Editörler

Gülçin Tellioğlu
Bülent Irkkan
Ş.Uğur Okçu

Yayın Kurulu

Meryem Akköse
Can Gazialem
Elif İnan
Şirin Karadeniz
Nejat Kutup
Doğanay Sevindik
Aylin Yılmazbayhan
Leyla Yücel






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Doğunun Büyüleyici Kentleri - II Kahire Tekin Ertuğ

Liman kenti Port Sait’ den Kahire’ ye doğru yol alırken en fazla dikkat çeken şeyler ; görüş mesafesinde bulunan ve otoyola paralel olarak devam eden kanal içindeki gemi trafiği, oto yolun sağında ve solunda dümdüz uzanan boş ve kuru tarlalar ile yol boyu sık aralıklarla bulunan ve insan eliyle yapıldığı belli olan güvercin yuvalarıdır.

Bunlardan ilki, Süveyş Kanalı. Nil üzerinden Akdeniz’ i Kızıldeniz’ e bağlayan ve oluşumu insan eliyle gerçekleşen su yoludur. Böyle bir kanalın yapılmasına dair düşüncelerin ve projelendirme çabalarının başlangıcının binlerce yıl öncesine kadar uzandığı söylenir. Mısır tarihinde ; Mısır Firavunlarının, Romalıların ve Arapların böyle bir kanalı inşa etme fikrini benimsedikleri, hatta projelendirdikleri ama bir türlü hayata geçirmedikleri bilinir. Hal böyle olunca ; bunca araştırmaya rağmen halâ gizemini koruyan ve birer mühendislik harikası olarak nitelenen Pramitler yerine, ticareti canlandırıp ülkeyi zenginleştireceği ve böylece kendi otoritelerini güçlendireceği peşinen belli olan Süveyş Kanalı ve bunun gibi diğer mühendislik hizmetlerinin neden gerçekleştirilmediği sorusu geliyor akla.         

Yüzyıllar sonra ilk kez 1700’ lerin sonlarında kanal açma fikri, fetih dürtüsü ve ticaretin geliştirilmesi isteğiyle olsa gerek, Napolyon tarafından çok büyük ilgiyle benimsenmiştir. Ancak bu fikir O’ nun için de düşten öteye gidememiştir. Bunu gerçekleştiremese de Napolyon’ un Mısır’ ı işgali sırasında askerlerden birinin rastlantı sonucu, hiyeroglif ve Grek alfabesiyle yazılı ve adı “rozetta“ konan tableti bulması, Antik Mısır yazıtlarının deşifre edilebilmesinin altın anahtarını sunmuştur bilim dünyasına. Nihayet 1850 nin sonlarında başlanan ve yapımı on yıl süren kanalda iki milyondan fazla işçi çalıştırıldığı ve yüzbinden fazlasının inşaat çalışmaları sırasında kaza ya da hastalıklar sonucu öldüğü ifade edilmektedir. Arkeolojik araştırmaların sonuçlarına bakıldığında; Pramitlerin, Sfenksin, anıt mezarların ve diğer anıtsal eserlerin yapımının, kanal yapımından çok daha uzun yıllar aldığı, inşa çalışmalarının çok daha zorlu çabalar sonucu gerçekleştiği ve bu uğurda daha fazla insanın hayatını kaybettiği görülmektedir.                  

Kahire yolunda dikkat çeken ikinci şey ise, insan eliyle düzleştirilmiş, pürüzsüz birer zemin halinde oto yolun her iki yanında uzanan ve çevreleri toprak setle yükseltilmiş olan tarlalar. Tuz elde etmek için oluşturulmuş bunlar. Tuz tarlaları.  Bu tarlaların bakıcılığını yapan, yaşamını  buradan kazanan aileler olduğu söyleniyor. Bentler açılıyor, tarlalara deniz suyu bırakılıyor, yeter miktarda su alındıktan sonra bentler kapatılıyor ve tarlalardaki suların kuruması bekleniyor. Tarlalar kuruduktan sonra biriken tuz toplanıyor ve  işlenmek üzere fabrika ve atölyelere gönderiliyor.

Ve üçüncüsü de; yol boyu sık aralıklarla yerleştirilmiş telefon direklerine benzer direkler üzerine kurulu, badana edilmiş ya da beyaza boyalı, üzerinde bir çok giriş yeri bulunan güvercin yuvaları. Bunların ne olduklarını anlamak olası değil uzak mesafeden. Sorarak öğreniyor insan. Güvercinler için dendiğinde de, “güvercinin yerel halk tarafından bilmediğimiz bir kutsallığı mı var acaba“ ya da “bu çevrede hayvan sevgisi çok yüksek herhalde“ diye ikilemde kalırken, cevabı geliyor. Çok kıymetli olan gübresini toplayabilmek için güvercinlere böyle özenli ve güzel barınaklar yapılmış. Son derece zekice ve ekonominin  rasyonalitesiyle de örtüşen bir tutum. Kutlamak lazım bunu düşünen ve gerçekleştiren insanları. İktisadi bir değer üretme ve insan hayatına katma çabası var ve üstelik de örnek alınması gerekecek kadar akla gelmedik bir alanda.

Otoyol çevresindeki yerleşim alanlarında ve Kahire’ de çevreye çok dikkatli bakmayan bir insanın bile gözünden kaçmayacak enteresan başka şeyler de var. Örneğin cami ve minare mimarilerinin hemen hepsi birbirinden ayrı. Birbirinin aynısı denebilecek cami veya minare neredeyse yok gibi. Üstelik hepsi de estetik bakımdan çok etkileyici gerçekten. Kahire’ ye girildiğinde daha eski ve tarihi olanların yanı sıra, daha büyük ve görkemli olanlarını görmek mümkün. İsmailiye’ ye yakın bir noktada Nil’ in bir kıyısını diğer kıyıya bağlayan ve İbn-i Sina dağına kadar uzandığı söylenen dokuz kilometre uzunluğundaki asma köprü de oldukça dikkat çekici.

Kahire kent merkezinden geçerek Giza Pramitlerine doğru devam eden yol boyunca, kiminin ifadesine göre sekiz, kimininkine göre on üç kilometrelik bir hat üzerinde aralıksız bulunan, o alanı tamamen kaplamış olan bir yapı türü var ki “ bunlar da ne acaba “ dememek mümkün değil. Çok küçük ve sık aralıklarla inşa edilmiş, çoğu bakımsız bırakılmış ama bir kısmı badanalı boyalı ve bakımlı, çatıları olan ama pencereleri ve kapıları takılmamış, terkedilmiş izlenimi veren çok eski bir yerleşim yeri adeta. “ Mezarlık “ mış burası. Küçük birer ev gibi inşa ediliyormuş mezarlar. Her biri birer aile mezarlığı imiş bu küçük yapıların. Çok enteresan, ilk kez gören insan için. Piramitleri ve benzer tarihi kalıntıları, pek çok belgesel yapımda hemen herkes defalarca izlediği ve yazılı çok sayıdaki eserden aşina olduğu için çok şaşırtmıyor belki kimseyi, ama bu mezarlığı görüp de şaşırmamak olası değil.

Bir fotografçı için Kahire, yüz yıllar boyunca özenle hazırlanmış bir açık hava müzesi sanki. Ara Güler’ in İstanbul fotografları ya da Henri Cartier Bresson’ un Paris fotografları gibi adı Kahire fotografları ile bütünleşmiş veya  adından söz edildiğinde Kahire akla gelen, Kahire’ den söz edildiğinde ise adı anılan bir başka fotograf ustası bu gün bile çıkabilir. En görkemli Antik uygarlıklardan biri olarak kabul edilen Antik Mısır’ ın, merkezi ve bütün mirasının toplandığı yer Kahire’ dir hiç şüphesiz.

Kahire’ nin bir başından diğerine geçilip Giza pramitlerine ( Kefren, Keops ve Mikerinos ) ulaşıldığında beklenmedik başka bir durumla karşılaşılmaktadır. Kent, pramitlerin çevresindeki yakın koruma alanına kadar büyümüş, pramitlerle bitişmiş durumda. O civarda oturan bir insan, evinin balkonunda veya pencere kenarında oturup çayını yudumlarken, pramitlerin çevresindeki ziyaretçi akınını izleyerek hoşça vakit geçirebilir. Kefren tarafından kendi adına yaptırılan ve varlığıyla pramitleri bir kat daha güçlü kılan büyük “ sfenks “ de bu antik kalıntı alanını daha bir görülmeye değer yer haline getirmektedir. Krallar Vadisi, Kral mezarları, Karnak ve Luksor tapınakları, dönemin ileri gelen ailelerin ölülerinin gömüldüğü mahzenler, burayı koruyanlar, tahnit ve mumyalama işlemlerini, taş ve defin ilerini yapanlarla birlikte düşünüldüğünde dev bir “ölüler kenti” bulunmakta Nil’ in batı kıyısında.

Belki de en enteresan olanı, bu kadar ihtişamlı tapınak ve mezarlar bulunmasına karşın, Firavunlara ait bir tek saray bile bulunmamasıdır Nil deltasında. Mevcut yaşamla değil, ölümden sonraki sonsuz yaşam inancıyla ilgilenilmesinin bir sonucu olmalı. Firavunlar aynı zamanda Tanrı kabul edilirdi Antik Mısır’ da. Tanrılar ve Tanrıçalar’ dı yaşama ve ölüm sonrası asıl yaşam diye inanılan sonsuz yaşama dair bütün değerleri ortaya koyan.

Bütün Tanrı ve Tanrıçaları Mumyalarda, Heykel ve Hiyerogliflerde kendilerine atfedilen kutsallıklarına uygun bazı hayvan figürleri ( çoğunlukla hayvan başlı insan şeklinde ) ile sembolize etmişlerdir. Gazel, boğa, çakal, yılan, dişi aslan, kurbağa, kaz, koç, kedi, su aygırı ve akrep gibi hayvan figürleri.Bir fotografçı için Mısır yolculuğu öncesi mitolojik bilgiler ve buna benzer diğer ön bilgilerin önemli olduğu kanısındayım. Belgesel fotograf çalışması öncesi gidilecek yer hakkında geniş çaplı araştırma yapılıp, bilgi edinilmesinin sayısız yararı olacaktır. 

Kahire’ ye ulaşmadan önce otobüsünüzde Mısır’ lı rehberiniz çok büyük bir ihtimalle isim listesi yapacak ve isimlerinizi hiyeroglif yazı ile t-shirtler üzerine,  yüzük ve kolye gibi aksesuarlar üzerine yazdırmak isteyip istemeyeceğinizi soracak. Her biri için size fiyat verecek ve Kahire geziniz tamamlanmadan önce siparişlerinizin tamamlanacağını bildirecektir. Sizden alacağı siparişlerin parasını da USD veya EURO cinsinden olmak üzere, daha araçtayken tahsil edecek ve siparişlerinizi de cep telefonuyla üretim atölyelerine iletecektir. Böyle küçük çaplı ticari faaliyetler ve alınan siparişler, rahatsız edici olmadıkları taktirde turizm ekonomisinin gereği olarak kabul edilmeli, yadırganmamalıdır. Antik Mısır yazısı hiyeroglif ile isimlerinin yazılmış olacağı  herhangi bir aksesuarı edinme fikri ilginç gelmekte ziyaretçilere ve hediye olarak yakın dostları için de sipariş etmelerine neden olmaktadır. Böylece, hayli eğlenceli bir alışveriş gerçekleşmekte daha yolcuğunuzun başlarındayken.

İlgi ve hayretle pramitleri ve sfenksi ziyaret eden yabancılar, o güne kadar aynı yerin ve aynı şeyin milyonlarca kez fotograflarının çekilmiş olacağını bildikleri halde, bu muhteşem antik kalıntıların fotograflarını bir kez daha çekmekten kendilerini alamazlar. Asıl mesele, onca kalabalık arasında uygun bir çekim pozisyonu edinebilmek ve bu görkemli yapıların asırlardır süren sessizlikleri içinde fotograflarını yapabilecek an’ı yakalayabilmekteki güçlüğü bertaraf edebilmekte. Bunu yapabilmek için turist kafilesi eşliğinde olmaktan ziyade, yalnız başına ya da sınırlı sayıda insanla gitmek, ziyaretçilerin henüz gelmediği günün çok erken saatlerini veya geç saatlerini seçmek gerekir. Bir turist kafilesiyle birlikte olunduğunda, taşıyıcı aracın daha önceden belirlenmiş ve belli saatler arasına sıkıştırılmış programına uyma zorunluluğu fotografçıyı sınırlayacak ve sıkıntıya düşürecektir. O nedenle fotografçıların böyle yerleri ziyaretlerinin, tek başlarına ya da iki üç kişilik çok küçük insan grubuyla gerçekleşmesi daha doğru olacaktır. Ziyaret süresinin  sadece bir kaç saatle sınırlı tutulmaması, birkaç gün, birkaç hafta sürmesi ve  sonraki yıllarda aynı yerlere birkaç kez daha gidilmesi fikri, fotografçı tarafından daha baştan kabul edilmiş olmalıdır. Pramitlerin çevresinde yerel turizm ekonomisinin nostaljik bir görüntüsü olarak bulunan “deve” lere binme konusunda bir miktar temkinli davranılması gerektiğini hatırlatmakta yarar var. Deve sahibi yerel lisanda “çök“ komutu vermedikçe devenin asla çökmeyeceğini ve inemeyeceğinizi, yakıcı güneş altında deve sırtında uzun süre kalabileceğinizi unutmamalısınız. Mısır dendiğinde ilk akla gelen şeylerden biri de hiç şüphesiz “ papirüs “ tür. Kahire’ de papirüs bitkisinden turizme yönelik çalışmalar yapan atölyelerden birine konuk olursunuz. Böyle bir mekanda papirüs bitkisi hakkında bilgi sunulacak ve nasıl şekillendirildiği, nasıl işlendiği gösterilecektir kısa bir sürede. Papirüs üretimi ve işlenmesi işi de Kahire’ de yerel ekonomi içinde önemli bir yer tutmaktadır, özellikle küçük aile işletmeleri şeklindeki üretimle. Muz bitkisi yapraklarından da papirüse benzer ve papirüsten ayırt edilmesi hayli güç, maliyeti düşük taklit ürünlerin yapıldığı konusunda uyarılar alırsınız papirüs atölyelerinden. Bütün ziyaretçinin gezi dönüşünde yakınlarına hediye edilmek üzere mutlaka satın almak isteyeceği papirüs ürünlerini, şaşırtıcı ölçüde uygun fiyatlara, ünlü Kahire Müzesinin önünde toplanmış olan satıcılardan edinmek mümkün.

Büyük Antik Uygarlıkların ve bunların bulunduğu yerlerin önemli yerel Kültür ürünlerinin en iyi örneklerini hiç şüphesiz dünyanın gelişmiş sanayi ülkelerinin müzelerinde görmek mümkün. Ancak buna rağmen halâ yerinde kalmış, taşınma güçlüğü veya başka nedenlerden dolayı götürülememiş paha biçilmez hazine değerinde antik eser de mevcut, yerel müzelerde. Ne hazindir ki bu büyük yerel müzelerin önemlileri de gene o gelişmiş sanayi ülkelerinin bilim adamlarının projelendirmeleri veya çabaları sonucu inşa edilmişler, O’ nlar tarafından dizayn edilmişler ve uzun yıllar O’ nlar tarafından yönetilmişlerdir.

Binlerce yıl öncesinin bilimde, ticarette, kültür ve sanatta hangi ölçüde gelişmiş oldukları geriye bıraktıkları akıllara durgunluk veren miraslarından belli olan bu uygarlıklar, hangi koşullar gerçekleşmiş ve ne olmuştur da bir anda kesintiye uğramış, yeryüzünden bütünüyle silinmiştir adeta. O günün gizemli koşullarında yapılabilmiş bu büyük eserlerin üzerine yeni ve daha gelişmiş şeyler neden konamamış ? Ticari uğraşıların hepsi bitmiş, bilimsel ve kültürel birikim bütünüyle belleklerden silinmiş de, o kültürün küllerinden saf hayat tekrar üremiş ve insanoğlu sil baştan yapmış, doğayı çözme uğraşına yeniden girişmiş gibi. Antik uygarlıkların yaşamlarındaki muamma kadar, yok oluşları da gizemli. Bilim adamları ve araştırmacılar çoğu sorunun cevabını bulabilseler de, insanoğlunun geçmişindeki bu muazzam kültürlere ilişkin, sonsuza dek cevabı bulunamayacak şeyler var olmaya devam edecektir.

Firavunlar tarafından yaptırılan bu gizemle ve görkemli anıtsal eserlerin yanı sıra, yüz yıllar sonra Büyük İskender tarafından İskenderiye kenti kurulur. Bu dönemde de kütüphaneler, tiyatrolar, limanlar inşa edilir ve Büyük İskenderiye Kütüphanesi ile Felsefe Okulu açılır. Ticaret güçlendirilir. Kültür ve sanat merkezleri oluşturulur. Roma döneminde ise, İskenderiye Mısır’ ın en canlı kenti ve ticaret merkezi haline getirilir ve önceden yapılanların üzerine yenileri ilave edilir. Ardından Arap egemenliğine girer ve 1517 yılında ise Osmanlı’ ya katılır. 1700 ün sonlarında da Napolyon İskenderiye’ ye girer. Ancak 1800’ün hemen başında burası Osmanlı ve İngiliz kuvvetleri tarafından tekrar alınır.  Osmanlı burada da gelecek kuşaklara önemli bir miras bırakmıştır. Özellikle Kavalalı Mehmet Ali Paşa döneminde İskenderiye’ de çok ciddi imar faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. l880’ lerin ilk yarısında Mısır bir İngiliz sömürgesi haline gelmiş ve onca çabaya rağmen Osmanlı tarafından geçekleştirilemeyen Süveyş Kanalının bütün gelirleri yüz yıla yakın süre İngiliz firmalarının olmuştur.Mısır tarihinin unutulmaz ismi Kleopatra da İskenderiye doğumludur ve Yunan asıllıdır. Bilinenin aksine Kleopatra’ nın güzel bir kadın olmadığı, buna karşın çok zeki, iyi yetiştirilmiş, bilgili bir kadın olduğu kanısı hakimdir.

Antik Mısır’ın en gelişmiş antik uygarlıklardan biri olduğu, Kahire müzesi gezildiğinde ortaya çıkmaktadır. Müzede bulunan altın kaplama ve değerli taşlarla süslenmiş eşyalar, ipek giysiler, askeri silah araç ve gereçler, sportif etkinliklerde kullanılan giysi, malzeme ve gereçler, süs ve güzellik için yapılmış dudak ve göz boyaları, altın, gümüş ve değerli taşlarla bezenmiş takılar, güzel koku için türlü bitkiler, oldukça gelişmiş bir sosyal yaşamın ip uçlarıdır. Papirüsler üzerinde bulunan insan figürleri ile heykel ve kabartmalarda bulunan insan figürlerine bakıldığında, Antik Mısır insanının ince, atletik ve oldukça uzun boylu bir vücuda sahip olduğu sonucuna kolaylıkla varılabilir. Ancak Kahire müzesinde bulunan değerli ağaçlardan yapılma ve altın kaplama ranzalar, tabutlar ve diğer eşyalar gösteriyor ki Antik Mısır insanı, zihnimizde daha önce yer aldığı kadar uzun boylu değildir. Aksine kısa bile sayılabilir. Buna benzer bir ölçü farklılığı da bir metre altmış santimin altında boyu ile Makedonya Kralı Philippe ve bir metre altmış santimden biraz uzun olan oğlu Büyük İskender’ in heykellerinde ortaya çıkar. Etkileyici olabilmeleri için O’ nların heykelleri de  gerçeğine göre  daha iri ve daha gösterişli yapılmıştır.

Roma ve Antik Yunan heykelleri ve kabartmaları ile Anadolu’ da izlerine rastlanan diğer uygarlıklarda, heykellerin hepsinde atletik yapılı erkek figürleri ile olağanüstü güzellikte kadın figürleri vardır. Sert adaleli, güçlü, iri yapılı, savaşçı görünümlü erkek heykelleri ile yuvarlak ve yumuşak hatlı, zarif kadın figürleri süsler her yeri. Antik dönemde, insan güzelliği ve doğadaki diğer nesnelerin güzelliğine dair estetik ölçüler ile bu günün estetik ölçüleri arasında çok da önemli bir farklılık bulunmadığı söylenebilir mi acaba ?

O dönemin sanatını incelerken doğadaki her şeyi aslına benzetmenin esas alındığı ve ( bir bakıma reprödüksiyon ), bir sanat eserinin aslına benzediği ölçüde başarılı kabul edildiği varsayılır ve dolayısıyla o dönemin sanat eserlerinde doğadaki nesnelerin hiç bozulmaksızın taklit edildiği görüşü hakim kılınır. İlk bakışta bu tespitin doğruluğuna hiçbir şüphe yoktur. Ancak “ heykeli yapılan bireylerin gerçekteki ölçüleri, heykeldeki gibimidir, yoksa heykeltıraş modelinin vücudunu kendi estetik ölçülerine göre idealize mi etmiştir ? sorusu muğlaklığa yol açabilir. Heykellerdeki ayrıntılara dikkat edildiğinde, eğer bunlar erkek figürüyse ; çok gelişmiş kas yapılarına, ideal ölçülere büründürülmüş vücut oranlarına, keskin yüz hatlarına rastlanır. Hatta saçların uzunluğu ve biçimlerine kadar modelin abartıldığını, olduğundan çok daha başka hale getirildiği söylenebilir. Eğer söz konusu heykel bir kadın figürü ise ; bu kez de son derece düzgün ve idealize edilmiş güzellikte kadınsı hatlarla karşılaşırız. Zarif bir duruş, masum bir yüz ifadesi, çekici ve etkileyici giysiler ve olağan dışı güzellikte bir kadın anatomisi öne çıkmaktadır.Sanatçı doğadaki herhangi bir nesneyi (çoğunlukla insanı) model almakta, ama modelini kendi istediği şekilde ya da kendisinden istenen şekilde (o günün genel kabul görmüş  estetik ölçülerine göre) biçimlendirmektedir. O halde doğadaki gibi değildir, ortaya konan eser. Doğada göründüğünden farklıdır. Her ne kadar doğa taklit edilse de ( hayvan figürleri de böyledir ), mutlaka idealize edilmiş ölçüler esas alınmış ve böylece modelin asıl hali değiştirilmiş, abartılmış, ana çerçevesinden alınıp dönüştürülmüş, başka bir forma büründürülmüştür. Biçimlerin mevcut halleri esas alınıp, daha iyisine / daha güzeline, idealize edilmiş estetik ölçülere taşınması, dolayısıyla yeni bir biçim kazandırılması çabasının ilk adımları antik dönemde başlamıştır denebilir mi ?     

Kahire Müzesinde sergilenen arkeolojik buluntular, Firavun Otoritesinin toplum üzerinde etkisinin hangi ölçülere varabileceğini ortaya koymakla birlikte, sosyal ve bilimsel alanda da hangi seviyeye ulaştıklarını  belgelemektedir. Müzede bulunan cerrahi aletler her ne kadar ağırlıklı olarak ölüleri tahnit işlemlerinde kullanılsalar da tedavi için cerrahi müdahalede kullanıldıkları da bilinmektedir. Bitkilerden faydalanılarak gebelik testi yapılabildiği verilen bilgiler arasındadır. Belki de Kahire müzesinde ziyaretçileri en fazla şaşırtan şey, doğum kontrol için kullanılan ipekten yapılma bir tür prezervatiftir. Bu gibi bulgular gösteriyor ki Antik Mısır’ da Tıp bir hayli ileri seviyededir. Bu nedenle Mısır’ lı   hekimlerin çevre ülkelerde de itibarlı oldukları, çalışmak ve eğitim vermek üzere diğer yakın ülkelere gittikleri de söylenir. Nil üzerinde tekne yarışları yapıldığı, spor etkinlikleri ve akrobasi gösterilerinin yanı sıra şenlik ve eğlencelerin düzenlendiği, dünyanın değişik yerlerinden hayvanlar getirtilerek hayvanat bahçeleri kurulduğu da, ziyaretçilere aktarılan bilgiler arasında. İleri gelen ailelerin çocuklarının okuma yazma öğrendikleri ve bir çok alanda mesleki eğitim aldıkları okullar bulunduğu, günü yirmi dört saate bölen su saatleri ve ayrıntılı bir takvimleri olduğu da bilinmektedir.

Nil üzerinde yapılacak bir tekne gezisine katılarak Nil kıyısı boyunca yerleşim yerleri görülebilir, bir nostalji turu gerçekleştirilebilir ve Kahire mutfağının değişik yemekleri tadılabilir. Antik Mısır’ ın bu benzersiz kalıntılarının sunduğu görsel şöleni, Nil üzerinde yapılan dinlendirici tekne gezintisi sırasında sunulan yöresel bir gösteriyi izleyerek tamamlamış olduk.


Ebru Tekerek Ertuğ - Tekin Ertuğ
 



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa