Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Türk Tabipleri Birliği - Arzu Erbilici
Haziran Direnişi ve Hekimlik

27 Mayıs’ta Taksim Gezi Parkı’nda başlayan ve İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere ülke geneline yayılan protesto eylemleri bu ülkenin tarihinde ve önemli bir dönüm noktası oldu. Tüm Türkiye’de milyonlarca insan sokaklara çıktı. Onbinlerce insanın katıldığı, polisle çatıştığı, polis müdahalesine maruz kaldığı, sayısız gösterileri ve işgalleri kapsayan bir direnişe sahne oldu Haziran.

Gezi Parkı’nda ağaçların sökülmesini önlemek için sosyal medya üzerinden yapılan dayanışma çağrısına uyan insanların karşılaştıkları orantısız devlet şiddetiyle başlamıştı olaylar ama, gerisinde bu toplumsal isyanı yaratan fazlasıyla gerekçe bulunuyordu.

Başlangıçta ağırlıklı olarak çevre duyarlılığı ile gençlerin oluşturduğu, sonrasında çok farklı toplumsal grupların farklı gerekçelerle katıldığı yeni ve farklı bir direniş yaşandı. Tüm bu farklı grupların ortak noktaları ise iktidarın dilinden ve yönetiş tarzından, yok sayılmaktan duyduğu hoşnutsuzluktu… Başkaca anlatımlarda da zikredilen “haysiyet isyanı” gezi direnişi için ortaklaşılan duyguyu iyi tarif eden, benim de en çok beğendiğim tanımlamalardan biri.

Son seçimleri takiben Hükümet, hayatın her alanını piyasalaştırmaya azmetmiş, insana/yaşama dair olanı görmekten uzak politikalarını oldukça yoğunlaştırmıştı. Ustalık dönemi hediyesi; kendinden olmayanı yok sayan, yaşam tarzlarını hedef alan dayatmacı, otoriter dili ve saldırgan tutumu, insanları bu kadarı da olmaz noktasına getirmişti getirmesine ama, buna dur diyecek bir iradenin nasıl şekilleneceğine dair kimsenin bir tahmini yahut öngörüsü yoktu. Dünyanın diğer ülkelerinde ve yanıbaşımız Ortadoğu’da yaşanan halk hareketlerini anlamaya çalışırken bizim ülkemizde bu boyutta bir eylemliliği hiçbirimiz beklemiyorduk.
 
Ağaç sadece ağaç değildi işte. Kanımca Gezi olaylarını dönüm noktası yapan, toplumun tüm kesimlerinde biriken bir öfkeyi ve bizi umutsuzluk uykusundan sarsarak uyandırmasıdır.
 
Seçim barajı nedeni ile sesini duyuramayan partiler, antidemokratik yöntemlerle etkisizleştirilmeye çalışılan sendikalar, meslek örgütleri, gelecek kaygısı taşıyan öğrenciler, emeğinin hakkını alamayan işçiler, işsizler, HES ve Nükleer santraller nedeniyle havası, suyu, toprağı satılığa çıkmış köylüler, eşitsizliğe, iktidarın tahakküm eden erkek diline ve kadın bedeni üzerinden yürüttüğü politikalara karşı çıkan kadınlar, yok sayılan geyler, lezbiyenler, transseksüeller… Kısacası, mevcut iktidarın hoşuna gitmeyen her kesimden insan bu direnişin içindeydi.

Ama “aşk olsun” dedirten gençlik?

Direnişin en önemli figürü gençler… Çoğunluğu oluşturan ve apolitik ilan edilmiş bir gençliğin ön saflarda olduğu bir direniş yaşanıyordu. Mevcut herhangi bir parti yahut gruba aidiyeti reddeden fakat dışlamayan; yaratıcı, nüktedan, kendi kurallarını kendisi koyan ve kendi iletişim biçimini yaratan bu direniş, bilindik tüm örgütlenme modellerinin dışındaydı. Bu haliyle devamlılığı ve istikrarı konusunda özellikle örgütlü kesimler tarafından kaygı ile izlenen hareketin, belki de bildik modeller dışındaki örgütlenmesi sayesinde yaratabildiği “coşku” direnişin yükselmesinde ve yaygınlaşmasında ana unsuru oluşturmuştu.
 
Direniş ve hekimler

“Artık yeter” noktasına gelen toplum kesimlerinin içinde tabii ki hekimler ve sağlık çalışanları da bulunuyordu. “Sağlıkta Dönüşüm” adı altında yıllar içinde piyasalaştırılan bir sistem içinde, azdırılmış bir sağlık hizmeti talebini karşılamak için çok çalıştırılmaktan, oldu bitti görevlendirmelerden, kadrolaştırmanın yarattığı adaletsizlikten, giderek niteliksizleşen, niceliğe ve kar etmeye odaklı bir tıp eğitiminden, kamuda ve özelde emeğinin hakkını alabilmek için performans dayatması sebebiyle sürekli cebi ve vicdanı arasında bırakılmaktan, her türlü aksaklığın müsebbibi olarak bizzat hedef gösterilmekten, kışkırtıcı söylemlerle halkla karşı karşıya getirilip itibarsızlaştırılmaktan ve bunun sonucu maruz kaldığı şiddetten fena halde bunalmış, mesleğine yabancılaşmış bir hekim ya da sağlıkçı kitlesiydi söz konusu olan…
 
İşte gezi direnişi hekimleri ve sağlık çalışanlarını böylesi bir ruh hali içinde yakaladı… insana dair bir iş yapıyorsunuz… insanî olmayan bir gündelik rutin içinde…. Karın, piyasanın yani maddi olanı insani ve mesleki değerler diye tarif ettiğiniz her şeyi silikleştirildiği bir sistem içinde…
 
Biraz sonra ayrıntılandıracağım süreç içinde Gezi Direnişi’nin hekimleri ve sağlık çalışanlarını mesleki değerleriyle tekrar buluşturan ve bu yabancılaşmayı kıran, önemli bir fonksiyonu oldu.
 
Hekimler ve sağlık çalışanları da alanlardaydı…

Sokağa çıkanlar arasında elbette hekimler ve sağlık çalışanları, onları temsil eden meslek örgütleri ve sendikalar da vardı. Gezi protestosuna destek vermek, polisin Taksim’de uyguladığı orantısız şiddeti protesto etmek için Türk Tabipleri Birliği ve Tabip Odaları da alanlardaydı. Hekimler meslek örgütü flamalarının altında, alandaki diğer gruplar gibi yoğun gaza maruz kaldılar, atılan gaz fişekleriyle yaralandılar. Polisin akıl almaz şiddetini gözlerimizle gördük, yaşadık. Ethem Sarısülük yanıbaşımızda vurulduğu anlarda oradaydık…

1
Filiz Ünal İncekara

Polis olayların başlangıcından itibaren protesto eylemlerine katılan göstericilere gaz bombası ve TOMA’lardan fışkırttığı tazyikli sular ile müdahale ediyor, gaz fişeklerini hedef gözeterek fırlatıyor, eylemcileri kafasından, gözünden yaralıyor, o da yetmiyor gerçek mermi kullanıyordu.

Tanık olduğumuz alanlar birer savaş meydanını andırıyordu. Gazdan etkilenip soluğu tükenenler, epilepsi nöbeti geçirenler, kafası gözü yaralananlar… Olağanüstü durumlar için yetersiz ambulans sistemi, kalabalık sokaklar ve her sokak başını tutmuş kolluk güçleri… Yakıcı bir dumanın içinde “Doktor yok mu?” çığlıkları...

Olağandışı durumlar, mesleki refleks ve toplumsal sorumluluk

Olağandışı bir durum yaşıyorduk.

2
Murat Yiğit Paker

2.5 milyon insanın alanlara indiği, binlerce yaralının olduğu ve sağlık hizmeti gereksinimin doğduğu gezi olaylarında bu gereksinimi karşılamak ve buna yönelik bir organizasyonu hayata geçirmek elbette öncelikli olarak devletin görevidir. Fakat hikaye böyle gerçekleşmedi. Esas olarak saldırganlık içermeyen barışçıl gösteriler özellikle başbakanın sözlü tacizine ve aşağılamalarına, kışkırtıcı bir tutum almasına neden oldu ve polisin göstericilere vahşice saldırması ile sonuçlandı. Şehirlerin meydanları caddeleri sokakları gazdan nefes alınamaz hale geldi. Sonrası çatışmalar, ateşli silahla, sopalarla, gaz kapsülleri ile hayati organlar hedef alınarak yapılan saldrılar, ağır yaralanmalar, ölümler…

 
Bu olağandışı durumda önlem almak, sağlık hizmeti vermek ve ulaşılabilir hale getirmek yerine... görevini hasta transferine indirgemiş bir bakanlık söz konusuydu.
 
Bizzat hükümet eliyle oluşturulmuş bu olağanüstü durum; ambulansların yanaşamadığı, ulaşamadığı, yetemediği gösteri alanları; çevrelerinde oluşan yaralanmalara müdahele etmek için çırpınan hekimler ve sağlık çalışanları. İlk günlerden beri fotoğraf buydu.
 
Canhıraş yapılmaya çalışılan, iktidarı kızdıran yalnızca hekimliğin gereğini yerine getirmekti hepsi bu…
 
Eğer bir sağlıkçıysanız, dahası hekimseniz yanıbaşınızda bunlar olup dururken 112’ nin gelmesini beklemezsiniz, bekleyemezsiniz. Yardım edersiniz. Hiçbir ekipmanınız yoksa bir sonraki sefere yanınıza ufak müdahaleler için kimi tıbbi gereç ve ilaçlar alırsınız. İnsanlara yardım ettiğiniz yerde gaz bombası, tazyikli su saldırısı altındaysanız güvenli bir yer bulmaya çalışırsınız. Yardım etmek, gereken ilk yardım müdahalesini yapmak zorunda kaldığınız insanların sayısı hayli fazla ise daha fazla ekipmana, insana ve bir organizasyona ihtiyaç duyarsınız.
 
Revirler
 
Gönüllü revirler işte böyle, bu ihtiyaçla kuruldu. Tıp öğrencisi ve asistanların çoğunluğu oluşturduğu, aralarında tecrübeli hekimlerin ve sağlık çalışanlarının bulunduğu gruplar, çatışmaların yaşandığı alanlarda AVM köşelerinde, kafelerde, barlarda revirler açtılar. Daha sonra bu revirler zaten aralarında ve alanlarda bulunan Tabip Odaları tarafından organize edilmeye başlandı. Kişilerden, özel sağlık kuruluşlarından, eczanelerden bağışlanan tıbbi malzemelerin revirlere ikmali yapıldı ve gönüllü olarak revirlerde çalışma talebi ile odalara başvuran hekimlerin nöbet çizelgeleri ayarlandı.

3
Murat Yiğit Paker

Revirlerde hekimler o sırada yanlarında bulunan hekimlerden başka danışabilecekleri kimse olmadan, mesleki tecrübe ve bilgilerini kullanarak inisiyatif alıyorlardı.

Göstericilere ve o esnada orada bulunan yurttaşlara atılan gaz bombaları OC ve CS adı verilen iki çeşitti. TOMA araçlarından sıkılan sıvının içine katılan kimyasalların ne oranda karıştırıldığını bilmiyorduk ama kimyasal oranlarının zaman zaman polis tarafından arttırıldığı aşikardı… Bu sıvılar insanların ciltlerinde ciddi yanıklara sebep oluyordu. Sağlık Bakanlığı kullandığı kimyasallardan etkilenenler için tanı ve tedavi süreçlerinde kullanılabilecek hiçbir bilgiyi hekimlerle paylaşmadı. Dolayısı ile hekimler bir yandan kitlenin hatalı uygulamalarını engellemeye çalışırken bir yandan da doğru tedavileri bulmaya çalıştılar.

Revirlerde yanısıra hekimler solunum sıkıntısı problemlerini gidermeye çalıştılar, tıkanan nefesleri açtılar, yumuşak doku zedelenmelerine, açık yaralara müdahale ettiler, çıkıkları yerine koydular, kırıkları atele aldılar, kanamaları durdurdular, imkanlar elverdiğince küçük cerrahi müdahalelerde bulundular, ciddi yaralanmalarda ambulanslar gelene kadar ilk yardıma dair her türlü gereksinimi karşıladılar.
 
Olağandışı bir durum yaşanıyordu. Ve revirler olağan bir ihtiyacı hızla, yerinde ve güven vererek yerine getirmeye çalıyordu. Baskı, saldırı, gözdağı ve gözaltı korkusuna rağmen…
 
Sonrasında, revirler ve mobil sağlıkçılardan oluşan ekipler spontane olarak her yerde bir benzerini yarattı. Direniş boyunca hangi ilde, hangi meydanda bir gösteri ve direniş sergileniyor ve karşılığında orantısız polis şiddeti ve yaralanmalar meydana geliyorsa, hekimler ve tıp öğrencileri ve sağlıkçılar orada yerlerini aldılar.

Meslek örgütü ve “Direniş”te sağlık organizasyonu

Protestolar sırasında göstericilerin mevcut örgütlenme veya partilerin direnişe yön verme ve temsil etme çabalarına cok da aldırmadığını biliyoruz. Fakat direnişin sağlık örgütlenmesinin tabip odaları üzerinden gerçekleşmesine kimse itiraz etmedi.
 4
Murat Yiğit Paker

Bu önemli bir husustu ve bunun daha önce başka arkadaşlarım tarafından zikredilen ve benim de katıldığım gerekçeleri bulunuyordu.
 
1. Tabip Odaları ve genel olarak Türk Tabipleri Birliği muhalif bir tutuma sahipti.
2. Direnişte sağlık hizmeti veren hekimler ve tıp öğrencileri Tabip Odaları’na yakın durmayı tercih ettiler ve buna ihtyaç duydular.
3. Oda yönetimleri direnişin örgütlenme anlayışına özen gösterdi. Alanda sağlık hizmeti süreçlerine katkı sunmaya istekli herkesle birlikte davrandı.
4. Sağlık hizmeti bilgi ve beceri isteyen bir işti.
 
Günler içinde hekimlerin bir kısmı ihtiyaca göre yerleri her gün yeniden planlanan revirlerde çalışmaya başladılar. Kendilerini mobil olarak adlandıran bir kısım hekim ve özellikle tıp öğrencisi protesto alanlarında sırt çantaları ile direnişin içindelerdi.

Hükümeti kızdırmak; Revirlere saldırılar, hekimlere ve sağlık çalışanlarına gözaltı

Kuruldukları ilk günlerden itibaren revirler de polis saldırılarının hedefi oldu. Yerleri biliniyordu çünkü, her gün sosyal medyada çalışacak olan yerlerin adresleri veriliyordu.
 
Uygulanan şiddet, hep zikredildiği gibi, o denli orantısız ve gözü dönmüş idi ki; revir olarak belirlenmiş yerlere dahi saldırıldı. İçeride hastalar varken gaz bombası atıldı. Polisin içeriye yahut giriş kapısına gaz bombası attığı, dışarıyı çepeçevre sarıp gözaltı tehdidi ile kimsenin gitmesine izin vermediği revirlerde sıkışıp kalan arkadaşlarımızın yardım çığlıkları hala kulaklarımızdadır. İstanbul’da ve Ankara’da revir olarak kullanılan pek çok yerde yaşandı bu saldırılar.
 
Bir devlet, sokaklarında kendi yurttaşlarını avlıyor, yaralıyor, öldürüyor, savaşta bile dokunulamayacak olan revirlere saldırıyor, yaralılara yardım etmeye çalışanları darp ediyor, yerlerde sürüklüyor, gözaltına alıyordu.
 
Tüm bu saldırılar boyunca seyyar sağlık hizmeti verenler dahil, çoğunluğu revirlerden İstanbul, Ankara ve Mersin’de 11 civarında tıp öğrencisi ve hekim gözaltına alındı.
 
Revirler ve TTB hükümetin hedefinde

Süreç boyunca hekimlere ve sağlık çalışanlarına ve meslek örgütümüze dair öfkesini köpürten hükümet bir sabah İstanbul, Ankara ve İzmir Tabip Odaları’na ve TTB Merkez Konseyi’ne resmî birer yazı gönderdi. Bakanlık’tan gelen yazıda revirlerde neden izin alınmadan sağlık hizmeti verildiği soruluyor, revirlerde hizmet veren hekimlerin ve başvuran yaralıların isimleri isteniyordu.

Ardından, Sağlık Bakanlığı tarafından alelacele TBMM’ye sevk edilen ve hekimler ve sağlık çalışanlarına her türlü “ruhsatsız tıbbi müdahale” olarak tarif ettiği fiiller için ağır cezalar öngören, zamanlaması ve içeriği ile de revirleri ve buralarda çalışan hekimleri hedef alması tesadüf olmayacak bir yasa tasarısı ile burun buruna geldik.
 
Süreç içinde hükümete ve kamuoyuna üstüne basa basa anlatmaya çalıştık: Hekimler ve sağlık çalışanları olaylarda yaralananlara tıbbi yardım sunarak Uluslararası Etik Bildirgeler’in gereğini yerine getirdi. Aksi halde meslekî kuralların dışında davranmış, Türk Ceza Kanunu’nu ihlal etmiş, toplumsal sorumluluklarını yerine getirmemiş olacaklardı. Madem suçtu; 1999 Marmara depreminde ve 2011 Van depreminde olağanüstü koşullar altında bir ihtiyacı karşılamak için açılan ve yine Tabip Odaları’ının da organizasyonuna dahil olduğu revirlerde verilen sağlık hizmetleri neden suç sayılmamıştı?
 
Ne yazık ki, Gezi olayları sırasında hekimlerin ve meslek örgütünün duyduğu toplumsal sorumluluk ve gösterdiği mesleki refleks hükümet tarafından ideolojik bir değerlendirmeye tabi tutuldu.
 
Göstericilerin sağlık durumları; Bilgi toplama

Ülkenin dört bir yanına yayılan gösterilerde olayların başlangıcından itibaren ağır yaralı ve ölüm haberleri geliyor, ilgili bakanlığın yaralı sayısına dair kamuoyunu bilgilendirmesi gecikiyor yahut gerçeğin çok uzağında rakamlar zikrediliyordu. TTB olarak saldırıların ve yaralanmaların sayıca çok yüksek ve yaygın olduğu ilk günlerden beri, tabip odaları aracılığı ile toplam yaralı sayısına dair bilgi toplamaya ve kamuoyuyla paylaşmaya çalıştık. Ulaşabildiğimiz rakamlar ve yaralanmaların ciddiyetine dair durum tespitleri bizzat yaralıların götürüldüğü hastanelerde çalışan hekimlerden bir veri ağı kurarak gerçekleşti. Revirlerden gelen sayılar bunlara eklendi.
 
Bugüne kadar 8000’in üzerinde yaralı saydık. Toplam 106 kişi kafa travmasına uğradı. 11 kişi gözünü kaybetti. 63 kişi ağır yaralandı. Gaz fişeği nedeniyle ağır kafa travması geçiren 16 yaşındaki Berkin Elvan hala yoğun bakımda ve hayati tehlikesi sürüyor. 5 kişi hayatını kaybetti. Yoğun gaz kullanılan alanlarda 3 kişi kalp krizi geçirdi.
 
8000 dedik ama… Bilgiye ulaşmada zorluklar, pek çok vakanın fişlenmek korkusu ile hastanelere gitmeyi tercih etmemesi ve revirlerin dışında yapılan müdahaleler sayıldığında toplam yaralı sayısının zikredilen rakamın çok üzerinde olduğu açıktır.

Haklarına ve iradesine sahip çıkan daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi için mücadele eden insanların yarattığı bir toplumun daha sağlıklı olacağına inanan hekimler olarak, daha yaşanılabilir bir dünya için bu mücadelenin içinde olmak ve büyütmek gibi bir sorumluğumuz olduğuna inanıyoruz.
 
Bu ülkede beklenmedik bir direnişi izledik, parçası olduk, anlamaya çalıştık. Hiçbir şey Haziran öncesi gibi değil artık. Yıllarca korkuyla bastırılmaya çalışılmış toplum, bu sıkışıklığı ve tıkanmışlığı aştı. Kendisine rağmen hiçbir şeyin yapılamayacağını yan yana durarak, ağacına, özgürlüklere, demokrasiye sahip çıkarak gösterdi.

Önümüzdeki günler ne gösterecek göreceğiz. Bizler, hekimler ve sağlık çalıanları olarak bu direnişe ve halkın sağlığına sahip çıkmaya ve her zaman, her durumda insan olmanın ve mesleğimizin gereğini hiç kimseye hesap vermek zorunda hissetmeden yerine getirmeye devam edeceğiz elbet. Bu suç ise biz, bu suçu işlemeye devam edeceğiz…







 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa