Editörler

Suderin Murat
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Doğanay Sevindik
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Türkiyeli Solcuların İsveç Kadın Hareketini Sabote Edişi
Bu, Türkiyeli solcuların İsveç kadın hareketini sabote edişinin kısa öyküsüdür.

Sevgili bacım;
Cevabı biraz geciktirdim, nedeni de benden istediğin bilgilerin toparlanmasıydı. Yüzdüm yüzdüm kuyruğuna geldim desem yeridir. İsveç kadın hareketi üzerine burada onlarca, hatta ve hatta yüzlerce kitap var. Kadın hareketine bağlı olarak yazılanların yanında, ondan bağımsız yazılanlar da mevcut. Çocuklara yönelik yazımlardan bir tanesi Türkçe’ye çevrilmiş, yakında basılır inşallah. Altmışlı yılların sonunda başlayan feminist akımının liderlerinden Gunilla Thorngren’in “Grup 8” adlı kitabı da şu günlerde Türk bir feminist tarafından çevriliyor. Duyumum, bu kitabın eylül ayındaki İstanbul kitap fuarına yetişeceği yönünde, haydi hayırlısı. Bu konuya tekrar döneceğim.

1 Mayıs’taki yürüyüş ve mitinglere (birkaç yerde ve ayrı örgütlenmeler tarafından yapıldı) katıldım. Bir arkadaş İstanbul’da olaylar çıktığı yönünde haber iletince eve döndüm, gelişmeleri TV’den izledim. Yalan değil, sizleri de merak ettim. Akşam üzerine doğru Şeyma’ya ulaştım, birkaç kişinin dışında bütün arkadaşların orada olduğunu duydum, sevindim. Durumlarını sorduğumda, ahizeden bana ulaşan koronun sesi aynen şöyleydi (bir şarkıya uyarlanmıştı);

Bütün kızlar toplandık toplandık
Bir güzel de gazlandık, gazlandıkkkk gazlandık.
Arsız şeyler...

Bu konuyu burada bırakıp benden istediğin bilgilere dönelim.
İsveç’de kadın hareketinin yeniden ivme kazanması; altmışlı yılların sonunda, öğrenci olayları olarak telaffuz edilen ve Fransa’da başlayan özgürlük hareketlerinin sonrasına rastlar. Kısa zamanda büyük şehirlerde kadın örgütlenmelerinin temelleri atılır. Değişik şehirlerde örgütlenen kadınlar Stockholm’e belirli aralıklarda gelerek durum değerlendirmesi yapar ve İsveç genelinde örgütlenmeyi tartışırlar. Bu grupların içerisinde en tanınanı da “Grup 8” adıyla bilinenidir. İsveç’in dört bir yanında örgütlenmeyi sağlayacak olan komite, Stockholm’ün telefon kodu olan 8 rakamını kendisine isim olarak almış ve gruplarını da “Grup 8” olarak adlandırmıştır. Çalışmalar büyük bir hızla ve ilgiyle ilerken umulmadık bir dış etken kısa zamanda bu çalışmaları sabote eder. Etken, Türkiye’deki 12 Mart faşizmidir.

12 Mart 70 darbesinden sonra İsveç’e mülteci olarak gelenler olur. Bunlar kara kaşlı, kara gözlü filinta gibi delikanlılardır. AÜ’lü, İÜ’lü, ODTÜ’lü, İTÜ’lülerin yanında, 9 Mart 70 – sol(!)- darbesinin örgütlenmesine katılmış saf genç subaylardan birkaçı da vardır. Feminist kızlarımız, faşizmden kaçan bu delikanlılarımıza yardım için kolları sıvarlar. Belediyeler, sosyal ve resmi kurumlarla olan ilişkilerinde yardımcı olurlar. Ev tutarlar, dil kurslarına yazdırırlar, şehri tanıtmak amacıyla geziler düzenlerler. Faşizme karşı mücadele eden bu delikanlılara yardım etmenin de asli görevlerinden biri olduğunu düşünürler. Kızlar da solcudur, delikanlılar da. Buraya kadar her şey arkadaşlık, yoldaşlık, enternasyonalizm adına gayet de güzel işler.

Gel zaman git zaman, sıklıkla bir araya gelmeler karşı iki cinsin arasında bir yakınlaşma doğurur. Benim duyumlarım; kızlarımızın 12 Mart mağduru abileriyle ilk buluşmalarının ertesinde, abilerinin kendi aralarında kızları bölüştükleri yönündedir, ama günahlarını almayayım. Erkeklerimiz hiç böyle şeyler yapar mı? Karşılarında filinta gibi delikanlılar ki- her biri binbir badireden geçmiş cengaverlerdir(!)- kızların da ilgilerini çeker.

Sonunda Kemal-Lisa, Yakup-Margerata, Coşkun-Kerstin ve Ahmet-Barbara beraberlikleri kurulur. Kızlar da, bizim delikanlılar da durumlarından memnundurlar. Ayrıca kendilerine çevreden, bir İsveçli ile beraber kalındığında lisanı daha çabuk öğrenecekleri fısıldanmıştır. Bizim oğlanlar birlikte oldukları kızların evine taşınırlar. Bir süre sonra da kızlara “Böyle kalınmaz, nikah yapalım” önerileri götürürler. Kızlar her ne kadar “Yahu, bu ülkede birlikte kalıyoruz dedikten sonra zaten evli muamelesi görülür, bu formalite gereksiz” derseler de bizim gençlere dinletemezler. Geleneklerimiz anlatılır. Nikahsız birlikteliklerden yana olmadıklarını belirtirler. Nikah namustur. Kızlar bu namusu (!) anlamakta biraz zorlanırlar ama sonunda nikahlar kıyılır ve parmaklara yüzükler takılır. Nikahtan sonra kızların kadın hareketine ayırdıkları zaman azalır. Evde yapılacak bir sürü iş vardır. Yemek, bulaşık, çamaşır, temizlik. Üstüne üstlük kısa zamanda hamile de kalırlar. Bizim devrimciler zürriyetleri sürsün diye tez elden çocuk isterler. Erkek egemen kültürü temsilcilerimiz, özgür kadın hareketine düşüncelerini kabul ettirirler, anlayacağın üzere.

Kadın hareketinin bu dört yöneticisi -ki motorudurlar- hareket içerisindeki görevlerini bırakırlar. Evden işe, işten eve gider gelir olurlar, bir de yeni öğrendikleri aile gezmelerine. Dünyaya bakışları, daha da önemlisi kendilerine saygınlıkları kalmamış gibidirler. Toplumun gerisine düşmüşlerdir. Dört nala, uzak Asya’dan gelenler onları çiğnemişlerdir.

Yakup-Margerata ve Ahmet-Barbara birlikteliği üç yıla kalmaz biter. Ayrılırlar. Margerata bir, Barbara iki çocuk sahibidir. Margerata Stockholm’den dört yüz kilometre uzaklıkta bir şehre yerleşir, kendine yeni bir hayat kurar. Bunun bir kaçış olduğuna ilişkin dedikodular var ama.... Barbara o kadar şanslı değildir. Mesleği nedeniyle Stockholm’de kalmak zorundadır. Ahmet ayrılmasına ve ayrıldıktan bir ay sonra da başkasıyla evlenmesine rağmen, Barbara üzerindeki denetimini bırakmaz. Türkiye’den getirttiği annesi ve yeğenlerine “Yengenize iyi bakın” diyerek onu emanet (!)eder. Onlar da baya iyi bakarlar, hem de gece gündüz. Diğer iki birliktelik bugün hala sürmektedir. Lisa ve Kerstin ana dilleri gibi Türkçe konuşuyorlar şu an. Türkiye’li kocalarının tercümanlığı görevlerini de başarıyla sürdürüyorlar.

İsveç feminist hareketi, solcu Türkiye’li devrimciler tarafından böyle baltalanır, ama sona ermez. Değişik sol guruplar içerisine katılırlar.

Sarsıntı geçiren ve uzun yıllar toparlanamayan kadın hareketi, 12 Eylül 80 sonrasında Türkiye’den gelen mültecilere pek sıcak bakmaz. Oysa, mülteciler İsveçli kadınlara ne kadar sıcak bakmışlardır.

Aradan yıllar geçer. Türkiye’den gelenler arasında kadın hareketine ilgi duyanların sayısı artar. Kendi sollarının yenilmişliği ve eşlerinin baskılarının altında ezilenler İsveç kadın hareketinin, feminist örgütlerinin içerisinde yer alır. Öyle ki, hem parlamento hem de yerel yönetimlere aday olup seçilirler. Bu gelişim, Türkiye’li solcu erkeklerin eskisi kadar itibar görmemelerinin sonucudur. Silkinip kendine gelen kadın hareketi sonunda partileşir. Değil yönetiminde, seçmen tabanında da bizim erkeklerimiz yoktur.(tanrı korumuş desek mi?) Yolları açık olsun...

Benim kısa zamanda edindiğim bilgiler bunlar. Yakında bu İsveçli bacılarımla bir araya gelip bir söyleşide bulunmak istiyorum, tabii eniştelerden izin alabilirsem. Dergide bir güzel yayınlarsınız artık.

Sevgiyle ve güzellikle kal sevgili bacım

Kardeşin Asiye

(Yukarıdaki mektubu bulup gruba ileten Hasan Hüseyin Özkan)



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa