Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 25     DOSYA: Direniş    Ömer Madra
Ömer Madra
Gezi ile Gezegen Arasında
(Noktaları Birleştirmek İçin 6 “Fotoğraf”)

“Tüm halk ayaklanmaları esrarengiz bir nitelik taşır. Keskin gözlemciler, çıranın orada olduğunu bilir, ama tutuşacağı ânı asla önceden kestiremez.”
Chris Hedges, Days of Destruction, Days of Revolt: 2012, Nation Books, s. 227

“Toplumsal değişim ansızın ve kimi zaman en beklenmedik şekilde geliverir.”
Lester Brown, WorldWatch Institute, Açık Radyo’ya verdiği mülâkattan, 2010

Fotografya dergisine nâçizane “Sentetik” bir çalışmamı oluşturan şu altı “enstantane”yi sunuyorum:
Birincisi, 60 küsur yıllık, artık iyiden iyiye sararmış bir “fotoğraf”: Taksim Bahçesi’nde soğuk ve fakat güneşin parladığı bir kış günü. 4-5 yaşında bir çocuk bronz kaplan ve leopar (“leopars”?) heykellerinin birinden inip ötekine binerek saatlerce(!) oynadıktan sonra sıkılıyor ve ortalıkta dolanmaya, meydana doğru yürümeye başlıyor. Ve birdenbire kayboluyor! Önce içinde birşey “hırp ediyor”. Sonra, “yok canım bana birşey olamaz” diye düşünüyor. Yavaş yavaş, sonra gittikçe hızlanarak yürümeye başlıyor. Ardından, koşmaya başlıyor. Bir an duruyor. Sonra ağlamaya başlıyor artık. Neyse ki, genç bir kadın onu âniden “buluyor” ve soruyor niye ağlıyorsun diye. O da ağlamayı kesiyor ve “Ama ben kayboldum!” diyor yutkunarak. Merak etmemesini, herşeyin düzeleceğini söylüyor genç kadın. Elini tutuyor. “Burada kimse kaybolmadı şimdiye kadar.” Çocuk rahatlıyor. Çok geçmeden anneyi de “buluyorlar”. Çocuk bir kez daha ağlamaya başlıyor. Ama bu sefer korkudan değil, öfkeden: Onu bu “cengel”in ortasında nasıl “bıraktı” annesi diye – kurda kuşa yem olması tehlikesine aldırmadan. Sonra herşey iyi oluyor. Gerçekten, Taksim Bahçesi’nde kimse kaybolmuyor.
 
İkincisi, 6 küsur yıllık bir “fotoğraf”; hadi ona da sararmaya yüz tutmuş diyelim. Sene 2006, yer Kadıköy İskele meydanı. Küresel Isınmaya karşı bir miting. 4 bin kişi kadardık. İstanbul’da yılın en soğuk ve belki de tek karlı günü. Eh, bu da kaderin bir cilvesi olmalıydı. Elimde küçük bir yangın söndürme cihazı, ev tipi olanlarından. Bizi Kadıköy’de demir bariyerlerle çevirdikleri o kafes gibi alana sokarlarken, “güvenliğimizden” sorumlu genç bir polis memuru gülümsemesini zorlukla zaptederek ve elimdeki cihazı başıyla göstererek, gayet “cool” bir şekilde sordu: “Bununla mı durduracaksınız?”

“Elimizden geleni yapacağız işte”, dedim ben de, olanca ciddiyetimle, aynı derecede “cool” takılarak – zerrece ironi, zerrece istihza olmadan...

Gerçekten de o gün bugündür öyle yapıyoruz.
 
Üçüncü “enstantane” ise çok yeni, yalnızca iki ay öncesinden, geçen Haziran sonları: Dünyanın dört bir yanından gelen 500’ü aşkın sayıda genç iklim aktivisti bir haftalığına burada. İnternet üzerinden bir tarama yapın: kimisi gerçekten yeryüzünün her noktasına en uzak yerde oturan ve oradan gelen insanlar bunlar. Bir haftalık atölye çalışmasının sonunda küresel iklim değişikliğine karşı küresel bir miting için bir araya geliyoruz. Haydarpaşa Numune hastanesinin önünde toplanma, oradan yola çıkış, ve gene aynı yere, 2006’da toplandığımız Kadıköy İskele Meydanı’na doğru güle oynaya yürüyüş. Pasifik’teki Nukunonu mercan atolü yurttaşları en az 2 bin yıl öncesinden gelen geleneksel savaş danslarını yapıyor, Afrikalılar şarkı söylüyor. Dünyanın genç iklim aktivistleri şimdiye kadar benzeri pek görülmemiş yeni, cesur bir dalga yaratıyorlar orada, gözlerimizin önünde. Genç kuşağın “âvâzını âleme Dâvut gibi sal”mak için buradalar işte – dansları, şarkıları, sloganları ve zılgıtlarıyla...

Dördüncü “enstantane” bir tür “photoshop” çalışması sayılabilir: Ya da, yeryüzünde tüm hayatı doğuran biyolojik mekanizmanın adını bir an için kendi emellerimize alet edip ödünç alırsak, bir “Fotosentez” olayı diyebiliriz. İşte o oluyor: #DirenGezi ile #DirenGezegen’in aynı anda, aynı yerde buluşması gerçekleşiyor! Tek bir örnek vermek gerekirse, kendi hayat alanlarını karartacak kömür termik santraline neredeyse 4 yıldır bedenlerini siper ederek azimle direnen Gerzeliler de dayanışma için Gezi’ye geliyor. Böylece, Gezi’dekiler Gerzelilerin bunca zamandır maruz kaldığı gazları daha yakından görmüş oluyor. Nukunonu’lular Gerzelileri, Gerzeliler 2 bin yıllık atolleri ebediyyen elden gidecek olanların direnişini görüyor. Ve bunun aynadaki aksi: Küresel iklim direnişçileri de Gezi direnişini, Gezi ruhunu, Gezi esprisini yakından görmüş oluyor. Onlar da ülkelerine döndüklerinde burada gördüklerini kendi mücadelelerine katacaklar bundan sonra …

Beşinci olarak, Politik Ekoloji Çalışma Grubu tarafından hazırlanan ‘Çevresel Direniş Atlası'nı sunabiliriz. Bu, bir fotoğraftan çok “MR görüntüsü” olarak da nitelendirilebilir. Mayıs başlarında çekilen – ve dolayısıyla birçok yeni nokta ile tamamlanması gereken – bu “MR”da, bir avuç şirketin zahmetsiz “istihraç” (extraction) yöntemiyle “kısa günün kârı” için yeri göğü talan etmesi, yeryüzünün bağrını delmesi sonucu, Türkiye’nin bütün vücudunu kapladığı kolaylıkla görünen çevre ve ekoloji “hastalığının” ne durumda olduğu görülüyor. Tarama görüntüsü, aynı zamanda vücuttaki “antikorların” bünyeye 88 noktada saldıran hastalıklı hücrelerle mücadele durumunu da ortaya koyan bir “atlas” görevini yerine getiriyor. (http:// www.baskahaber.org/2013/06/cevresel-direnis-atlas-bolge-bolge-il.html).

Ve işte altıncı ve sonuncu görüntü: Gene Haziran sonu. Taksim Gezi direnişi başlayalı bir ay olmuş... Kanada’da bir direniş var. Toronto’da. Dünyanın en kirli yakıtını taşıyacak boru hattına karşı sivil itaatsizlik eylemi. (http://www.common dreams.org/ headline/2013/06/25-5) Dev enerji şirketi Enbridge’in mahkemeden çıkarttığı “ihtiyati tedbir” kararına rağmen aktivistler Toronto pompa istasyonu önünde insanlardan oluşan abluka duvarı (barikat) kuruyor.

Amaç: “Sonsuz yeraltı kaynağı çıkarılmasına” son vermek; ve şirketin 9 Numaralı hattından zehirli seyreltilmiş bitumen akışının yerli halkın toprakları ve su havzaları üzerinden akmasını sağlayacak inşaatı durdurmak. Aktivistler direnişin 6. gününde de barikatlarını kuruyorlar. Açıklamaları şöyle: “9 No’lu boru hattı genişletme projesi gerçekleşmeyecek. Projenin her aşamasında direnişimizle karşılaşacaksınız.”

Sloganları mı? O da şöyle: “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!”

Bir yerden tanıdık geliyor mu?





 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa