Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Anti-Kapitalist Müslümanlar
Gezide Doğan Güneşi Söndürmemek Bizim Elimizde...

Gezi direnişi, birçok farklı muhalif grubu ve insanı bir arada tutan bir olgu oldu. Parktaki ağaçların kıyımından tutun da, iktidarın 11 yıllık baskıcı uygulamalarına ve polis şiddetinden, siyasi pozisyon alan gruplara kadar birçok muhalif unsur birlikte hareket etti. Bu, Türkiye muhalefetinin, en azından birbirini tanıması açısından çok anlamlı oldu.

Anti-Kapitalist Müslümanlar olarak biz, Mülkün ve Otoritenin Allah’a ait olduğu inancı ile Gezi Parkı direnişinin en başından itibaren var olduk. Gezi Parkının tüm insanların ORTAK YAŞAM ALANI olduğu, DOĞANIN ÖZNESİ DEĞİL BİR PARÇASI olduğumuzu ve bu sebepten, ağaçları KAPİTALİZME kurban etmeyeceğimizi söylemek için direnişin içinde yer aldık.

11 yıllık AKP iktidarının bizim üzerimizde de tahribatı çok fazla oldu. 28 Şubat döneminde keskin bir şekilde oluşturulan kamplaşma, bu sefer AKP eliyle yapılmaya çalışılıyordu. Türkiye egemenleri, kamplaştırmalar yoluyla kendi iktidarlarına yol buluyorlar, bunu yaparken de neoliberal politikalar gözetiminde bir kapitalistleşme açığa çıkmaya başlıyordu. AKP 11 yıl tek başına iktidar olunca, bir sınıfın yükselmesi ve geniş kesimlerin yoksullaşması daha görünür olmaya başladı. Bizler de, yaptığımız Kur’an okumalarında ve Peygamberlerin hayatlarından yaptığımız okumalarda, bu sınıfsal uçurumun İslam’da olamayacağı çıkarımını yapıp, mahallemizden çıkan iktidarın kapitalistleşme temayülünü göz önünde bulundurarak küresel anlamda kapitalizm karşıtı bir hareket oluşturduk.

İlk olarak 1 Mayıs 2012’de başlattığımız bu hareket, birçok farklı görüşten insanın da ilgisini çekti. İktidarların yaptığı hataya düşmemek için, her ne kadar ismimizde Müslüman tanımlaması da olsa, hareket inanan-inanmayan, alevi-sünni, muhafazakâr-sosyalist, türk-kürt, bir çok arkadaşın ortak iradesi ile inşa edildi.

Gezi parkında oluşan atmosferi, biz ilk çıkışımızda kendi içimizde yaşıyorduk. Her ne kadar kendi aramızda yaşadığımız tartışmalar da olsa, birlikte yol almayı başarabiliyorduk. Gezi parkı içerisinde cereyan eden farklılıklar arasındaki kardeşliğe uyum sağlama ve kardeşliği pekiştirici faaliyetlerde bulunma çabası, bizim alışık olduğumuz bir çabaydı.

Bizim en çok önemsediğimiz nokta, halkın direnişi örgütlemedeki öncülüğü idi. Özellikle ilk şafak baskınından sonra doğan mağduriyet, geniş kitleleri antiotoriter bir başkaldırıya sevk etti. Biçimsel olarak zaman zaman eleştirilse de, haksızlığa karşı mukavemet gösterenlerde ahenk aramak pek gerçekçi olmasa gerek. Elbette hoşlanmadığımız bir çok yanlış üslup kullanılsa da, gezinin antiotoriter ruhu, her kesimi rahatsız eden bu jargonu, kendi üslubuyla normalleştirmiş oldu. Bunda bazı toplumsal değerlerin de katkısı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Kandil akşamında, öncesi ve sonrasıyla gezi halklarının duyarlılığı, bizim beklentilerimizden çok daha fazlaydı. Kandili bize birkaç gün öncesinden hatırlatan ve kandilde sizlerle birlikte dua etmek istiyoruz diyen o kadar insan oldu ki, din düşmanlığı kavramının, egemenlerin çıkarlarına hizmet eden bir araçtan başka bir şey olmadığını bir kez daha yaşamış olduk.

Gezi parkı, seküler yaşam tarzına sahip olanların dindar algısıyla problemlerinin olmadığını, dindarlıkla sekülerliğin birbirini itmediğini, gerekli zamanlarda birbirleriyle dayanışma halinde olabileceğini göstermiştir.

Kandiller oldukça yereldir ve halkın değerleridir. Biz de bu bilinçle Taksim Meydanında büyükçe bir pankart astık: “Kandiller halkların, birlik, eşitlik ve dayanışma günleridir” dedik. Kur’an’da kandil kutlama yoktur ve bu zaman zaman teknik din adamları tarafından hurafe diye nitelendirilir. Elbette biz de bunun farkındayız, lakin bu günler halkların, Kur’an’ın da özünde yatan, birlik eşitlik ve dayanışma için vesile kıldıkları günlerden ibarettir. Eğer halklarımız geçmişten bugüne, böyle bir günü tesis etmemiş olsalardı ‘birbirimizi tanıma ve yaşam tarzlarımıza hoşgörü duyma şansını ve olgunluğunu belki de bu kadar net göremeyecektik. Bizim hiçbir uyarıda bulunmamamıza karşın, o gece, gözlemleyebildiğimiz kadarıyla tek bir kişinin dahi alkol almaması gerçekten bizleri de çok şaşırttı ve duygulandırdı. Bu günlerde paylaşım esastır, biz bunu nasıl sağlarız diye düşünürken, herkesin evinden getirdikleri yiyecekler ve kandil simitleriyle paylaşım geleneği sürdürüldü ve kadim değerlerimiz unutulmadı.
 

Bu bir ruhtur. İnanmak ya da inanmamak meselesi değil, yasadığımız coğrafyanın gerçeklerine yabancı kalınmayışın bir göstergesidir. Mesele farklılıklarımız değil, farklılıklarımızla bütünleşerek egemenlere ve kapitalistlere karşı yekvücut mücadele edebilmektir. Gezi sürecinde en çok üzerinde durmaya çalıştığımız noktalardan biri de buydu. Şûra Sûresi’nde gecen aşağıdaki ayet sürekli olarak Gezi Parkında asılı kaldı ve simgesel bir anlam taşıdı:

Onlar bir saldırı ya da zorbalıkla karşılaştıklarında, yekvücud olurlar (Şûra 39).

Tüm Farklılıklarımızla Birlikte Barış Yurduna Doğru...

Allah Kur’an’da, Hz. Adem'in kovulduğu cennetten bahsederken, kimsenin sıcaktan kavrulmadığı, aç kalmadığı ve barınma probleminin olmadığı bir yer olarak tarif eder. Yani herkesin yeme-içme, barınma, sağlık gibi temel haklarının karşılıksız olarak sunulduğu yer olarak betimler. Yaklaşık üç hafta boyunca devlet otoritesinin olmadığı Gezi Parkı’nda da, Kur’an’da bahsedilen cennet tasviri tarzında bir yaşam hüküm sürmüş ve halkların kendi özverisiyle kimse aç ve açıkta kalmamıştır. Asıl korkulan bu yaşam tarzıdır. Egemenlere ve kapitalistlere muhtaç kalınmadan örgütlenen bir yaşamdır onları korkutan. Benzeri bir dayanışmayı Yeryüzü Sofraları’nda da gördük. Biz sadece bir çağrıda bulunduk ve halk kendi geçmişinden gelen bu paylaşımcı ve kardeşâne sofrayı organize etti. Eğer bir devlete ya da şirket sahibine, ‘’Taksim’de onbin kişi iftar açacak, bunu nasıl sağlarız?’’ dense, onların aklına gelecek ilk şey bir sponsor bulmak olacaktır. İnsanları sıraya dizip, onları edilgen bir hale sokarak, egemene muhtaç bir görüntüye bürümek olacaktır. Taksim’deki Yeryüzü Sofrası’nda, bu görüntülerin hiçbiri yaşanmadı. Sponsorsuz, bayraksız ve protokolsüz olarak, herkesin hem kurduğu hem paylaştığı hem de özne olduğu, çoğulcu bir sofra kuruldu. Oruç tutan tutmayan, farklı inanışta ve kültürde birçok insan o sofraya katkı sundu ve sofranın öznesi oldu. Aslında, yaşadığımız yeryüzünde de aradığımız, bu kardeşlik tablosu değil mi?

Bu sofra siyasî, iktisadî ve toplumsal mesajlar içeriyor. Eğer on bin insan, birbiri ile rızkını paylaşabiliyorsa, kimse aç ve açıkta kalmıyorsa, bu insanlar kendi beldelerini de ortaklaşa yönetebilirler, çalışma hayatlarında da birlikte üretip birlikte paylaşabilirler. Hem de bir otoriteye ya da sermaye grubuna ihtiyaç duymadan…

Taksim Galatasaray Lisesi’nin önünden başlayan Yeryüzü Sofrası; cemevlerine, işçi grevlerine; varoş mahallere, park forumlarına uğrayarak arefe günü Roboski’de son buldu. Alevisi-sünnisi, türkü-kürdü, inananı-inanmayanı ile Yeryüzü Sofrası, Türkiye ve Ortadoğu Halklarının, barış, kardeşlik ve dayanışma ruhunu da ortaya koymuştur. Özellikle şu günlerde, Ortadoğu’da birbiriyle savaşan halk kesimlerini görünce, bu tarz organizasyonların önemi daha bir anlam kazanmaktadır.

Anti-Kapitalist Müslümanlar olarak biz, yeryüzünde halkların kardeşliğinin tesis edilebileceğine inanıyoruz. Yalnız zulmeden sömürücüleri kendimize düşman biliyor, etnik kökeni, inancı, yaşam tarzı ne olursa olsun, ezilen bütün halkları kardeş olarak görüyoruz. O yüzden bütün eylemlerimizde, yaşadığımız coğrafyadaki tüm halkları kuşatacak çalışmalar yapmayı özellikle önemsiyoruz. Yüce Allah’ın Kur’an’da da belirtildiği üzere:

Biz istiyoruz ki, ezilenler yeryüzünde iktidar olsun! (Kasas 5)



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa