Editör

Bülent Irkkan

Yayın Kurulu

Özlem Akdağ
Meryem Akköse
Mustafa Alibaşoğlu
Dilek Bal
Erdal Bektaş
Can Gazialem
Elif İnan
Nejat Kutup
Doğanay Sevindik
Ceyda Taşdelen
Gülçin Telioğlu
Aylin Yılmazbayhan
Leyla Yücel






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Ekinoks Güncesi ; Lake Turkana/Kenya Faruk Budak

Faruk BUDAK

Kuzey Kenya’daki Turkana bölgesine gidiyorum. Aracımız Toyota Land Cruiser. Yol boyunca manzaranın fazla değiştiği yok. Yine çöl, kurak ve suya aç topraklar. Zaman zaman küçük vahalardan geçiyoruz. Su birikintilerinin başında onlarca deve, yüzlerce keçi ve koyun. Bu ıssızlığın içerisinde bu insanların nasıl yaşadıklarını düşünüyorum. Oldukça zor bir yaşam olmalı. Belki de kendi hallerinden oldukça memnun ve mutludurlar, kimbilir.

Nihayet tepelerden aşağıya doğru uzanan, kıraç, taşlık bir vadinin sonunda Turkana Gölünü görüyoruz. Aşağıdaki düzlüğe indiğimizde yine bir sonsuzluğun içinde gidiyoruz. Sağımızda, üzeri sert rüzgardan köpük köpük olmuş göl, yemyeşil rengiyle baş başa.


Hala olabileceğini aklıma getiremediğim bir görüntü ile Afrika gerçeği yüzüme çarpıyor. Yol kenarında iki eşeğiyle birlikte yürüyen üç kişilik bir Turkana grubu görüyorum. Saçlar örülmüş ve tepede toplanmış, kulak üstleri ve ense tamamen kazınmış. Bayanın boynu sayısız, belki de yüzlerce renkli kolye ile dolu ve belden yukarısı tamamen çıplak. Offf Afrika, sen hala böyle misin?

Kamp yerimize geliyoruz. Bir köyün ucunda, etrafı tellerle çevrili, emniyetli bir yer. Çadır yerine geleneksel kulübelerde kalıyoruz. Kulübeler tamamen sazdan yapılmış. Çoğu, bir taraflara yatmış gibi. İçeride iki büyük yatak ve cibinlik olması güzel.

Bir Turkana kadını gelip bayan patron ile konuşuyor. Boynunda yüzlerce renkli boncuklu halkalar. En üstte de iki parmak genişliğinde tek parça bir kolye. Kafasındaki saçları  kazıtmış. Kulaklarında, en az 7-8 deliğe asılmış çok değişik küpeler var. Çok değişik bir stil ve güzellik anlayışı. Türk olarak çok yabancısı olduğumuz bir kültür ve gelenek.

 Saat beşbuçukta güneşin batışını izlemeye gidiyoruz. Arabaya aldığımız iki genç çocuk bize bir mezar yerini gösteriyor. Küçük bir yamacın eğimli yüzeyinde fosili buluyoruz. Bir kadın iskeletinin baş kısmı toprak yüzeyine çıkmış. Kadının taktığı kolyenin boncukları gözle görülüyor. Çok eski bir gömü.

Ertesi sabah gün doğarken yataktan çıkıp hemen açık havadaki duşa gidiyorum. Doğal bir kaynaktan gelen sıcak su oldukça keyifli.

Sabahtan El-Molo köyüne gidiyoruz. Kenya’daki en küçük kabile olduklarını, birbirine yakın üç köyde yaşadıklarını öğreniyorum. Bir zamanlar göle yakın bir dağda, çok ilkel bir yaşam sürdüklerini, hükümetin onları yer değiştirmeye ve göl kenarında yaşamaya zorladığını, hristiyan misyonerler sayesinde şimdilerde daha farklı bir hayat sürdüklerini söylüyor şöförümüz.

Arabadan indiğimizde, orta yaşlı Alexandria bana eşlik edip köyü gezdirebileceğini söylüyor. Göl tarafındaki küçük tepeye doğru yürüyüp köy ve gölü yukarıdan gören bir noktaya çıkıyoruz. Rüzgar o kadar şiddetli ki fotograf makinamı bile zor tutuyorum.

Köy, sazlardan yapılmış küçük kulübelerle dolu. Hepsi sapsarı. Köyün karşısındaki tepenin eteğinde büyükçe bir kilise ve okul var.

Alexandria’nın kulübesine doğru yürüyoruz. Beş-altı kadın, girişin önünde yere oturmuş, sohbet ediyor. İçerisi oldukça küçük. Sol tarafta küçük bir yatak var. Aslında ağaç dallarından yapılmış küçük bir yükselti. Üzeri hasır ve çuval naylonları ile kapatılmış. Duvar işlevi gören ağaç dallarına kupalar ve üç-dört öteberi asılmış. Girişin sağında, yerdeki üç iri taş ocak görevini görüyor. Ateşin üzerindeki tencerede kuyrukları dışarıda kalmış üç balık var. Öğle yemeği pişiyor. Evin erkeği hanımını çağırıyor. Mama, oldukça zayıf bir kadın. Dört çocuğun en yetişkini 8-9 yaşında olmasına rağmen çok çökmüş.

Kulübenin içinde birkaç kare fotoğraf alıyorum. Çocuklar oldukça meraklı. Üstlerindeki elbiseler yırtılmış, tamamen kir içinde. Yere serilmiş çuval naylonlarının üzerinde uyuyorlar.

Kulübenin küçük kapısından eğilerek dışarı çıktığımda birkaç kulübe ötede genç bir bayanla karşılaşıyoruz. Üzerinde, göğüslerinin yukarısından bağlanmış geleneksel siyah bir peştamal var. Saçların tepe kısmı uzatılmış ve örülmüş, diğer taraflar tamamen kazıtılmış. Alexandria, bayana fotoğraf çekmek istediğimi söylüyor. “Para almadan asla” diyormuş. Rakam fazla değil. Güler yüzlü ve oldukça güzel bir Turkana kızı, yeni evlenmiş ve bir çocuğu var. Kulübesinin içerisinde de fotoğraf çekiyorum. Tabi her şey yapmacık ama yapabileceğimiz bir şey yok. İçeride resim çekerken evin erkeği geliyor. Yarı çıplak genç bir yerli. Benim içeride olmamdan pek hoşlanmışa benzemiyor. Bir şeyler konuşuyorlar. İşim bitince ekrandan resimleri gösteriyorum. Genç bayan sevinçli. Parayı direk bayana uzatıyorum ve teşekkür edip çıkıyorum. Dışarıda, hasır kulübesinin önünde yerde bulaşık yıkayan bir bayan var. İşte gerçek yaşam burada. Doğal ve güzel bir fotoğraf.

www.farukbudak.com




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa