Editörler

Suderin Murat
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Doğanay Sevindik
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Ekolojik Yaşamak 'St. Thelo' Yağmur Dolkun

Üç haftalık tatilimin nasıl geçeceğinden emin değildim. Paris öylesine büyülemişti ki beni. Halen iliklerime kadar şehirliydim. Önce alabildiğine yeşil… Sonra ıslak toprak. Ne kadar sessizdi bu köy, Paris’in gürültüsüne karşılık. Ne kadar dingin...

ST THELO
Fransa’nın kuzeybatısında Central Brittany - Loudéac’a sadece 15 km uzaklıkta, küçük, yeşil bir köy St Thélo.



Üç haftalık doğa kampıydı. Köyün merkezine çok uzak olmayan bir futbol sahasının hemen yanında olacaktı kamp alanımız. Sürekli yerimiz orası olmakla birlikte, hafta sonları başka alanlara gidecektik. Ama St Thelo evimiz olmalıydı, öyle hissetmeliydik, ne kadar sık seyahat edecek de olsak. Nitekim öyle de oldu. Köy halkı öyle canayakın, öyle bizdendi ki hiç yabancı hissetmedim kendimi, “yabancı” olmama karşın. İlk gün köyün sakinleri ziyaretimize geldiler. Onlar mı benzemişti köye, yoksa köy mü onlara benzemekteydi bilemiyorum ama sessiz, dingin ve keyifliydi St Thelo.





Söz konusu ülke Fransa olunca ve kalınan bölge de Fransa’ya ait bir yer olunca; şarap demek gerekir. İlk gelenler, hemen kendi aralarında çok sık oynadıkları bir oyunu oynadılar. Çeşitli kadehlere çeşitli şaraplar ve şarap-şurup karışımları koyularak tahmin yürütme oyunuydu. İlk günkü damak tadımı ile son gün ayrılırken ki tadım çok farklıydı. Üç hafta yeterliydi şarabı sev(ebil)meye.





St Thelo’ya, oradaki köylülere ve çocuklara dair anlatılacak onlarca şey var. Kamp arkadaşlarıma,  paylaştıklarımıza dair. Ama asıl anlatılması gereken konu başka. Bambaşka bir grup, bambaşka bir yaşam.

EKOLOJİK HAYAT
Hepimiz büyük şehirlerde büyümüştük. Ankara, Prag, Paris. Farketmez. Tüketmeye alışkındı bünyelerimiz. Ancak bu 3 hafta o kadar çok şey öğrendik ki; şehirlerimize döndüğümüzde daha farklıydık eminim.

Mesela şampuanı hayatımızdan çıkartabiliyormuşuz. Böcek ısırıklarına telaşlanmayıp bir takım doğal yöntemlerle kendimizi iyileştirebiliyormuşuz. Evimizde ısıtma sistemine aslında gerek yokmuş. Kullanılan malzemeler pekala ısıyı bütün kış içerde tutabiliyormuş. Ya tuvaletler! Ne kadar çok su tüketiliyor biliyor musunuz? Su kullanmadan da steril olabileceğinizi biliyor musunuz peki? Sadece sebze ve meyvelerden oluşan 20 den fazla çeşit yemek yediniz mi?





İlk durak Danielle’in ekolojik evi. Danielle 3. senesinde biz oraya gittiğimizde. Hemen hemen bitirmiş evini. Daha evine yerleşememiş, evin yanındaki bir çadırda yaşıyor. ‘Dry tuvalet’ evin dışında değil içinde. Su yok. Su tesisatı da yok tabii ki. ‘Wast water treatment sistemi’ kurulmuş evin dışına. Yani kullanılan sular havuzlarda biriktirilip arıtılıyor ve içilemese bile bahçeler sulanıp hayvanlara su verilebiliniyor.





Wast Water Treatment


Dry tuvalet
Dry tuvalet Bangladeş’te uygulanan bir sistem. Ne yazık ki arsenikli sulara mahkûm bir halkın sudan başka kullanım olanaklarına sahip olması gerek. Bu da onlardan biri. Sistem genelde evin dışına kuruluyor. Girdiğinizde alafranga dediğimiz tuvaletten farkı yok. Ancak içine baktığınızda hemen toprağı görüyorsunuz. Dışkı toprağı besliyor. Daha sonra oluşan talaş kokusuna benzer kokuyu ve mikrobu engellemek için bir malzemeyi dışkının üstüne boşaltıyorsunuz, hepsi bu. Yüzünüzü buruşturmayın hemen. İnanın bana koku da yok, kötü görüntü de.



Danielle en çok evinin duvarlarına özen göstermiş. Tek tek renkli şişeler bulup yerleştirmiş. Evinin içi hala bir atölyeyi andırıyor ve boy boy tasarım- yapı kitaplarını görüyorsunuz. Yerlerde, taşların arasında ince boncuklar var. Danielle çok zevkli, küçük ayrıntılara gizlemiş bütün güzelliği.  Mutfak evin dışında. Ayağınız çimin üzerindeyken sabah kahvaltısı müthiş bir şey.



6-7 ay  daha gerekiyor diyor Danielle. Yani her şeyin tam olarak oturması için yaklaşık bir sene gerekiyor. Danielle’nin evinin çok uzağında olmayan beyaz bir çadır görüyorum. Onun hemen sol çaprazında bir karavan ve inşaatına yeni başlanmış bir ekolojik ev daha. Ne oluyor? Siz akraba mısınız diye soruyorum. Değiller. Sadece arazi üzerinde oturdukları alanlar için kira veriyorlar. Kimisi ev yapıyor, kimisi üç gün önce bilmem hangi ormandan taşıyıp bir gecede kurduğu ‘yourt’unda  en uzun üç aylığına ikamet ediyor.

Yourt! Moğollara ait bir yaşama biçimi. Büyük beyaz bir çadır aslında. Bir oda ve sadece tek odadan ibaret bir ev, bir hayat belki. Turuncu tahtaların özenle dizilmesi gerekiyor. Bunların çevresinde, benim daha önce bir belgesel için gittiğim Mersin’deki yörüklerin kullandığının benzeri yünden bir korumalık, gerekirse içinde bir küvet (ancak su tesisatınız yok), soba koyabileceğiniz yani evin tavanındaki boşluğa yakın alan, mutfağınız, yatak odanız, kitaplarınız, sediriniz, posterleriniz, ayakkabılarınız… Ve yourt’unuzun hemen yanına inşa ettiğiniz dry tuvaletiniz.

Gördüğüm en şirin yourt Cedric ve Stellane’ya aitti. Çift aynı zamanda bebek beklemekteydi. Cedric  yeni bir iş bulmuştu oyun parkında ve yourt’unu da buraya taşımak istiyordu. Stellane’nın karnı iyice büyümüştü ve bir an önce taşınmalıydılar.





Ve bir sabah Stellane ile Cedric’in evini topladık, oyun parkına taşıdık ve 1 gece 2 gün içinde artık yepyeni bir evleri vardı.





Yirmili yaşlarında evlerinden ayrılan gençler ekolojik hayatı benimseyip bohem yaşamaya başlıyorlar. Vejetaryen besleniyorlar. Yakın bölgelerde eğitimler veriyorlar. Doğuya gidip projelerini anlatıyorlar. Belgeseller çekip bildiriler yayınlıyorlar, panellere ve toplantılara gidiyorlar. Paraya ihtiyaçları çok yok. Kendi çiftliklerinde ya da yakın çiftliklerde seralar var. Bütün gıdalarını oralardan sağlıyorlar. Şampuan, tuvalet kağıdı, parfüm gibi bir takım ihtiyaçları zaten yok.

Akşamları bir araya gelip şarkılar söylüyorlar, içki içiyorlar. Hindistan’a özgü enstrümanlar çalıp bazen saatlerce süren meditasyon yapıyorlar. Gözlerinde tuhaf bir huzur var. Her canlıyı seviyorlar ve tabiî ki savaşsız barıştan yanalar.



Yani, hep olmasını istediğimiz şeyler aslında. Sıkışıp kalmış ben için bir cennetti St Thélo, yourtlar, evler, çiftlikler… Dönüş yolum, o aşık olduğum Paris’ten geçiyordu. Planım Seine nehrin kenarında azıcık oturup şehre güle güle demekti. Yapamadım. Son gün Cedric, Stellane, Andy, Kristyna ve diğerleri ile birlikte, gece boyunca ateşin etrafında oturup müzik yapmıştık. Ruh denen şeyin nasıl bedenden çıkıp gezebileceğini ilk kez orada deneyimledim. O saatten sonra kalabalık Paris hiç cazip değildi benim için.






 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa