Editör

Bülent Irkkan

Yayın Kurulu

Özlem Akdağ
Meryem Akköse
Mustafa Alibaşoğlu
Dilek Bal
Erdal Bektaş
Can Gazialem
Elif İnan
Nejat Kutup
Doğanay Sevindik
Ceyda Taşdelen
Gülçin Telioğlu
Aylin Yılmazbayhan
Leyla Yücel






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 17    Kendini Arayan Sontag    7-SON SÖZ
7-SON SÖZ

Sontag bitmez ama ben bittim. Artık yavaş yavaş bağlasam iyi olacak... Bizler henüz, tüm fotoğraflara “yapma” gözüyle bakma “aşamasına” gelemediğimiz için, içimizde bir yerlerde “belgesel mi kurgu mu?”, “fotoğraf sanat mıdır?” gibi sorular bekleşir durur. Bu tip soruların modası geçtiği için de cesaret edip onlarıgündeme getiremeyiş. Halbuki bu soruların cevapları “belgesel fotoğraf daha üstündür” veya “fotoğraf elbette sanattır” gibi BASMAKALIP cevaplarla geçiştirilmiştir. İnsanların, fotoğrafın icadından beri aradıklarıcevapları, biz enine boyuna tartışmadan, şıp diye buluvermişizdir. Bu arada kimsenin aklına NEDEN sorusunu sormak gelmemiştir. NEDEN fotoğraf sanattır? NEDEN belgesel (veya kurgu) daha üstündür? NEDEN hiç kimse bu soruları sormamıştır? Kabaca bir tahminde bulunayım: Bu soruları sormak değil CEVAPLAMAK epey zordur da ondan. Neden zordur? Çünkü, FOTOĞRAF SEVGİSİ ister. SANAT SEVGİSİ ister, İNSAN SEVGİSİ ister. Sonra da MERAK ister, GEZMEK ister, ÖĞRENME SEVGİSİ ister, OKUMAK ister, ARAŞTIRMAK ister, İNCELEMEK ister ve bütün bunların hayat boyu devam etmesini ister. Kolay mıdır bunlar? Nerdee. Keşke kolay olsa da ben de “fotoğrafçı” ve “fotoğraf araştırmacısı” oluversem. Oysa ne kolaydır FOTOĞRAFÇI olmak bizim buralarda. Yazılırsın bir derneğe veya kulübe, kahvehane misali gider gelirsin bir - iki yıl, sonra üç-beşkişiyle 5. sınıf bir sergi açarsın. FOTOĞRAFÇI da değil FOTOĞRAF SANATÇISI olursun. İsmin gazetede çıkar. Şanslıysan fotoğrafını bile basabilirler. Çünkü meydan o kadar boştur ki, yayın organları “fotoğraf olsun da çamurdan olsun” mantığıyla yaklaşırlar fotoğrafçılara. Efendim? Bütün bunları nereden mi biliyorum? Çok basit. Hepsini yaşadım, oradan biliyorum. Ben de kulüp köşelerinde iki yılımı sokağa attım, sırf sergi açmak için fotoğraf çektim, sergimin ilanı gazetelerde çıksın diye koşturup durdum, “fotoğraf kursu” adı altında insanlara “bilgisizliğimi aktardım”. İki yılın sonunda, tüm bunların yanlış olduğunu görüp de “araştırma yapalım, deney yapalım,tartışalım” diye bağırmaya başladığımda bütün kulüp arkadaşlarım benimle küstü. Ben de kulübe gideceğime kütüphaneye gitmeye baş ladım. National Geographic'lerle. Modern ve Popular Photography’lerle, ART News'larla, Art Journal”larla, Art Forura'larla orada tanıştım.Bir daha da peşlerini bırakmadım.

Amacım, Sontag'ın çok daha yakın olduğu olayları, onu ve dolayısıyla fotoğrafı biraz daha iyi anlayabilmek için, çok yüzeysel olarak deşmek ve “dünyada bunlar da oluyor” demekti. Umarım, küçük de olsa bir merak uyandırmışımdır okuyanların beyninde. Mehmet Bayhan gibi fotoğrafı “dernek ve kulüp sayısı” olarak anlayanların, Seyit Ali Ak gibi “aman başkalarının fotoğraf sorunlarını yazmayalım” diyenlerin yanında Gültekin Çizgen gibi “fotoğraf dünyasının nasıl işlediğini görmüş, Türkiye'de neler yapılması gerektiğini bağıra çağıra anlatmaya çalışan ama insanların anlayışsızlık ve kıtlıkları yüzünden bezmiş” fotoğraf erleri Cengiz Özakıncı gibi “fotoğrafı yaşamak”tan bahseden insanlar da var. Bu insanlar da olmasa bu iş hiç çekilmezdi gibime geliyor.

Sontag'ı kuramcı zannedenler Cengiz’in yazılarını okuduktan sonra ne düşünüyorlardır bilemiyorum ama dileğim ülkemizde bir daha “Sontagça” vakalar olmaması. Fotoğraf adına yapılan saçmalıkları üzülerek seyreden biri olarak insanların bir takım sorunları önce “kendi kendilerine” çözmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de derneğe veya kulübe devam etmek yerine önce çekime sonra da kütüphaneye gitmek gerekiyor. Zor olduğunu biliyorum ama görece kısa bir geçmişi olan fotoğrafı anlamak için birazcık çaba sarfetmemiz boşuna olmasa gerek. Allahtan, kırkda yılda bir de olsa Sempozyumlar, Fotoğraf Günleri ve soluklu sergiler var. “Aklıbaşında” etkinliklerin biraz daha sıklaşarak sağlıklı bir tartışma ve bilgi ortamı yaratması en büyük dileğim. Ama önce kişisel gayret ve sevgi. Yoksa bizi Sontag'lardan hiç kimse kurtaramaz…
Sevgiyle...

Gültekin Onan Ağustos 1989




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa