Editörler

Suderin Murat
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Doğanay Sevindik
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Bir Kadınlar Günü Kutlaması
Sevgili arkadaşım;

Uzun zamandır yazışamadık. Yaz tatiline geldiğimde de buluşamadık. Ben İstanbul’dayken sen Antalya’ya gitmişsin. “Ehh! önceden haberleşseydin buluşmanın bir yolunu bulurdun” dedim kendi kendime, bu da bana ders olsun.

Allahtan teknoloji gelişti de haberleşebiliyoruz. Gönderdiğin dergileri de alıyorum. Yalnız bir şey diyeceğim; bu dergiler eskiden mensubu olduğumuz siyasi hareketin yayın organı gibi, gerektiği zaman çıkar oldu, düzensiz kısacası. Bunda kadın hareketinin bölünmüşlüğünün etkisi olabilir mi? Kadınların çıkardığı yayınlar satılmıyor mu? Kadınlar sokakları bıraktı mı?

Bu satırları bir erkek yazsa, kafanı sallayarak “hımmmm” diyeceğini görür gibi olurum ama benim cinsiyetimden şüphe etmiyorsun galiba?

Burada olup bitenleri aktarmaya devam edeceğim. Daha önce gönderdiğim haberleri dergiye basmışsın, sağ ol. Sayende, dergide yazım çıktı diye beni el üstünde tutar oldular.

Bir şehrimizde kadınların düzenlediği mitinge erkeklerin alınmadığını, ama polisin miting düzenleyicilere “mitinge katılmak isteyen erkek olursa almak zorundasınız” diyerek bir grup erkeğin miting alanına girmesini sağladığını TV’de izledim. Mitinge giren erkeklerin polisin bu yardımını(!) nasıl yorumladıklarını gerçekten merak ediyorum. İnsanın aklına edepsizce şu soruyu sormak geliyor; “karısı yatağa almadığında da polisten mi yardım alacaklar?”. Allah için polisimiz bu konuda da yardımcı olur. Senin iletişim ağın geniştir, bir araştır da bana işin aslını astarını ilet.

Neyse lafı fazla uzatmadan sana sıcağı sıcağına buradaki 8 Mart kutlamalarını aktarayım. Gelecek sayıda bu yazdıklarımı basacağına söz ver.

Bir önceki kutlamanın zevkinden dört köşe olduğumuzu anlatmıştım. Tüm sene bunu anlatmakla geçti.

Derneklerin üye kaybı, gelirlerinin azalması, dernek lokallerinin ve faaliyetlerin yürütüldüğü yerlerin kiralarının artması, zaman içerisinde farklı yapılarda olan dernekleri bir araya getirmişti. 8 Mart kutlamalarını organize etmek için bir komite kuruldu. Üç kişilik bir komiteydi ve ne yazık ki bu komiteye Ümmü Gülsüm de girdi.

Komite toplantılarını yapmak için bizleri evine davet etti. Kapıdan içeri giriyorsun izzeti ikram, kapıdan çıkıyorsun hürmet. Dolmalar, sarmalar, tatlılar… Biri gidiyor biri geliyor. Bu kadar iltifattan pirelenen Emine; “Ümmü Gülsüm, sakın ola ki geçen yıl olan bitenlerin tekrarı olmaya” dedi. Ümmü Gülsüm de “Yok, anam, bacım, töbe hiç olur mu, siz ne derseniz o olacak” dedi. Dedi de, biz yine de güvenemedik. İşimizi sağlama almaya yönelik önerilerimizi sunduk, kabul ettirdik. Konu müzik olayına gelince Ümmü Gülsüm, “Benim her iki damadım ve kızlarım kendi aralarında bir müzik grubu kurdular, müzik sunacaklara para vermeyelim, onlar çalsınlar. Çok geniş de repertuarları var” dedi. İlk başta aklımıza yattı. “Söylenecek türkü ve şarkılar kadınlara yönelik olsun” dedik. “Tabi, tabi. Zaten kadınlar gününü kutluyoruz değil mi?” dedi. Birkaç gün sonra Emine beni aradı. “Ben pirelendim bu müzik grubu işinden, bizim kızlara haber verelim onlar da gelsinler. Ben arkadaşların yol paralarını karşılarım. Rezil olmayalım” dedi. “Tamam, ben de katkı da bulunurum” dedim.

Kızların müzik grubunun geleceğinden Ümmü Gülsüm’e söz etmeyecektik. “Sürpriz yaptılar” diyecektik. Kızlara telefon açıp durumu aktardık. Ahizeden gelen sevinç çığlığı kulaklarımızın zarını patlatacaktı. “Bu defa donanımlı geleceğiz” diye söz verdiler.

Her şey hazırdı. Yemekler Battal’ın (Ümmü Gülsüm’ün kocası) lokantasında hazırlandı. Katılımcılar içkilerini yanlarında getireceklerdi.

Kadın mücadelesinin dünyada ve ülkemizde gelişimini anlatan bir dia gösterisi hazırladık. Gösterinin müziklerini bizim kızlar seçti. Konuşmacı olarak genç kuşaktan bir arkadaşımızı görevlendirdik. Hazırladığı konuşma metnini -denetleme anlamında değil de- bir noksanlığı var mı acaba niyetiyle gözden geçirdik.

Sabahtan salona gidip hazırlık yaptık. Masaları, sandalyeleri, masa örtülerini, sahneyi, ses düzenini falan ayarladık.

Katılımcıların geleceği saate yakın Ümmü Gülsüm, sahneye yakın masaların üçünü yan yana getirdi. Masaların üstüne vazolarda çiçekler yerleştirdi. Salonun girişine bir masa koyup üzerine damadının evden getirdiği bir sürü dergiyi sıraladı. Dergiler bir siyasi grubun değil, her çeşitten grupların dergileriydi. Bunların yaz tatilinde aldıkları dergiler olduğunu sonradan öğrendik. Emine dayanamayıp;
— Ne yapıyorsun? Böyle bir düzenleme yapılacağını konuşmamıştık, deyince,
— Eeee bacım, o kadar masraf ettik, biz kalabalık bir aileyiz, o kadar da ayrıcalığımız olsun demi ama, demesin mi?
Ümmü Gülsüm’e doğru atılan Emine’yi zor tuttum.
— Bırak, şimdi yeri ve zamanı değil, sonra konuşuruz, dedim. Burnundan soluyan Emine’yi dışarı yolladım.

Salon doldu. Buralarda ne dersen de, ne yaparsan yap, yine de eskisinden farklı olmayacağını gördük. Kadınlarını hiç değilse bugün de yalnız bırakmayan kocalar, onların yanlarında arkadaşları, çocukları, kaynanalar, kaynatalar salonu doldurdu. Bizim kızlar salonun bir tarafına oturup etraflarına kimseleri yaklaştırmadılar. Şehir dışından gelen müzik grubunu görünce Ümmü Gülsüm şaşırdı. Yanlarında müzik enstrümanlarını görmeyince rahatladı, bunu fark ettik. Oysa ki, Emine arkadaşları dışarıda karşılayıp enstrümanlarını mutfak kapısından içeri alarak bir odaya yerleştirmişti.

Battal yanında çalışanlarıyla birlikte gelip masasına kondu. Ümmü Gülsüm kızlarıyla birlikte etrafında pervane oldu.

Arkadaş konuşmasını yaptı. Dia gösterisi sunuldu. Kızlar özenle hazırlanmış gösteriyi uzun uzun alkışladılar.

Ümmü Gülsüm sahneye çıkıp mikrofonu eline aldı;
—Sevgili konuklar şimdi sahneye kızlarımı ve damatlarımı davet ediyorum, alkış, dedi.

Ekip sahnede yerini aldı. İşlerini güzel yapan bir ekipti. İyi hazırlandıkları belli oluyordu. Dört, beş parçadan sonra sözlerini aşağıda yazacağım türküyü söylediler;

Ayvanın irisine
Taş attım birisine
Beni çoban etseler
Kızların sürüsüne

Olduğun yerde köpürdün de mi? Biz de aynı senin gibi olduk. Erkeklerin oturduğu arka taraflardan sevinç çığlıkları, alkışlar, ıslıklar, bizlerden de protesto ıslıkları ve masalara vurmalar yükseldi. Battal ve karısı Ümmü Gülsüm, birbirlerine dönüp iki ellerini havaya kaldırarak ellerini birbirlerine vurdular, bir şey başarmışlar gibi.

Bizim kızlardan biri bana yaklaştı;
— Merak etme hazırlıklı geldik, dedi. Sarılıp öptüm.

Emine sahnedekilerin inmesinden sonra mikrofonu kapıp bizim kızları tanıttı ve onları sahneye davet etti. Ümmü Gülsüm yanıma geldi.
— Ne oluyor? Bunlar söylemeyecekti hani, dedi.
— Buraya kadar Gülsüm Hanım, anlaşmayı bozdun, dedim.

Allah için kızlar iyi hazırlanmışlar. Parçaları büyük bir uyumla sergilediler. Aradan önce de;
“madem ki ayva türküleri söylenecek, bizim de bir katkımız olsun” deyip aşağıdaki türküyü söylediler.

Ayvanın altından geçtim
Eğildim suyundan içtim
Bize sürü diyenlerin
Kafalarına taş gibi düştüm

Oğlan oy balami balami
Alma başına belayı

Ohhhh be. Olur da bu kadarı olurdu. Valla neredeyse gözümden yaş gelecekti. Gülmekten mi, sevinçten mi orasına sen karar ver…

Ümmü Gülsüm ve şürekâsının masasında kocaman bir tıssss. Battal hemen büyük damadını yanına çağırdı. Bir şeyler konuştular. Battal’ın damadına kızdığı belli oluyordu. Az sonra sahnede yerlerini aldılar. Önce uzun havalardan başladılar. Offff offlu, amannn amanlııı, ayyyy aylı, uy anamlı türküler ardı ardına gelmeye başladı. Bir ara Battal’a bakan damadı “şimdi “ der gibi bir hareket yaptı ve aşağıdaki türküyü okudu;

Ay gız adın amandır
Hoş bakışın yamandır
Dönen gece söz verdin
Bu geceki tamamdır

Gaşın gözün şirin sözün
Aldı yazık canımı
Men sene hayran
Ay hanım hanım
Sen benim canım
Men seni alım
Dağlara gaçım bu gece

Ulan biz neredeyiz ya. Nasıl düştük bunların içine. “Seni alım dağlara gaçım” derken, bi de bizden yana bakmazlar mı?

Allahtan bizim kızlar var. Bu geceden sonra onları bir daha, bir daha takdir ettim. Aşağıdaki cevaplarını duyunca bana katılacağını biliyorum.

Güldünya parçalarının bazılarını icra ettiler ve son olarak da cevaben aşağıdaki türküyü söylediler;

Ay oğlan yiğit misin?
Dağlarda geyik misin?
O kadar dedim anlamadın
Kafadan yeyik misin?

Çömüdümü dümü çömüdüm çömüdüm vay
Derdimden çürüdün vay
Ay oğlan imana gel
Dön dolan pınara gel
Hiç bahanen yok ise
.. çını yumağa gel

Çömüdümü dümü çömüdüm çömüdüm vay
Derdimden çürüdün vay.

Ümmü Gülsüm bi hışımla yanıma geldi,
—Ayıp ayıp, ne diyor bunlar, dedi. Tam ağzımı açıp cevap verecektim ki, sahnedeki bizim kız,
—Sıradaki türkü hepinize deyip eliyle salonun arkasını gösterdi. Ayyy, müzik başlayınca bi görecektin, bi görecektin. Hele de sözlerini duysaydın… Dur hemen yazayım unutmadan:

Pencere açıldı Bilal oğlan
Piştov patladı
Varın bakın kanlı da Bilali
Hangi kız hakladı

Ben sana varmam Bilal oğlan
Ben sana varmam
Yetmiş yıl karşımda dursan
Yine sana boyun eğmem

Nasıl ama? Yehhuuuu de mi. Biz de aynen öyle dedik. Arkasından bir de oyun havası:

Zeytinyağlı yiyemem aman
Basmada fistan giyemem aman
Senin gibi cahile
Ben efendim diyemem aman

Kaldım Domaniç dağlarda
Sevgili yoldaşlar nerelerde

Kıvır Allah kıvır olduk. Biz kıvırırken salondaki erkekler, Battal ve Ümmü Gülsüm çıkmış gitmişler. Ümmü Gülsüm giderken;
— Yedikleri içtikleri, yüzlerine gözlerine dursun demiş, sonradan duyduk. Anında söyleselerdi biraz daha yerdik.

Durum budur sevgili arkadaşım. Bu geceyi sana sıcağı sıcağına yazdıp maille yolluyorum. Senden de 8 Mart kutlamalarına ilişkin yazı bekliyorum.

Öpüyorum. Kızların da selamı var.

Not: Yaz tatilinde Ümmü Gülsüm yanına gelecekmiş, adresini ve telefonunu istedi.
Şaka kız şaka, hiç verir miyim?

Kardeşin Asiye

8 Mart 2009

Hasan Hüseyin Özkan



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa