Editörler

Suderin Murat
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Mahmut Özturan
Doğanay Sevindik
Zeynep Şişman
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Kaktüs : Rüzgar Gibi Geçti Ali Rıza Akalın

RÜZGAR GİBİ GEÇTİ
Bu başlık öncelikle bir romanın, daha sonra da bir filmin ismi idi. Rüzgar hızı ile geçen ve de yakıp~yıkıp, kırıp~döküp,  düşüp~kalkıp geçen bir hayatın, ilişkinin, değişimin uzun soluklu içeriğidir.

Sıklıkla bu içeriğin; Fotoğraf~Devlet ilişkisi ile şaşırtıcı bir biçimde örtüştüğünü düşünmüşümdür.

Bir dönem, fotoğrafın profesyonel alanında çabaladım. Sayın Çerkes KARADAĞ ile ortaklığımız vardı. Fotoğrafçılığı, ressamlığı ve Kültür Bakanlığı’ndaki çalışmışlığı ile, 50 yılı aşkın süredir gerçekleştirilen ve artık klasik olmuş Devlet resim, heykel, seramik, özgün baskı dallarındaki yarışmalarda ödül almış veya sergilenme değeri kazanmış yapıtların slaytlarını biz çekerdik.

Bu filmler, aşamalardan geçer, döner~dolaşır, kataloga basılmış olarak karşımıza çıkardı. Katalog baskısının iyi olmaması halinde; biz matbaayı, matbaa renk ayrımını, renk ayrımcı da bizi suçlardı. Bu kısır döngü, basımı bitmiş olan kataloğun niteliğini değiştiremez ve katalog kitaplıktaki yerini alırdı.

Bu durumda dahi, ürününün kitaba basılmış olması, sanatçısında gizli bir sevinç yaratırdı. Bu haliyle bile, uzak yerlere, daha çok kişiye ulaşır ve de sanatçısını da bir anlamda ölümsüzlüğe kavuşturmuş olurdu.

80’lerin ikinci yarısına doğru, 10. fotoğraf yaşına yaklaşan ben ise; fotoğrafın da devlet nezdinde “sanat dalı” olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünüp, hayaller kurardım.

Çok geçmedi, gerçekten de fotoğraf “bileğinin hakkı “ ile Devlet nezdindeki statüsünü kazandı. Zira nicel gelişmesini, nitel açıdan da ivmeye dönüştürerek “ben buradayım” diye bağırıyordu. Bu duruma bir de resim dalında uzun süredir devam etmekte olan sessizlik ve yeniliksizlik de eklenince, fotoğrafın yıldızı olduğundan daha parlak olarak algılanmıştı.

Bu ortamla başlayan devlet~fotoğraf ilişkisinin kronolojik yolculuğu şöyle sürmüştür.

1. Devlet Fotoğraf Yarışması; 1984 yılında, serbest konulu olarak, renkli-siyah/beyaz baskılar ve slayt dallarında yapılmış olup, bu yarışmaya halen kırılamayan bir rekor ile 1181 yapıt katılmıştır. Ancak, ne yazık ki, katılımcı sayısı belirtilmemiştir. Bu ilk yarışmada “Jüri Gerekçeli Raporu” yazılarak ileri ve öncü bir tavır ortaya konmuş, ayrıca bir katalog da basılmıştır

2. Devlet Fotoğraf Yarışması; 1986 yılında gerçekleştirilmiş olup, ilk yarışma gibi renkli-siyah/beyaz ve slayt  dallarında yapılmış ve 99 katılımcı, 399 fotoğraf ile yarışmaya katılmıştır. Bu yarışmada da “Jüri Gerekçeli Raporu” yazılmıştır

3. Devlet Fotoğraf Yarışması’ndan başlayarak, hemen her yıl köklü değişikliklerin yapıldığı bir döneme girilmiştir. Örneğin; bu yarışma ile birlikte “Jüri Gerekçeli Raporu” tarihe gömülmüştür. Yine, renkli~siyah/beyaz baskılar ve slayt dallarında 1., 2., 3.lük ödülleri ile mansiyonların verildiği bu yarışma, 1988 yılında 230 kişinin 684 yapıtla katıldığı bir yarışma olmuştur.

4. Devlet Fotoğraf Yarışması’na 90 kişi 253 fotoğraf ile katılmıştır. Diğer yarışmalar gibi 3 dalda yapılmış olmasına karşın bu denli az sayıdaki katılımın nedeni, yarışmanın “konulu” olarak düzenlenmiş olmasıdır. Üstelik konunun “Bilim, Bilgi, Teknoloji” olması, belli ki fotoğrafçılarımızın niteliğini de zorlamıştır. Bu durum konunun tarihe gömülmesine neden olmuştur.                                           

5. 1992 yılında düzenlenen bu yarışmada iki değişiklik birden yapılmıştır. Birinci olarak; konu kaldırılmış, ikinci olarak da slayt dalı dışlanarak sadece renkli ve siyah/beyaz baskı dallarında ödüller verilmiştir. Bu karar bir ivme kazandırmış olup, sonuçta 348 kişi 563 eseri ile yarışmaya katılmıştır.

6. Yarışma 1994 yılında gerçekleştirilmiş olup, değişiklik yapma geleneği bozulmamıştır. Renkli ve siyah/beyaz kategorileri kaldırılarak karma bir değerlendirme yapılmıştır. Tesadüf müdür bilinmez ama, 1.lik ödülünün renkli, 2.lik ödülünün siyah/beyaz, 3.lük ödülünün sepya fotoğrafa verilmesinin yanı sıra, bir mansiyonun renkli, bir mansiyonun siyah/beyaz, bir mansiyonun da solarize fotoğrafa verilmesi, “kardeş payı” tanımını hatırlatan bir durumu ortaya çıkarmıştır. Bu yarışmaya 198 kişinin 507 fotoğraf ile katıldığı kayıtlara geçmiştir.

7. Devlet Fotoğraf yarışması “suret”in günah olduğu inancına sahip bir düşüncenin egemen olduğu yılda yapıldı ve değişiklik geleneği sürdürüldü.1.,2.,3. fotoğraf yerine, eşit değerde 5 başarı ödülü verildi. Bu yıla kadar istisnasız her yarışma sonunda bir katalog basılmış olmasına karşın, bu yarışmada katalog basılmamıştır. Katılımcı ve yapıt sayısı bilinememiştir.

8. 1998 yılında gerçekleştirilen 8. Devlet Fotoğraf Yarışması, şaşırtıcı bir biçimde 7. yarışmanın koşullarında hiçbir değişiklik yapılmadan gerçekleştirilmiştir. Ancak, 307 yapıt ile yarışmaya katılan 120 kişi kataloglarına kavuşmuşlardır.

9. 2000 yılı tüm dünyada milenyum sözcüğü ile karşılanmıştır. Bu heyecanla olsa gerek, ödüllendirmede bir garabet yaşatılması başarılmıştır. Şartnamede 5 adet eşit ödülün yer almasına karşın, bu beş ödül 8 kişiye paylaştırılmıştır. Böyle yapılmakla ödülün manevi değeri yok edilmiş, iş parasal boyuta indirgenmiştir. Bu kafa karışıklığı ile yetinilmemiş, ödüllerden ikisi katılımcılarının üçer fotoğrafına verilmiştir. Geriye kalan 3 ödül de, 6 fotoğrafçıya birer fotoğrafı için verilerek anlaşılmazlıklar içinde yapılan bu 9. yarışmaya 151 kişi 380 fotoğrafı ile katılmıştır.

10. Devlet fotoğraf yarışmalarının onuncusu 424 fotoğrafın sessizce katıldığı bir yarışma olmuştur.

11. 2004 yılındaki yarışma fotoğraf dünyamızda bir deprem etkisi yaratmıştır. Zira 1. yarışmadan başlayarak 11. yarışmaya gelene kadar, bu etkinliğin adı “Devlet Fotoğraf Yarışması” iken bu yarışma “11. Fotoğraf Yarışması “ olarak ilan edilmiştir. İlk bakışta biçimsel gibi görünen bu geri adım, özünde; fotoğrafın sanat boyutunu ve devlet nezdindeki varlığını yok saymaya yönelik bir eylemdir. 109 kişinin, 271 fotoğrafla katıldığı bir yarışma olarak gerçekleştirilmiştir.

12. 12. yarışma yeniden “Devlet Fotoğraf Yarışması” adıyla ve 286 kişinin 735 fotoğraf ile katılımıyla 2006 yılında yapılmıştır.

13. 2008 yılındaki 13. yarışma, dijital teknolojinin artan etkisi ile yoğun bir katılım ile yapılmıştır. 314 kişinin 808 fotoğrafla katıldığı bu yarışma, gelecek yarışmaların giderek artan bir nicelikle yapılacağının sinyallerini vermiş olup, nitelik konusunda ise soru işaretleri yaratmaktadır.

Buraya dek yazdıklarımın özeti ise şu şekilde yapılabilir : İlk 9 yarışmada geleneğini ve ilkelerini oluşturmak için arayışlar içinde olan Devlet Fotoğraf Yarışması; “dalgalı deniz” görüntüsü  vermiştir.

Ancak, 10. yarışmadan itibaren ve sonraki yıllarda stabil hale gelmiş bir etkinlik olduğunu söylemek mümkündür.

Son iki yarışmada, gerek katılımcı gerekse yapıt sayısında ciddi artış gözlenmektedir. Büyük bir olasılıkla 14. yarışmada bu sayılar artacaktır. Zira dijital teknoloji; sanat dalları içinde, fotoğrafı köklü bir biçimde değiştirmiş, kolaylaştırmış, yaygınlaştırmış durumdadır.

Devlet Fotoğraf Yarışması’nın son dört tanesinin içerdiği ortak koşullara baktığımızda;

• Her yarışmacının en çok 4 fotoğraf ile katıldığı,

• Ödüllerin; renkli ve/veya siyah-beyaz ayrımı olmaksızın yapıldığı,

• Eşit değerde, 5 adet başarı ödülü verildiği,

• Jüri  gerekçeli raporu yazılmadığı,

• Her türlü tekniğin uygulamasının serbest olduğu,

• Fotoğraf boyutunun sınırlandırıldığı,

• Tek fotoğrafa ödül verildiği,

gibi bir kararlılık ve eylem ortaya çıkar.

Şöyle bir geriye yaslanıp belleğinizi zorlamadan düşündüğünüzde; bir derneğin, bir şirketin, bir belediyenin düzenlediği yarışmaların da bu koşulları taşıdığını hatırlayacaksınız.

Bu durumda, devletin büyüklüğü, önemi, özelliği, öncülüğü ve destekleyiciliği nerededir? Devlet Fotoğraf Ödülü’nün üstünlüğü, önemi, maddi tutarımıdır? Şüphesiz ki böyle olmamalıdır. Ödülün manevi değeri ve saygınlığı çok yüksek, maddi değeri ise düşük olmalıdır.

Bir devlet ödülünü kazanmak, zor elde edilebilir bir değer olmalıdır.

Bunun için yapılması gereken, bir düşünce ve eylem değişimi olmasıdır.

FOTOĞRAF BİR ŞEYDİR, FOTOĞRAFÇI İSE HERŞEY

Böyle bir görüşün, yargının sahibi iseniz; bu söylemi eyleme dönüştürmek kolay olur.

Bir model olarak:
• Her katılımcı, hepsinin boyutu aynı olan 5 fotoğraf ile katılmalıdır.

• Her fotoğraf, konu ya da teknik veya tarz olarak bütünlük içermelidir.

• Jüri, 5 fotoğrafı, bütünlük, yetkinlik, özgünlük kriterleri ile değerlendirmelidir.

• Jüri, kazanan seri için detaylı bir jüri gerekçeli raporu hazırlamalıdır.

• Jüri, 3 fotoğrafçı, 1 ressam, 1 felsefeciden oluşmalıdır.
Bugünden başlayarak, 2010’da yapılacak 14. Devlet Fotoğraf Yarışması’nın bu koşullarla düzenlenmesinde yarar görüyorum. Bu biçim, fotoğrafçılarımızın, düşünsel ve felsefi yanını geliştirebileceği gibi, ”Devlet Ödülü”’nün değerini de arttıracaktır.

Bu teknik özelliğinin yanı sıra, Devlet Fotoğraf Yarışması’nın sağlaması gereken bir başka özelliği de; olabildiğince geniş alandan, olabildiğince çok kişinin katılmasını sağlayacak olanakları yaratmasıdır. Devlet; tasada ve kıvançta ortaklık anlamında  büyük bir organizasyondur. Hal böyle olduğunda; devletin kültür bakanlığı neden sadece Ankara, Istanbul ve İzmir’de toplama merkezleri oluşturur? Çanakkale’de, Trabzon’da, Bursa’da, Adana’da, Antalya’da ve daha birçok kentte “Kültür Müdürlüğü” yok mu dur?

Yıllar sonra yapılacak bir araştırmaya kataloglardaki bilgiler kaynaklık edecekse, görünecek tablo: Devlet yarışmasına sadece Ankara, İstanbul, İzmir’den katılım olmuş gibi garip bir tablo ortaya çıkacaktır.

Aslında ödüllerin dağılımına bakıldığında da bu durum gerçek gibi gözükmektedir. Örneğin; katılım koşullarının stabil hale geldiği 10.,11.,12. ve 13 yarışmalarda toplam 20 “başarı ödülü” verildiği, bu ödülün 8 tanesinin İstanbul’dan, 8 tanesinin Ankara’dan, 2 tanesinin İzmir’den katılanlarca kazanılmış olduğu, sadece 2 ödül sahibinin farklı iki yerden yarışmaya katıldığı görülecektir.

Ne dersiniz, tablo garip değil mi ?

Mersinli, Adanalı, Kayserili, Gaziantepli, Edirneli ve daha birçok ilde örgütlenmiş derneklerimizden fotoğrafçı arkadaşlarımız nerededirler? Biliniz ki; 3 toplama merkezi uygulamasını haklı olarak protesto etmekteler.

Ne yazık ki; bu garip tablolar,jüri üyelikleri için de geçerlidir. Bugüne dek yapılan yarışmalardaki jüri üyelerinin 9’u Ankara’dan, 6’sı  İstanbul’dan, 1’i İzmir’den ve 2’si farklı iki yerden seçilmişlerdir. Üstelik bu üyelerden bir kısmı, birkaç kez görev almış, bir isim ise neredeyse “Milli Jüri Üyesi” sıfatını kazanmıştır.

Önerdiğim bu değişikliklerin uygulamasının hiçbir zorluğu yoktur. Yeter ki, klasik anlayıştaki “memur” tanımından ve eylemsizliğinden kurtulunsun.

Alışılmış, harcıalem, özelliksiz, dar katılımlı yarışmayı sürdürmek demek; giderek çoğalan ve de büyüyen kaktüsün dikenlerine hedef olmak anlamına gelecektir.

Sağlıcakla kalın
Ali Rıza AKALIN




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa