Editörler

Suderin Murat
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Mahmut Özturan
Doğanay Sevindik
Zeynep Şişman
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 21    Kartopu: Buse K.
Kartopu: Buse K. Söyleşi: Suderin Murat
“ kendimi kartopuna benzetirim. Her gün yuvarlana yuvarlana biraz daha büyüdüğümün, biraz daha aklaştığımın farkına varırım. Kartopu benim için özgürlüktür. Her geçen gün çevresi artar, büyür. Soğuktur ama o soğuğun içerisinde büyümeyi becerebilir. Bu kadar savaşın, bu kadar kirliliğin, bu kadar kötülüğün olduğu, bu kadar vahşetin olduğu bu dünyada hala çevremdeki insanlarla büyüyüp yuvarlanabilmek çok önemlidir”

Buse kimdir,  Buse K.
Buse K., 1977 ‘de doğmuş, Ankara’da yaşayan bir şahıs.

Birkaç cümleyle yaşamını özetleyebilir misin bana?

İnsanların cinsel kimliklerinin çok belirleyici olmaması gerekiyor ama, transeksüel olduğun zaman hayatının her noktasında belirleyici bir duruma da geliyor. Çok uzun süreden beri cinsel kimliğimden dolayı mücadeleye vermeye çalışan bir insanım.  Aktivistlerindenim.

Bunlar ama görünen tarafların. Aşama aşama içinde etkin olduğun olaylar.
Bir insanın kendisini öncelikle tarif etmesi çok zordur. Kendini bir iki cümleyle anlat dediğin zaman zorlanırım ama benim hayatımda 2 önemli cümle  vardır. Bir, kendimi kartopuna benzetirim. Her gün yuvarlana yuvarlana biraz daha büyüdüğümün, biraz daha aklaştığımın farkına varırım. Kartopu benim için özgürlüktür. Her geçen gün çevresi artar, büyür. Soğuktur ama o soğuğun içerisinde büyümeyi becerebilir. Bu kadar savaşın, bu kadar kirliliğin, bu kadar kötülüğün olduğu, bu kadar vahşetin olduğu bu dünyada hala çevremdeki insanlarla büyüyüp yuvarlanabilmek çok önemlidir. İkinci cümle ne dersen, her zaman şunu söylüyorum dünya ne kadar kötü olursa olsun, teneffüs ettiğin şey özgürlük olduktan sonra yaşamı her yerde yaşarım.

Çalıyor musun?
Çalışıyorum.

Sigortalı olarak, resmi mi?
Avrupa Birligi  insan hakları ve ayrımcılık üzerine Kaos da rapörtörlük yapıyorum.

Sigortan ödeniyor ve sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyorsun değil mi?
Evet, Kaos da çalışıyorum ve bu aydan  itibaren yararlanabileceğim.

Henüz hastanelerde öyle bir deneyimin olmadı o zaman, sağlık açısından, kan aldırmak, röntgen çektirmek vs..
Sigortadan değil ama kendi paramla yatmışımdır.

Farklı davranışlar hissediyor musun orada?
Bir devlet kurumu,  elbette ki.  Sonuçta o devlet kurumunun içindeki herkes insan ve onun en yakın akrabası en yakın arkadaşı hatta sevgilisi de eşcinsel olabilir veya transeksüel olabilir.  Bunu kimse bilemez ama hani devlet kurumu dendiğinde zaten kimliğini verdiğinden itibaren o arada bir sirkülasyonun başladığının farkına varıyorsun. Ben mavi kimlikliyim hala. 

Pembe Hayat’ın kurucusu mavi kimlikli?
Evet ben, ameliyat olmayı düşünmüyorum.  Ameliyat benim için öncelikli değil.

Ben transeksüel olduğunuzu sanıyordum.
Hayır, transeksüellil ameliyat olmakla ilişkili bir şey değildir.

Anlatabilir misin?
Travestilik bir fantezi şeklidir. Zaman zaman transeksüel ilişkilerde de bu yaşanır. İnsanın kendisini kadın veya erkek bedeninde hissedip fantezi biçimde, kıyafetler giyip cinsel ilişkiye girmesi veya duygusal saatler geçirmesi  neticesinde olan bir şey.

Transeksüellik, ameliyat olma üzerinden değil, insanın ben kendim kadınım algısını koyduktan sonra kadın olarak yaşamasından geçer. Bunun için illa ameliyat olması gerekmiyor. Hani, biz kadınlığımızı cinsel ilişki üzerinden yaşamıyoruz. Biz, kendimizi ruhen nasıl hissediyorsak öyle yaşıyoruz. Transelsüel genellikle Türkiye’de ameliyat olan insan şeklinde tanımlanır ve bunu ayrımcılık olarak kabul ediyoruz. Ameliyat olsun olmasın bir insan kendisini kadın hissediyorsa ve 24 saatini kendi kadınlığı üzerinden var ediyorsa bizce kadındır. Mesela tek göğsü olmayan kadınlar yarım kadın. Kadın mı, değil mi? Ya da göğsü büyük olan ya da küçük olan arasında tam kadın veya yarım kadın ayrımı yapılıyor. Eğer kadınlık üzerinden vajina veya penis ilişkisine dayanacaksak … Bu insanın kendisine kadınım demesiyle başlayan süreç olarak tanımlanır.

Ailen transeksüel olduğunu biliyor...
Aslında bana destek veren ailem. Bunun senin için salt cinsellik olduğunu düşünmüyorum ve yaşamında bunun için mücadele etmeni istiyorum diyerek destek veren ailem.

Türkiye’de ailelerin bu bakış açısı az dir degil mi??
Evet, az ama bu duruma da kolay gelinmedi. Yeni benim ailem de en başta red eden, olamaz veya nasıl olur diyerek doktora gidelim, bir psikoloğa gidelim diye dolaştıran, sonrasında da hep birlikte araştırıp benimle birlikte bu sürece giren, zaman zaman görüşmek istemedikleri süreçler yaşadık.

Ama anne her zaman daha hassas davranır değil mi?
Anne de baba da aynı aslında. Biz anne daha farklı diyoruz ama bazen baba da şaşırtabiliyor. Bazen babalar bunu  anlayışla karşılayabiliyor. Toplumda kimin neyi nasıl karşılayacağı belli olmayan bir şey. Ben ne babalar gördüm eşcinsel çocuğunun mücadelesinde yer alan, hatta çıkıp konuşmalar yapan. Kimi zaman da anneler gördüm, evladımız kesinlikle diyen, insanları karşısına alabilen. Ben ailemin karşısına çıktığımda şunu söylemiştim. Sizin yatakta pozisyonlarınız beni ilgilendirmiyorsa benim hayatımdaki pozisyonlarım, yataktaki pozisyonlarım da sizi ilgilendirmiyor. Siz bir insanı dünyaya getirdiniz ve bu insanın da nasıl şekilleneceğine sizin karar verme durumunuz yok. Önemli olan karşılıklı saygı ve sevgi üzerinden yaşamımızı devam ettirebiliyorsak birbirimizi anlayıp birbirimize iyi bir arkadaş, iyi bir evlat, iyi bir baba, iyi bir yoldaş olabiliyorsak bence önemli olan bu olmalı.

Tamamen senin kendi tercihindir tabi
Tabiî ki benim tercihimdir.

Şunu demek istiyorum, bu konuda herkesin kendi tercihi mi oluyor?
Ben kadın olarak yaşamak istiyorum ama ben doğduğumdan beri zaten kadınım. Yani bu noktada tercih olmuyor. Kendimi ne olarak görüyorum. En başından beri kadın olarak görüyorum. Fiziksel, biyolojik olarak belki dünyaya erkek veya kadın olarak geliyoruz ama bizim iç duygularımız oluşmaya başladığından itibaren ne hissediyorsam odur. Benim o dönemlerde elbiselerim bizim evin perdeleriydi, tülleriydi. Bugün özel dolabımda artık kıyafetlerim var. O zamanlarda pencerelere asılı kıyafetlerim vardı. Arasında hiçbir fark yok bence. Önemli olan onu yaratabilmek ve yaşadığını birileri olsa da olmasa da kendi içinde veya dışarıda bunu yansıtabilmek diye düşünüyorum.

Peki  aktivist yanın ne zaman ortaya çıktı, ne zaman fark ettin bu mücadelelere girme isteğini?
Aslında bu psikolog-psikiyatrist süreçleri.

Tedavi mi aldın?
Hayır almadım. Ben 4 kızdan sonra dünyaya gelen erkek çocuğuyum. 5 kardeşiz.
Ve soyismi bitiyordu. Babam da  bunu çok önemsiyordu.

Şimdi artık taşınıyor soyismi yine.
Babam da bunu çok istiyordu. Olmaz olamaz bunu kabul edemiyordu. En azından kendisini rahat hissettirmesi için psikologlar dolaştık. Ben bunun psikologlarla ya da başka şeylerle düzelmeyeceğini söyledim. Bir çok doktora gittik. Sonrasında birkaç psikolog, yok transeksüel zaten hani bu arıza değil dedikten sonra, beni her psikoloğa götürdükten sonra dünyaları biraz daha başlarına yıkılıyordu. O dönemde bana öyle bir şey yansıtmışlardı ki bende bilmiyordum. O dönemde odama kapanıyordum, Bülent Ersoy kasetlerimi çalıyordum ve ağlıyordum. Bir gün eniştem bu durumun bende çok ciddi sorunlar yaratacağını düşünerek, eşcinsellik, transeksüellik olduğu yerleri araştırmaya başlıyor . O dönemler 94 de ilk canlanış dönemleri doğuyor yani  94-95 o civarlar sanırım. Konu ile ilgili dergilerini getirdi bana, fanzindi o zaman dergileri. Bayağı bir dergi getirdi. Doktor arkadaşıyla iletişime geçmişti. Doktor arkadaşı da biseksüelmiş zaten. Hani ne yapılabilinir diye. Sonra transeksüellerle görüşmeye gitmiş. Ben ne yapayım, nasıl yaklaşayım diye. Dergileri getirmişti bana, ben okumaya başladım. Sonra haftada bir gün toplantı oluyordu.  Oraya gitmeye karar verdim, sonrasında da şeyi yaşadım yani kendimi tanımaya başladım ama orada bir çok eşcinsel vardı ama şunu da fark ettim, ben onlara da benzemiyorum. Onların yaşadığı erkek olma, bedeninden utanmama, sıkılmama şeyi vardı arkadaşlarda. Ben sıkılıyordum. Bedenimin böyle olmasını istemiyordum. Daha hani kadınsı olmak istiyordum.  Toplantılara, etkinliklere katıldım. Ve sonra bunun mücadelesini vermem gerektiğini düşündüm. Ama sonra zaman zaman kopukluklar yaşadım.  Hayatıma birileri girdi. Sonra ailem İstanbul’a git, belki düzelir filan dedi.  Ablamların yanına gönderdi beni. Eniştesinin, ablasının yanında kalırsa, burada çevresi etkendir belki orada düzelir diye. Orada bir takım arkadaşlıklar dostluklar yaşadım.Sonra hayatıma bir insan girdi. Bir süre beraber yaşadık.

Kaç yaşındasın?
31 yaşındayım.

Daha çok gençsin.(Gülüşmeler)
31 yaşındayım ama çok hızlı şeyler yaşadık. Dolu dolu. Hayatımın her bir anı benim için çok değerli. Ve çok zorluk çektiğim anlar da oldu. Bana kaç yaşında olmak isterdin diye soruyorlar. Kendi yaşımda olmak isterdim ama bana yaşadığım her bir acıyı çekmek adına eğer genç olmak gerekiyorsa ki hiçbir zaman gençliğimi kaybetmiş değilim kim ne derse desin , şey dedim yine 20 ye dönmek isterim ve yine o acıları çekeceksem ki yine kavrulmayı bu yaşa gelmeyi düşünürüm. Yani ekstradan bir şey yaşayım aman çok zengin yaşayım düşünmem. Çünkü yaşadığım hayatın her bir safhası benim için çok önemli acısıyla, tatlısıyla, sıkıntısıyla. Haliyle de çok güzel şeylerde yaşadım tabi. İşte sevgilim hayatıma girdikten sonra kendimi sorgulamaya başladım. Kadınlık nasıl bir şey.  Etrafımda çok çeşit kadın vardı. Pazara giden, işe giden, evinde oturan, gelin kadın. İnanılmaz derecede kadın örnekleri vardı ve ben onların hiçbir tanesine uymuyordum. Yine ben bu kadınların hiçbirisine de uymuyordum açıkcası ben kendi kadınım yani kendimin kadını olmak..

Farklı olmak mı istiyordun?
Farklı olmak değil. Aslında kadının böyle bir şey olmadığını düşünüyordum. Yani kadınlık, sadece toplumun kadınlara empoze ettiği gibi yaşadığını düşünüyordum. Yani sen şöyle bir kadınsın ve şöyle olmalısın. Sen böyle bir kadınsın çünkü bu hayatımızda şekillendirmesiyle de başlamış.

Anne rolü bellidir, gelin rolü bellidir. Onun dışına çıktığında dışlanma süreci başlıyor tabi değil mi?
Tabi. Ne biçim kadınsın diyorlar. Bu da kadın mı filan demeye başlıyorlar. Feminen giyinmiyorsan kadın değilsin. Çok feminen giyiniyorsan bu da orospu mu deniliyor. Biraz erkeksiysen bunda da bir şeyler var, bu da iyi ayak değil veya erkek gibi kadın olursun. Veya işte hani çok aman çok çıtkırıldımsan efendi kadın ya da sinsi olursun. Yani kişiye göre değişen kadınsın. Ben kendi kadınlığımı kendim doğuracağım yani hani toplumun benden beklediği gibi deği,l ben kendimde kadınlığımı yaşadığım gibi kadın olmayı tercih ederim. Ondan sonra ben kendi kadınlığımı yaşamaya başladım. Ama bu yaşamadan önce o pazara çıkan kadın, kocasına kahve yapan kadın da oldum. Ben hepsini ayrı ayrı yaşarak kendi kadınlığımı buldum ve sonrasında da hani, şimdi bazen arkadaşlarımız derki , çok feminen değilsin derler.

Spor kadın imajı var sende?
Yok aslında spor giyindim, çok yorgundum, aman dedim üstüme bir eşofman giyeyim de çıkayım oldu. Çünkü akşam yoğunluğumdan dolayı. Aslında topuklumu da giyerim.

Yok çok şıktın canım, dikkat çekici bir dişilik vardı yani.
Ama benim gardrobumda da tek bir kıyafet çeşidi yoktur. Kıyafetlerim çok karışıktır aslında. Giderim bir yerde bir şey görürüm alırım giyerim gardrobuma koyarım sonra bunu ne zaman almıştım ben derim. Ertesi gün itiraz etmez ve altına etek giyerim. Pantolon giyerim. 18 yaşındaki gençlerin giydikleri dar pantolonlardan giyerim. Yüksek topuklu ayakkabı giyerim. Yani  bir tercihim yoktur belli. 

O sırada ruhun ne istiyorsa onu giyiyorsun.
Evet aynen öyle.

Peki Pembe Hayat’ı kurarken yaşadığın  çarpıcı bir anın var mı?  Bir de Pembe Hayat bu olayı meşrulaştırıyor. Bu toplumda ne tür tepkiler aldınız bunu kurarken herhangi bir sıkıntı yaşadınız mı?
Başlı başına sıkıntılı bir şeydi süreç. Acaba karar vermeli miyiz vermemeli miyiz? Aslında bir arkadaşımızın polisten şiddet görmesiyle başladı.

Sen polisten şiddet gördün mü?
Görmez olur muyum.Transeksüel  olursun da görmez misin?

Yani hepsi mi? Bu kesin mi?
Evet tabi.

Sebep?  Yani zaman zaman onların da müşteri oldukları açık. Kendilerini mi acaba cezalandırıyorlar?
Şimdi, zaman zaman biz çok açığız tabi o konuda. İnsanlar çok rahat değil. Yani aslında bu onun kimliğiyle alakalı bir durumda değil sadece, o üniformayla ilgili olduğunu düşünüyorum. Giydikten sonra insanlar neden bilmiyoruz değişiyorlar işte. Yasalar da yap diyor. Sonra  evinde yaşayamadığını dışarıdaki herhangi bir insandan çok rahat çıkartabiliyor. Yani öyle hale gelmişiz ki polis devleti haline gelmişiz. Türkiyedeki herkes için ürkütücü bir şey. Çünkü yetki ve insiyatiflerini bireysel amaçlı kullananlar çıkabiliyor.

Sonra arkadaşımın şiddet görmesi ve benim yardım etmemden sonra ne yapalım dedik. Çünkü Türkiye’de trans bireyler  için bir örgütlenme de yoktu. Aslında o zaman bu kadar şey düşünmüyordum. Evet bir araya gelelim bir dernek kuralım filan diyorduk 2 kişi. Ama iki arkadaş ya Buse sen diyorsun ama yani biz başbaşa kalırız kimse gelmez dediler.  Sonra bildiriler dağıttık bu arada  Pembe Hayat benim pembe hayatım adlı bir filmden çıkma. Ufak yaşta bir çocuğun transeksüel bir çocuğun çevresiyle vermiş olduğu mücadeleyi anlatan bir film.
Neyse sonra 3 kişiydik. Arkadaşlar çok apolitik insanlardı. Aman banane deyip arkasını dönen insanlardı.

Ama kendi haklarını savunma bu. Siyası parti kurmuyorsun. Yurt dışındaki gibi insanların kaldırabileceği bir şey olduğunu düşünüyor musun?
Şimdi Türkiye’de yaşıyorsan politik olmayı da bilmen gerekir.  Çünkü en azından dışarıda ne oluyor ne bitiyor bilmen gerekir. Herkesi etkileyen süreçleri yaşatır. Yaşadığı her bir politik değişme reaksiyon halkın, hiç beni ilgilendirmez diyen bir kişinin bile yaşamını etkileyecek  bir şeydir. Onlar o kadar herşeyi kanıksamıştı ki: şiddeti, polisi, horlanmayı. Sonrasında ..

Peki bu şiddeti sadece transeksüel seks işçileri mi görüyor? Normalde kadın seks işçileri de görmüyor mu?
Elbetteki onlar gündüz yaşayamıyor, diğer insanlar da gece yaşayamıyor. Gündüz işçiliğin çok ağır bedelleri de vardır. Bana deseniz ki gece ile gündüz arasındaki fark. Gündüz iki yüzlülük vardır. Gece insanlar daha rahat yaşarlar ama gündüz hayatlarını farklı bir noktada devam ettirirler. Akşamı hatırlamadan bir sarhoşluk havasında. Sonra baktık ki toplantılarda ne yapacağımızı düşünürken bir anda kalabalıklaşmaya başladık. Beklenen bir şeymiş. İhtiyaçlar varmış tabi. Ben insan haklarıyım örgütüyüm diyen vs diğer derneklerden bıkmışlardı. Bir baktılar ki bir şeyler oluyor. Hiç para toplanmıyor. Sonra bir arkadaşımız yaralandı, polisten şiddet gördü. Dava sürecine girelim dedik ve böylece bir toparlanmaya başladık ama gerçekten şey yani travesti transeksüellerin eşcinsellerin örgütlenmesi çok zor bir şeydir. Zaten görünür olmak istemiyorsun. Gündüz yaşayamıyorsun. Gündüz sosyal aktivitelerin içinde yer alamıyorsun. Bir de sabah kalkıp mahkemeleri takip edeceksin. Bir de sabah kalkıp bu sürecin içine kendini dahil edeceksin. En kötü , transeksüel gece 4’ te 5’te yatar ve 2’den önce kalkamaz. 3.5’ a kadar hazırlanır. Ondan sonrası içinde zaten hayat biter, sosyal aktiviteler.  Saat 6’ dan sonra işyerleri, dükkanlar kapanır  ve bu yaşamın içine kendisini empoze etmek biraz zorlaşır.  Ama ne olursa olsun biz şey dedik yani hem legal kitle örgütleri içinde yer alalım, bize dair bir mücadelede, hem de bugüne kadar laf üreten insanlara siz mi doğu söylüyorsunuz biz mi. Özellikle akademisyenler. Bizim dışımızda herkes her şeyi konuşuyor. Yazdılar çizdiler: kimi sapık dedi kimi olur mu ya dedi, kimi şöyle dedi, kimi böyle dedi. Sonra biz konuşmaya başlayınca akıllarında bir takım şeyler netleşmeye başladı. Bugün 2.5 yıllık süreçte inanılmaz derecede şeyler hani pembe hayat dedikleri zaman, duruyorlar. Sonuna kadar çalışabileceğimiz ve imzasını atacağımız bir dernek var .

Kaos ve Pembe Hayat birlikte mi? Bir ilişkisi var mı ?
Kaos eşcinsel örgütüdür.

Temelde birbirinin için de mi iki ayrı dernek mi?
İki ayrı dernek. Pembe Hayat travesti ve transeksüel derneği, Kaos gay ve lezbiyen derneği. Aynı zamanda dergisi. Pembe Hayatın  bir dergisi var. Kaos’un Kaos GL diye bir dergisi var.  Amaçları aslında bir, tüzük bir. Ama hani Pembe Hayat trans biryerler üzerine ağırlıklı çalışan, Kaos GL de gay ve lezbiyenler üzerine ağırlıklı çalışan.

Kırmızı Şemsiye ne durumda?
Kırmızı Şemsiye aslında bizim başlatmış oldugumuz şeyler değil bunlar ama en başından beri koşturan insan olabilirim ama özellikle kırmızı şemsiyeyi bir den fazla insanı bir araya toplayarak yapalım dediğimiz Seks Iscilerinin Sendikalasmasidir. Sekreteryası Pembe Hayat’ındır. Artık seks işçileri için bir şeyler yapmalıyız dediğimiz…

Sendika örgütleriyle görüştünüz mü?
Hayır.

Mesela işçi sendikaları. 2 tane büyük federasyon var o federasyonlardan herhangi bir destek?
Şimdi şöyle bir şey var bir çok sivil toplum örgütü içimizdeydi belki sendikalarda içimizde ama biz isim vermiyoruz. Şimdi şöyle bir şey: biz sendikalaşacak mıyız sendikalaşmayacak mıyız? Hani böyle bir sendikalaşma, hatta yürüyelim kararı çıktı.

Evet 3 martta değil mi? İnternette de okudum ben.
Böyle bir karar çıktı ama bu 3 martta tekrar bir araya gelip ortak karar vereceğiz. Ondan sonra ne yapmamız gerektiğine dair yöntem belirleyeceğiz. Sonrasında da Kırmızı Şemsiye şekillenecek. Ama şu an tek başına karar verilecek bir durum değil.

Şimdi daha özele geldik. Sevginizi aşkınızı bilinir yaşayabiliyor musunuz? El ele caddede dolaşırken..
Ben 3 yıl birisiyle yaşadım, hayatımda 7 yıllık bir süreçte yaşadım. Ben ilk sevgilimin ailesinde yaşadım 3 yıl. Aynı evi paylaştık. 3 yıl yaşadığım insanın çok rahat ailesine girip çıktım ama bazı sorunlar olmadı mı? Kimliğimden dolayı elbette oldu. Ama şimdi bana soracak olursanız bir erkekle yaşamak, bir sevgili olmak bana göre bir şey değil. Hayatımda böyle bir şeye ihtiyaç duymuyorum artık. Bir sevgilim yok, zaten bir sevgilimin olmasını da istemiyorum.

Peki cinsel ihtiyaçların?
Cinsel ihtiyaçlarım için bir sevgilim olması gerekmiyor. Ben hoşlanırım beğenirim, karşılıklı yaşayabiliyorsam, onunla cinsel ilişkiye girmek istiyorsam, seks yapalım demek benim için su içelim mi, yemek yiyelim mi demek kadar  doğal bir şey. Kendimi bastırmıyorum, bu noktada ne istiyorsam onu yaşıyorum.

İş yerinde , resmi kurumlarda herhangi bir yerde ayrımcılıkla karşılaşıyor musun?
Hayatın her alanında ayrımcılık var, karşılaşmamak mümkün mü? Hani sadece bize değil öteki olan, ötekileştirilen her gruba karşı bir ayrımcılık var. Ama hani trans bireyler üzerine şey vardır, görünürlerdir. Tek renklerdir. Dışarıda çok rahat ayrımcılığa maruz kalma şeyi daha yüksektir.

Görünür ve tek renktir ve ister istemez toplum seni direk gördüğünde damgalayacak ve biraz çıtı pıtıysan, toplumdaki kadının normları neyse, hani kısa boylutsan diyeyim uzun saçlıysan, yüzün topluysan, topuklu giyiyorsan onlara göre kadın gibiysen sorun yok. Ama biz hayatın her alanında ayrımcılığa uğrayan insanlarız.

Son olarak, bir mesajın var mı, duyurmak istediğin bir şey var mı?
Benim mesajımdır diyecegim bir şey bilmiyorum, bu benim mesajım mıdır? Düşündüğün zaman mesaj mesaj üstüne çıkıyor, insanın hayatında bir tane mesajı olmaz.

Aslında  bu konuşmada da çok mesaj verdin tabii ki.
Ne olursa olsun insanın kendisi olması ve kendince yaşaması gerektiğini,  hissettiği gibi yaşaması gerektiğini düşünüyorum..Hayat çok kısa. Ne zaman, nerede, ne yaşayacağımızın farkında değiliz. İki yüzlü, sahtekar, aldatıcı toplumun sana empoze ettiği gibi yaşamayı seçen insanlar olarak yaşamayın. Öncelikli olarak insanın kendisinden başlaması gerekiyor: ben neyim ve kimim? Benim bile çok ayıpladığım dönemler oluyor yıllar sonra aynayla yüzleştiğim zaman. Yaşamışım ama kendimle yüzleşmemişim. Politikayı düşünürsün, aileyi düşünürsün, karşı komşunu düşünürsün, yaşayacağın cinsel ilişkiyi düşünürsün  ama kendini oturup da bir gün düşünmezsin, 10 dakikanı vermezsin. Ben ne yapıyorum demezsin, nelerden zevk alıyorum, nelerden hoşlanıyorum, neler giymeyi seviyorum, neler yapmak istiyorum diye düşünmezsin. İlk önce insanın kendisini değerlendirmesi sonrasında hayatına nasıl yol vereceğine karar vermesi ve bunu sahte bir yüzle değil, ikiyüzlülükle değil. Ne istediğini kendisi gibi insanlarla paylaşıp veya kendisi gibi olmak zorunda da değil, insanlarla paylaşması ….




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa