Editör

Bülent Irkkan

Yayın Kurulu

Özlem Akdağ
Meryem Akköse
Mustafa Alibaşoğlu
Dilek Bal
Erdal Bektaş
Can Gazialem
Elif İnan
Nejat Kutup
Doğanay Sevindik
Ceyda Taşdelen
Gülçin Telioğlu
Aylin Yılmazbayhan
Leyla Yücel






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
2-SONTAG'IN SONU
Özakıncı, 18 Eylül 1988 tarihinde, yine aynı dergide “Bir Anafor Olarak Sontag” başlıklı yazısında, bu “eleştirilemez” hatunun diğer tutarsızlık ve çelişkilerini sergilemeye devam ediyor ve son olarak da ARGOS'un Ocak 1989 sayısında “Türk Fotoğrafında Müktesep Cehalet” başlıklı devasa bir metinle Sontag'ın “işine son veriyordu”. Her ne kadar elinin altında Sontag'ın kitabı On Photography varsa da, yazılarını (herhalde kamuoyunu dikkate alarak) sadece bugüne kadar Türkçe'ye çevrilmiş iki deneme (Melankolik Nesneler ve Platon'un Mağarasında) etrafında oluşturan Özakıncı, AFSAD'ın 3.Fotograf Sempozyumunda, “deneysel fotografçı” Ahmet Öner Gezgin tarafından “dünyaca ünlü bir fotoğraf otoritesini” reddetmekle suçlandı. Sontag'ın dünyaca ünlü olduğu doğruydu. Yanlış olan onun bir fotograf “otoritesi” veya “kuramcısı” olduğu idi. Evet, Sontag On Photography'deki denemelerini yazarken fotoğraf tarihi ve kuramına bir hayli bulaşmış, bir hayli de düşünmüş olacak ki, “bir yazınsal kültür savunucusu” olarak, sonuçta fotografı “düzenin bugün hala ayakta durmasının nedeni olarak” saptamış ve tez vakitte “ilga ve iptal edilmesi” fermanını çıkartmıştı. Dikkat edin: Bir “fotograf kuramcısı” fotografın kötü olduğunu ve defterinin dürülmesi gerektigini söylüyor. Hem de fotografın kesinlikle sorumlu tutulamayacağı işlerden dolayı. Elifi görse mertek sanacak bazı Türk “fotografçıları” ise, olsa olsa “anti-fotoğraf kuramcısı” olabilecek Sontag'ı aradıkları fotograf tanrısı sanarak, dört elle sarılıyorlardı. Umarım, Özakıncı'nın yazılarından sonra oturup Sontag'ı bir kez daha gözden geçirme gereği duymuşlardır. Yoksa, cehalet konusunda “mükteseb” bile olamayacaklar.

Aslında, hem Sontag'ın hem de Türk fotoğraf camiasının en büyük şanssızlıklarından biri de çevirilen iki denemenin çevrilmeyen diğer dördüne göre çok daha “uçuk” olmasıdır. Her ne kadar Sontag'ın fotoğraf için yazdıkları çelişkili, tutarsız ve olumsuzlayıcı ise de, bütün bunlar “araştırmanın” ve “düşünmenin” ürünleridir. Araştırma ve düşünme ise bugün Türk fotoğrafının, fotoğraf üretmekten sonra gelen en büyük eksikliğidir. Yanlış anlamayın: Sontag'ı savunmuyorum. Hele yazdıklarını hiç. Savunduğum şey, Sontag'ın o denemeleri yazarken, arada dogru şeyler de söylediğidir. Özakıncı'nın incelediği iki deneme, bu tür doğrulukların neredeyse yok denecek kadar az olduğu denemelerdi. (Onun bu denemeleri inceleme nedenini yukarıda açıkladım) Bu yüzden de Sontag'ın az da olsa söylediği doğru şeyler güme gitti. Asllnda hiç de fena olmadı. İçinde, doğruluk (veya nesnellik) payı daha fazla olan denemeler incelense idi, Sontag'ın fotograf hakkında düşündükleri bu kadar net bir şekilde anlaşılamaz, daha doğrusu denemecimizin “ne mal olduğu” görülemezdi. Sontag'a, onun bir “fotoğraf muhalifi” olduğunu bilerek yaklaşmak, ironik üslubunun “övgü dizeleriyle” karıştırılmasını önlemek açısından önemlidir. Sontag, ancak o zaman bizlere faydalı olabilir.



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa