerçevesinde Avrupalıları güçlendirmiştir. Yerleşimci ve sömürgeci toplumları genişletmek için yerli halkın ayrımcılığa ve sömürgeye maruz kalması ile ilkel topluluklarda yaşayan Batılı topluluklar ortaya çıkmış, yerliler topraklarından sürülmüş, köleleştirilmiş ve varlıklarına el koyulmuştur (Maxwell, 2000: xi). Sömürge ideolojisinin çirkin yüzüne hizmet eden fotoğraflar, ötekinin keşfine ve keşiften sonra ortaya çıkacak dramatik sonuçlara katkıda bulunmuştur.

Genel olarak bakacak olursak, tarihte bu tür sömürgeleştirme ideolojisine, asimilasyona, propagandaya fotoğrafın katkısının büyük olduğunu söylemek gerekir. İşte bu yüzden fotoğraf, sömürgecilik döneminde, teknolojik devrimin bir parçası olarak,
ötekiyi kategorize etmek, tanımlamak, ona egemen olmak ve kimi zaman da bir öteki icat etmek amacıyla kullanılmış ve fotoğrafik temsil, görsel kültürün bir kaydı haline gelmiştir (Scherer, 1990: Giriş).

Batı gücünü sömürgecilik ideolojisi üzerine kurmuşsa, Edward Said’in kavramsallaştırdığı Oryantalizm üzerinde de durmak gerekir. “Oryantalizm, ontolojik olarak, ötekini tanımlayıp, onun üzerinden kendi kimliğini inşa etmek anlamında ilk insanın var oluşu kadar eskidir. Bundan dolayı Oryantalizmi, bir düşünce sistematiği ve hayatı bütünüyle rasyonalize etme çabası olarak tanımlayabiliriz”(Soydan ve Uluç, 2007: 35-36). Oryantalizm meselesinde Batı yüzünü bu sefer Doğu toplumlarına çevirmiştir. Said’e göre, “Doğu sadece Batı’nın yakın komşusu değildir, bu alan aynı zamanda Avrupa’nın en geniş, en zengin ve en eski sömürgelerini kurduğu bir bölge ve uygarlığının ve dillerinin temelidir.”(Said, 2002: 12) Said’in bu tezi ilkinde, Doğu(lu)yu araştırılacak nesne olarak konumlandırırken, ikinci olarak Üçüncü̈ dünya toplumlarında şekillendirilecek
ikinci nesne olgusunu ortaya çıkarmıştır (Bezci ve Çiftçi, 2012: 141). İlkinde Batı (Akademisyenler, bilim adamları, entelektüeller ve sanatçılar) Doğu ile ilgili araştırma yapmak amacıyla konusunu Doğu'dan seçmektedir. İkinci nesne olarak görülmesi ise ontolojik ve epistemolojik ayrımcılıktan kaynaklanır. Modern Oryantalizm kavramı ise Batı dünyasının Doğu üzerinde hâkimiyet kurmak için geliştirdiği önyargılara, fantezilere, imajlara ve hayallere dayalı düşünce sistemidir.

Üçüncü dünyalı, Batı’nın bu ideolojik baskısına öyle alışmıştır ki, Oryantalizmi kanıksamış hatta bu söylemi içselleştirip, kendisi de bu söylemi yeniden inşa edip, pekiştirmiştir. Bu Oryantalizmden daha tehlikeli bir durumdur. Bu durum Self-oryantalizm olarak kavramsallaştırılmıştır.  Self-oryantalizm, en kısa tanımıyla
kendi kendini Doğululaştırmak olarak tanımlanmaktadır (Durna, 2004: 263). Bu manada “Self-oryantalizm, Batılı değerler sistemi içinde, batıya göre “kendi”ni açıklayarak/temsil ederek kendi kültürünün temsilini çarpıtmaktır. Diğer taraftan Doğulu birinin (burada asıl olarak kastedilen taşıyıcı elitler dediğimiz toplumsal/siyasal kesimdir) kendi Doğulu kültürel imgelem ve referanslarını, batılı hermenötik çember vasıtasıyla yorumlaması, Self- oryantalizmi oluşturur” (Golden’dan Akt: Bezci ve Çiftçi, 2012: 143). Batı icadı bir silah olan ve Batılı tarafından Doğulu’ya doğrultulan Oryantalizmin aksine Self-oryantalizm, Batı’dan beslenen Doğulu’nun silahıdır ve namlusu Batı’nın şekillendirdiği Neo-Doğulu tarafından Otantik-Doğulu’ya çevrilmiştir (Bezci ve Çiftçi, 2012: 143).

Self-oryantalizmin bu son tanımı oldukça endişe vericidir. Bunun nedeni, Oryantalizmin bir silaha benzetilmesi, bu silahın Batı icadı olması,  Doğulu’ya doğrultulmasıdır. Self-oryantalizm meselesinde asıl ilginç olan şey, Batı’dan beslenen bir Doğulu’nun (Neo-doğulu) bu silahı kullanıp, namlusunu otantik Doğulu’ya doğrultmasıdır. Daha da ilginci, namlu, doğrultma, batı icadı silah gibi kavramların bana fotoğrafı çağrıştırmasıdır (!?). O dönemlerde fotoğraf makinesi ve fotoğraf, Batı icadı olarak Doğulu’nun üzerinde tahakküm kurma, sömürgecilik ideolojisini yayma ve kanıksatma çerçevesinde ilerlemiştir. Fotoğraf makinesinin “görüntüyü yakalama”, silahın “avını yakalama” miti, denklanşörü tetiğe benzetme durumuyla bizi karşı karşıya bırakmıştır. İkisi de “avlar”, biri fotoğrafta öldürür insanı, diğeri namluda. Traji komiktir durum.

Bu olayda traji komik olan başa bir şey ise, Doğulu’nun kendi memleketine Batı gibi Oryantalist bir bakış açısı ile bakması ve kendi içinde başka bir öteki yaratmasıdır. Her kişinin, her grubun, her topluluğun, her inancın, her ideolojinin yarattığı ve tanımladığı bir öteki vardır. Öteki yaratmak ve ortaya çıkarmak Batı’nın icadı olsa da, Doğu’lu toplumlar da kendinden olmayanı öteki olarak tanımlamaktadır. Aslında ne ilginçtir ki, günümüzde her nesne kendisinin doğusundakini öteki olarak tanımlamaktadır. Doğulu’yla özdeşleşen geri ve ilkel tanımlamaları, Batı tarafından yapılsa da öyle güçlü bir propaganda ile içimize sinmiş ki, biz de tıpkı onlar gibi gayet rahat ve temiz bir şekilde kendimizden olmayanı ötekileştirip, buruşturup bir kenara atabiliyoruz. Örneğin fotoğrafçıları ele alalım. Fotoğrafçılar seçen ve çeken olarak iktidar kuranlardır. İstediğini çeker istemediğini de çekmez. “Ben”, o  farkına varmasa da fotoğrafa yansıyacaktır. “Ben”in içinde kimlik, entelektüel düzey, ideoloji, kültürel çevre, sosyal çevre gibi özellikler girmekte, gerek kendimizi gerekse yaptıklarımızı bu düzey ile şekillendirmekteyiz. Fotoğrafın özdüşünümselliğine vurgu yaparken, ötekileştirme meselesi de yine bu düzey çerçevesinde gerçekleştirilecektir.

Ülkemizde seçkinci bir fotoğrafçı kesimi Doğu’ya gitmeye tenezzül bile etmemekte, kendini Batılı olarak tanımlamakta, Doğulu’yu pis, ilkel, eğitilmesi gereken olarak görmektedir. Bu nedenle çektikleri fotoğraflarda da bir yabancılaşma, Oryantalist bir bakış açısı ve küçümseme hissedilecektir. Batının vaatlerinin uzun süredir çökmüş olduğunu yakın tarihten örneklerle yaşadık ya da okuduk. “Kafamızın içinde ötekiler” yaratıp, kendimizi başka bir seviyeye koyma düşüncesinden vazgeçme zamanı geldi.

Küreselleşme ile birlikte yerelliğin öneminin azalacağını düşünenler yanılacaklar. Çünkü küreselleşme aynı zamanda yerelliği de gündeme taşımış ve yerelin küreselleşmesi fikri kabul görmüştür. Bu fikir, glokalleşme ile açıklanmakta ve küreselin de yerelleşmesi şeklinde ikili bir yapıda gerçekleşmektedir. Glokalleşmenin fotoğrafa yansıması ise oldukça dramatiktir. Çünkü bir yandan fotoğraftaki ulusal geleneklere katı yaklaşımı ile artan huzursuzluk, bir yandan kültürel çalışmalara fotoğrafın eklemlenmesi, diğer yandan da kültürel ve siyasal olarak fotoğrafın yeni vizyonlarına yer açma ihtiyacı fotoğrafı yerelle, küreselin birleşimine glokale götürmektedir (Baetens, 2011: 95-96).  Glokalizasyonla temel olarak kastedilen; verilmek istenen mesajın sadece global olmaması, her ülkenin kendine özgü kural ve yapılarıyla şekillenmesidir.

İşte bu nedenle Self-oryantalizme karşıt bir şekilde glokali öneriyorum. Yerelin değersizleştirilmesi, çoğunluğun yarattığı ötekiler, parçalanmış ötekilerle var olmaya çalışan bir toplum, Self-oryantalizm kıskacındaki neo-doğulular ya da diğer çözücüler insanı temel almazlar, kültürleri, farklı inançları yok sayarlar. Bu yok sayış, yazının başında da vurguladığım insanca yaşama hakkını elinden alır, yaralar, öldürür, yok eder. Ben insan olmanın, insan gibi yaşamanın her şeyin üstünde olduğunu düşünüyorum. Hiç bir değer, insanca yaşama hakkının üstünde değildir, hiç bir şey insandan daha değerli değildir. İşte sadece sırf bu yüzden, “İçinizdeki Oryantalisti Öldürün!”


 

Yard. Doç. Dr. Gülbin Özdamar Akarçay

Kaynakça:

Baetens, J; Glocal photography, History Of Photography,  35 (2).95-97,
Routledge, London, 2011.
Bezci, Bünyamin, Çiftçi, Yusuf (2012) Self Oryantalizm: İçimizdeki Modernite Ve İçselleştirdiğimiz Modernleşme (Akademik İncelemeler Dergisi Cilt : 7 Sayı: 1.
Durna, T. (2004) “Köşe Yazılarında Avrupa Birliği Tartışmaları: Helsinki Zirvesi 1999”, Haber Hakikat ve İktidar İlişkisi, Elips Yayınları, Ankara.
Koçer, Suncem (2013), Jean Rouch ve Etnokurmaca,http://suncemkocer.com/documents/press-clippings/jean-rouch-ve-etnokurmaca.pdf
Maxwell, A. (2000). Colonial photography and exhibitions: Representation of the ‘native’ and The making of European identities. New York: Leicester University Press.
Scherer, Joanna, Cohan (1990), Picturing Cultures: Historical Photographs in Anthropological Inquiry” Special issue of Visual Anthropology 3, New Jersey: Harwood Academic Publishers, Giriş.Soydan, Mat ve Uluç, Güliz, Said (2007), Oryantalizm, Resim ve Sinemanın Kesişme Noktasında Harem Suare, Bilig, Sayı 42.

 




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa