Editörler

Suderin Murat
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Mahmut Özturan
Doğanay Sevindik
Zeynep Şişman
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Solan Renkler : Ankara’nın Solan Kent Kültürü Eser Atak

Eser Atak
Şehir Plancısı, Ocak 2009

Başkent ilan edilişi ve izleyen yıllarda Ankara, özenle imar edilmeye çalışılan, çağdaş değerlerin yansıtıldığı değer ve kurumlarıyla her alanda ülkeye örnek, öncü olma misyonu biçilen bir kent oldu. Küçük bir orta Anadolu kentini bir Başkent yapmak ve kent kültürünü geliştirmek için, modern mimarlık örnekleri ve sanat, temel yapı taşları olarak görüldü. Başkent kimliği oluşturmak için yoğun bir gayret gösterildi. Kültür ve sanatın bir kentin kimliğini yansıtan temel öğeler olduğu inancıyla, sanat ve kültür yapıları ile faaliyetlerine öncelikli olarak önem verildi, Ankara; kendine Başkent kimliğini kazandıracak olan tiyatrolar, müzeler, anıtlar, heykeller, vb. yapılar ile donatıldı.

Ankara, bu özelliklerine yıllar içinde yenilerini de ekleyerek yeni ulusun Başkenti kimliğini yıllarca taşıyageldi. Ancak, son 15 yıldır Ankara’nın kültürel kimliği giderek yoz bir kültürün etkisi altına girdi. İnanç ve bilgiyle yaratılan Cumhuriyetin modern Başkenti, giderek ‘taşralaşmaya’ başladı. Günümüzde, büyüyen kent dokusu içinde bu kimlik algılanmadığı gibi, kentin ve Cumhuriyetin kültürel geçmişiyle ilgisi olmayan bir anlayışın izleri ile Başkentimiz bu özelliğini sürdürememe tehlikesi ile karşı karşıya... 

Kente bakış “rant, bina ve yol”!

Yıllardır Ankara kenti, her biçimde üzerinden kâr elde edilecek bir “kaynak” olarak görüldü. Kentin kültür ve kimlikleri yağmalandı. Sorgusuz sualsiz desteklenen piyasa düzeninin aktörleri ve kente rant odaklı bakışın bir sonucu olarak Ankara, keyif alınacak bir yaşam alanı olarak değil, sadece rant, bina ve taşıt yolu olarak algılandı. Bu anlayışın ürettiği sağlıksız ve tek tip kent mekânları, kent kültürü ve kimliğini de yozlaştıran sonuçlar yarattı. Ankara, içinde yaşamaktan mutlu olunan bir yer olmaktan çıkarak, kavşakların içinden arabayla hızla geçilip gidilen, özel eğlence ve alışveriş merkezlerinde vakit geçirilen tekdüze bir yere dönüştü. Çeşitli yaş ve toplumsal kesimlerin kullanımına, paylaşımına ve kendilerini geliştirmelerine olanak verecek kamusal mekân, meydan ve kentsel parklar oluşturulmadı.



Toplumsal ve kültürel ayrışma

Bu yapı, toplumsal grupları giderek keskin sınırlarla ayrıştırdı, etkileşim olanaklarını azalttı, beraber bir kültür oluşturma fırsatını ortadan kaldırdı. Bir yanda apartman bahçelerinde elektronik amfili müziklerle, tarihsel bağlamından kopuk bir yoz “kültür” oluşurken, diğer yanda kentin elit bir kesimi, çağdaş sanat ve kent kültürünü, giderek azalan sınırlı alanlarda yaşatmaya çalışıyor.

Tüm kentsel hizmetlerin ancak bedelini ödeyebilenlerin yararlanmasına göz yuman yerel yönetimler, halkın kentsel yaşama katılımını kentin dışındaki devasa parklar ve piknik alanları ile sınırlandırdı. Küresel sermayenin kentlere açılan kapıları olan dev alışveriş merkezlerinin desteklenmesiyle, kent kültürünün geliştirilebileceği Kızılay gibi merkezler çöküntü alanına dönüşüyor. Yayalaştırılması gereken kentin merkezi, kalbine saplanan  otoyol ve bat-çık kavşaklar ile içinden otomobil ile geçiliveren herhangi bir kent parçası haline dönüştürüldü.

Ankara’daki konut ve iş merkezi binalarında, yollarda, parklarda Başkentin bugününe ilişkin mimari ve estetik kaygılar taşındığını söylemek olanaklı değil. Ankara’nın her yerine aynı çirkin, zevksiz, köksüz, insan ruhunu inceltmeyen, tepeden inme anlayış damgasını vurdu. Ankara’nın ambleminden başlamak üzere, Estergon Kaleleri, en yüksek bayrak direkleri, herhangi bir mimari üsluba dayanmayan mozaik bina cepheleri, seramik çaydanlık heykelleri bunların en belirgin örnekleri...



Cumhuriyet ve anı değerleri

Cumhuriyet döneminin önemli kimlik ve kültür mekânları olan eski Hipodrom, AOÇ, Ulus ve Güvenpark gibi alanlar yıllarca ihmal edildi ve kaderine terk edildi. Ulus gibi kentin tarihsel ortak alanlarının, köhneleşmeye terk edilmesi, ya da kullanımının zorlaştırılması ile, Ankaralıların kentin tarihini, özel değere sahip alanlarını sahiplenip koruma bilinci de köreltildi ve gelişemedi. Böylece Ankara’da belli bir dönemin değerlerini ortadan kaldırmak, toplumun hafızalarından silmek kolaylaştırıldı.



Bu dönemde kentin anı mekânları yerel yönetimlerin umursadığı değerler olamadı. Kentlilerin kişisel tarihlerinde çok önemli yeri olan mekânlar algılanmaz hale getirildi. Sokak / cadde isimleri ve kentin amblemi keyfi biçimde değiştirildi. Kültürel ve sanatsal faaliyetler gerek arz, gerekse talep olarak her geçen gün azaldığı gibi, Başkentin bu faaliyetleri gerçekleştirecek mekânlardan, salonlardan, altyapıdan mahrum olması da nasıl bir kent istendiğinin açık kanıtı...

Kent yaşamı, şehircilik, mimari, sanatsal etkinlikler ve genel olarak kent kültürü konusundaki bu yozlaşmadan Ankara’nın kurtarılması gerekiyor. Bunun için Ankara’da yaşayan herkesin, etken bir yurttaş kimliği ile bu olumsuz gidişe dur demek için daha fazla mücadele etmesi kaçınılmaz bir toplumsal sorumluluk. Kentimize sahip çıkmak, aynı zamanda kendimize ve yaşamımıza sahip çıkmak değil mi?




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa