Editörler

Suderin Murat
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Doğanay Sevindik
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Bu Bir Pornografi Değildir



Yıllar önce Mor Çatı’ya gittiğimde genç bir kadınla karşılaştım. Beni güler yüzle içeri davet etmişti. Minicik, küçücük bir kadındı bu.  Havadan sudan sohbet ederken konu nasıl oraya geldi bilmiyorum, babasının yıllar boyunca kendisine nasıl defalarca tecavüz ettiğinden bahsetti. Başına gelenler babasının tecavüzü ile kalmamış, erkek kardeşi babasının yaptıklarını görünce aynı şeyi de uygulamıştı bu genç kadına. O zamanlar küçücük bir kız olan bu genç kadın, yıllar boyunca bu eziyeti çektikten sonra, babasının zoruyla zalim bir adamla evlendirilmiş, evlendiği adam, babası ve kardeşinden de kötü çıkmıştı.

Yatağa bağlayıp bilumum aletlerle işkence yaparak karısına tecavüz eden bir adamdı bu. Sonunda bir çocukları olmuş, nasıl olmuşsa bu adamdan bir şekilde ayrılmış kendini mor çatının şefkatli kollarına atıp, hayatını orda çalışarak kazanmaya başlamıştı. Bana hikayesi gerçek gibi gelmemişti. Yaşadıkları öyle absürd ve inanılmaz gibi gözüküyordu ki anlatırken herhangi bir acı ifadesi olmadan gülümseyerek anlatması durumu gerçek dışı kılıp olanlardan acı duymamamı sağlıyordu.  

Daha sonra çok yakın bir akrabamızın oğluna tecavüz ettiğini annemden öğrendim. Üstelik bu durumu karısı görmüş ve sesini çıkartmamıştı. Ayrıca annem tarafından bunun bana anlatılması, tüm akrabalar tarafından bilinip görmezlikten gelinmesi  aslında bu tür olayların aile içinde nasıl örtbas edildiğinin, aile denilen kurumun ne yaşanırsa yaşansın korunmaya çalışılmasının bir göstergesiydi: Bir sistem vardı ve aile; devlet, toplum, din gibi iktidar odakları tarafından kutsanmış, belli bir sistem içine oturtulmuştu. Hiçbir koşul ve durumda o sistemin bozulmaması gerekiyordu. Ekonomi, politika, din, devlet ve toplum,  özel hayati kıskacı içine alarak  varlığını devam ettirebilir çünkü.

Görmedim, duymadım, bilmiyorum” adlı yapıt, konusunu bu gerçek hikayelerden almıştır.

Almanya da açtığım bir kişisel sergide bu yapıtı  da sergiledim. Sergi salonu herkesin alışveriş yaptığı bir sokaktaydı tüm yüzeyleri camdan oluşuyordu, izleyiciler galerinin koşulları gereği sergiyi ancak dışarıdan izleyebilirlerdi.Mahremiyeti yansıtan bu fotoğraflar az da olsa küçük çocukları rahatsız edebileceği düşüncesiyle, sergi mekanının cam yüzeyini pembe boya ile boyayıp sadece gözetleme delikleri açtım. Böylece yapıtları görmek isteyenler sergiyi ancak dışardan  gözetleme delikleri ile izleyebilecekti.Bu sergide sanat yapıtı teşhirci konumundayken izleyici  röntgenciydi.

Açılışın hemen ertesinde gece yarısı polis tarafından küçük kızımla birlikte, bir suçlu gibi polis arabasının arka koltuğuna  konarak sergi mekanına götürüldüm ve sergim polis tarafından sansürlendi. İlginç olan polisin herhangi bir yasal dayanak olmaksızın, sadece civarda yaşayan kişilerin şikayeti ile bu sansürü gerçekleştirmesi ve bu eylemi gece yarısına bırakması. Çünkü gece gelen polise hayır deme olasılığınız fazla yoktur ve kimse yardımınıza koşamaz. Demokratik olduğunu iddia eden bu memleket, sonuçta herhangi bir şekilde kendi sistemi rahatsız edildiğinde, aynı, demokratik olmadığını iddia ettikleri ülkelerin  polisleri gibi hareket ettiler. Gece yarısı gelip, herhangi bir yasal dayanakları olmadan sadece bir sanat yapıtından oluşan sergiyi sansürlediler. 

Polis işlerimi sansürlerken “görmedim, duymadım, bilmiyorum” adlı yapıtın tamamını, diğer fotoğraflarda çıplak görünen tüm barbielerin kapatılmasını istedi.  Polisin ilk söylediği söz “pornografik tüm fotoğrafları kapatın” oldu. Benim cevabım ise “pornografik olanlar hangisi  siz bana gösterin çünkü ben bunların pornografik olduğu düsünmüyorum” dedim. Polisin cevabı ise çok yüksek bir ses tonu ile çıplak olan tüm barbieler oldu.

Bir filmde,  kitapta ya da dergide cinsel ilişki tüm ayrıntısıyla gösteriliyorsa bu pornografidir. Buradaki ince nokta cinsel ilişkinin gösterilmesi değil tüm detaylarıyla görüntülenmesidir.  Şayet bir film, fotoğraf, ya da kitap  pornografik olsun diye yapılmamışsa içinde barındırdığı tüm özelliklere rağmen o porno değildir.

Sadece oyuncaklarla yapılan bir sanat yapıtının Almanya gibi bir ülkede pornografik olarak tanımlanması  ve sansürlenmesi  trajikomik bir durumdur.

Foucoult “cinselliğin tarihi” adlı kitabında sansür mekanizması için şöyle diyor: “Bu yasaklamanın üc biçime girdiği varsayılır: Buna izin olmadığını evetlemek, bu’nun söylenmesini engellemek, bu’nun varolduğunu reddetmek. Görünürde bunlar bağdaşması zor biçimlerdir. Oysa, sansür mekanizmalarına özgü bir tür zincirleme mantığı tam da bu  düzeyde ortaya çıkar. Bu mantık, varolmayan, kural dışı olan ve söze geçirilmeyeni , her biri ötekinin aynı zamanda hem ilkesi hem de sonucu olacak biçimde dışavurulmaya hakkı yoktur ve susturulması gereken, tam da yasaklanan bir şey gibi gerçekten uzaklaştırılır”.

Sonuçta sergi bir hukuksal sürece girdi. İşin içine avukatlar, polisler, sanatçılar, o yörede yasayanlar da girdi. Bir hafta boyunca sergi sansürlü olarak devam etti ve daha sonra avukatlar aracılığıyla, yeniden açıldı

Sergi sonuna kadar tepkiler devam etti. Yaşadığım yer küçük bir yer olduğu için küçük çapta kötü bir şöhretim de oldu. Sokakta sözlü tacizlere uğradım, marketlerde alışveriş yaparken ya da başka kamusal alanlarda sözle yıpratıldım. İki hafta  boyunca takip edildim, evim telefonlarla gece yarısı rahatsız edildi, hatta içeri girmeye çalışanlarda oldu.

Görmedim, duymadım, bilmiyorum” adlı yapıt  planlanmayan, ama yaşadığı sansür süreciyle aslında  oluşma sürecini tamamlayan, amacına ulaşmış bir fotoğraftır. Bu bir sanat yapıtıdır, pornografi değil!

Canan Senol

This is not pornography!

Years ago, I met a young woman during my visit to Mor Çatı*. She has welcomed me in with a nice smile. A tiny little woman was she. I do not remember how we ended up talking about his fathers rape for years while talking on pragmatic daily things. It was not her father but also her brother who imitated his father. She has been under this act since she was a small girl and for long years. And that was not the only circumstance. Her father has forced her to marry a cruel man, and her husband has been worse than her father or her brother. He was a man who would rape his wife, tie her to bed and violate her by using various apparatuses. Lastly, she got pregnant and divorced her husband somehow, took shelter in Mor Çatı. Her story did not seem as if real. All the things she has lived through were a bit absurd and unbelievable, also that of the smile on her face while telling her story was not making me feel sorry or painful.           

Afterwards, I learned through my mother that a close relative has raped his son. Actually his wife has witnessed but has not reacted upon. Also, this being told by my mother and well-known by all our relatives, reversely has been attached a kind of invisibility. That was a sign of  the constructed protection zone over the institution called ‘family’ and whatever has been experienced must be captured, stay indoors of the family frame. There was a system and family, has been sanctified by power structures like state, society, religion. Under any condition or circumstance, that system should not be demolished or destroyed. Hence economy, politics, religion, state and society can survive only by dominating the private life.

The work titled ‘See No Evil, Hear No Evil, Speak No Evil’ is based on the true stories. This work is exhibited at a solo exhibition in Germany. The exhibition space was at a conventional shopping street with a large display. The audience could see the work only through the display. With respect to the privacy, I have colored the display glass into pink and situated some peeping holes. Thus, people who would wish to see the exhibition could see through the peeping holes. In this exhibition, the work was exhibitionist and the audience as the peeper.

After the opening night, I have been put in back of a police car and brought to the exhibition space with my little daughter. And my exhibition was censured by the police.         

The interesting point of all is that the police censure did not have a legal support but the complaints of the people living in the neighborhood and realized this act in the middle of the night. Because you do not have a high possibility of rejecting and in the middle of the night no one can help you. This country which is claiming to be democratic, has behaved similar to the countries criticized to be undemocratically.  

The police came in midnight and without any basis censured my one-work exhibition. Police asked me to close down my work ‘See No Evil, Hear No Evil, Speak No Evil’ and the naked babies.

The first sentence of the Police was “Exclude all the pornographic photographs”. My answer to that was “which are the pornographic ones, can you show them to me, because I do not think any of them is pornographic.”  The answer was with a loud voice; “All the naked Barbie’s”.

In a film, book or a magazine if the sexual intercourse is being exhibited in every detail being pictured.

If a film, photograph or a book is not produced to be pornographic, it is not porn of all the images, texts contained in. It is tragically funny that a work of art made of dolls is being defined as pornography and censured in a country like Germany.  

Foucault defines the mechanism of censure in his book ‘the History of Sexuality’ that; “ The prohibition is categorized in three: agreeing it, obstructing talks on it, rejecting its presence. The stated categorizations do not seem to correspond to each other on the surface. But the logical chain of mechanisms of censure is formed on this level. This way of thinking the unreal, unspoken, ineligible cannot be expressed in a cause and effect relationship, that is alienated from reality like something that is prohibited.” 

The exhibition ended in court thus, lawyers, police, artists and the people in the neighborhood of the exhibition space got to be involved. The exhibition continued in censure for a week and reopened with the help of lawyers.

The reactions continued till the closing day of the exhibition. The district I was living in was a small one thus I got to be a little famous. People threw words on me while I was walking on the street, shopping or in a public space. I have been traced for two weeks and disturbed by the midnight phone calls by unknown people, also some people tried to get into my flat.

The work titled, ‘See No Evil, Hear No Evil, Speak No Evil’ is a photography work which has reached its ideal and complemented by the unplanned fact, the censure. This is a work of art, not pornography!

Canan Şenol

* Mor Çatı is a women’s association that supplies shelter for the women who have been violated tortured by their husbands.




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa