Editörler

Suderin Murat
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Doğanay Sevindik
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
8 Mart 2009 Kadınlar Günü Kutlaması
Sevgili grup;
Dün, ailece metroyla şehre giderken yan koltukta unutulmuş bir zarf buldum. Üzerinde Türkçe bir isim yazılıydı, herhalde postaya verilmeden düşürülmüştü. Zarfın kapağı açıktı, merak edip okudum. Bir kopyasını da sizler için aldım ve zarfın ağzını kapatıp postaya verdim. Mahrum kalmayasınız diye kopyayı yolluyorum. Olaya valla da, billa da bütün aile tanıktır.

Umarım zevk alırsınız…

Sevgili arkadaşım;
Bir 8 Mart daha geldi geçti. Bu yılki 8 Mart’ın diğerlerinden farklı nesi vardı diye soracak olursan, cevabım kocaman bir “HİÇ” olacaktır. Pek birşey değişmedi anlayacağın. Oralarda yaptığınız miting ve yürüyüşleri televizyondan izledim. Hele Ankara’daki gece eylemini pek bir beğendim. Keşke ben de aralarında olsaydım diye az mı hayıflandım. Bu seneyi kaçırdık, kısmet gelecek seneninkine olsun diyelim.

Ben de sana buralarda ne yaptığımızı anlatayım.

Biliyorsun; buralarda siyaset dernekleri birbiri ardına kapandıktan sonra gidilecek tek bir dernek kaldı.

… Derneği, çeşitli faaliyetlerinin yanında bir de kadın faaliyeti yürütüyor. Yönetimi, erkeklerle kadınlar paylaşıyorlar, hatta dernek başkanı kadın. Kendilerine ilericiyiz, solcuyuz diyorlar. Yönetimdeki erkekler de eskiden siyaset yapmış kişiler. Siyasi örgütler kapanınca kapağı bu tür örgütlenmelere attılar.

Geçen yıl aynı dernek, 8 Mart etkinlikleri düzenlemişti ve yapılan çağrıda “Gelin kadın kadına eğlenelim” denmişti. Gittik. Salon kadınlarla dolmuştu. Biraz sonra ... siyasetinin Türkiye’den gelen başkanı mı desem, ideoloğumu desem, her neyse, yanında birkaç erkek ile salona gelerek kutlamalara katılmak istemişti. Biz de kendisine ve yanındakilere kibarca, bu kutlamanın kadınlar günü olması nedeniyle kadınlar arasında yapılacağını, en başta da kendisinin bu konuda anlayış göstermesi ve örnek olması gerektiğini dile getirmiştik. Bozulduğunu pek göstermese de (harbiden bozulmuştu) ve de erkekliğe ... sürdürmemek için önce, kadın ve erkeklerin birlikte mücadele etmesinin gerekliliğini vurgulamış, ikna olmadığımızı görünce de “arkadaşlar haklı” deyip ayrılmıştı.

Onlar ayrıldıktan sonra aramızdan bazıları, özellikle de gençler, havalara zıplayarak ve “yaşasın” naraları atarak sevinçlerini göstermişlerdi.

Bu yılki kutlamaların davetiyesini aldığım zaman, geçen yıldan bazılarının dersler çıkarmış olabileceğini ve kadınlar gününün kadınlarla baş başa kutlanabileceğini düşünmüştüm.

Kutlamaya katılacak olanlar, evlerinde hazırladıklarını salona götürecekler, oradaki bir masanın üzerine koyacaklar ve oraya gelenlerle paylaşacaklardı. Yiyip, içip, eğlenecektik kısacası...

Bilirsin, ben mercimekli köfteyi çok güzel yaparım. O gün de en güzelini yaptım, içine nar suyu katarak. Yanına da marul yapraklarını bir güzel yıkayıp koydum. Birkaç tane de limon aldım, orada kesip üzerine şöyle hafifçe sıkıp yiyelim diye. Bir şişe de kırmızı şarap. Süslendim, püslendim. Arkadaşım arabasıyla beni evden aldı, yanında da on yaşlarında kızı vardı.

Salona girdik. Girdik de ne görelim, bir sürü erkek. Kadınlar günü değil de, sanki düğün, nişan törenine gelmişiz. Dernek başkanı olan kadın arkadaşa yanaşıp “Nedir bu durum?” diye sorduk. Bize durumu şöyle açıkladı:

Yönetimde bulunan erkekler, bu toplantı ve eğlenti için dernek kasasından para çıkartılacağını, bu para karşılığında sadece kadınların kızların eğlenmelerinin doğru olmadığını, derneğin erkek üyelerinin de bu eğlencelerden mahrum edilmemelerini, üstelik kendilerinin kadın erkek eşitliğinden yana olduklarını ve ortak örgütlenmenin gerekliliğini yıllardır savunduklarını saatlerce anlatmışlar. Ayrıca; müzik grubu, davulcu ve zurnacı da erkek, onlar salona girerse biz de gireriz arkadaş demişler.
Durumu değerlendiren ve karşı çıkarsa maddi desteği alamayacağını düşünen başkan ve bir diğer kadın yönetici mecburen “tamam” demişler.

Çok bozulduk tabi. Bir kısım arkadaşlar salonu terk edelim dedilerse de, kalıp kendi eğlencemizi kendimiz yaratalım düşüncesi ağır bastı. Kadınlardan oluşan bir müzik grubumuz vardı ve kendi müziğimizi kendimiz çalacaktık.

Erkeklerin çoğunluğu salonun dip taraflarına çekilmişlerdi ve uzaktan uzakğa kendilerine eş arama bakışlarını fırlatıyorlardı. Davul zurna eşliğinde halaylar çekilmeye başlandığında aramıza karışmak istedilerse de, münasip bir şekilde istenmediklerini anlattık.

Eğlence başladıktan sonra dernek yönetiminden Battal ve karısı Ümmü Gülsüm salona girdiler. Arkalarından kızları, damatları, evlenmemiş diğer kızı ve evlendirmeyi düşündükleri oğullarıyla birlikte. Yanlarında beş altı tane de, Battal’ın iş ortağı ve çalışanı olan erkek vardı. Battal’ın dışındaki diğer aile üyelerinin elleri paketlerle doluydu. Ortada, kendilerine ayrılan büyükçe bir masaya yerleştiler. Ümmü Gülsüm, iki kolundaki bilezikleri şakırdata şakırdata, bir çırpıda yan yana getirilmiş masaların üzerine bembeyaz, kar gibi, ilk günkü gibi bir örtü serdi. Ellerindeki paketler açıldı ve paketlerdeki yemekler yerleştirilmeye başlandı.

Neler vardı, neler… Maydanozlu köfteler. Patlıcan kebabı, acılı ezme, humus, közlenmiş patlıcan salatası, dereotlu cacık, barbunya pilaki, sarmalar, dolmalar, bir çırpıda yutulacak börekler, Arnavut ciğeri, çerezler vs. vs. vs... Ben bulunduğum yerden ancak bunları görebildim.

İstisnasız salondaki bütün gözler onlara döndü. Masanın ortasına Eyfel kulesi gibi dikilen rakı ve viski şişeleri çekim merkezi oldu valla.

Battal efendi baş köşeye oturdu ve ceketini çıkardı, sandalyesinin arkasına astı. Açılan göğsünden aşağı sarkan altın madalyonunu herkes gördükten sonra gömleğinin içine aldı.

Bizim getirdiğimiz yemeklerin sıralandığı masaya baktım da, içim cız etti inan ki. Ümmü Gülsüm hepimizi yemek hazırlamada alt etmişti.

Davul zurna belli bir saate kadar çalınabilecekti. Bulunduğumuz salon bir apartmanın alt katındaydı. O saate kadar davul zurna susmadı. Bunda Battal’ın yapıştırdığı paraların etkisi olmadı desem yalan olur.

Arkadaşların çoğu ortamın gerildiğinin farkındaydı. Senede bir gün bize çok görülüyordu. Sıkıntıların biraz yüksek sesle dile getirilmesi “siz görürsünüz!” havası yarattı. Sahne alan erkek sanatçılar, Battal’ın masasından gelen istek parçasını söyleyince bize de “hodri meydan“ demek düştü. Parçaları aynen şöyleydi:

Bahçasında bir taş attım vişneye
Kadınlar erkeklerden ayrı düşmeye
Kadını erkekten, erkeği kadından ayıran
Ciğerine yağlı kurşun işleye

Olacak iş değildi. Söylenecek laf mıydı yani. Türkü söylenirken bizden tarafa bakıp “gördünüz mü, biz böyle söyleriz” der gibiydiler. Altta kalmadık tabi. Sahneyi alan kızlarımızın çalgılarının arkasındaki koromuz aynı parçanın sözlerini değiştirerek:

Bahçasında bir taş attım vişneye
Akıl ile beden ayrı düşmeye
Aklı bedenden, bedeni akıldan ayıran
Hiç bir erkek eline düşmeye

Diye okuduk. Grubumuz bir neşelendi, bir neşelendi ki sorma. Bizim söylememize en çok Ümmü Gülsüm sinirlendi.

Battal hemen erkek müzisyenleri çağırdı, bir şeyler konuştular. Peçeteye bir şeyler karaladı, delikanlıya verdi. Tabi biz bir yandan onları çaktırmadan süzüyoruz. Yoksa nereden bileceğiz değil mi?

Sahneye gelen erkek müzisyenler önce Ankara havalarını çaldılar ve son olarak da şunu söylediler:

Bir taş attım havaya
Düştü mahpushanaya
On beş kızı kandırdım
Bir şişe lavantaya

Bak, bak. Bunlar kadınlar gününde söylenecek laflar mı? Kızlar infial halinde geldiler. Durum muhakemesi yaptık ve sahne alacak arkadaşlara cevabımızı aşağıdaki gibi vermelerini söyledik. Onlar bu parçayı söylerken bizde dans edecektik. Arkadaşlar sağ olsunlar bizleri kırmadılar:

Bir taş attım havaya
Düştü odun kafaya
On beş erkek kandırdım
Bir kalça sallamaya

Görmeliydin. Ortalık alkıştan inliyordu. Bizim kızlar nereden öğrenmişlerse öğrenmişler, ıslık sesleriyle ortalığı ayağa kaldırdılar. Sahnenin ortasında müziğe uyumlu olarak bir kalça sallayışımız vardı ki, evlere şenlik. Salonun bir tarafına yığılmış erkeklerin kafaları, bir o tarafa bir bu tarafa gidiyordu. Gören tenis maçı seyrediyorlar zannederdi.

Battal ve yanındakiler, salonun sıcaklığından mı, içtiklerinden mi, yoksa acılı mezeden mi bilinmez, ter içinde kalmışlardı. Saat de ilerlemişti ve son numaralarını yapacaklarını düşünüyorduk. Nitekim yaptılar da. Erkek müzik grubu son olarak sahne aldı. Sahneden ayrılmadan öncede şu parçayı çalıp söylediler:

Dam üstünde un eler
Tombul, tombul memeler
Memeler baş kaldırmış
Dar geliyor düğmeler

Bu kadar da olmazdı yani. Edepsizliğin bu kadarı da fazlaydı ve buna bel altına vurma denirdi. Onlara öyle bir cevap vermeliydik ki, yüzleri tutmamalıydı bir daha. Sağ olsun bizim kızlar “Meraklanmayın, onlar söylerken biz cevabını yazdık bile” dediler. Sahne aldılar. Burçak tarlası ile başladılar. Salondaki bütün kadın ve kızlar (Ümmü Gülsüm’ün dışında) kıvrak kıvrak bir oynadılar ki sorma. Tabi biz cevabımızı en sona saklamıştık. Darbe öyle bir gelecekti ki, bir yetmişlik rakı yanında az kalırdı, geldi de:

Dam üstünde un elerim
Tombul, tombul memelerim
Memeler baş kaldırmış
Nerede devrimcilerim

Şok oldular, sevgili arkadaşım şok.

Salondaki bazı erkekler, son otobüsü kaçırmayayım, aman metroya yetişeyim, çok içtim yeter bu günlük, içerisi çok sıcak, evde karım merak eder, çocuk da anasının kucağında uyuyakalmış bi alayım da gidelim vs. vs. vs. nedenler sıralayarak birer birer ayrıldılar. Battal da karısına “Hadi gidelim, gelinmez bu tür yerlere, bir hükmümüz kalmamış” demiş. Ben duymadım, duyanlar söyledi.

Biz eğlenmemize devam ettik, kız kıza, kadın kadına kaldık. Çok hoş oldu.

Eve geldikten bir saat kadar sonra, bizim kızlardan Zeliş telefon etti.

“Yav vicdan azabı çekiyorum, itiraf etmem lazım, ben Battal’ların masasına birara uğradım. Bir kadeh rakılarını içip mezelerini tattım, acaba günah işledim mi?” dedi. Bende ona:
“Yarasın kız, yarasın” dedim. Ne saf arkadaşlarımız var değil mi?

Ben sana, ara ara yine yazarım. Kendine iyi bak, kızlara selam.

8 Mart günün kutlu olsun

Arkadaşın Asiye

Hasan Hüseyin Özkan



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa